Mardin Taşını Dünyaya Tanıtıyor

Yasemin (Kalya Künteci) ile her konuştuğumuzda çok mutlu oluyorum, gurur duyuyorum. geçen ay konuştuğumuzda Çine taş gönderiyordu, İtalya’da fuara katılmıştı, önümüzdeki hafta Dubai’deki fuara katılıyor.Yani Yasemin, yok denilen taş yatağını bularak,Mardin Taşını bütün dünyaya tanıtmaya uğraşıyor.

Dünya madencileri  de  bu çok özel kadını Yasemin’i konuşuyor.Yasemin’in girişimcilik hikayesi çok farklı,  hayal etmek, akıl etmek bile çok zor. Ama bu çok zor işi Yasemin büyük bir aşkla tutkuyla yapıyor. Mardin taşını hem ülkesinde hem dünyada tanıtmaya çalışıyor.

Yasemin Kalya Fuarda

Mardin taşı hem iç dekorasyonda hem dış cephede kullanılabiliyor,her iklime mukavemetli, çok sağlam bir taş.İçinde yalıtım özelliği olan bir taş. Yazları serin, kışları sıcak yapıyor binaları.Suyu çekmediği için nem alıp yosun tutmuyor. Dona karşı dayanıklı olduğu için her iklimde kullanabiliyor, patlamıyor. Çok estetik bir taş, ferforjeyle ve cevizle muthiş uyum sağlıyor. Saray da da, modern bir villada da, AVM de de, 5 yıldızlı otel de de kullanabiliyor. Peysaj da yapılabiliyor, heykeller de….

Sevgili Yasemin çoşkuyla, aşkla çalışıyor, yoktan varettiği Mardin taşını anlatarak, fuarlarda tanıtarak, kapıları çalarak, hem yurdunda hem dünyada tanıtmaya kararlı.

Yasemin’in hedeflerinde, hayallerinde Başbakanlık konutunu, Çamlıca Camiini Mardin taşıyla yapmak var.”Başbakanımız Mardin’i çok seviyor, şiir gibi bir şehir olduğunu söylüyor, ben de onu Mardin taşından bir konutta oturtmak istiyorum”, diyor. Aynı şekilde Çamlıca camiini de yapmak istiyor.” Rezervim çok büyük olduğu için böyle projelerde çok başarılı olunur, Mardin taşı homojen olduğu için renk farkı olmaz,sonuç mükemmel olur,” diyor.

Yasemin Kalya Ödülü ile

Mardin Valilik Binası

“On sene sonra dünyanın her yanında Mardin taşından eserler olacak,  hep beraber göreceğiz,” diyor. Yasemincim yolun ışıklı, kazançlı, keyifli olsun diliyorum.

Reklamlar

Mardin’in Şaşırtan Kadınları

“Bir toplumu değiştirmek istiyorsanız işe kadınlardan başlamanız lazım”böyle diyor, EbruSevgili Ebru Baybara’nın girişimcilik hikayesini her dinlediğimde daha çok etkileniyorum. İlk kez büyülendiğim şehir Mardni’i görmeye gittiğimde, Cercis Murat Konağı’nda harika bir atmosfer  içinde, benim için hiç bilmediğim,çok değişik tatlar,lezzetler, sonra çok özel bir kına gecesi gösterisi,  Ebru’nun hikayesini Ebru’nun muhteşem anlatımıyla dinleme ve Ebru’yu tanıma şansım oldu. Daha sonra Ebru ile birkaç kere daha beraber olduk, hikayesini tekrar tekrar dinleme fırsatım oldu.Ebru’yu her dinlediğimde, her beraber olduğumda daha çok hayran oldum, sevdim.Sonunda o da Kagiderli oldu, bizleri sevdi, aramıza müthiş bir enerji ile katıldı.Onu yazmak, anlatmak da dinlemek kadar keyifli heyacan verici, ben kendi anlatımından çok etkilendiğim için özellikle kendi anlatımıyla paylaşıyorum.Sevgili gazeteci yazar, çok beğenerek takip ettiğim, Ayşe Aydın‘ın ropörtajından aktardım.
“Babam karşı, birlikte yaşadığım aile karşı, kocam terk etmiş gitmiş, çocuğumdan ayrıyım. Henüz 23 yaşındayım. ‘E ben neyin savaşını veriyorum ki…’ dedim kendi kendime…”
Yukarıda okuduğunuz satırlar bir romandan değil, az sonra soluk soluğa okuyacağınız röportajdan bir alıntıdır.
Olağanüstü güçlü bir genç kadın…
Başına her türlü iş geliyor…
Pes etmiyor, yıkılmıyor…
Mardin ve İstanbul’daki Cercis Murat Konağı lokantalarının sahibi, 16 ülkenin en önemli 4 kadın liderinden biri Ebru Baybara Demir’in film gibi öyküsüyle sizi başbaşa bırakıyorum.
2010 yılının bu son röportajının tüm kadınlara ilham vermesini diliyorum.* Mardinli bir ailenin kızısınız. Küçükken aileniz Mardin’e dair neler anlatırdı?Babamın hayatı boyunca tek amacı bizi okutmak olduğu için İstanbul’a göç etmişiz. Köy Hizmetleri’nde çalıştığı yıllarda köylere nasıl su götürdüğünü, Mardin’in evlerini anlatır, televizyonda Mardin ile ilgili bir belgesel çıktığında gözleri dolardı. Biz dört kardeş onun Mardin özlemiyle büyüdük.* Mardin’i ilk ne zaman gördünüz?Turizm ve Rehberlik mezunuyum. 98 yılında bir meslektaşımla evlendim. O yıllarda turizm sektörü darboğaza girince, yurt dışı rehberliği yapanlar iş bulamıyordu. Aklıma Mardin’de kültür turu yapmak geldi. Babam “Hayatta bir amacınız olsun ve onun peşinden gidin” derdi. Karşısına “Ben Mardin’e gidiyorum” diye çıktım.* Ne dedi?

Kabul etmedi. “Bölgenin koşullarına alışamazsın. Sen yapsan, eşin yapamaz” dedi. Dinlemedim, gittim. Ben kendimi acayip işe kaptırmıştım. Fakat etrafımdakiler eşimin aynı heyecanı paylaşmadığını söylüyordu. Umursamıyordum, bu uğurda babamla küstüm. 1.5 yıl hiç görüşmedik… Bir süre sonra eşim bırakıp gitti.

Gelinlerine kötü örnek oluyorum diye evden gitmemi istediler 

* Ne yaptınız peki, tek başınıza?

Yengemin oğulları ve gelinleriyle yaşadığı dört katlı konakta kalıyordum. Tabii gelinler için kötü örnek… Akşam 8’de erkekler bile eve dönerken ben “Yok otobüs geldi, yok uçak kalktı” durumundayım. Bir gece mesajlarıma bakmak için internet kafeye gittim. Gece on ikiydi döndüğümde. Bütün ev ayakta… Bir süre sonra babamla aramdaki kopukluğu da kullanarak “Ebru burada kalmasa daha iyi olur” demeye başladılar. Ama hiçbir yere gidemedim. Gidecek yerim yoktu çünkü…

* Tam olarak ne iş yapıyordunuz?

Mardin’e gelen yabancı grupları gezdiriyordum. Zaten iş böyle başladı. 2000 yılında bir Alman turist grubunu ağırlayacağım. Mardin’de üç yıldızlı bir otel ve bir esnaf lokantası var sadece… Grup lideri “Otelde yemek yedirtmem. Bana alternatif bul” dedi. Esnaf lokantasına gittik. Ama götürmeden önce lokantada temizlik filan yaptım, masa örtülerini ütüledim… Yemekler berbattı ve grup lideri bana, “Yarın başka bir yer bul. Yoksa bizim şirketten bir daha iş alamazsın” dedi.

* E ne yaptınız peki?

Başka hiçbir yer yok. Restoran sahibine yalvardım. Adam bana “Yarın cuma. Seninle de, grubunla da uğraşamam” dedi.

* Eyvah!

Eve gittim ve ağlamaya başladım. Babam karşı, birlikte yaşadığım aile karşı, kocam terk etmiş gitmiş, çocuğumdan ayrıyım. Henüz 23 yaşındayım. “E ben neyin savaşını veriyorum ki…” dedim kendi kendime… Yengem ne olduğunu sordu. “Yarın 28 kişiye öğle yemeği yedirtmem lazım. Ve böyle bir yer yok” dedim. Yengem “O zaman buraya getir onları” dedi.

* Sonra…

Ertesi gün grup liderine, “Size Mardin’in yerel lezzetlerini tattırmak için bir konakta yemek ayarladım” dedim. Neyle karşılaşacağımı bilmiyorum. Mahallenin kadınları bizi karşıladı. Avluda bir yer sofrası kurmuşlar, muhteşem yemekler hazırlamışlar. Grup bayıldı.

KADINLAR DA BENİ TERK ETTİ 

* Sizin de üzerinizden büyük yük kalktı herhalde…

Tabii. Yengemin teklifi hayatımı değiştirdi. Bulaşıkları yıkarken onlara dedim ki: “Ben size grup getireceğim. Siz de yemek yapacak ve para kazanacaksınız.” Tüm kadınlar çok heyecanlandı ve “Tamam” dediler.

* ”Kadın başınıza ne işler yapıyorsunuz” diyen çıkmadı mı?

O restoranı açınca oldu. O sırada erkekler memnun, çünkü eve para giriyor.

* Restoran fikri nasıl çıktı peki?

Bir gün İtalyan bir grup geldi. Yaşı yetmiş ve üzeri… Yer sofrasında oturamazlar. Masa sandalyeler konağın kapısında sığmayınca valiye gidip yardım istedim. Yemeği valiliğin kafeteryasında vermeye başladık. Ama bir süre bizi valiye şikayet etmişler ve orası da elimizden alındı.

* Eeee….

Yine yıkıldım. Bu sefer mahallenin kadınları da benimle ağlıyor. Alıştılar para kazanmaya… Cercis Murat Konağı’nın kiralık olduğunu duyuyordum. Her şeyi göze alıp kiraladım. Yengem yine işin başında, buranın tadilatını yaptırdık. 8 Haziran 2001’de Mardin’in ilk birinci sınıf lokantasını açtık. İşte tepkiler o zaman başladı. Mardin’de bir kadın içkili bir restoran açıyor, gece çalışıyor. Üstelik bekar… Mahallenin kadınlarını da ayartıyor. Çok sıkıntı çektim o dönem… Birgün kadınların hiçbiri işe gelmedi. “Kusura bakma abla. Dansöz var, müzik var, içki var. Beyler izin vermiyor” dediler. Bunun bir savaş olduğunu anlamıştım. Yeni bir ekip kurup devam ettim. Babam geldi, burayı gördü ve “Kızım, sen çok şeyler yapmışsın” dedi. Babamla barışmak bana moral verdi. O sıralar şimdiki eşimle tanıştım.

Cercis Murat Konağı’nda aşkı da buldum

O nasıl oldu?
Eşim Mardinli ve büyük bir aileye mensup. Bir akşam kalabalık birgrup restorana geliyorlar. Benim işim başımdan aşkın, mutfaktan dahi çıkamıyorum. Eşim arkadaşlarına “Nasıl olur da bu kadınbenimle ilgilenmez. İlgilenene kadar ben buraya geleceğim.” demiş. Beni araştırmaya başlamış. Farkında değilim. Hatta bizim
gay bir garsonumuz var; Soner… Soner’in bir dönem evi olmadığı için benim yanımda kalıyordu. Ona sormaya başlamış beni… Soner de bu ilgiyi yanlış anlayıp Fatih’e aşık olmuş.

* Hadi canım!

Ben de öyle dedim. Endişelendim de… Benim kabul görmediğim bir yerde, Soner aşk yaşamaya çalışıyor. “Göster bakayım kim bu aşık olduğun adam” dedim ve Fatih’le öyle tanıştık. Tabii
kısa süreli bir muhabbetten sonra durumu anladım. Gel zaman git zaman çok iyi anlaştığımızı fark ettim. Bu arada zavallı Soner
aşkından ölüyor. Fatih onu karşısına alıp konuştu: “Ben ablanla ilgileniyordum. Bir yanlış anlaşılma olmuş” dedi. Hayatımdaki önemli bir boşluk da bu şekilde doldu. Fatih hayatıma girdikten sonra her şeye karar vermek zorunda olmamanın çok müthiş bir şey olduğunu gördüm. Bugün burada ayakta dimdik durabiliyorsam
onun sayesindedir. Ama tabii ki bu aşk da başıma iş açtı.

* Nasıl?

Fatih’in evliliği çok önceden bitmiş olsa da, kağıt üstünde bitmemişti. “Yuva yıkan kadın” oldum. Çalışanlarım ayrıldı, yine insanlar restorandan elini eteğini çekti. Bir süre sonra evlendik. Ama benimle çalışacak kadın bulmakta zorlanıyordum. “Bari kendim eğiteyim” dedim ve 25 Mayıs 2003’te Mutfak Atölyesi’ni açtım.

* E yok artık! Siz hiç pes etmez misiniz?

İş kısa sürede personel eğitiminden çıktı, turistlere de yöresel yemekleri öğretmeye başladık. Zamanla tepkiler unutuldu ve kadınlar yine benden iş istemeye geldi. O günden beri kadınların burada ekonomiye büyük katkısı oluyor. Bir sene sonra yemeklerde kullandığımız malzemeleri makine kullanmadan kendimiz üretmeye başladık.

* Bir iş daha çıktı yani…

Evet. Eşime ait fabrikanın terasında bir grup kadınla kurutulmuş domatesler, kekikler, pekmez, reçel, bulgur, nar ekşisi üretimine başladık. İstanbul’daki restoranlara satıyorduk. 2004’te reçel fabrikası kurduk ve “Cercis Murat Konağı” markalı reçellerimizi marketlere pazarlamaya başladık. Yine kendi markamızla Süryani şarabı üretmeye ve bunu restoranlara satmaya başladık.

* Vallahi siz anlatırken ben yoruldum. 

Daha bitmedi. 2008’de İstanbul’da Cercis Murat Konağı’nın şubesini açtım. 2007 yılında Güney Amerika’da bir üniversite beni 16 ülkenin en önemli 4 kadın liderinden biri seçti. Sonra bir gazetenin düzenlediği ankette “yılın kadın girişimcisi” ödülünü aldım. Şu anda Orta Doğu’daki iki yerde ve Londra’da şube açmak için görüşmeler yapıyoruz.

* Sırada ne var?

Valiliğin desteğiyle Mutfak Okulu açacağım. Elimde 352 tarif var. 87 yaşındaki kayınvalidemden çok özel tarifler öğrendim. Tabii yengemden de… Şimdi bunları yapabilecek kişiler yetiştireceğiz.

* Yenge ne yapıyor bu arada…

Kendi restoranını açtı. Önce burada sonra Ankara’da… Ailenin önüne geçtiği için oğulları tepki gösterdi. Ama tam bir Osmanlı kadınıydı. Bana mısın, demedi.

“Bir toplumu değiştirmek istiyorsanız işe kadınlardan başlamanız lazım” diyen Baybara, şimdilerde onunla çalışan on sekiz kadının öyküsünü kitap yapıyor. “On Bin Yıllık Kültürün Yemekleri, On Bin Yıllık Kültürün Kadınları” isimli kitap çalışmaları sonlanmak üzere.

Ebru’nun girişimcilik hikayesi çok özel hikayelerden,her gün  yaşadıkları da öyle, o Mardinli bir kadın, anne, gelin, eş. Ne kadar başarılı çok özel bir kadın da olsa, aile içi konumu değişmiyor.Kocasının,ailesinin, kayınvalidesinin, yakınlarının çocuklarının da her zaman sevgiyle, saygıyla,  yanlarında. Tüm sorumluluklarını da kolayca, hem espriyle, neşeyle hallediyor.Mardin’in kadınlarının gücü herkesin hayal etmekte bile zorlanacağı  cinsten.Onun için sizlere Mardin’in Kadınları Başka Güçlü diyorum. Tanıdıkça şaşırıyorsunuz.Anlamak için Mardinli olmak lazım.

Cerciş Murat da yemek yemek, benim her zaman favorim.Suadiye şubeleri açıldıktan sonra, yurt içi yurt dışı  tüm misafirlerimi,sevdiklerimi, genç yaşlı, tüm ailemi , ekibimi orada  ağırlamaktan çok keyif aldım.Ataşehir’e taşındıkların da en çok üzülenlerden oldum.Cerciş Murat’da sadece lezzetler değil, sunum şekilleriyle de çok özel bir restorant. Mardin yemeklerine tarçın, kişniş, mahlep, zencefil, yeni bahar, sumak, pul biber başta olmak üzere baharatlar çok farklı tatlar katıyor. Tatlısı, tuzlusu, kurabiyesi, limonatası,hep çok özel,Kişk ÇorbasıTarçınlı Mahlepli Patlıcanlı PilavAlluciye (ekşili erik yahnisi), Incasiye (pekmezli erik tavası), Kitel Raha (Süryani içli köftesi), Hımmısiye (ekşili nohut yemeği), Kazan KebabıKaburga İçinde Sarmısaklı Yaprak SarmasıDobo (kuzu but, badem, sarımsak, yeni bahar) en çok talep alan yemekler arasında.Eğer henüz gitmediyseniz, hemen , gitmelisiniz diyorum.Hiç vakit kaybetmeden.Cerciş Murat’da  yemek yemek hiç başka yerlerle kıyas edeceğiniz bir yer değil.Girdiğiniz andan sonuna bambaşka bir dünya, sunum, lezzet.

Ben Seni Mutlu Edim

Temmuz ayı sıcak, yoğun geçerken güzel haberler de  mutluluk ve umut  verdi.             Henüz üç yaşına gelmeyen,minik prensim bana yüzüm asılınca soruyor, “Mutsuz musun?” Benim onun yanında mutsuz olmam mümkün değil, ama bir konuda anlaşamadığımız da, yüzüm uzuyor, o da yapmacık aslında. Mesela yemeğini bitirmediğinde. Soruyu sorup “Evet mutsuzum,” cevabı alınca, hemen kararını veriyor, “o zaman ben seni mutlu edim “diyor, ve oturup yemeğini yemeğe başlıyor.Ben de beni mutlu edenler belki sizleri de mutlu eder diye, paylaşıyorum. Sevgili  Gülseren (Onanç), Halkla İlişkilerden Sorumlu MYK üyesi olarak Cumhuriyet Halk Partisi’nin en yüksek yönetim organı olan Merkez Yürütme Kurulu’na seçildi.                                   CHP de güzel şeyler olmaya başladı. Çok değer verdiğim, çok gönülden inandığım ve desteklediğim, Gülserenin seçilmesi benim için çok sevindirici oldu.Gülseren’e güvencim, inancım çok. Onun kendini çok güzel anlattığı yazısını aşağıya aldım.

“Mardin’de doğup İstanbul’da büyüyen, olgunlaşan, ‘limon sat memur olma’ diyen bir babanın ‘kendi mesleğin olmalı’ diyen bir annenin, 3 erkek çocuğundan sonra doğan kızıyım.Babam askerliğini İstanbul’da yapmış ve o sıralar İstanbul’a hayran olup ailesini İstanbul’a taşımayı kafasına koymuş. Mardin’den İstanbul’a taşındığımızda ben 4 yaşındaydım. Başta Türkçe bilmeyen babaannem olmak üzere annem 

ve bütün ailemizin şehire uyum sağlama serüvenine tanık oldum. Çocukluğum 1970’li yıllarda Aksaray’da geçti. Deneme ilkokulu olduğu için önlük giymediğimiz Aksaray Mahmudiye İlkokulu’na gider ve okul sonrası abimler gibi bende bakkal irisi marketimizde çalışırdım. En sevdiğim şey müşteriler ile sohbet etmekti.Annem bana ‘En çok kimi seviyorsun?’ sorusuna ‘Önce Allah, sonra Atatürk, sonra annem babam’ cevabını ezberletmişti.İstanbul Çemberlitaş Kız Lisesi ve Bakırköy Kocasinan Lisesi’ni bitirdikten sonra İTÜ İşletme Mühendisliği Fakültesi’nden 1987 yılında lisans derecesi ile mezun oldum. Üniversite yıllarımda abimin fotoğraf stüdyosunda fotoğrafçılık, kongrelerde mihmandarlık yaptım. Güzel Haliç Leo Klubü’nü kurarak aktif birey olmak, toplumsal gelişime katkıda bulunmak kavramları ile tanıştım.Bir yıl İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde çalıştıktan sonra bir konuda uzman olmaya karar verip Amerika’ya daha önce de kısa bir süre dil eğitimi aldığım Michigan State Üniversitesi’ne gittim. İlk düşüncem politika okumaktı ancak bir hocamın yönlendirmesi ile uluslarası pazarlama konusunda MBA derecesi aldım. Fırsatlar ülkesi Amerika’da bireyin gücünü, girişimciliğin değerini anladım. Bir arkadaşımın kurduğu yazılım şirketine ortak oldum. 1991 yılında mezun olup Amerika’da kalacağımı düşünürken, aldığım iş teklifi ile okul bitiminden bir ay sonra Eczacıbaşı’nın Rusya operasyonunda Satış Pazarlama Müdürü görevini üstlendim.Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecine tanıklık ettim. Eczacıbaşı’nın generic ilaç pazarında marka yaratmasına ve eczane zinciri kurmasına ve Rusya Cumhuriyeti’nin ilk yabancı şirketlerinden birisinin kurulmasına öncülük ettim.Hayalim Türkiyeli bir şirketi global bir şirkete dönüştürmek ve global bir marka yaratmaktı.Rusya da yaşadığım 3 yıla yakın süre içinde bireyin düşünsel ve yaşamsal zenginliğinin değerini ve paylaşmanın, dayanışmanın önemini öğrendim.Türkiye’ye döndükten sonra Balsu ve Ferrero şirketlerinde genel müdürlük ve ülke temsilciği yaptım. Kısa bir süre danışmanlık yapmayı denedim ama ne yapılacağını söylemekten daha çok işi yapmayı sevdiğime karar verdim. 2000 yılında girişimci olmaya karar verip teknoloji ve pazarlama konularında hizmet veren bir şirket ile başladım. Bu başlangıç sonunda 2003 yılında Ticketturk’u kurdum.Aynı yıl kurulan Türkiye Kadın Girişimciler Derneği, Kagider’in kurucularından biri oldum. İlk sivil toplum deneyimimde kadının toplumsal cinsiyet rolleri, eşitsizlik ve adaletsizlik ile yüzleştim. Sivil toplumun değişim ve dönüşüm gücüne tanık oldum. 2007’de Kagider Başkanı olduğumda kadın hareketinin gücüne tanıklık ettim. Bu harekete iş kadınlarının desteğini sağlamayı hedefledim. Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine çok inandım ve bu yolla farklı projeler gerçekleştirdim. Kagider Brüksel Ofisi’ni 2008’de kurduk. 2009’da yeniden seçildiğim Kagider başkanlığını CHP Parti Meclisi’ne seçildikten sonra bıraktım. Dört yıllık başkanlığım süresince kadının bütünsel güçlenmesinin önemine inanarak, kadının işgücüne katılımın önündeki engelleri kaldırmak üzere politika önerileri geliştirdim, lobi faaliyetleri yaptım. TBMM Kadın- Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu’nun kurulmasında aktif rol aldım. Kadın girişimcileri desteklemek üzere eğitim programları, yerel ve uluslararası toplantılar organize ettim. Bankalar ile çalışıp kadın girişimci kredilerinin verilmesini sağladım. Türkiyeli kadın girişimcilerin bölgenin en aktif kadın girişimcileri olmaları yönünde çaba gösterdim. Türkiye’nin AB müzakere sürecine katkıda bulunmak üzere toplantılar yaptım, lobi faaliyetleri düzenledim.Kagider’de örgütlenmenin, siyasetin gücünü algıladım. AKP hükümeti ile yakından çalıştım, kadın milletvekillerimizi tanıdım. Türkiye’nin daha iyi yönetilmesi için nitelikli siyasetçilerin önemini algıladım. Etkili muhalefet ihtiyacına bizzat tanıklık ettim.CHP’de Kemal Kılıçdaroğlu sonrası oluşan değişim heyecanı ile Cumhuriyet Halk Partisi üye ve Parti Meclisi Üyesi olarak seçildim. Bu yaşıma kadar edindiğim tüm deneyimi partimin etkili siyaset yapması yönünde kullanmayı hedefliyorum. Türkiye’nin ve dünyanın önünde bulunan problemlerin vicdanlı, akıllı, dürüst, vizyoner siyasetçiler, liderler ile çözülebileceğine inanıyorum.Türkiye’nin en köklü siyasi partisi olan CHP’nin sosyal demokrasiye dayanan temel ilke ve değerlerine inanıyorum. Çogulculuk ve katılımcılık temelinde insan hakları, özgürlükleri ve azınlık haklarına saygı, eşitlik ve adalet, hukuk devleti kurallarına sahip çıkmayı benimsiyorum. Dayanışmayı, barış ve hoşgörüyü, emeğin önceliği ve bütünlüğünü çevrenin ve doğanın korunmasını yani sosyal demokrasinin çağdaş evrensel değerlerini her koşul ve ortamda sahiplenip politikalarda rehber olarak tutmayı hedefliyorum.Bu doğrultuda CHP’de aktif çalışıp, partimin iktidar olma sürecine katkı sağlamak üzere aktif politika yapmak için çıktığım bu yolculukta daha sonra parlamentoda görev almayı hedefliyorum. Parlamentoda kadın haklarının savunuculuğunu yapıp, kadının uzlaşı dilini siyasete yansıtarak memleketimizin daha refah, daha çağdaş, daha demokratik olması yolunda siyaset yapmayı hedefliyorum. Farklılıkların birlikte yaşaması ile daha da zenginleşen, daha barışcıl, daha adil bir dünya yaratmak üzere bir kadın, bir birey ve bir siyasetçi olarak hizmet etmek, çalışmak, yaşamak, gelişmeyi hedefliyorum.” Gülseren Onanç
 Arkadaşım, sevgili 2. dönem Kagider Başkanım, her daim, topluma yararlı, kadın haklarının savunucusu, dostluğa, barışa katkısı olacak tüm çalışmaların, mücadelelerin gönüllü savaşçısı, canım Gülseren’imin  doğum gününü ve başarılarını tekrar tekrar kutluyorum.

 

Mardin’in Güçlü Kadınları

Mardin’in  çok başarılı girişimci  kadınlarından yakından tanıdığım,altı tanesini özellikle, uzun uzun anlatmak istiyorum.İlk Mardin’li girişimci yazım sevgili Yasemin Kalya Künteci oldu. 2012 Yılının Bölgesinde Fark Yaratan Girişimcisi olan Yasemin’i ilk kez 2006 da tanıdım.

Sevgili ortağım Ayşe Lerzan’ın yakın arkadaşı ve hemşehrisi olan Yasemin bize ofise ziyarete gelmişti.O günler de işini henüz kurmamıştı. Bize 2.derece tarihi eser bir Han dosyası ile ilgili neler yapabiliriz diye sormaya gelmişti. Çok dost, samimi ve sıcakkanlıydı. Kafasında da bir sürü farklı proje vardı.Projelerin birbiriyle hiç ilişkileri de yoktu.Ben iş hayatında çok fazla dağılmaktan yana olmamışımdır. Hep içinde olduğum, tercih ettiğim, hedeflediğim işe bütün enerjimi kanalize edenleren oluğum için, bu birbirinden farklı projelerin nasıl hayata geçeceğinin, hangisinin öncelikli olacağını merakla bekler oldum. Ayşe’den Yasemin ile ilgili güzel haberler almak, çok mutlu eder oldu. 2012 yılının Girişimci Kadın ödülünü de alması harika oldu.Ödül gecesinde beraber olduk, kendisini  kutlamak , beraber sohbet etmek şansım oldu. Tanışmamızın ardından geçen altı seneden sonra da artık, Kagider etkinliklerinde biraraya gelebiliyoruz.Şaşırtıcı hikayesini hem ödül gecesi, hem de Temmuz  Kahvaltı toplantımız da kendinden çok esprili, akıcı anlatımıyla tekrar dinledim. Aşağıda da kendi anlatımıyla gönderdiği hikayesini paylaştım.Bu çok güçlü, özel kadının karpuz çekirdeği ile karpuz kadar iş diye benzettiği girişimcilik hikayesini sizlerin de şaşırarak, beğenerek  okuyacağınıza inanıyorum.

Sadece ‘Taş’ı Değil Anadolu’da Kaybolmaya Yüz Tutmuş Bir Kültürü Yeniden Gün Yüzüne Çıkaran Bir Kadın:

Yasemin KALYA KÜNTECİ

Hayatım 1965 yılında, bir medeniyet beşiği olan Mardin’de başlayıp; babamın memuriyeti sebebiyle Anadolu’nun başka şehirlerinde devam etti. Mardin’in ezan ve çan sesinin eşsiz beraberliği ile bu beraberliğe olan özlemim, beni bu şehre çeken en önemli faktördü. İlk nefes aldığı şehre âşık bir kadınım. İlk nefes aldığım şehirde, ilk nefes aldığım ev ise zihnimden hiçbir zaman silemediğim mimariye ve estetiğe sahip bir evdi. Belki de Mardin taşıyla inşa edilmiş bu evin geçmişime kazıdığı izleri takip ederek; bu gün Mardin taşı çıkaran bir girişimci olarak ülkeme ve memleketime hizmet vermekteyim.

Gelişen ülkemde ve giderek sınırların kalktığı dünyada, kültürler birbirleriyle yarışıyorken; yaptığım bu işin sadece taş çıkarmak olmadığının farkındayım. Zira Mardin de  taş evler ve bu taş evlerin üzerindeki tarihi taş oymacılığı sanatı; şehre kişilik katan, geçmişin ruhunu bugüne taşıyan, Mardin’i 2500 yıldır Mardin yapan en önemli özelliklerden biri.

Her şey bir saat kulesiyle başladı.

Maden ocağı kurma fikri, Tekirdağ / Çerkezköy İlçe Belediyesi’nin Mardin’deki taş saat kulesini görüp; bana, aynısını ilçe meydanına yapmak istediklerini söylemeleri ile başladı. Bu işten hiç anlamadığım halde, Doğu kültürünü Batı’ya taşıma fikri ve Mardin taşını tüm ülkeye tanıtabilme ihtimali bu işe başlamamda önemli en önemli faktördü.

Hayaller kurmaya başladım!
Belediyenin bu talebinin hemen arkasından geçirdiğim bir rahatsızlık sonucu bir ay boyunca Kütahya ve Bolu Devlet Hastanesi’nde kaldım. Gündüzleri yapacağım saat kulesinin hayalini kuruyordum fakat bir sorun vardı; kuleyi yapmak için taşa ihtiyacım olacaktı. Gündüzleri kuracağım taş ocağının hayallerini kuruyor, akşamları ise hasta yatağımda telefon görüşmeleri yapıp; Mardin de taşı çıkarabileceğim bir arazi araştırıp, bu işin nasıl yapılacağına dair bilgiler topluyordum.

Ardından, Saat Kulesi projesini uygulamak üzere Mardin’e geldim. Bir yandan saat kulesini inşa etmek için çalışırken, bir yandan da Mardin için ne yapabilirim diye düşünmeye başladım. Mardin’i gecekonduların ele geçirmekte olduğunu, yenileşme adına yozlaştığını, tarihi dokusunun tamamen bozulma sürecine girdiğini ve devletimizin bu durumu düzeltmek için Mardin’i eski yapısına kavuşturmak amacını heyecanla öğrendim. Yeni inşa edilmesi planlanan tüm binaların, Mardin’in eski dokusuna uyumlu olması için taştan yapılacağı ve restore edileceği söyleniyordu. , TOKİ’nin yapacağı bazı  inşaatlarda taş kullanılmasının mecburi olması, Hilton Oteli’nin taş ile kaplanacağı gelişmesi, Artuklu Üniversitesi’nin tüm kampüs binalarında taş kullanılması kararı, beynimde görünmeyen bir ampulün yanmasını sağladı. Bu gelişmelerin hepsi bir iş potansiyelini gösteriyordu. Ama tüm bu taş ihtiyacını karşılayacak bir taş üretimi henüz Mardin’de yoktu. Bu işteki potansiyeli görüp, kazançlı olduğunu düşünerek; bu dağlara verilecek  emekle hem Mardin’i güzelleştirmek ve ekonomisine katkıda bulunmak, hem de memleketimde istihdam yaratmak amacıyla Mardin’de bir maden ocağı açma konusunda girişimde bulunmaya hızla karar verdim. Uygun bölgeyi araştırarak tespit ettim.  Maden İşleri Genel Müdürlüğü’ne başvurarak; 99 hektarlık arazi için Mardin taşı çıkarmak üzere madencilik ruhsatı aldım.

Artık Mardin taşım vardı ama…

Böylece Mardin’de, yüzyıllar sonra Mardin taşı tekrar piyasaya girmiş olacaktı. Ancak esas mücadelenin şimdi başladığını bilemezdim. Artık taşım vardı. Ama onu nasıl çıkaracaktım? Elimdeki  sermaye, sadece taşı kesen bazı makineleri almama yetiyordu. Ama taş, öylece dağın içinde beni bekliyordu. Ruhsatlı ocağımdan taş çıkarabilmek için yol lazımdı. Elektrik, iş makinaları ve ustalara ihtiyaç vardı. Yol ve elektriğin ocağa getirilmesinin ardından satın aldığım kesme makinaları, kiraladığım bir loder ve 10 işçiyle işe başladım.

Devlet can suyum oldu!

İş pahalı bir işti. Param ve ipoteklerim de yatırımlarıma yeterli olmayınca imdadıma, Kredi Garanti Fonu (KGF) yetişti ve bana kefalet vererek; Halk Bankası aracılığıyla, eksik olan iş makinelerimin kredisini sağladı. Böylece  aylarca uğraştığım kredi sorunu da çözülmüştü. Bu arada, bana  nakit ihtiyaçlarım için tam zamanında can veren KOSGEB-CANSUYU kredisinden de söz etmeden geçemeyeceğim.

İlk müşterim Sabancı!

Bayramda ziyaretime gelen kızıma, küçükken okuduğum okulu gezdirirken; okulun hemen arkasındaki binada bir restorasyon çalışmasının yapıldığını fark ettim. Bekçiye burayı kimin yaptırmakta olduğunu sordum. Bana, buranın Sabancı Müzesi olduğunu ve Sabancılar tarafından restore edildiğini söyledi. “Size taş lazım mıdır?” diye sordum. Cevap şaşırtıcıydı. Bekçinin, “Hem de çok lazımdır” cevabının ardından sorumlu kişiyle tanıştım. İlk satışımı yapmıştım ve Sabancılar artık müşterimdi.

Bu arada yapmış olduğum saat kulesi bitti ve Tekirdağ Çerkezköy’de görücüye çıktı. Mardin, Türkiye’nin Batı’sında gururla 2500 yıllık tarihini, mimarisini ve ihtişamını sergiliyordu. Ancak bu benim için yeterli değildi. Mardin taşını tüm Türkiye, hatta tüm dünya öğrenmeliydi. Onu kendi anıtlarında, binalarında kullanmalı; Türkiye’nin derin kültürel kökleri, Mardin ustalarının taş oymacılığı sanatı, binlerce yıllık sivil taş mimarisi başarısı ile tanışmalı ve ona hayran kalmalıydı. Bu tanıtıma, iki web sitesi oluşturup; hem Mardin’i hem de taşımı tanıtan kataloğun basımıyla başladım. Taşımın fiziksel ve kimyasal özelliklerini 24.10.2008 de Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı  Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü’ne götürdüğüm numune ile  Analiz-Testlerini yaptırarak; çıkan değerleri web sitesi aracılığıyla ilgililerin bilgisine sundum. Kısa sürede çok sıkı bir çalışmayla, sektörün en iyi tanıtım platformu olan fuarlara hazırlandım. Eylül 2008’de üretime geçirdiğim taş ocağımdan çıkan taşları, Mardin’in okumamış ama heykeltıraş kadar yetenekli ustalarına oya gibi  işleterek; KOSGEB’in de değerli destekleriyle; 6 Kasım’da Diyarbakır Ortadoğu Fuarı’nda, 13 Kasım İstanbul CNR Natural Stone Fuarı’nda ve ondan sadece birkaç hafta sonra Şam’daki Marble Fuarı’nda ve İzmir Naturel Stone Fuarı’nda görücüye çıkardım. Artık Mardin taşı, fuarların gözbebeği haline gelmişti. Şam Fuarı’nda bu taşla gördüğüm ilgiyle; önce yakın bölgem ve Ortadoğu da, ardından da tüm Dünyada büyük bir potansiyelin beni beklediğini hissettim. Bu ilgi taşı isteklere göre işlemeye ve pazara sunmaya hızla beni itiyordu. Trend Dünya da natürel malzeme kullanımın artması yönünde idi. Bu da başka bir rüzgârımdı. Ocakta biriken taşların bazılarını siparişlerim doğrultusunda Diyarbakır da fason kestirerek pazarlamaya başladım. Şu an Türkiye’den ve Dünyadan mimarlar, yatırımcılar ve pazarlamacılar sürekli beni arayarak  ilgilerini göstermekte; projelerini bu taşı kullanacak şekilde oluşturmaktadırlar.
 

Hayallerim gerçek oluyor!
Fabrika hayallerim başlamıştı. Tası Mardin de kesip işlemeliydim. Onu da yaptım. Fabrikada kurdum. Artık taş Mardin de kesiliyordu. Öncelik, taşın yapıda kullanacak ustaların eğitimi diye düşündüm. Mardin’in tarihi taş evlerinin en önemli özelliği olan, taş oymacılığı sanatını icra eden sadece 2-3 ustanın kaldığı ve onların da epey yaşlanmış oldukları gerçeği ile karşılaştım. Bunun üzerine Mardin Taş İşlemeciliği Derneği’ni kurdum.  Mardin’e taş işi, bu ustalara yatırım yapmak, yenilerine yol açmak, onları eğitmek ve bu sanatın devamını sağlamak demekti. Bunun için atölyelerin kurulmasının önemini vurgulamak istiyorum. Birçok konuda yanımızda yer alan Mülki İdaremizin de ilgi ve desteğiyle atölyeler kurulması ve yeni nesil sanatçıların, bu geleneksel sanatı icra etmelerinin devamını sağlamak içinde uğraşıyorum.

Ben mi Mardin mi?

Herkes: “Bu taş ocağına kendi adını vermelisin” dedi. Ben ise bu ismi Mardin’in hak ettiğini söyleyip, adını  MARDİN TAŞ koyarak; ismi tescil ettirdim. Zira Mardin, geçmişinden ve toprağından bizlere sunduğu gelecekle, bunu hak ediyor diye düşündüm. Bu işe girdiğimde: ‘Eğer batarsam bunun cezasını tek başıma çekeceğim ama çıkarsam hem ben, hem tüm Mardin kazanır’ dedim. MARDİN TAŞ sayesinde, Mardin’in geçmişini geleceğine taşıyacak bir yol açtığımı ümit ediyorum.

“Gold Mardin Taşı”  sanattır!

Madencilik sektörünü Mardin’e yeniden kazandırmak,  bu sektörü büyütmek arzusundayım. Mardin’in en büyük sermayelerinden biri olan bu taş  işleme kolaylığı, sağlamlık, dayanıklılık ve yalıtım özelliklerinden dolayı eşsiz bir özelliğe sahiptir. Mardin Taşı sahip olduğu bu özelliği ve güzelliği sayesinde; binaların temel bileşenlerinden olan kapılar, pencereler, küçük sütunlar, kemerler ve diğer bileşenlerde, zengin ve çeşitli motiflerle kolayca uygulanmaktadır.

Garantide olmak güzel!

Garanti Bankası’ndan aldığım, ‘Bölgesinde Fark Yaratan Girişimci Kadın Ödülü’ yaptığım işe olan inancımı bir kez daha perçinledi. Zira cesaretle çıktığım bu yolda, yaptıklarım farkına varılması ve buna “fark yaratan kadın” şeklinde bir taçlandırma yapılması ne kadar garantide bir yolda yürüdüğümün de açık göstergesidir diye düşünüyorum. Garanti Bankası’na ikinci can suyu olduğu için teşekkür ederken; ‘kadın isterse her şey olur!’ mesajını da tekrarlamak isterim.

 

Neler yaptık!

Mardin Valiliği, sabacı müzesi, Van-Gevaş’ta Cami, Hakkari Yüksekova’da Cami, Tekirdağ Çerkezköy Belediyesine ve İstanbul Bağcılar Belediyesine  Saat kulesi, beş yıldızlı Erdoba Elegas otel, yürütmüş olduğumuz projelerimizdir.

Şimdi…

Anadolu’nun medeniyet haritasında, medeniyetimize ışık tutan bu girişim; sadece bir madeni, ticari olarak olduğu yerden çıkarmak değildir. Bunu fark eden bir müşteri profiline ulaşma hedefimizi en kısa zamanda arttırarak sürdüreceğimizden eminim. Taşım ve ben, devasa hayatın içerisinde, kendimize daha özel ve daha anlamlı bir yer aramaya devam edeceğiz: Dünya, ülkemizin her alandaki yükselişini izlerken; bizlerde bu yükseliş içerisinde, hak ettiğimiz yerde olma çabamızı ve inancımızı hiçbir zaman kaybetmeden; geleceğe, kültürümüzün izini taşımaya söz veriyoruz!