Barış İçin Uzatılan Bir Dost Eli…

Geçen hafta Tekfen Flarmoni Orkestrası; Tekfen’in 60. cı kuruluş yıldönümünü için iki dev konser yaptı.  Ben de kurulduğu günden bu güne büyük beğeni ile izlediğim Tekfen Flarmoni’nin  “Barış İçin Uzatılan Bir Dost Eli” olarak başlayan  hikayesini sizlerle paylaşmak istedim.. Bedenimiz için, su, hava, yemek, nasıl elzem ise ruh sağlığımız  için de müzik olmazsa olmazımız…Hayatımızdan hiç eksik olmasın…Tekfen’e bu muhteşem projeleri ve orkestraları için sonsuz teşekkürler…

BARIŞ İÇİN UZATILAN BİR DOST ELİ…

Tekfen Filarmoni Orkestrası, müziğin gücüne duyulan inancın eseridir.

Bu güç, kavgaların, çelişkilerin ve çatışmaların önüne geçip birbirinden çok farklı medeniyetlerin aynı melodiye kulak vermelerini sağlar. Müziğin evrenselliği ve barış için uzatılan bir dost eli kadar sahicidir.

3 DENİZ, 23 ÜLKE…

Bugün Tekfen Filarmoni Orkestrası adıyla yoluna devam eden orkestranın temelleri 1992 yılında atıldı; Karadeniz Oda Orkestrası, farklı kültürler arasındaki ilişkileri geliştirmek, barış adına ortak bir dil yaratmak amacıyla, Saim Akçıl şefliğinde 11 ülkeden 17 sanatçının katılımıyla kuruldu. İlerleyen yıllarda orkestraya başka ülkelerden müzisyenlerin de katılımıyla aile giderek genişledi; Karadeniz, Hazar Denizi ve Doğu Akdeniz bölgelerinden toplam 23 ülke: Arnavutluk, Azerbaycan, Bulgaristan, Ermenistan, Filistin, Gürcistan, Irak, İran, İsrail, Kazakistan, Kırgızistan, Lübnan, Mısır, Moldova, Romanya, Rusya, Suriye, Türkiye, Türkmenistan, Ukrayna, Ürdün, Özbekistan, Yunanistan.

Tekfen Filarmoni Orkestrası, nam-ı diğer 3 Denizin Sesi…; müzisyenlerin üç farklı bölgeden gelmesinin yanı sıra orkestranın bu isimle anılıyor olmasının altında kuruluş amacı da yatıyor; farklılıkların bir arada var olabildiği ve hatta bundan da güç alarak müziğin barışın seslerinden biri olduğunu göstermek.

Tekfen Filarmoni Orkestrası, bu üç bölgenin en değerli müzisyenlerini bir araya getiriyor. Orkestra, klasik müzik repertuvarının yanı sıra, o bölgenin bestecilerinden derlenen özgün programları ve yerel müzik aletleriyle harmanlanan özel performansları da içeriyor. Geleneksel çalgılarıyla orkestraya hayat veren herbir müzisyen, farklılıkların sorunlara değil dostluğa gebe olabileceğini de bu sayede kanıtlamış oluyor. Otantik enstrümanlarıyla kendi kültürlerini temsil eden tüm solistler ise aslında bir bütünün vazgeçilmez parçası haline dönüşüp aynı dili konuşuyorlar, müziğin dilini. Bu da Tekfen Filarmoni Orkestrasının neden 3 Denizin Sesi olarak anıldığına dair bir başka cevap.

Dostluk adına kurulan Tekfen Filarmoni Orkestrası müziğiyle, zıtlıkların uyumuna, Doğu ve Batı’nın bileşiminden doğan büyülü senteze övgüde bulunuyor.

Berlirlenen projeler kapsamında, senede birkaç kere bir araya gelen Tekfen Filarmoni Orkestrası, Türkiye’nin çeşitli şehirlerinde ve İstanbul Müzik Festivali’nde sahne almaktadır. Misafir sanatçıların da katılımıyla gerçekleşen her bir konser, doğu-batı sentezinin büyüsünü ve zıtlıkların uyumunu gözler önüne seriyor. Uluslararası İstanbul Müzik Festivali’nde diğer Türk orkestraları ile dönüşümlü olarak konser veren Tekfen Filarmoni Orkestrası kuruluşundan bu yana Almanya, Azerbaycan, Belçika, Bulgaristan, Fransa, Gürcistan, İngiltere, Japonya, Katar, Kazakistan, Kırgızistan, KKTC, Özbekistan, Romanya, Rusya, Ukrayna ve Yunanistan’da sahne aldı.

Geçen haftanın konserleri de bu konserlerin en güzellerindendi…

Tekfen Filarmoni Orkestrası, Tekfen’in 60. kuruluş yıldönümünü görkemli bir konserle kutladı… 2 Kasım’da Ankara Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Konser Salonu’nda, 3 Kasım Perşembe günü ise İstanbul Zorlu PSM’de gerçekleşecek dev konserde yıldız isimler sahne aldı….

Orkestra, bu özel temsilde, Yunan kültürü ve müziğini dünyaya tanıtan Yunanistan’ın divası Alkistis Protopsalti ve etnik caz dünyasının ünlü ismi Lübnanlı Rabih Abou Khalil gibi isimlere eşlik etti. Konseri, klasik müziğin “harika çocuğu” Özbek Aziz Shokhakimov yönetti…

Konserde ayrıca, Tekfen Filarmoni’nin daimi solistlerinden, bu toprakların usta müzisyenleri Göksel Baktagir, Yurdal Tokcan ve Ercan Irmak da vardı…

 

Reklamlar

Ümmiye Koçak Köyden Newyork’a…

Dün okudum, tanıdım, keşfettim…Şaşırdım, akıl almaz bir hikaye. Hala köyde çalış, kendi paranla tiyatro yap, film çek ve Newyork’ta ödül… Öncesi de var.. Müthiş bir hikaye, inanılmaz bir başarı… okuyun göreceksiniz…Önce biraz Ümmiye Koçak  kimdir yazısı.. sonra Nilay Örnek’in Sözcü gazetesindeki röportajını paylaştım. Bu süper kadınla  en kısa zamanda tanışmak istiyorum….. Sevgiler, sevgiler..

Ümmiye KOÇAK

New York Avrasya Film Festivali’nde ‘Sinemada En İyi Avrasyalı Kadın Sanatçı’ ödülünü alan ‘Yün Bebek’ filminin yazarı, yönetmeni ve Arslanköy Kadınlar Tiyatro Topluluğu’nun kurucusu… 



1957 yılında Adana’da Çelemli Köyü’nde doğan Ümmiye Koçak, okumayı çok istemesine rağmen 10 kardeş oldukları için ilkokuldan sonra okula gönderilmedi. Ümmiye Koçak, ilkokulu bitirdikten sonra okuduğu kitaplarla kendisini geliştirdi. İlk okuduğu kitap Maksim Gorki’nin “Ana” adlı kitabı oldu.

Evlendikten sonra Mersin’in Arslanköy’üne taşınan Koçak, köy kadınlarının yaşadıklarını tüm dünyaya göstermek için, 2001 yılında “Arslanköy Kadınlar Tiyatro Topluluğu”nu kurdu.

Topluluğun sahneye ilk koyduğu oyun Remzi Özçelik’in “Taş Bademleri” adlı oyunu oldu. Grup, daha sonra kendi hikayelerinden oluşan bir oyun derleyerek “Kadının Feryadı” adlı oyunu sahneye taşıdı. Ümmiye Koçak, “Hasret Çiçekleri” adlı oyunuyla 2006 yılında Sabancı Uluslararası Adana Tiyatro Festivali’nde sahne aldı.

Koçak, daha sonra tarlalarda çalışarak kazandığı paraları biriktirerek kadına karşı şiddet sorununu anlatan “Yün Bebek” filmini yazdı ve yönetti. 49. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde galası yapılan filmi Ümmiye Koçak’a New York Avrasya Film Festivali’nde “Sinemada en iyi Avrasyalı Kadın Sanatçı” ödülünü kazandırdı.

32 yıllık evli ve 3 çocuk annesi olan 57 yaşındaki Ümmiye Koçak bugüne kadar 11 tiyatro oyunu yazdı. Koçak, Arslanköy Kadınlar Tiyatro Topluluğu ile yaklaşık 500 kez sahneye çıktı ve oyunlarını Türkiye’nin dört bir yanında 30 bine yakın kişi izledi.

YAZDIĞI OYUNLAR        

. Erik Eşkisi

. Ozon Tapakası

. Kara Kuyu

. Doktor Beleş

. Turunçgil Hayattır

. Çicekler Solmasın

. Hasret Çiçekleri

OYNADIĞI DİZİLER

. İstanbul . Hanımın Çiftliği

. Hayat Devam Ediyor

. Hanımın Çiftliği

. Kasaba

. Seher Vakti

ÖDÜLLERİ

. Adana Uluslar Arası Tiyatro Festivali Ödülü

. Ankara Uluslar Arası Tiyatro Festivali Ödülü

. Darüşşafaka Eğitim Kurumları Girişimcilik Ödülü

. Bornova Uluslar Arası Kadın Sanatcıları Festivali Ödülü

. Toros Koleji Eğitime Destek Ödülü

. Sivil Toplum Örğütleri (kader) Kadında Şiddete Hayır Destekleme Ödül

. Mersin Sanayicileri ve İşadamları Derneği (MESİAD) Yılın Sanat Ödülü

. TİKAV- 2012 Anneler Okulu projesine destek ödülü

. Samsun sivil toplum örgütü girişimcilik ödülü

. New York Avrasya Film Festivali: Sinemada En İyi Kadın Sanatçı ödülü

ÖYKÜLERİ

. Yün Bebek ( Uzun medraj sinema filmi )

. Vatan Sevgisi

. Irazcanın Düşleri

. Kanayan Yara

. Kader

. Obruk

. Ayaksız Ayakta Durmak

. Baba Ben Geldim

. Muhtar Adayı Hasret Ana


Ümmiye KOÇAK’ın resmi Instagram hesabı

Instagram

O, hayran olunası bir karakter. Ümmiye Koçak 59 yaşında, 38 yıllık evli, 3 çocuk annesi, senaryosunu yazdığı tiyatro oyunlarını sahnelemek, filmlerini çekmek için tarlada çalışan bir köylü kadın. Ve bütün yaptıkları artık bir hobi olmanın çok ötesinde. Pek çok öyküsü, senaryosu, tiyatro oyunu ve ödülleri var. Shakespeare’den uyarladığı ‘Hamlet’ değil ‘Hamit’iyle The Guardian’dan The New York Times’a birçok yabancı gazeteye haber oldu. ‘Kamera arkasını öğrenmek için’ dizilerde de oynadı. En yeni haber ise New York Film Festivali’nde, kadının kadına şiddetini anlattığı son filmi ‘Yün Bebek’le ‘Sinemada En İyi Avrasyalı Kadın Sanatçı’ ödülüne layık görüldü.

Röportaj: NİLAY ÖRNEK

DSC_0003

En iyi röportaj veren!

Adana’da 10 çocuklu bir ailenin evladı. Kardeşlerden ilkokula gönderilen olması bile, ‘Baba hapse girer’ korkusuyla şans eseri. Gorki’nin ‘Ana’sı ilk okuduğu kitap. “Ağır değil miydi?” diyorum; “O kadar benziyordu ki orada anlatılan doğa ve ev, bizim doğamıza, evimize. Hayal ettim” diyor. İsimleri yerlileştirerek okumuş ve ilkokul mezunu bile olunsa okumanın, hayal etmenin engellenemeyeceğini düşünmüş. Gelin gittiği Mersin’de, ilk gördüğü tiyatro oyununun ardından kadınlara şiddeti anlatabilmek, kafasındakileri sahnelemek için Arslanköy Kadınlar Tiyatro Topluluğu’nu kurmuş. Sahne önü ekipleri hep kadınlardan oluşuyor, erkek rollerini bile oynayan kadınlar.

Ve tüm bunları konuşmak için aradığım Ümmiye Hanım, hemen anlaşılıyor ki zeki, sevgi dolu, ‘insan gibi insan’, disiplinli bir çalışan. Akşamüzeri sorularımı gönderdim, iki saat sonra yanıtlarım hazırdı. Samimiyetle, bol bol “Canım yavrum, güzel yavrum” diyerek…

“Sizin kadar hızlı insan görmedim!” diyorum. “Olur mu tatlı çocuğum, basın olmasa ben bu yaptıklarımı yapamazdım, sen sağ ol beni buldun” diyor. Ben de Ümmiye Hanım her istediğine ulaşsın, hepimize örnek olsun istiyorum. Bir istek daha, umarım ‘Yün Bebek’ televizyonlarda da yayınlanabilir.

 

Sosyal medyada aktif

 

Bir gününüz nasıl geçiyor?

Sabah kalkınca kahvaltılık bazlamamı atarım ve günlük işlerimi yaparım. Bağ, bahçe ve hayvan işi yoksa, ev işlerimi bitirince kitabımı okurum ve biraz yazı yazarım. Sonra da bilgisayarıma geçip gündemi takip ederim.

 

Sosyal medyayla aranız nasıl? Instagram hesabınız var; twitter ve facebook’ta da aktif misiniz?

Hepsini gayet aktif olarak kullanıyorum. Teknolojiye ayak uydurmamız lazım ama en önemlisi bilinçli kullanmak.

 

Oyun ya da filmden siz ya da oyuncularınız para kazanabiliyor mu?

Hayır. Bu zamana kadar hiç kazanmadık. Kültür Bakanlığı destekliyor ama küçük bir meblayla. O da anca masraflara gidiyor. Ben başka yerden kazandığım parayı harcıyorum tiyatro için.

 

Hangi tarlada çalışıyorsunuz sinema ve tiyatroya gelir sağlamak için?

Mevsimine göre değişiyor yavrum. Ne iş olursa yapıyoruz çünkü kendi tarlamız değil. Günlük yevmiyeyle çalışıyoruz.

 

Pek çok ödülünüz var; bu ödüller için de başvuru gibi bir dolu işlem var. Bu işleri de siz mi yapıyorsunuz?

Ben ödüller için hiç bir yere, hiçbir şekilde başvuru yapmadım.

 

Çocuklarınızla birlikte de çalışıyor musunuz?

Çocuklarım Velittin, Duygu ve Mehmet bana daima destek. Kızım Duygu asistanım. Küçük oğlum Mehmet basın danışmanım, teknik sorumlum. Onlar benim canımın içi güzel yavrum.

 

Çok güzel bir internet siteniz var. Peki onu kim yapıyor?

Küçük oğlum. Dedim ya canımın içi. Oğlum gazeteci; bütün haberlerimi ve sitemi o yönetiyor.

 

Başka illerden başvuran çok

 

Başka illerden ya da köylerden oyunlarınızda rol almak isteyen oluyor mu?

Çok oluyor yavrum. O kadar çok eğleniyoruz ki herkese terapi gibi geliyor ama maddi imkanım olmadığı için sayıyı düşük tutuyorum.

 

Bir oyun yazmaya başlıyorsunuz, oyun ya da film bitiyor. Sonra oyuncuların bulunması, metinlerin ezberi derken nasıl bir süreç geçiriyorsunuız?

Çevremdeki insanları çok iyi tanıdığım için, yazma aşamasında da yine yakınımdaki insanları yazıyorum. Gündemdeki ve canımı acıtan konuları da ekleyip yazdıklarımı oyunlaştırıyorum.

 

“İlla ben başrolde olacağım” diyen oluyor mu?

Bizde öyle başrol, son rol yok yavrum. Şimdiye kadar 50’den fazla oyuncuyla çalıştım. Biz bir aileyiz ve oyuncularımın hepsi benim kızım. Rollere gelince, baştan sona bakarak bir kere yazılanı okuyoruz ve hemen herkes kendi rolünü anlıyor zaten.

 

Çok kitap okuduğunuzu söylüyorsunuz. Kimleri okuyorsunuz?

Her türden kitap okuyorum. Ama en çok Üstün Dökmen’in kitaplarını okuyorum çünkü bütün kitaplarını ücretsiz olarak adresime gönderdi. Şimdi okuduğum kitap ise, Özlem Denizmen’in ‘Cebinde Mucize Yarat’. (Şöyle bir göz attım; para ve bütçe konusunda tavsiyeler veriyor kitap.)

 

Erkek almadım çünkü…

 

Afife Jale’yi seviyorsunuz galiba… Bunun dışında örnek aldığınız, beğendiğiniz kimler var?

Afife Jale’yi kendimle özdeşleştiriyorum. Afife Jale, ilk Müslüman kadın tiyatrocu ve o da çok zor şartlarda tiyatro yaptı. Onun hayat hikayesini okudum. Çocukluğumun hayali Fatma Girik var örnek aldığım. Onu hiç görmedim ama çok seviyorum.

 

Arslanköy nasıl bir yer?

Arslanköy, Güney Toroslar’ın zirvesinde, cennetten bir köşe diyebilirim. Yemyeşil, suyu buz gibi, doğal kar suyu. Anlayacağınız tam yaşanacak yer. Kültür, sanat ise köyümüzde çok yüksek seviyede. 40’lı, 50’li yıllarda erkekli-kadınlı tiyatro varmış ama devam etmemiş. Ben de dedikodu olur da yine devam etmez diye çok korktum. Tiyatroma da bu yüzden erkek almadım.

 

Kocasından şiddet gören kadınlarla ilgili oyunlarınızı sahnelemek zor olmadı mı? Nasıl tepkiler aldınız? Yaşadığınız en büyük hayal kırıklığı ne oldu?

İlk önce erkeklerden olumsuz tepki aldık. Başaramayacağımızı söylediler. Kadınlar ise hep güzel karşıladılar ve karşılıyorlar. Artık erkekler de, kadınlar da takdir ediyor. Yollarıma kimse gül döşemedi ama ben de bunu beklemedim zaten. Hep deve dikeni vardı. Hayal kırıklığı ise, hangi birini anlatayım? Ama ben önüme bakarım.  Bu duruma kendi aklım ve zekamla geldim. Ama beni çok destekleyenler de oldu; öncelikle 38 yıllık eşim (Ali Koçak), 3 çocuğum, Arslanköy halkı. Herkesten Allah razı olsun… Çünkü ben çağdaş, laik bir yerde yaşıyorum.

 

Karşı değilim güzel yavrum o dediklerin neyse

 

Anadolu kadınını iyi biliyorsunuz; peki sizce şehirli kadınların durumu nasıl? Bir gün onlarla ilgili bir şeyler de yapmak ister misiniz?

Ben insanlara köylü ya da şehirli diye bakmıyorum. Ama şehirde yaşamadığım için şehri bilmiyorum. Tabii ki, yapmak isterim. Herkes bana derdini anlatıyor. Özellikle havaalanında, sokakta ve otogarda. Ben de onun için diyorum ya yavrum, şiddetin köyü, şehri yok.

 

Yoga, meditasyon, rejim, glütensiz ekmek, botoks, pilates, estetik ameliyat… Bunlar sizin için neler ifade ediyor?

Benim için hiçbir şey ifade etmiyor. Hepsi bana çok uzak. Ama karşı da değilim o dediklerin neyse. İsteyen tabii ki yapsın…

 

Öleni de öldüreni de biz doğurup büyütüyoruz

 

Tiyatrodan sinemaya geçişiniz nasıl oldu?

Tiyatroyla çok büyük bir kitleye ulaşmıştım. 2005 yılında öyküsünü yazdığım ‘Yün Bebek’ tiyatroda çok ses getirdi ve filmini çekmeye karar verdim. Herkes televizyon, sinema seyrediyor; kimse tiyatroya gitmiyor. Kadınların birbirine uyguladığı şiddet çok canımı acıtıyordu. Bütün bunlar sonrasında sinema filmini çekmeye karar verdim ama öncesinde küçük roller de olsa dizi ve filmlerde oynadım. Amacım kamera arkasını gözlemlemekti. Ve sonuçta filmi çektik. Şimdi tek istediğim bu filmimizin televizyonda gösterilmesi ve daha geniş kitlelere ulaşması.

 

Yabancı basın sizden nasıl haberdar oldu biliyor musunuz?

Ben de bilmiyorum. Çünkü ben köydeyim; yabancı basından birçok kişi geldi.

 

Kadının kadına şiddetini anlatmanız çok ilginç. Peki ‘Yün Bebek’ nasıl bir film?

Yaşlı teyzeler çocukluklarında gördükleri şiddeti bana anlatırken, o anı yaşıyor, elleri ayakları titriyordu. Çevremdeki Ayşe ve Fatma teyze de kavga ediyordu. İnek, sebze ya da tavuk yüzünden… Her gün kavga. Gelin-kaynana, gelin-görümce ve ortada kalan çocuklar. Kız ve oğlan korkup pusuyor. Ben bunları çevremde gördüm ve yazdım. Yani güzel yavrum, öleni de öldüreni de biz doğurup büyütüyoruz. İstedim ki bunun özüne inilsin. Çünkü çocukluk çok önemli. Biz çocuklarımızı terbiye etmeye çalışıyoruz ama önce anne ve baba bilinçlenmeli. O yüzden ‘Yün Bebek’ yavrum. Küçük Elifler (başrol karakteri) şiddetsiz ortamda büyüsün.

 

Film için teknik ekibi nasıl buldunuz?

Bana bir başka projeden bahsetmek için gelmişlerdi. “Ben bir film çekmek istiyorum. Ama her şey benim istediğim gibi olacak…” dedim. Bana, “Yönetmeni sen olursun” dediler. “Ben yönetmenlikten anlamam, sadece benim kafamın içerisindekiler olacak” dedim. Onlar da “Bunun adına yönetmen deniyor zaten” dediler. Ama filmi çok zor şartlarda çektik.

 

Lastik ayakkabılar değil yürüdüğün yol önemli

 

Görsek takıntımızdan dertlisiniz biraz… ‘Lastik ayakkabınız değil yürüdüğünüz yol’ önemli değil mi?

Tabii ki. Ben köylü kadınıyım. Köyde doğdum, köyde yaşıyorum ve kıyafetimle de insanlara bir şeyler anlatmaya çalışıyorum. Toplumumuz olarak dış görünüşe çok fazla önem veriyoruz. Bu, sadece şu iki yıldır eskisi kadar canımı acıtmıyor çünkü artık tanınır oldum. On dakika içinde, bazılarının söylemiyle şehirli, şık bir hanımefendi olabilirim. Ama kafanın içindeki düşünceleri değiştirebilir misiniz? Mesela benim eşim bıçağa ‘suluk’ diyor. Ben bıçak diyorum. Ben bunu 38 yıldır düzeltemedim. Velhasıl kelam yavrum, kafanın içi ve düşünceler önemli.

 

Günümüz filmlerine, televizyon dünyasına bakışınız nasıl?

Ne yalan söyleyeyim güzel yavrum çok canım acıyor. Çünkü eskiden az kanal ve kaliteli programlar vardı. Şimdi millet işini gücünü bırakıp evlendirme programı izliyor.

 

Evlilik programlarına ayrı bir tepkiniz var gibi?

Aynen öyle güzel yavrum. Ben öyle şeyler görmedim, geleneklerimizde de yoktu. O işler dört duvar arasında olurdu. Şimdi saklı gizli diye bir şey kalmadı. 38 yıllık evliyim, görücü usulü evlendim. “Herkes görücü usulü evlensin” diyemem ama ekrana çıkıp o şekilde olması da hoş değil.

 

Afife Jale’nin Tiyatro Aşkı…

4040_77269-afife-balesi-14-yil-sonra-yeniden-sahnedeÇağının ötesinde bir cesaret ve kararlılıkla kendini tiyatroya adamış olan Afife Jale’nin ismini yaşatan Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri’nin, 20.cisi dün akşam yapıldı. Tiyatromuza çok katkılar sağlayan bu ödüller ilk Türk kadın tiyatro oyuncusu Afife Jale’nin akıl almaz mücadelesini, tiyatro aşkını, kısacık ömründe yaşadığı zorlukları Bilgiustam‘ın sayfasında yazar Elif Açıkgöz’ün yazısı  ile paylaşmak istedim…

1902 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Afife Jale, Türk kadının en güçlü sesidir. İlk Türk tiyatro kadın oyuncusu olan sanatçı, tiyatroya olan aşkı ile bir ilki başarmıştır. Babası Hidayet bey, annesi Methiye hanımdır. Behiye adında bir kız kardeşi ve Salah adında erkek kardeşi vardır. 1929 yılında Selahattin Pınar ile evlenmiştir. Selahattin Pınar da ünlü bir ses sanatçısıydı ve eşi için birçok eser yapmıştır. “Nereden Sevdim O Zalim Kadını” adlı şarkısı en gözde eserleri arasında yer almıştır. Fakat Afife Jale’’nin amansız hastalığı yüzünden evlilikleri çok uzun sürmedi. 1935 yılında boşanma kararı alarak ayrıldılar.

4040_161907_124601710886485_271114089_nAfife Jale, Müslüman kadınların sahnede rol yapması, oynaması günah ve yasak olan bir dönemde zoru başardı. Babası oyunculuğu hafiflik olduğunu düşündüğü için bu işi yapmasına karşıydı, fakat annesi sanatçıya hep destek olmuştur. Hüseyin Suat’ın “Yamalar” adlı oyunundan Emel adlı bir rolde oynamaya başladı. Sanatçı bu rolü, Eliza Binemeciyan adlı yabancı bir oyuncunun yurt dışına kaçması ile elde etmiş oldu. Yurt dışına kaçan oyuncunun yerine bir bayan oyuncu aranıyordu ve sınav düzenlendi. Şehir tiyatrolarına girmek için yapılan bu sınavı kazanarak “Jale” takma ismi ile sahnede yer almıştır. Ve gösterdiği üstün performans ile izleyenleri etkileyen sanatçıya, büyük alkış ve çiçekler ile destek verildi.

4040_afife_jaleFakat sanatçının mutluluğu kısa sürdü. Şehir tiyatrosu polis tarafından baskına uğradı. Sanatçı o esnada “Tatlı Sır” adlı oyunda rolünü ifşa ediyordu. Polisi gören ermeni bir oyuncu sanatçıyı bahçeye kaçırarak polisin elinden kurtardı Fakat bu baskınlar son bulmuyordu. “Odalık “adlı oyunda rolünü sahneleyen sanatçı, tekrar baskına uğradı ve yine makine odasına kaçırılarak polisin elinden kurtarıldı. Bu olaylardan sonra İç İşleri Bakanlığı devreye girdi ve Müslüman Türk Kadının sahnede rol almasını yasakladı. Ve sanatçı ilk baskınlarda kurtulsa da son baskında yakalanarak polisler tarafından götürülmüştür. Ve devletine karşı geldi, isyan çıkardı, dinine, milletine karşı çıktı düşüncesi ile hırpalanır. Babası da sanatçıyı evlatlıktan ret etmiştir. Kötü kadın olarak nitelendirmiştir. Usta oyuncu bu olumsuzlar karşısında yalnız yaşamak zorunda kaldı. Maddi ve manevi bunalıma giren sanatçı, şiddetli baş ağrıları ile de savaşmaktaydı.

4040_afife-jaleVe nihayet 1923 yılında Mustafa Kemal Atatürk, Türk kadınına sahneye çıkma yasağını ortadan kaldırdı. Ve Afife Jale özgür bir şekilde oyunculuğu yapmaya başladı. Turnelere çıkan sanatçı, birçok tiyatro mekanında rol aldı. Fakat sanatçı, yaşadığı ağrılar ve buhranlı günler neticesinde morfin bağımlısı haline gelmişti. Ve tiyatroyu bırakmak zorunda kaldı. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine yatırılarak, 39 yaşında daha hayatının baharında iken yaşama veda etmiştir.

Zorlu aşamalardan geçen ve tiyatroya olan aşkı için çaba gösteren sanatçı, idealleri uğruna hiçbir zorluktan korkmamış ve tutku ile bağlı olduğu sahnede rolünü ifşa etmiştir. Bu üstün başarısı ve sanata olan aşkı ile ün kazanan sanatçı için her yıl Afife Jale Tiyatro ödülleri düzenlenmektedir. Her yıl bu ödül töreni ile anılan sanatçı,Türk kadının bu sanata yönlenmesinde ön ayak olmuştur.

Yazar: Elif Açıkgöz

 

Afife Tiyatro Ödülleri Sahiplerini Buldu…

Bu yıl 20’ncisi düzenlenen Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri sahiplerini buldu.

Bu yıl 20’ncisi düzenlenen Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri sahiplerini buldu.

Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen törende, “Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu” ödülünüNihal Yalçın, “Yılın En Başarılı Erkek Oyuncusu” ödülünü İbrahim Selim aldı. “Yılın En Başarılı Prodüksiyonu” ödülüne, “Yanlışlıklar Komedyası” oyunu ile Bakırköy Belediye Tiyatroları layık görüldü.

Gecede ayrıca, “Muhsin Ertuğrul Özel Ödülü” Prof. Dr. Dikmen Gürün‘e, “Cevat Fehmi Başkut Özel Ödülü” Seray Şahiner‘e, “Yapı Kredi Özel Ödülü” Prof. Dr. Cevat Çapan‘a ve bu yıl ilk kez verilen “Haldun Dormen Özel Ödülü” de Zorlu Prodüksiyon’un Talimhane Tiyatrosu ile iş birliği ile sahnelediği “Yoldan Çıkan Oyun”a verildi.

Törende konuşan Yapı Kredi Sanat Danışmanı Haldun Dormen, kendisi adına verilen ödül için teşekkür ederek, “Ödülün adını ben koymadım. Her şey ama her şey çok iyiydi, herkese teşekkür ederim.” dedi.

Yapı Kredi Üst Yöneticisi (CEO) Faik Açıkalın da Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri’ni 20 yıldır düzenlemekten gurur duyduklarını aktararak, “Kültür sanat bankası unvanımıza yakışan bir duruşla, kültür ve sanatı daha görünür kılmak adına adımlar atıyoruz. Tiyatronun ise bizler için daima farklı bir yeri oldu. Muhsin Ertuğrul ile ilk özel tiyatro Küçük Sahne’nin kurulmasında, Yapı Kredi’nin imzası bulunuyor. Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri vasıtasıyla ise ‘sanatın fedaisi’ olarak tanınan ve hayatını tiyatroya adamış büyük sanatçı Afife Jale‘nin ismini yaşatıyor olmaktan büyük onur duyuyoruz.” diye konuştu.

Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri İcra Kurulu Başkanı Salih Başağa ise ödülün 20 yıllık sürecinde tiyatronun değiştiğini, geliştiğini dile getirerek, şunları söyledi:

“Büyük ustalar yerlerini gençlere bıraktı, gençler de zaman içerisinde ustalaşarak tiyatromuzu hep öteye taşıdı. Yapı Kredi olarak Türkiye Cumhuriyeti tiyatro tarihinin son 20 yılına Afife Tiyatro Ödülleri ile ne mutlu ki biz de şahitlik ettik. Tiyatromuzun en çok evrim geçirdiği, genç yeteneklerin keşfedildiği bu süreçte, bu gelişimin bir parçası olmaktan dolayı çok mutluyuz. Bugüne kadar yaptığımız her uygulamada, şeffaf olmaya önem verdik. Her zaman yeni fikir ve bakış açılarına, kapımız sonuna kadar açık bir şekilde çalıştık. Öte yandan, tiyatromuzdaki devinime ayak uydurduk. Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri’nin tiyatromuzun köklü bir geleneği haline gelmiş olması, tiyatromuzun dinamiğini dışarıya hissettiren tamamlayıcı bir unsura dönüşmesi, bize gurur veriyor.”

“Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu” ödülünü alan Nihal Yalçın, jüri üyelerine teşekkür ederek, “Mezun olalı 10 sene oldu, hiç gönlüme göre metin bulamamıştım. Bu oyunu ilk okuduğum anda oynamam gerektiğini düşündüm. Ödülümü, diğer bütün kadın adaylar için alıyorum.” dedi.

“Yılın En Başarılı Erkek Oyuncusu” ödülünün sahibi olan İbrahim Selim ise çok heyecanlı olduğunu aktardı. Sahnelerde birlikte oynadığı tüm arkadaşlarına teşekkür eden Selim, “Yönetmenime, dramaturgumuza teşekkür ediyorum. Hayattaki ilk profesyonel adımı bana attıran rahmetli Cüneyt Çalışkur hocama teşekkür ediyorum.” ifadesini kullandı.

Sanat dünyasının son bir yıl içindeki kayıplarının “Yitirdiklerimiz” başlığıyla anıldığı törende, hayatını kaybeden Üstün Akmen, Zeki Alasya, Atilla Arcan, Tomris İncer, Levent Kırca, Yılmaz Köksal, Atilla Özdemiroğlu ve Sümer Tilmaç gibi sanatçılar için sahneye beyaz güller bırakıldı.

“Afife Jale’ye Saygı Sergisi”

Törende, önceki yıllarda “Muhsin Ertuğrul Özel Ödülü” ve “Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu” ödüllerini kazanan 20 kadın sanatçının “Afife Jale” olarak kamera karşısına geçmesiyle hayat bulan “Afife Jale’ye Saygı Sergisi” de sanatseverlere sunuldu. Sergi, “afife.org” web sitesinden görülebilecek.

“20. Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri” sahipleri

Tiyatro ve sinema dünyasının ünlü isimlerinin ilgi gösterdiği gecede ödül alan isimler şöyle:

“Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu” ödülü: Nihal Yalçın (Antabus)

“Yılın En Başarılı Erkek Oyuncusu” ödülü: İbrahim Selim (Bunu Ben de Yaparım!)

“Yılın En Başarılı Prodüksiyonu” ödülü: Bakırköy Belediye Tiyatroları (Yanlışlıklar Komedyası)

“Yılın En Başarılı Yönetmeni” ödülü: İlham Yazar (Antabus)

“Yardımcı Rolde Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu” ödülü: Tuğçe Altuğ (Kabileler)

“Yardımcı Rolde Yılın En Başarılı Erkek Oyuncusu” ödülü: Ushan Çakır (Göl Kıyısı)

“Yılın En Başarılı Işık Tasarımı” ödülü: Cem Yılmazer (Kış Dönümü)

“Yılın En Başarılı Sahne Müziği” ödülü: Çiğdem Erken (12. Gece)

“Yılın En Başarılı Giysi Tasarımı” ödülü: Gamze Kuş (12. Gece)

“Yılın En Başarılı Sahne Tasarımı” ödülü: Kerem Çetinel (Yanlışlıklar Komedyası)

“Yılın En Başarılı Genç Kuşak Sanatçısı” ödülü: Ayah Ciwah (Di Tuvalete De)

Annemin Yarası…

Oynamaya başladığı ilk hafta seyrettim, ve çok beğendim…Annemin Yarası filminden bahsediyorum.Tüm kadro çok başarılı, yönetmen, kurgu, senaryo, konu hepsi çok iyi… Çok yakın tarihimizde Bosna Hersek de geçen çok acı bir olayın sinemaya aktarımı…Ne yazık ki  tüm savaşlar  hep çok acılarla dolu. Annemin Yarası da  böyle bir hikayeden yola çıkıyor.Gerçeklerin ne kadar sarsıcı boyutlara geldiği, savaş sırasında insanların ne kadar zalımleşebildiği, anlatılan bir film..annemin-yarasi-medyanoz

Filmin başarılı yönetmeni Ozan Açıktan, genç oyuncu Bora Akkaş,diğer değerli kadro arkadaşları Meryem Uzerli, Belçim Bilgin ve Ozan Güven yukarıda hep birlikte...

Sizlerle hemen paylaşmak istedim, ama bu ara yine hiç enerjim yok. Her gün yaşananlar karşısında ne kadar da güçlüyüz, korkmuyoruz, normal hayatımızı kısıtlamayacağız desek de normal enerjimiz de değiliz.Ama olmalıyız, bu vatan bize emanet edildi, biz de çocuklarımıza bırakabilmeliyiz.meryemVakit bulursanız bu çok güzel filmi seyredin, artık çok güzel, çok başarılı Türk filmleri çekiliyor…Çok başarılı oyuncularımız yönetmenlerimiz var…Ozan Güven, Meryem Uzerli, Belçim Bilgin, Okan Yalabık ve Bora Akkaş hepsi ayrı ayrı başarılı…Yönetmen Ozan Açıktan’ı da tüm oyuncuları da ekibi de kutluyorum… Film gibi film olmuş… İnşallah yurt dışında da bizi temsil eder, şansı olur…

291361

Filmin kısa öyküsüne gelince; Salih on sekiz yaşına geldiğinde  kayıp ailesini bulmak üzere kaldığı yetimhaneyi terk eder, yetimhane müdürünün verdiği bilgilerle önce annesine ulaşır, ama annesi bile gerçeği bilmemektedir. Sonra  babasını ararken bir çiftlikte işe başlar. Hiç beklemediği bir anda hayalindeki yuvayı bulmuştur. Ama ilerleyen dakikalarda heyecan ve tansiyon yükseldikçe yeni sırlar da su üstüne çıkar. Salih geçmişinden kurtulup bu yuvada mutlu olabilecek midir? Soluk soluğa izlenecek Annemin Yarası, Salih’in peşinde umudun izini sürüyor.Çekimleri, Sırbistan, Bosna Hersek, Hırvatistan ve Türkiye’de yapılan ‘ Annemin Yarası’ başrollerini Ozan Güven, Meryem Uzerli, Belçim Bilgin, Okan Yalabık ve Bora Akkaş’ın paylaştığı Bosnalı Salih’in anne ve babasını arayış hikayesini anlatıyor.

Filmin yapımcılığını BKM üstlenmiş, bu ara onların da çok iyi filmlerini arka arkaya izledim. Yolları açık olsun…

 

 

Las Vegas Mucizesi… “Bugsy” nin hayatı

Stajyer…The İntern

Bu akşam keyifli saatler geçirten çok hoş bir film seyrettim. Romantik komedi kapsamında her zaman çok güzel filmler yapan Nancy Meyers yapımı bir film.The-intern-film-premiere-stream Tabii her zamanki gibi güçlü ekip, güçlü isimler…Nancy Meyers hep gişe garantili parlak Hollywood yıldızları ile çalışıyor.Bu filmde de Robert De Niro Anne Hathaway ve Rene Russo var. Meyers filmlerinde genellikle  hem senarist, hem yapımcı, hem de yönetmenlik yapan ender insanlardan.

3000

İntern’in öyküsüne gelince…

Başarılı bir şirketin sahibi olan Jules Ostin, çalışanlarındn birinin tavsiyesiyle yeni bir stajyer programı başlatır. Biraz yaşını almış insanlara yönelik olan bu deneysel programa ilk başlayan kişi ise 70 yaşındaki Ben Whittaker olur. Şirketin genç kadrosunun yaş ortalamasını bir hayli yükselten Whittaker ile yanında çalıştığı Ostin arasında zamanla iş ilişkisi sağlam bir dostluğa dönüşecektir.intern

Eşini kaybedişi ve emekli oluşuyla birlikte ‘işe yaramadığını hissettiği’ bir yaşam döngüsüne giren Ben’in, ‘bir işin ucundan tutmak’ konusunda ister, İnternet üzerinden elbise satmakta olan popüler bir e-ticaret sitesinin sosyal sorumluluk projesi olarak okunabilecek ‘yaşlı stajerler arıyoruz’ ilanı kendisi için biçilmiş kaftan olur. İçindeki enerji hala sönmemiş Ben başvuru için çektiği keyifli video ile işi kaparken, yanına verildiği şirket sahibi Jules ise durumdan bir haberdir. Dört başı mamur işkolik Jules, ilk etapta ‘ayağının altında dolaşması muhtemel’ Ben’e ön yargı ile yaklaşsa da kariyeri boyunca önemli işler yürütmüş yaşlı adamın hem profesyonel anlamında hem de birebir ilişkilerde kendisini ispatlaması uzun sürmez.Tam da günümüz de yaşanılan bir çok olayları çok iyi işlemiş Meyers…

Eski kuşak Ben, teknolojinin tüm nimetlerinden faydalanılan yeni iş yerine alışma aşamasında hem kendi öğreniyor hem de etrafındaki gençlere ilham kaynağı oluyor. Sosyal yönden girişkenliği sayesinde sevilen simaya dönüşmesi inandırıcılık problemi yaşatmazken, Jules’la ağır adımlarla ilerlediği ast/üst ilişkisi dostluk sularına doğru şekil değiştiriyor. Bunda kafasını bilgisayarından ya da akıllı telefonundan kaldıramasa da snobluktan çok uzak bir karakter olan Jules’un da payı büyük elbette. İki iyi insanın yolu kesişiyor.

De Niro ve Hathaway çok başarılılar, sadece onlar için bile seyredilebilir film. Günümüzün iş dünyası, bu dünyaya bir kuşak öncesinin bile çok yabancı kalması, başarılı iş kadının ev aile sorunları… ama sonunda uzlaştırıcı bir noktada Jules ile Ben’in birbirlerini anlayabilmeleri.. Her Meyers filmi gibi keyifli vakit geçirten, harika oyuncularla destekli güzel bir film..Bu kadar Meyers dedikten sonra bir Nancy Meyers filmleri listesi eklemek istedim. Film ile ilgili çok güzel bir yazıyı da Selma Yalaman Serger yazmış, Ben önce filmi seyredin sonra da Selma Yalaman Serger‘i okuyun isterim. Çok daha keyifli olacak eminim.

Bir Kadın Yönetmenin Gözünden Yeni İş Hayatı, Başarılı Kadın ve Nesil Farkı…Selma Yalaman Serger

Filmography[edit]

Year Film Credited as Notes
Director Producer Writer
1980 Private Benjamin Yes Yes Writers Guild of America Award for Best Original Screenplay
Nominated – Academy Award for Best Writing (Screenplay Written Directly for the Screen)
1984 Irreconcilable Differences Yes
Protocol Yes
1987 Baby Boom Yes Yes Nominated – Golden Globe Award for Best Motion Picture – Musical or Comedy
1991 Father of the Bride Yes Yes
1992 Once Upon a Crime Yes
1994 I Love Trouble Yes Yes
1995 Father of the Bride Part II Yes Yes
1998 The Parent Trap Yes Yes Nominated – Young Artist Award for Best Family Feature – Comedy
2000 What Women Want Yes Yes
2003 Something’s Gotta Give Yes Yes Yes
2006 The Holiday Yes Yes Yes
2009 It’s Complicated Yes Yes Yes Nominated – Broadcast Film Critics Association Award for Best Comedy Film
Nominated – Golden Globe Award for Best Motion Picture – Musical or Comedy
Nominated – Golden Globe Award for Best Screenplay
Nominated – Satellite Award for Best Film – Musical or Comedy
2015 The Intern Yes Yes Yes