Seçil Erel’in Alan Öyküsü

Bugün çok özel bir tanışma öyküsü ve yaşam hikayesi anlatacağım.

DSCF3646

Bu sene sanırım bahardı, bir gün,  Şişli’den  Kadıköy’e dönerken tesadüfen tatlı genç bir kadınla yol arkadaşı olduk. Sonra yolda ben çocukluğumda yaşadığım evin fotoğraflarını, şimdi içinde yaşayanlardan izin isteyip  çekmek istediğimi, kocaman aşkıma anlatırken sohbete katıldı ve benzer bir proje üzerinde çalıştığını söyledi.Doğduğu yaşadığı, çalıştığı , çocuğunun doğduğu mekanların resimlerini yapmak istediğini çalışmalar başlattığını  anlattı. Benzer duygularda oluşumuz onu farklı heyecanlandırmıştı. Ben kartımı verdim, o atölyesinin yerini söyledi, davet etti ve ayrıldık. Aylar sonra bir mesaj aldım, arkasından  mail aldım. Seçil Erel beni Contemporary İstanbul‘da  de ki sergisinin açılışına davet ediyordu.Heyacanlanma sırası bende idi. O gün konuştuklarımızı hatırlattı ve anlattığı, yapmak istediği projesinin, ilk tanıtım gösterimi için bekliyorum diyordu, yine heyecanla, sevgiyle.Lütfi Kırdar’daki sergiye gitmek zaten programımda idi, ama ben öncelikli konuma getirip özellikle Seçil için gittim. Onun anlattıklarını  hayata geçirmesi, ortaya çıkarması, ve de böyle önemli uluslararası  bir sergide sergileniyor olması beni de çok etkilemişti.

IMAG0958_resized (2)

Tasarlamak, kurgulamak, uzun uzun düşünmek, denemek, bozmak, yanılmak  ve sonunda üretmek, sonrada sunmak beni de yaşamımda hep çok heyecanlandırdı, aşkla tutkuyla peşinden koşturdu. Sanatçı olamadım, ama senelerce her yaptığım ürününün, projenin, peşinden böyle koştum.

Sergisine gitmeden önce bu çok tatlı, zarif, güzel, başarılı genç kadını araştırdım, ve çok güzel çalışmaları, başarıları,olduğunu gördüm.Sergideki resimlerini de çok beğendim, kutladım, hep anlatsın nasıl başladı, bu günlere nasıl geldi yazsın istedim.Hiç bir başarı tesadüf değil,tutkuyla, sevgiyle, emekle, zorluklar karşısında umutla sabırla mücadele ile çalışarak başarıya ulaşılıyor, ister girişimcilik öyküsü olsun, ister bir sanatçının öyküsü ….

Seçil’de anlattıklarıyla beni çok şaşırttı. Özellikle kartımı aldığı günden beri girişimcilik hikayelerini okumaktan çok keyif aldığını; enerji topladığını özellikle belirttiğinde çok mutlu oldum.

Aşağıda Seçil Erel’in öyküsünü  kendi yazısı ile ekledim.Sonra da 10 Ocak’ta ki sergisiyle ilgili bilgiler koydum.

secilerel portre“El yeteneği ve üretme arzusu olan kafası karışık bir gençken güzel sanatlar fakültesi çok cazip görünüyordu. Farklı sanat disiplinleri hakkında okuyan, düşünen insanların içinde kendimi rahat ifade edebileceğimi düşünüyordum. zor geçen lise yıllarından sonra öyle de oldu.

Ben bir tarafımla sosyal, girişkenive cesur, bir tarafımla da yalnızlıktan ve sakinlikten vazgeçemeyen birisiyim.

Yani atölyede yalnız başına kalmak ve üretmek mükemmelken, kalabalık ortamlardan da  çok hoşlanırım. bu yapım meslek seçimimde de önemli rol oynadı ve resim bölümüne karar verdim. işleyen bir atölye hayali kurardım. Bu gün o dönemde hayalini kurduğum şeyleri yaşayabiliyorum. Elbette 15-16 yaşında bir kızın bilmiş bilmiş ressam olacağım demesi kadar kolay olmuyor tabi 🙂 çok çalışmak, arzulu olmak, dirençli ve sabırlı olmak şart.

1478905_10152169998716654_1550890530_n

Ama gerçekten şu hayatta kendimi süper hissettiğim 2 yer var birisi evim, ailem, diğeri atölyem. Değerlerini;  değişimler hayatımıza  anlam katan şeyleri sıraya koyarken anlıyoruz. Anne oluncaya dek resim yapmaya bu kadar bağlı olduğumu da bilmiyordum. Çünkü doğum çalışmamı hiç etkilemedi diyebilirim. Çocuğum ne kadar vazgeçilmezse çalışmalarım da öyle. Yaptığım şey bana iş gibi gelmediğinden hayatımın bir parçası olarak algıladığımdan benimle birlikte yıllar içerisinde değişti, gelişti ve çeşitlendi.

Uzun vadede de bu şekilde ilerleyeceğini  düşünüyorum. zaten çalıştıkça yapılacak çok fazla proje geliyor aklıma , hiç bitecekmiş gibi gelmiyor. (eskiden bir calışmanın sonu yaklaştığında endişelenirdim, sonra ne yapacağım diye)

1381261_10151742099747496_1463701412_n

Ayrıca son yıllarda Türkiye’de dünyadaki çağdaş sanat piyasasını yakalama gayretinde olduğu için bu kaçınılmaz olacak. Bir sanatçı için doğru yer ve doğru zaman çok önemli. 4 yıldır Türkiye’nin uluslararası platformda da kendini gösteren önemli galerilerinden biri ile çalışıyorum. pek çok önemli kurum ve kişi çalışmalarımı takip ediyor ve koleksiyonlarına dahil ediyorlar. bunlar benim kalıcılığım ve önümü görebilmem için cok önemli. Önümüzdeki süreçte ise yurt dışı projelerine de ağırlık  vererek üretmeye devam edeceğim.”

Seçil böyle anlatıyor, yola çıkış ve devamını, umutlarını; aşağıda 10 Ocak 2014 de başlayacak sergisinin tanıtımını da Galeri Zilberman‘ın yazısıyla ekledim.

“SEÇİL EREL

Alan

11 Ocak – 22 Şubat 2014

Genç ve üretken sanatçı Seçil Erel’in Galeri Zilberman’daki yeni sergisi “Alan” 10 Ocak tarihinde açılıyor.

Sanatçı, sergileyeceği bu son çalışmalarında, resimlerinin temelinde bulunan mekan fikrini geliştirerek, yaşadığı mekanlar üzerinden kendi kişisel tarihine odaklanıyor.  Geometrik seriler halinde kurgulanmış soyut resimlerindeki ayrıntılı dokular, mimari yapıları matematiksel  modellerle yorumlarken, oradaki yaşam deneyiminin bir izdüşümünü çıkarıyor.

Latif Palas

Birimlerin bir araya gelerek bütünleri oluşturduğu bu son seride, kişisel hafızada birikenler, soyut bir anlatımla hem resim yüzeyinde hem de galeri mekanında yan yana geliyorlar. Toplam 8 ayrı mekanın mimari planları üzerinden yaptığı ve sanatçının kendine has bir analitik ayrıştırmayla oluşturduğu kompozisyonlar,  biçimsel ve renksel kurgusuyla izleyiciye uzun sürecek bir çözümleme önerisi sunuyor. Matematiksel olarak birbirinin üzerine katlanan ebatlar, oluşturduğu ritmik yapıyla kendi içinde güçlü ve tutarlı bir iç düzen kurguluyor. Erel’in incelikle yaptığı bu analitik ayrıştırma, sanatçının büyüme ve gelişme dönemlerinin aksettiği mekanların planlarından sonra özellikle sanatsal çalışmalarını ve sanatçı olarak kendisini gerçekleştirdiği atölyesi işlevini görmüş mekanlarla zaman-dizinsel bir sırayı takip ediyor. Bu mekanlardaki yaşam deneyiminin ve anıların oluşturduğu hafıza, renk ve izlerle kendini bir plastik düzlemsel boyuta tercüme ediyor. Erel’in tuval yüzeyine uyguladığı ilk aşamada organik ve her yöne dağılan renkler ve dokular, benzer bir yöntemi tersinden izleyerek, üzerine inşa edilen keskin, kontrollü ve kararlı kurguya güçlü bir temel oluşturuyor.

SER_75

Serginin merkezinde bulunan ‘Arsan Apt: Kurgu Ev’ isimli çalışma 55 ayrı parçadan oluşan bir resim – yerleştirme. Sistematik büyümeyle ebatlanan yüzeylerin oluşturduğu çalışmada Erel, mimari değerlerle kişisel değerleri çakıştırdığı bir yapı deniyor. Resimsel bir haritalama tekniğiyle oluşturulan bu çalışma, sanatçının yüzeyde boya katmanları ile yaptığı kurguyla yapısal bir benzerlik kuruyor. Bu resim – yerleştirmeyle sanatçı ‘taşınmazların’ taşınabilirliği fikrini de mümkün kılıyor.

Seçil Erel’in kendi kişisel tarihinin izlerini, kendi boya üslubunun izleriyle arama yoluna gittiği sergi “Alan” Mısır Apartmanı’ndaki Galeri Zilberman’da 22 Şubat tarihine kadar izlenebilir.

Seçil Erel (1980, İstanbul) İstanbul’da yaşayıp çalışmaktadır. Açtığı kişisel sergilerden bazıları: İlk Ev, Alan İstanbul, Türkiye (2012); Şimdiki Basit Zaman, Cda-Projects, Türkiye (2011). Katıldığı karma sergilerden bazıları: Yüzyılın Sergisi, T.C. Ziraat Bankası Koleksiyonu, Cer Modern, Türkiye (2010); Genç Ustalar/Usta Gençler, MKM, Türkiye (2010); Casper Benim Adım, Sümerbank & Karşı Sanat, Türkiye (2009); Genç Açılım, Pera Müzesi, İstanbul, Türkiye (2005).

Sanatçının işleri pek çok özel koleksiyonda yer almaktadır.”

20131119_142808_resized

Seçil’le geçen ay atölyesinde buluştuk. Çok güzel sıcak bir atölye, ama Seçil’in Alan projesi için atölyelere sığmak kolay değil. Çalışmalarını bir araya getirmek de zor, çalışmak da zor. Ben gittiğimde  o uğraşmış didinmiş, ve projeyi bitirmiş sergi çalışmaları için  teslim etmek üzereydi.Sergi alanına gitmek için hazırlanmış eserler,hem bütünün parçaları hemde kendi başlarına bütün olduklarını bana atölyesinde hem çalışmalarıyla hem fotoğraflarla çok güzel anlattı. Farklı ebatlarda oluşturulan eserlerin hepsi beni taşıdıkları anlam ile de gördüğüm dokunduğum son halleri ile de çok etkiledi.Çok farklı yorumlar yaptırdı. Sizlerle fotoğrafları paylaşıyorum ama sergide görmek bambaşka oluyor.

Ayrıca çalışma anında çıkan bantlarla da çok özel bir koleksiyon daha oluşmuş. Geri dönüşümü simgeleyen  bir koleksiyon.Aşağıda duygularını düşüncelerini ve bize anlatmak istediklerini, ve özellikle son sergi çalışmalarını  yine Seçil anlattı, ben yazdım.

“Çalışmalarımı çözümlerken, artistik, içerik ve kişisel olarak pek çok farklı yapı kullanılabilir. Bu metinde daha son dönem çalışmalarımı kişisel detaylarla anlatmayı tercih ediyorum.

Çalışmalarımın temelinde, insanın kendisi, varlığının anlamı vardır. Özellikle 2008 yılından itibaren, matematiksel (analitik) ve sezgisel gerçeklik ilişkisi, bir araya gelme hali, bütünün parçanabilmesi, sistem, yapı, ait olmak, sahip olmak, parçalanmak, parçalamak,  parça parça olmak, üretim, değişim, geri dönüşüm, yeniden üretim, katmanlar ve süreç (zaman) görülür. “Dilemma” (2008) isimli diptik çalışmam bana yeni bir yol açtı ve dönemden sora çoğunlukla seriler oluştu. 2009’da “Sistem”, “Değişken Zaman”, 2010’da “Önerme” ve “Kompozisyon”, 2011’de “Fresh”, 2012’de “Something Different”, 2013’te “Territory” serileri tuval üzerine yağlı boya tekniğiyle oluşurken eş zamanlı olarak “Geri Dönüşüm” serileri oluştu.
Tuval üzerine çalışırken kullandığım teknik gereği maskeleme bandı kullanarak yüzeyleri kapatıyor, boyuyor ve söküyorum. Sökülen her bant şeridi çok estetik resimsel imajlar olarak görünüyor. Bunun üzerine bu bantları biraraya getirerek seriyi yapmaya başlamış oldum. Üretim, dönüşüm, geri dönüşüm, değişim kavramları ile özdeşleşen, rastgele yan yana gelen seriden farklı yapıda çalışmalar oluştu. “İlk Ev-Leia” isimli sergi için 5 adet 140x300cm. boyutunda kağıt resim mekana yerleşerek temsili bir anne karnını oluşturdu. 2012 yılında, Alan İstanbul’un proje odalarında sergilenen bu çalışmanın devamı olan seri ise bantların şeffaf yüzeyde lightbox tekniği sunum yaptığım ışıklı resimler doğumu ve varoluşu  temsil etti.

2013 yılında ise,” taşınma” kavramından yola çıkarak bir seri oluşturdum. Günümüz ekonomik, toplumsal, kültürel sistem ve parametreleri  içinde “ev”in anlamını, kentsel dönüşüm ve yapı sanayisinin bireyin “ev” ile ilişkisini biçimlendiren ve dönüştüren etkilerini, bireyin, toplumsal yaşamda “ev” aracılığıyla  kendi yaşamını kurgulamasını, evin mimari değerleri ile bireyin kişisel değerlerinin ilişkisini düşünmeye başladım. Bu elbette kendi deneyimlerimle oluştu. Doğduğum ve büyüdüğüm mahalleye yeniden dönüşümdeki romantik hal ile eşya, mal, mülk arasındaki sıkışma hali arasındaki ikilemden çok etkilendim. 10 Ocak-22 Şubat 2014’de Galeri Zilberman’da sergilenecek olan çalışmalarımı bugüne dek atölye ve  yaşam alanı olarak kullandığım mekanlardan yola çıkarak oluşturdum.

20131119_145717_resized_1

Kızıltoprak, “Rıfat Bey Sokak”ta doğdum, “Dere Apartmanı”nda büyüdüm. Üniversiteye dek zamanımın çoğu Moda ve Fenerbahçe aralığında geçti. 1999 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Resim Bölümüne girdim. 2001 yılında 2. sınıfı bitirice Sögütlüçeşme’de “Hayrullah Efendi Sokak”ta bir atölye açma fırsatım oldu. O dönem, yapılabilecek işlere koşuşturdum, bazı karma sergilere katılmaya başladım, hem atölye mekanını korudum, hem de okul devam etti.  Okulda Zekai Ormancı, Güngör Taner, Sedat Balkır ile resim atölyesi yanı sıra, halı ve litografi uygulama atölyelerinde çalışma fırsatım oldu.   2003’te lisansı bitirip, peşi sıra yüksek lisansa başladım.  2004’te atölyemi Bahariye tarafında “Berkel Apartmanı”na taşıdım. Yaklaşık 1 yıl burada kaldıktan sonra 2005’te Moda’da “Latif Palas”a geçtim ve 8 yıl kaldığım bu mekanı çok verimli kullandım. Bu sırada, 2006 yılında evlenerek eşimle Kızıltoprak “İstasyon Caddesi”ndeki eve yerleştim. Sonra, kızımın doğduğu Moda “Safa Sokak”a, 2013’te Kızıltoprak’ta “Arsan Aparmanı”na ve “Vedat Han”daki atölyeme taşındım.

Safa Sokak

Taşınmalardan sonra kafamda şekillenmeye başlayan projeiçin, ilk işim belediyeye gidip evlerin planlarına ulaşmak oldu. Yukarıda uzun uzun anlattığım mekanlarımın planlarına ulaştıktan sonra bu planlar, resmimin plastik çözümlemesi ile birleşmeye başladı. Planlar, resimlerin konstrüksiyonlarını kurmama yardımcı oldu. Önce 180x207cm. boyutunda iki tuvale, büyüdüğüm ev “Dere Apt.” ve kızımın doğduğu “Safa Sokak” isimli resimleri yapmaya başladım. 180x207cm., bu serinin sabit oranını belirlememe yardımcı olan boyut oldu. Tuval yüzeyi, dünyanın harita sistemindeki meridyen-paralel yapısı gibi, hayali parçalanmalarla bölündü. Bu sayede, planları modüler bir yapı ile yerleştirmeye imkan veren 23x20cm.’lik ölçü belirlenmiş oldu. Seri, dört atölye “Latif Palas Apt.”, “Hayrullah Efendi”, “Berkel Apt.”, “Vedat Han54” iki ev “Rıfat Bey” ve “İstasyon Cad.” İle devam etti. Bu altı resmin boyutları, sabit birimle orantılı olan 140x161cm.’lik tuvallerdir. Bu resimlerden sonra, yaşam alanlarının modüler yapısı, taşınmazın parça parça döşenmesi, taşınmazın taşınabilme olgusu üzerinde daha da çok durarak yeni bir yapı şekillenmeye başladı. Hazırlanmış olan 8 resmin, temelini oluşturacak 9. çalışma Bireyin Evleri olarak çözümlediğim serinin sonuncu çalışması, 55 parçadan oluştu.  “Kurgu Ev: Arsan Apt.” içerik olarak yine aynı olsa da, taşınmazın kendisini sergi mekanında kurmak niyetiyle tasarlandı. “Arsan Apt.”nın planından yararlanarak, mekanı bölmek (yıkmak, parçalamak) ve yeniden yapmak üzere çizimler ve taslaklar oluştu. Bu resim yerleştirmesi olarak tasarlandı ve 20x23cm. 21 adet, 40x46cm. 19 adet, 60x69cm. 5 adet, 80x92cm. 6 adet,120x138cm. 4 adet boyutlarında tuval ile kuruldu. Yanyana birleştiğinde 299cm.x600cm. boyutundaki çalışma oluştu.

Bu çalışma yine evin planından yola çıktı ve kendine ait alan,  mekan ve aidiyet, mekanın zamandaki geçiciliği, kutular, üst üste ve yan yana dizilmiş bloklar; ev’in (taşınmaz mülkün) parça parça oluşması, hayatlarımızla olan ilişkisi, taşınabilirliği (nakledilebilirliği), yaşanmışlığı vurguluyor.  Ancak tüm bu içeriğin ve teknik yanı sıra en önemli şey resmin resimselliğini ve gücünü koruyarak sonuca varabilmek.

Seçil Erel, 2013″

Resim ilgi alanınız olabilir, ya  da hiç olmayabilir, bana göre bu hikayede yaşanan mücadele de  hiç farketmiyor, Seçil de bir girişimci gibi gönül veriyor, inanıyor, üretiyor, sunuyor, pazarlamasını yapıyor.En güzel başarılara doğru yol alıyor.Seçil’cim seni tanıdığım için çok mutluyum, uluslararası  başarılar da seninle olsun.Ailen ve Leia da başarılarının yanında, hep  seninle olacak, belki de Leia’ya  da örnek olacaksın arkandan gelecek,renklere olan tutkusu onu da bambaşka dünyalara götürecek, belli olmaz.Sevgiler, sevgiler, sergide buluşmak üzere….

1237557_563701257001123_1910796151_n

Reklamlar

Beklediğim Sergi

fotograf (62)

Sergiye annemle beraber gittik. Zehra ile fotoğraflarını  çektim.

Zehra Derinoz‘un bu seneki CKM deki  suluboya sergisine son günlerinde yetişdim. İlk sergisini açtığından beri heyacanla takipçisiyim.

387391_10150495244957380_1860845218_n Yağlıboyalarını çok beğenirken üç senedir suluboyalarını da  çok beğeniyorum.  Tarzı tam benim beğenime hitap ediyor,yağlıboyada da , suluboyada da.

389979_10150495243072380_516554980_n Seçtiği konularda öyle.Empresyonist ressamları çok beğenmemin de etkileri var. Zehra ‘da empresyonistler gibi, nesneyi doğrudan tasvir etme yerine onda uyandırdığı duygularla resmediyor.

405770_10150495248537380_18628108_n
Dış dünyayı kendi içinde bıraktığı izlenim ile dile getiriyor.Resimlerinde  kendi  heyecan ve duygularını aktarıyor. Güzel olan da kendi  algılamaları  ve bunu anlatma yöntemi ile bizlere ulaşması. O yaparken, ve de bitirince keyif alıyor, ben de görünce seyretmekten, defalarca günlerce seyretmekten keyif alıyorum.

390863_10150495251977380_655039938_n Almanın da sonu yok diye konuştuk Zehra ile. Ev de çoğu tablolarım, arka arka dizilmiş yerde asılmadan duruyor. Ama asılanları da yenileriyle değiştirmek, onlarla keyif yapmak da çok güzel.

fotograf (61)

 Zehra bu sene suluboya İstanbul resimlerinin arasına Küba, Venedik, Amsterdam, Dalyan, Orta Anadolu da eklemiş.İstanbul resimlerinin arasından birden farklı bir yer çıkması, önce şaşırtıyor,heyacanlandırıyor.Ama daha da dikkat çekici oluyor.
Zehra’m bu güzel çalışmalarınla her seferinde yüreğim heyacanla çarpıyor,tablolarının bir ikisi değil, çoğunu alayım, arzusu duyuyorum.Seçmekte zorlanıyorum, yeni heyacanlarla evimde koltuğumun kanepemin karşısında keyif yapmak da  çok
güzel. Her zaman başarılı çalışmalarının devamı dileğimle, sevgiler sevgiler…

“Ara Güler’e Saygı”

DSCF5158

Ara Güler, her zaman söyleşilerine, sohbetlerine, sergilerine koşa koşa gittiğim müthiş sanatçı, büyük usta.Bu ay da Tophane-i Amire’deki sergisine gidebildiğim için çok şanslıyım, çok mutluyum. Defalarca dolaştım, fotoğraflarını  tekrar tekrar hayranlıkla seyrettim, sergi salonundan çıkmak istemedim.Fotoğraflarının  hikayesini onun tatlı anlatışıyla dinlemeyi her zaman çok sevdim.. Hikayelerle fotoğraflarını başka yazılarıma bırakıp size, görmek isterseniz, son günleri yaklaşan  sergiyi hatırlatmak birazını da  paylaşmak istedim.

DSC_0273(1)

5 Mart’ta Usta Fotoğraf Sanatçısı Ara Güler’e  fahri doktora ünvanı veren Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi,  “Ara Güler’e Saygı” Fotoğraf Sergisi’yle Tophane-i Amire Kültür Sanat Merkezi Tek Kubbe Salonu’nda büyük ustanın fotoğraflarını  ağırlıyor.

DSCF5159

Yarım asırdır ”kendi deyimiyle” foto muhabirliğini sürdüren, Türk fotoğrafının dünyada tanıtılmasını sağlayan fotoğraf sanatçısı Ara Güler’e, fotoğraf sanatına katkılarından dolayı ”fahri doktora” unvanı verildi. DSCF5161
Usta’nın ünlülerin portrelerinden  seçmeler de sergi de yer almıştı. Ben çok beğendiğim, ünlü Rus ressam’ı Chagal’ın tablolarından biri önünde ki fotoğrafını sizlerle paylaşmayı tercih ettim.

DSCF5168Benim gittiğim saatte, sergi salonun da özgürce dolaşabilme ve tekrar tekrar bakabilme  şansım oldu. 31 Mart son gün belki sizin de gitme şansınız olur.Sevgiler, sevgiler

Çerçeve Yok, İçindesin

Van GoghAlive, 10 Şubat-15 Mayıs tarihleri arasında İstanbul Karaköy Antrepo 3’te, 15 Ekim-30 Aralık tarihleri arasında da Ankara Cer Modern’de ziyarete açık olacak. Detaylar için: http://j.mp/yjwGDQhttp://www.

Resimle ilgilenmiyorsanız bile bu muhteşem sergiyi gezmemezlik etmeyin diyorum. Hatta her gezenin  tekrar görmek isteyeceğinden eminim. Müthiş bir görsel şölen, harika müzikler içinde geziyorsunuz, oturuyorsunuz, tekrar geziyorsunuz, aynı anda Van Gogh kendi duygularını dile getirdiği yazılarını, mektuplaını  dijital ortamda okuyorsunuz.            Siz resimlerin içine giriyorsunuz. Resimler, müzik, yazılar sizin etrafınızda dans ediyor.Müthiş duygulanıyorsunuz, hissediyorsunuz, Van Gogh’la yaşıyorsunuz, mutlaka hangi yaş olursa olsun çocuklarınızı da götürün.İster arabasında, ister göğsünüzde, onlar da müthiş, mutlu,şaşkınlıkla seyrediyorlar.Ben sizler için yukarıda tanıtım videosundan başka Mozart’ın 16.Piano Sonatı eşliğinde de bir video ekledim. Biraz bilgi de yazdım. Ama hiçbiri sizin yerinde gezerken hissedeceğiniz etkiyi yapmayacaktır.

Geleneksel sanat ve modern teknolojinin sentezlendiği Van Gogh Alive dijital sanat sergisi yüksek çözünürlüklü 40 projektörün oluşturduğu, dünyanın en heyacan verici tek multi-projeksiyon sistemiyle Van Gogh eserlerini dev boyutlarla gösteriyor.

Van Gogh Alive, dev ekranlar, duvarlar, kolonlar, zemin ve hatta tavanı kaplayan, nefes kesen Van Gogh eserlerinin 3.000’inin üzerinde, dev boyuttaki dijital görüntüsüyle,geleneksel müze ziyareti kalıplarının çok dışında, sıra dışı bir deneyim.

Ünlü ressamın kimi zaman çoşkulu, kimi zaman depresif iç dünyasına, ömrünün son 10 senesinde ortaya çıkardığı en ünlü resimlerinin, kristal netliğindeki heyecan verici görsellerle, eşi benzeri olmayan, çok etkileyici  bir yolculuk.

Kiraz Ağacı 1888

Abdi İbrahim’in  100’üncü yaşı şerefine ‘Van Gogh Alive Dijital Sergisi’ni Türkiye’ye getirip İstanbul’dan sonra,  Ankara’da da sanatseverlerle buluşturulacak olan sergiden elde edilecek gelir sosyal sorumluluk projelerine harcanacak.

1912 yılında Abdi İbrahim Barut tarafından kurulan şirketin başında şimdi üçüncü nesil temsilcileri Nezih Barut ve Nesrin Esirtgen var. İş hayatındaki çalışmalarının dışında sanat camiası içinde iki önemli isim olan Nezih Barut ve Nesrin Esirtgen. Yönetim Kurulu Başkanı Nezih  Barut, bine yakın resim koleksiyonu ile Türkiye’nin en iyi çağdaş sanat koleksiyonerleri arasında gösteriliyor. Sanat tutkusunu her fırsatta dile getiren Nezih Barut, şirketinin 100. yaşını da yine sanatsal bir aktiviteyle kutlamaya karar vermiş. İlk kez Singapur’da gösterilen Van Gogh Alive Dijital Sanat Sergisi’ni Türk sanatseverlerle buluşturmuş.

Ressamın 1880-1890 yılları arasındaki çalışmaları ve hayat deneyimlerinden oluşan coşkulu ve canlı detaylara sahip yapıtları, Sensory 4 teknolojisiyle donatılmış yüksek çözünürlüklü 40 projektör aracılığıyla dev ekranlara, duvarlara, kolonlara, zemine ve tavana yansıtılıyor. Her fırsatta çağdaş sanat tutkusunu dile getiren Barut, şirketinin 100. yaşını ‘ileri teknoloji’ye vurgu yaparak kutlamak istediği için dijital sergi getirmeye karar verdiğini söylüyor. “Kendi bakış açımızı anlatmak istedik ve bu yüzden ileri teknoloji kullandık” diyor. Tüm dünyada sanatseverlerin dijital sergilere ilgi duymaya başladığına değinen Barut, Singapur’da altı ayda bu sergiyi 300 bin kişinin ziyaret ettiği bilgisini de paylaşıyor. Sergiye giriş ücretli. Tam 15, indirimli bilet fiyatı ise 8 lira. 12 yaşa kadar çocuklara bilet alınmıyor.

Nezih Barut’un bu sergiden herhangi bir ticari beklentisi yok. Sanatsever işadamı kimliği ile tanınan Barut, neden digital sergi tercihini,  “Van Gogh’un  gerçek yapıtlarını görmek de önemli. Ama ben sanat, bilim ve teknolojiyi harmanlayan ve bu özelliği ile Abdi İbrahim’in 100 yıllık bakış açısını yansıtan bir sergiyi izleyiciyle buluşturmak istedim” diye anlatıyor.

Sanatçının doktoru Gachet’in  resmi  1890 ve en pahalı satılan resmi 82.5 Milyon $’a bir Japon işadamına  satılmış. 15 Mayıs 1990

Sergiyi gezerken muhteşem görüntüler ve müzik kadar, sanatçının, duygularını ruh halini sözlerle anlattığı, metinleri, de okumak çok etkiliyor. Ama olağanüstü ortamda yazılar kaçırılıyor, tam okumak zor oluyor. Aşağıda bu yazıların tüm metnini de sizlerle paylaştım,

Vincent Van Gogh’un Sözleri
•İnsan her zaman bizi neyin engellediğini, kısıtlandığını, neredeyse gömdüğünü söyleyemez; ama engelleri, kapıları ve duvarları hisseder.
•Acı çeken bir yaratık olarak benden daha büyük bir şey -tüm hayatım olan bir şey- yaratma gücü olmadan yapamam.
Okumaya devam et

CKM de Ocak ayı sergileri yeni yıl hediyesi gibi

CKM de çok özel birkaç sergi aynı anda sergileniyor. İki tanesini gezebildim, çok keyif aldım. Tekrar gezmek üzere zor ayrıldım.

Yapı Kredi Resim Koleksiyonu / Modern Dönem sergisinde, 1930’lardan günümüze birkaç kuşak bir araya getirilmiş. Ustaların eserlerini  bir arada bulmak bana harika geldi, hepsini çok özlemişim.

Cevat Dereli, Ali Avni Çelebi, Zeki Faik İzer, Maide Arel, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Abidin Dino, Ferruh Başağa, Şükriye Dikmen, Adnan Varınca, Leyla Gamsız Sarptürk, Mustafa Esirkuş, İbrahim Balaban, Nejad Melih Devrim, Neşet Günal, Adnan Turani, Turan Erol, Ömer Uluç, Özdemir Altan, Tülay Tura Börtecene, Devrim Erbil, Özer Kabaş, Mehmet Güleryüz, Oya Katoğlu, Neş’e Erdok, Zafer Gençaydın, Utku Varlık, Adem Genç, Umur Türker, Mustafa Altıntaş, Ekrem Kahraman, Selim Cebeci, Sali Turan, Fatma Tülin, Emin Çizenel, Can Göknil, Yavuz Tanyeli, Yusuf Taktak, İbrahim Çiftçioğlu, Aydın Ayan, Ertuğrul Ateş’in eserlerinden oluşan sergi 3-30 Ocak 2012 tarihleri arasında gezilebilir.

Bekir Çoşkun Hasan Rastgeldi projesi de çok etkileyici ve güzel, yazılar ayrı çekiyor, resimler ayrı, 

İki yaratıcı, duyarlı, yaşadığı coğrafyaya, insana ve doğaya sahip çıkan isim, kalem ve fırçanın birlikteliğiyle oluşturdukları yeni evreni, izleyenlerle paylaşıyor.

Bu kez ilhamını yazılardan aldığını söyleyen Hasan Rastgeldi, Bekir Coşkun’un kaleme aldığı 22 ayrı temayı resimlediğini belirtiyor. “Bekir ve ben, iki kuzen, birimiz yazdık birimiz çizdik, Yazının Rengi’ni yarattık” diyen Rastgeldi, resmin yazının, yazının da resmin etkisini güçlendirdiğini ifade ediyor.

Akrabalık bağlarını sağlam bir dostluğa dönüştüren iki ismin imzasını taşıyan sergide, kelime ve renklerin birlikteliğiyle hem eski bir arkadaşlığın hem de güncel toplumsal gelişmelerin etkileyici bir öyküsü anlatılıyor.

CKM de hem sevdiklerinizle buluşup hasret giderebilir, hem sergiyi gezebilirsiniz, ben öyle yaptım.Bana uzun süre yetecek keyif depoladım. Çayımı içerken sevdiklerimle sohbet ederken Salih Acar’ın Leylekleri karşımdaydı. Otoparkdan salona girerken Bekir Çoşkun Hasan Rastgele Sergisi beni karşıladı.Her köşeden, kattan ayrı zevk aldım, ve zaman yetmedi.

Bedri Rahmi Eyüboğlu Resimleri CKM’de

Ortaokul yıllarımdan beri resim sergilerine giderim, galerilerde saatlerce resimlerin karşısında kalırım.Hatta vakit bulabilirsem tekrar tekrar giderim, ya da hep tekrar gitmek isterim.Bedri Rahmi Eyüboğlu çok sevdiğim, benim gençlik dönemimin yaşayan ressamlarındandı.CKM de sergisi olduğunu öğrenince hemen gittim.Ailesi kendilerinde olan 100 kadar resmi sergi için çıkarmışlar.Sergiye gidene kadar da çok heyacanlandım, gidince de.Bedri Rahminin şimdiye kadar satılmamış ailede saklanmış neredeyse çocukluk yıllarından ölümüne kadar yaptığı resimlerden oluşan sergi için aileye sonsuz teşekkürler.Sergi deki ilk tablo 1924 yılına ait, yani Bedri Rahmi 13 yaşında iken yaptığı resim, ve tarih sırasıyla devam ediyor, 1975 e yani ölüm yılına kadar çalışmaları var.Bir saat vaktim olduğu için o kadar kalabildim, ama bitmeden yine gitmek istiyorum.3 Kasım’ a kadar devam edecek.Aynı zamanda yazar, şair, gazeteci olan sanatçının üç şiirini de sergiye koymuşlar.Karadut, Çakıl ve İstanbul Destanı.Resimlere bakarken sanatçının nasıl şiirlerden resimlere, yansıdığını görüyorsunuz.Karadut adlı  tabloları şiirle birlikte çok daha fazla şeyler ifade etti bana.Aynen İstanbul resimleri gibi.Eyüboğlu ailesi uzun yıllardır atölye çalışmalarını sürdürüyorlar, sanatçının baskıları ile yapılmış çogaltılmış resimlerini, eşarplarını, örtülerini, şallarını da satıyorlar.Her gördüğümde ben de bunlardan alıyorum.Yine iki tanesini aldım.Aldığım resimlerden birinin adı Vagon Restoran.

Vagon Restoran, 1954, Bedri Rahmi Eyüboğlu

Vagon Restoran, 1954

Resimde eşeğin  üzerinde  bir köylü kadını kucağındaki bebeğini emziriyor. Nasıl güzel bir espri ile düşünmüş ve resmetmiş Bedri Rahmi.Sergide geçirdiğim vakit beni çok mutlu etti.Günlerce resimler ve şiirler aklımda, evdeki resim ve kitaplarıma yeniden bakarak okuyarak da devam etti.

İlgili iseniz kaçırmayın diyorum.Karadut tablolarına şiirini de okuyarak tekrar, tekrar bakın.

İstanbul Destanı

İstanbul deyince aklıma martı denir
Yarısı gümüş, yarısı köpük
Yarısı balık yarısı kuş
İstanbul deyince aklıma bir masal gelir
Bir varmış, bir yokmuş

Okumaya devam et