Annemin Yarası…

Oynamaya başladığı ilk hafta seyrettim, ve çok beğendim…Annemin Yarası filminden bahsediyorum.Tüm kadro çok başarılı, yönetmen, kurgu, senaryo, konu hepsi çok iyi… Çok yakın tarihimizde Bosna Hersek de geçen çok acı bir olayın sinemaya aktarımı…Ne yazık ki  tüm savaşlar  hep çok acılarla dolu. Annemin Yarası da  böyle bir hikayeden yola çıkıyor.Gerçeklerin ne kadar sarsıcı boyutlara geldiği, savaş sırasında insanların ne kadar zalımleşebildiği, anlatılan bir film..annemin-yarasi-medyanoz

Filmin başarılı yönetmeni Ozan Açıktan, genç oyuncu Bora Akkaş,diğer değerli kadro arkadaşları Meryem Uzerli, Belçim Bilgin ve Ozan Güven yukarıda hep birlikte...

Sizlerle hemen paylaşmak istedim, ama bu ara yine hiç enerjim yok. Her gün yaşananlar karşısında ne kadar da güçlüyüz, korkmuyoruz, normal hayatımızı kısıtlamayacağız desek de normal enerjimiz de değiliz.Ama olmalıyız, bu vatan bize emanet edildi, biz de çocuklarımıza bırakabilmeliyiz.meryemVakit bulursanız bu çok güzel filmi seyredin, artık çok güzel, çok başarılı Türk filmleri çekiliyor…Çok başarılı oyuncularımız yönetmenlerimiz var…Ozan Güven, Meryem Uzerli, Belçim Bilgin, Okan Yalabık ve Bora Akkaş hepsi ayrı ayrı başarılı…Yönetmen Ozan Açıktan’ı da tüm oyuncuları da ekibi de kutluyorum… Film gibi film olmuş… İnşallah yurt dışında da bizi temsil eder, şansı olur…

291361

Filmin kısa öyküsüne gelince; Salih on sekiz yaşına geldiğinde  kayıp ailesini bulmak üzere kaldığı yetimhaneyi terk eder, yetimhane müdürünün verdiği bilgilerle önce annesine ulaşır, ama annesi bile gerçeği bilmemektedir. Sonra  babasını ararken bir çiftlikte işe başlar. Hiç beklemediği bir anda hayalindeki yuvayı bulmuştur. Ama ilerleyen dakikalarda heyecan ve tansiyon yükseldikçe yeni sırlar da su üstüne çıkar. Salih geçmişinden kurtulup bu yuvada mutlu olabilecek midir? Soluk soluğa izlenecek Annemin Yarası, Salih’in peşinde umudun izini sürüyor.Çekimleri, Sırbistan, Bosna Hersek, Hırvatistan ve Türkiye’de yapılan ‘ Annemin Yarası’ başrollerini Ozan Güven, Meryem Uzerli, Belçim Bilgin, Okan Yalabık ve Bora Akkaş’ın paylaştığı Bosnalı Salih’in anne ve babasını arayış hikayesini anlatıyor.

Filmin yapımcılığını BKM üstlenmiş, bu ara onların da çok iyi filmlerini arka arkaya izledim. Yolları açık olsun…

 

 

Reklamlar

Las Vegas Mucizesi… “Bugsy” nin hayatı

Stajyer…The İntern

Bu akşam keyifli saatler geçirten çok hoş bir film seyrettim. Romantik komedi kapsamında her zaman çok güzel filmler yapan Nancy Meyers yapımı bir film.The-intern-film-premiere-stream Tabii her zamanki gibi güçlü ekip, güçlü isimler…Nancy Meyers hep gişe garantili parlak Hollywood yıldızları ile çalışıyor.Bu filmde de Robert De Niro Anne Hathaway ve Rene Russo var. Meyers filmlerinde genellikle  hem senarist, hem yapımcı, hem de yönetmenlik yapan ender insanlardan.

3000

İntern’in öyküsüne gelince…

Başarılı bir şirketin sahibi olan Jules Ostin, çalışanlarındn birinin tavsiyesiyle yeni bir stajyer programı başlatır. Biraz yaşını almış insanlara yönelik olan bu deneysel programa ilk başlayan kişi ise 70 yaşındaki Ben Whittaker olur. Şirketin genç kadrosunun yaş ortalamasını bir hayli yükselten Whittaker ile yanında çalıştığı Ostin arasında zamanla iş ilişkisi sağlam bir dostluğa dönüşecektir.intern

Eşini kaybedişi ve emekli oluşuyla birlikte ‘işe yaramadığını hissettiği’ bir yaşam döngüsüne giren Ben’in, ‘bir işin ucundan tutmak’ konusunda ister, İnternet üzerinden elbise satmakta olan popüler bir e-ticaret sitesinin sosyal sorumluluk projesi olarak okunabilecek ‘yaşlı stajerler arıyoruz’ ilanı kendisi için biçilmiş kaftan olur. İçindeki enerji hala sönmemiş Ben başvuru için çektiği keyifli video ile işi kaparken, yanına verildiği şirket sahibi Jules ise durumdan bir haberdir. Dört başı mamur işkolik Jules, ilk etapta ‘ayağının altında dolaşması muhtemel’ Ben’e ön yargı ile yaklaşsa da kariyeri boyunca önemli işler yürütmüş yaşlı adamın hem profesyonel anlamında hem de birebir ilişkilerde kendisini ispatlaması uzun sürmez.Tam da günümüz de yaşanılan bir çok olayları çok iyi işlemiş Meyers…

Eski kuşak Ben, teknolojinin tüm nimetlerinden faydalanılan yeni iş yerine alışma aşamasında hem kendi öğreniyor hem de etrafındaki gençlere ilham kaynağı oluyor. Sosyal yönden girişkenliği sayesinde sevilen simaya dönüşmesi inandırıcılık problemi yaşatmazken, Jules’la ağır adımlarla ilerlediği ast/üst ilişkisi dostluk sularına doğru şekil değiştiriyor. Bunda kafasını bilgisayarından ya da akıllı telefonundan kaldıramasa da snobluktan çok uzak bir karakter olan Jules’un da payı büyük elbette. İki iyi insanın yolu kesişiyor.

De Niro ve Hathaway çok başarılılar, sadece onlar için bile seyredilebilir film. Günümüzün iş dünyası, bu dünyaya bir kuşak öncesinin bile çok yabancı kalması, başarılı iş kadının ev aile sorunları… ama sonunda uzlaştırıcı bir noktada Jules ile Ben’in birbirlerini anlayabilmeleri.. Her Meyers filmi gibi keyifli vakit geçirten, harika oyuncularla destekli güzel bir film..Bu kadar Meyers dedikten sonra bir Nancy Meyers filmleri listesi eklemek istedim. Film ile ilgili çok güzel bir yazıyı da Selma Yalaman Serger yazmış, Ben önce filmi seyredin sonra da Selma Yalaman Serger‘i okuyun isterim. Çok daha keyifli olacak eminim.

Bir Kadın Yönetmenin Gözünden Yeni İş Hayatı, Başarılı Kadın ve Nesil Farkı…Selma Yalaman Serger

Filmography[edit]

Year Film Credited as Notes
Director Producer Writer
1980 Private Benjamin Yes Yes Writers Guild of America Award for Best Original Screenplay
Nominated – Academy Award for Best Writing (Screenplay Written Directly for the Screen)
1984 Irreconcilable Differences Yes
Protocol Yes
1987 Baby Boom Yes Yes Nominated – Golden Globe Award for Best Motion Picture – Musical or Comedy
1991 Father of the Bride Yes Yes
1992 Once Upon a Crime Yes
1994 I Love Trouble Yes Yes
1995 Father of the Bride Part II Yes Yes
1998 The Parent Trap Yes Yes Nominated – Young Artist Award for Best Family Feature – Comedy
2000 What Women Want Yes Yes
2003 Something’s Gotta Give Yes Yes Yes
2006 The Holiday Yes Yes Yes
2009 It’s Complicated Yes Yes Yes Nominated – Broadcast Film Critics Association Award for Best Comedy Film
Nominated – Golden Globe Award for Best Motion Picture – Musical or Comedy
Nominated – Golden Globe Award for Best Screenplay
Nominated – Satellite Award for Best Film – Musical or Comedy
2015 The Intern Yes Yes Yes

Kocan Kadar Konuş ve Öncesi…

kocan-kadar-konus-filmi-izle-667Kocan Kadar Konuş bu sene seyrettiğim Kıvanç Baruönü’nün yönettiği çok neşeli çok güzel filmi.Geçen sene de Kıvanç Baruönü’nün Patron Mutlu Son İstiyor filmini çok beğenerek izlemiştim. Göreme’de geçen filmin çekimleri de çok başarılıydı.İki filmin de yapımcıları ve görüntü yönetmenleri aynı.Necati Akpınar- Pelin Kaya,  yapımcı ve Jean Paul Seresin’de görüntü yönetmeni.İki film de de Ezgi Mola var. Gün geçtikçe Ezgi çok daha iyi bir oyuncu olduğunu herkese ispatladı, Tolga Çevik de çok başarılı. Tüm ekip başarılı dersem daha doğru olur.İki çok güzel romantik komedi.Hafta sonu film seyretmek gibi bir düşünceniz olursa, hala seyretmediyseniz de kaçırmayın diyorum.Fregmanlar benden, gerisi sizden

http://www.beyazperde.com/filmler/film-223677/fragman-19534614/

http://www.sinemalar.com/film/230678/kocan-kadar-konus

Şebnem Burcuoğlu’nun çok satan Kocan Kadar Konuş romanından uyarlanan film bu toprağın kadınlarının daha çocukken nasıl koca bulmaya programlandıklarını anlatıyor.
Bu kadınların arasında 30 yaşındaki Efsun (Ezgi Mola) gerçek aşkı, sevgiyi, dürüstlüğü arar ama diğer kızlar gibi numara yapmayı, trip atmayı, erkeği parmağının ucunda oynatmayı bilmez. Bu yüzden bu yaşına kadar düzgün bir ilişkisi olmamıştır.
Efsun’un kadınlığın kitabını yazmış İzmirli ailesi ise ona kadınlığı öğretmeye kararlıdır.

Vizyon Tarihi:20 Mart 2015

Yapımı:2015Türkiye

Tür:KomediRomantik

Yönetmen:Kıvanç Baruönü

Oyuncular:Ezgi MolaMurat YıldırımNevra SerezliEbru CündübeyoğluCem Kılıç

Senaryo:Şebnem Burcuoğlu

Yapımcı:Necati Akpınar Pelin Kaya

Patron Mutlu Son İstiyor

Yapımcı İsfendiyar, senaristlik yapan Sinan’ı romantik komedi filmi senaryosu yazması için Kapadokya’ya gönderir. Burada bir butik otele yerleşen Sinan zor durumdadır. Çünkü ne yazacağı konusunda hiçbir fikri yoktur. Üstelik düşünmek için yeterli zamana sahip değildir. Patronu, işini bir an önce bitirmesi için ona baskı yapmaktadır. Sinan, butik otelin sahibi olan İzzet Bey’in kızı Eylül’le tanışır ve ondan çok etkilenir. Hatta ondan ilham alarak yazacağı senaryoyu onun üzerine kurmaya karar verir. Ancak bir sorun vardır: Eylül, ünlü bir oyuncu olan Faruk’la nişanlıdır. Faruk ile Sinan birbirlerini uzun zamandır tanımaktadırlar ve bu tanışıklık pek hoş anılarla dolu değildir. Çünkü Sinan, zamanında yakın arkadaş olduğu Faruk’un sevgilisini çalmıştır; bu yüzden de Faruk, Sinan’ı düşman ilan etmiştir.

Yönetmen: Kıvanç Baruönü
Oyuncular: Tolga Çevik, Ezgi Mola, Murat Başoğlu devamı…
Tür Komedi , Romantik

Son Umut

Son Umut filmi soluksuz izlenecek bir film olmuş.Çok önemli bir tarihi olayı yabancı bir gözle bu kadar tarafsız ve incitmeden çektikleri için emeği geçen herkese teşekkür borçluyuz. Bizim tarihimiz de çok önemli günlerin yaşandığı, büyük kayıplara neden olan Çanakkale savaşı ve sonrası işlenirken 1. Dünya Savaşının neden olduğu vahşeti insani yönden değerlendiren Russell Crowe filmden çıkarılacak derste;herkese son umut olarak sunuyor. Hikaye  barıştan yana bir anlatım içinde.
son-umut
Avustralyalı bir çiftçi olan Connor’ın (Russel Crowe) Çanakkale Savaşı döneminde cepheye gönderdiği üç oğlunu ölü ya da diri bulmak istiyor, Türkiye’ye gelerek  savaşın gerçekleriyle yüzleşiyor.
Döneme ait bir mektuptan öğrendiği gerçek bir yaşam öyküsünden esinlendiklerini söyleyen ünlü oyuncu Russell Crowe, bu kez yönetmen koltuğuna oturarak, bir Anzak torunu olduğunu ve bu hikayeyi anlatmak istediğini söylüyor verdiği röportajlarda.

Filmde evlatlarını bulmak isteyen acılı baba Sultanahmet’e ve Çanakkale’ye kadar uzanıyor ve önce düşmanları sandığı subaylar Hasan (Yılmaz Erdoğan)  ve Cemal (Cem Yılmaz)  ile sonradan dost oluyor, ön yargılarını yıkıyor…

Kurak arazide kuyu suyunu hisleriyle bulma konusunda özel bir yeteneğe sahip olan Connor, kendi evlatlarının hangi toprağın altında olduğunu da eliyle koymuş gibi bulurken, film cesurca savaşın acımasızlığı ile anlatılıyor.

Dönemin hem dini, hem kültürel hem de Cumhuriyet’e yaklaşan dönemsel temalarının hiçbirine saygısızlık edilmemiş, unutulmamış. İşgal direnişi de perdeye çok iyi yansımış. İstanbul’da işgal güçlerine karşı düzenlenen sokak protestoları, Kuvayi Milliye yürüyüşünün filme eklenmesi kaydadeğer olmuş. Bu konularda Türkiye ile uzun ve samimi ilişkiler içerisinde olduğunu söyleyen senarist  Andrew Knight ve Andrew Anastasios‘un katkıları çok olmuş.

Yönetmen: Russel Crowe
Oyuncular: Russel Crowe, Olga Kurylenko, Cem Yılmaz, Yılmaz Erdoğan, İsabel Lucas
Avustralya yapımı bir film…

Filmi izlemenizi özellikle tavsiye ediyorum. Aşağıda da Mustafa Balbay’ın pazar günkü güzel yazısını ekledim.Sevgiler…

6701

04 Ocak 2015 Pazar

2023 yılına dek, her yıl pek çok tarihi olayın 100. yılı… 2015’te bugün de güncelliğini koruyan üç önemli  100. yıl var; Sarıkamış Harekâtı, Ermeni dramı, Çanakkale zaferi.
Her biri tarihimize çok farklı bakmamızın, dünyada farklı algılarla karşılanmamızın kapısını açan bu üç olayı, 100. yılda aklın ve bilimin ışığında en gerçekçi şekilde anımsamak, yeni kuşaklara taşımak, geleceğimiz açısından çok önemli.
1912-1913 Balkan Savaşı’nın ve göçünün yaralarını saramamış Osmanlı, 22 Aralık 1914-15 Ocak 1915 arasındaki Sarıkamış Harekâtı’nda 60 bin gencini yitirdi.
200 yılı aşkın süredir sürekli toprak kaybeden Osmanlı, Anadolu’nun derinliklerinde de Ermenilerle sorun yaşayınca 14 Ermeni mebusunun da bulunduğu İstanbul Meclisi’nden 24 Nisan 1915’te büyük acılara neden olan Ermenilere zorunlu göç yasasını çıkardı.
1699 Karlofça’dan beri her savaştan yenilgiyle çıkan Osmanlı, 1915’in ilkbaharından sonbaharına dek Çanakkale’de kimliğini bulan bir zafer kazandı.

***

2015’te, üç 100. yıla nasıl bakacağız?
Cervantes’in, bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim sözünü tarihe uyarlamak gerekirse şunu söyleyebiliriz:
Bana, 2015’in üç 100. yılına nasıl baktığını söyle, sana siyasi görüşünü söyleyeyim…
Zira her üç olayın da bugünkü siyasi yelpazenin renklerine açık ya da koyu tonlarda karşılık gelen yönleri var.
Bu yılın tarihsel konularını oluşturacak bu olaylarla ilgili çok yazıp çizeceğiz. Ben de siyasi kimliği olan bir yazar sorumluluğu içinde kütüphanemi buna göre yeniden düzenledim.
Russell Crowe’un başrol oynadığı, ilk kez yönetmenlik koltuğuna oturduğu Son Umut filmini de yukarıdaki düşüncelerin ışığında izledim. Filmin senaristleri Andrew Anastasios ve Andrew Knight’ın Türkiye’yi, Anadolu topraklarını, tarihini çok iyi bildikleri, bunları perdeye yansıtırken olağanüstü bir duyarlılık ve incelikle hareket ettikleri filmin her karesinden anlaşılıyordu.
Film, Çanakkale Savaşları’nın bitiminden 4 yıl sonrayı, 1919’u anlatıyor. Olaylar Avustralya’dan 3 çocuğunu Çanakkale’ye göndermiş, dönmeyince aramaya çıkmış baba Connor’ın çabası etrafında dönüyor. İstanbul’un İngiliz, Batı Anadolu’nun da Yunanistan işgali altında olduğu o dönem tüm gerçekliğiyle yansıtılmaya çalışılmış. Bunun yanında yakında Mustafa Kemal’in geleceği de güzel, izleyene heyecan veren bir motifle işlenmiş. Anlaşılan “elin yabancısı” Mustafa Kemal’e “bizim yöneticilerimizden” daha saygılı!
İngilizlerin o emperyal, yenilgi kabul etmez yanları da vurgulanmış; İngiliz subay İstanbul’u işgal etmiş olmanın da güveniyle, “Çatışmaları kaybettik ama savaşı kazandık” diyor.
Ama film Çanakkale’nin, az sonra kurulacak Türkiye Cumhuriyeti’nin önsözü olduğunu da hissettiriyor.

***

Bütün bunlardan öte filmin özünü, savaşın vahşeti oluşturuyor. 40 milyonu aşkın insanın yaşamını yitirdiği 1. Dünya Savaşı, pek çok “ilki” de içeriyor. Bunlardan biri, dünyada ilk kez savaşın sadece cepheyi değil tüm taraf ülkelerin yaşamını etkilemesi. Bir başka deyimle cephenin, insanların yaşadığı tüm coğrafyalar olması. Bu da kayıpların korkunç boyutta katlanmasına neden oldu.
Russell Crowe bize 21. yüzyıldan 20. yüzyıla nasıl bakmamız gerektiğine ilişkin son bir umut sunuyor. Önce insan deyin, önce yaşam deyin, diyor. Savaşta can veren bir askerin arkasında o acıya dayanamayıp yaşamına son veren anne, yaşamını oğluna adayan baba var, diyor.
Samimiyetle söylemek gerekirse teşekkürler “Russell” kardeş… Sözcük oyunuyla selamlamak gerekirse sağ olasın “Asıl” kardeş!

Julie&Julia ile Yemek’te…

Dün akşam; harika bir film seyrettim, hem de bir yandan balıklarımı hazırladım ve fırında pişirdim, salatamı özenerek yaptım,ve bu güzel yemek eşliğinde de Merly Streep’in  filmini seyrettim. Benim için mükemmeldi.Nasıl atlamışım bu çok güzel filmi bayıldım.D-Smart kanallarından birinde  oynadığını görünce hemen takıldım.Ve güzel sofralara, sevgi dolu mutfaklara, dostlarla kutlanan yemekli davetlere daldım. Hem de çok sevdiğim oyuncularla birlikte; Julie ve Julia’nın yaşanmış gerçek hikayesi içinde…

Meryl Streep as "Julia Child" in Columbia Pictures' JULIE & JULIA.

İki gerçek hikayeden yola çıkan film, farklı zaman dilimlerinde yaşayan ve kendi zaman dilimlerinde benzer mücadeler vermiş olan iki kadının hikayesini merkez alıyor. Zaman ve mekan olarak ayrı olsalarda hayatları iç içe geçen bu iki kadın, bizlere tutku ve cesaretle herşeyin başarılabileceğini gösteriyor. Başrollerinde sinemanın yaşayan efsanelerinden Meryl Streep ve başarılı oyuncu Amy Adams’ın yer aldığı filmde komedi, dram, romantizm gibi farklı türler bir arada kullanılmış…

Nora Ephron yönetmenliğinde; 2009 yılında çekilmiş filmde ,diğer rollerde, Stanley Tucci ve Jane Lynch oynuyor.

Julie-Julia

Hikaye gerçek olunca ben de hemen araştırıp daha fazla öğrenip keşfetmek istedim, o zaman da gerçek Julie’yi ve Julia’yı tanıdım, onları tanırken de yine çok başarılı güzel blogların içinde kayboldum. Hem de  yemek , seyahat bir arada, sadece güzel değil, sağlıklı az kalorili  yemekler anlatan  blogların içinde, filmi seyrederken de   sonrası da çok keyifli idi, paylaşıyorum, sevgilerle, güzel sofralarla, iyi hafta sonları diliyorum.

Önce Hafif Tarif blogundaki yazıyı aşağıda paylaştım. Cafefernando da çıkan hem içinde filmi konusu yemeklerden biri olan tarifin linkini koydum, okursanız seveceğinize eminim.

Hafif Tarif > Filmler > Julie & Julia

Julie & Julia

20.Kasım.2009, GIA

Julie & Julia, başrollerinde Meryl Streep ve Amy Adams olan sıcacık bir film. Konu itibariyle, beni ve diğer yemek blogu arkadaşlarımı çok çok yakından ilgilendiriyor. Filmde Meryl Streep’in canlandırdığı,Julia Child karakteri gerçekten de bir yemek kitabı olan ve televizyonlarda yemek programları yapmış bir yemek yazarı. Kendisi 1912-2004 yılları arasında yaşamış ve 60lı,70li yıllarda Amerikalılar’a Fransız mutfağını tanıtmış. Yaptığı yemek programları gerçekten çok tutmuş ve beğenilmiş. Öyle ki 1963’te Emmy ödülü kazanmış. Birçok kitabı ve yemek eğitim kaseti var.

Julia Child, kocasının işi dolayısıyla gittiği Paris’te, Cordon Bleu adlı ünlü yemek okulunda eğitim almış. Sonra iki arkadaşıyla beraber, bir yemek kitabı macerasına atılmışlar. 1961’de kitapları basılmış. Kitap, bugün bile Amazon’da en çok satılan kitaplar listesinde 60. sırada. Bunların hepsi filmde yer buluyor. (Julia Child’ın daha ayrıntılı hayat hikayesini okumak isterseniz, buradan buyurun. Mesela boyunun 1.88 olduğunu bile öğrenebilirsiniz!)

julie_julia04

Julie ise, New York’ta yaşayan, kocasını seven ama işinden baymış bir kadın. Ayrıca iyi de yemek yapıyor, meraklı yani. Hayatında bir renk olsun diye, blog yazma fikrini çok beğeniyor; tabii konusu da yemek oluyor. Julie, Julia’nın çok sıkı bir hayranı. “Mastering the Art of French Cooking” kitabındaki toplam 524 yemek tarifini, tam 1 senede yapmayı hedefliyor. İşte bundan sonrası çok zevkli. Son derece iştah açıcı ve yemek yapma istediği uyandıran bir film. Ayrıca kızın bir blog yazarı olarak yaşadığı duyguları, eminim blog yazarı arkadaşlarım da tanıdık bulacaklardır:)

Bu arada, Julie Powell da gerçek hayattan bir kahraman. 1973 doğumlu Julie de iki tane yemek kitabı çıkarmış.

Julie_and_julia

Julia Child, filmde  çok abartılı bir tip olarak karşımıza çıkıyor; ama şöyle bir incelediğimde gerçek Julia Child’ın konuşma ve davranış tarzının aynen bu şekilde olduğunu gördüm. Abartılı rollerden çok hoşlanan benim için, Meryl Streep’in harika oyunculuğuyla birleşen Julia karakteri son derece eğlenceliydi.

Bu siteden biraz hoşlanan herkesin seyretmesini şiddetle tavsiye ediyorum. İşte gerçek Julia Child:

gercek julia child

Ve işte gerçek Julie Powell:

julie powell

Notting Hill-Aşk Engel Tanımaz

Severek izlediğim filmlerden biri daha; Hugh Grant ve Julia Roberts’in olması önemli etken, Londra’da geçmesi de öyle.Keyifli zaman geçireceğiniz, hem komedi, hem duygusal film. Güzel dostluk arkadaşlık ilişkileri, keyifli sofralarda paylaşılan zorluklar, neşeler. Ben her seferinde ilgiyle, beğeniyle izliyorum…

article-1095106-007B725B00000258-365_468x287

Aşk Engel Tanımaz

Notting Hill (Türkçe: Aşk Engel Tanımaz), 1999 yılı Birleşik Krallık yapımı romantik komedi-dram filmidir.

Konusu

Will Thacker (Hugh Grant) Notting Hill‘de seyahat kitapları satan bir kitabevi sahibidir. Boşanma sürecini pek idare edemeyen Will, Spike (Rhys Ifans) adında Galli ile ev arkadaşıdır. Bir gün dünyaca ünlü Hollywood oyuncusu ABD‘li Anna Scott (Julia Roberts), dükkâna Türkiye hakkında bir kitap satın almaya girer. Kısa bir süre sonra, ikisi sokakta birbirlerine çarpmasıyla Will’in elindeki portakal suyu her ikisinin üstüne dökülür. Will Anna’yı evine üstüne değiştirmesi için tam yolun karşısındaki evine davet eder. Anna teklifi kabul eder. Anna üstünü değiştirirken Will mutfağın dağınıklığını toplar. Anna’nın sürpriz öpücüğü karşılıklı etkileşimin tohumlarını ekmiştir.

images

Günler sonra Will Spike’a herhangi bir telefon mesajı olup olmadığını sorar. Spike Will’e gelen mesajları not etmekte ve hatırlamakta güçlük çeker ama “Anna adında bir ABD’li kız” çağrışımı yapmıştır. Anna takma bir adla Ritz‘te oturmakta olup Will’i davet etmiştir. Vardığında Anna’nın odası basın mensuplarıyla dolmuş ve Will de kendisini sahte bir basın mensubu olarak kendisini bulmuştur. O anki panikle masada duran Horse & Hound dergisini görerek kendisini o dergiden geldiğini söylemiştir. Anna’nın yeni filmi Helix‘i görmemiş olmasına rağmen tüm film ekibiyle söyleşi yapmak zorundadır. Anna ile konuşabilme fırsatını yakalayan Will, kızkardeşi Honey’nin doğumgününe Anna’yı davet eder.rhys-ifans-in-notting-hill

Max ve Bella’nın (Gina McKee) evinde Anna, Will’in arkadaş çevresiyle ve ortaya sunulan ‘son brovni’ bahsiyle evinde gibi hisseder. Anna, Will’i otel odasına davet eder ve beklenmedik bir şekilde Anna ABD’li erkek arkadaşıyla karşılaşır.

Notting-Hill-1999-love-quote

Bir süre sonra Anna, Will’in kapısının basamaklarına dayanıp Will’e çok zor durumda olduğunu çünkü onu küçük düşürtecek fotoğraflar basına sızdığını söyler. Çok zor durumda olduğunu ve saklanabileceği tek yerin Will’in evi olduğunu belirtir. Böylece birbirlerine tekrar bağlanırlar ve Will Anna’ya yeni filminin repliklerini ezberlemesinde ona yardım eder. Ancak sabah, kapısının önüne doluşmuş izdihamda kapıyı açarak afallamıştır.

notting460

Will’in bir Henry James filmi yap tavsiyesi üzerine Anna İngiltere‘ye dönmüştür. Anna, film setine Will’i davet etmiştir ve Will de sette replikleri kulaklıktan dinlemektedir. Will’in Anna’nın başrol oyuncularından birine Will’in “neden burada olduğunu bilmediğim bir adam” dediğini duymasıyla oradan ayrılır. Sonraki gün Anna bağlarını yeniden kuvvetlendirmek amacıyla kitabevine bir hediye çerçeveyle uğrar ama Will onu reddeder. Bu olaydan sonra Will arkadaşlarına doğru mu yanlış mı yaptığı konusunda danışır. Arkadaşları ilk başta verdiği kararı doğru bulsa da, sonra Will’in dünyadaki en büyük hatasını yaptığını ona söylerler. Hemen harekete geçip Max’in arabasıyla Londra‘da Anna’yı deli gibi aramaktadırlar. Anna’nın Amerika Birleşik Devletleri‘ne gitmeden önce yaptığı basın toplantısına yetişirler ve Will başarılı bir şekilde Anna’nın İngiltere‘de onunla kalmasına razı eder.