Peillon’da Çok Özel Bir Gün…

İki senedir yazmaya fırsat bulamadığım, Peillon anılarımı bu gün arkadaşlarımla sohbette, hatırlayıp konuşunca artık bir an önce yazmalıyım, dedim. İki sene önce Cote D’azur tatilimizde sevgili yol arkadaşlarımız, gezimize   çok güzel bir sürpriz program eklemişlerdi. Nice’e 20 dakika mesafede tepelerde, ortaçağdan beri bozulmadan kalmış tam bir provance  köyü;  Peillon’da çok özel bir gurme restoran ve otelde kaldık…40123744Anayoldan Nice’e girmeden Peillon’a giden yola saptığımız  andan itibaren heyecanlıydık. Çünkü otelin, köyün fotoğraflarını görmüştük, ve tepeye çıkan yol muhteşemdi. Tek arabanın zorla döne döne çıkabildiği yol, üstelik çift yönlüydü. Zirvedeki köy yolunda aslında muhteşem manzaraya  bakmak, şaşırtıcı olduğu kadar ürkütücü, ve yükseklik korkusu olanların bakamayacağı kadar da dikti…Yolumuzun üstünde muhteşem bir provance köyü, ve köyün gürme otelinde bir gün geçirmek gerçekten çok hoş bir programdı…Köy de 1600 yıllarından kalma evler, ve tepede bir kilise vardı.Hiç biri bozulmadan; günümüzde de kullanılır halde idi.  Araba yolu ne kadar dik ve dar ise, köyün içinde yürüyerek çıkılan yollar da daha dik ve dardı…demeureOtelimiz köyün girişinde , köye  bakan odaları ve restoranı  ile çok güzeldi. Oradaki çoğu yer gibi bu güzel oteli işletenler, ve de aynı zamanda otelin ahçıları bir baba oğul olduğunu otele vardıktan sonra öğrendik. Oteli keşfedip, odalarımızda biraz istirahat ettikten sonra heyecanla akşam yemeği için restorana indik. Çok şık, sıcak samimi kendini bir evde konukmuş gibi hissettiren ve yöreye uygun döşenmiş odalar ve otel gibi restoranda çok sevimli ve güzel döşenmişti. Ortada sadece siparişlerimiz için bize bilgi veren, menüleri anlatan şef garson ve yardımcıları vardı. Usta ahçılarımızı henüz görmemiştik, ve oldukça merak ediyorduk…

İşte başarılı baba oğul ahçılarımız Christian & Thomas Millo

IMG_5704 Özellikle ben…Böyle sıcak samimi bir yerde sanki menüleri ahçılarımızdan dinlesek daha iyi olurdu diye içimden geçirdim, ama böyle de daha merak uyandırdıkları kesindi.ph2 Provance mutfağının tüm özelliklerini yöresel ot, sebze ve av hayvanlarını kullanarak, mevsime göre değişen menüler ile nasıl hazırladıklarını şefimiz anlattı. Her gün, her hafta aynı menüyü bulmak mümkün olmuyormuş… Olması gerektiği gibi…Provance mutfağında hem İtalyan hem Fransız mutfaklarının etkisi var. Uzun yıllar Fransızlar ve İtalyanlar bu bölgede beraber yaşamışlar. Sonradan ayrılsalar da hala bu bölgede yaşayan İtalyan aileler mevcut.. Ayrıca provance kültüründe Fransızlar kadar etkileri var…Bölgede bol bol şarapçılık yapılıyor, üzüm kadar, elma ve erik şarapları da çok ünlü, lezzetli ve farklı..IMG_5701

Yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz;  kabak çiçeği mücveri diyebileceğimiz, otlar, patlıcan ve domatesle yapılmış biraz bizim  mücverimize  benzeyen, üzerine file badem de ilave edilmiş çok güzel çeşitlerden biriydi.

Bölgede bizim menümüzde de olan kuzey Afrika orjinli yabani tavukları berçleri de önemli yer alıyor… Bizim yabani tavuğumuzun  (berç) yanında kiraz ve bazı kök sebzeler vardı.. Pişirilirken şarap da ilave edilmişti.Otlar sebzeler bizim akdeniz mutfağımızı andırıyor, ama yine farklılıklar da çok..Biz de otlar daha çok kavrulup, sotelenip daha sade yeniyor, onlarda daha mücver gibi, ya da sebzeli kiş gibi benzetmeler yapacağım çeşitler vardı. Başlangıç olarak seçilen kızarmış soğanlı minik ekmeklerin yanında  kendi bahçelerinin portakal şarabı ikram edildi…  Her yemeğe de yörenin meyvelerinden yapılan  farklı şarap eşlik etti.  IMG_5632IMG_5633Aslında tüm yediklerimiz içtiklerimiz ya kendi bahçelerinin ya da köyde  yetiştirilen taze  üretimlerdi…Bizim Polonez Köy otelleri de eskiden böyle menüler ile misafirlerini ağırlardı, son zamanlarda gitmediğim için bilmiyorum…İşte böyle güzel bir masada çok keyifli; seçimlerimizi tadalım diye başlayıp kendimizi alamayıp çok yedik tabii. Yemeğin sonunda yediğimiz tatlımız, annelerimizin çocukken yaptığı vişneli ekmeklere benziyordu… Hep bize ev gibi hissettiren otelimizin ve restoranımızın ahçıları ile tanışmayı bekledik, ama akşam yemeğinde değil ertesi sabah kahvaltıda buluşup sohbet etme fırsatımız oldu. Sabah da yine yöresel lezzetlerle donatılmış kahvaltımızı bahçede yapıp bu güzel köyü gezmeye çıktık…Auberge de la Madone‘da çok keyifli bir gece ve gün geçirdik… Hiç unutamayacağımız anılarımız oldu… Teşekkürler Raffi, teşekkürler Arlet… iyiki varsınız…iyiki arkadaşımızsınız…Yolunuz o bölgeye düşerse belki sizde bu güzel otel ve başarılı ahçıları ile tanışmak istersiniz… Sevgiler,sevgiler…

 

More Cafe Pansiyon..

Büyükada’da evimin çok yakınınında çok sıcak, sanki davet eden çağıran mini pansiyon kafe var.. Önünden geçerken de içeriden çok güzel müzik sesleri geliyor.Tabelası güzel, bahçe güzel, müzik güzel, ben de yürüyüş yaparken dayanamadım, içeri girdim, ve sonunda mekanın sahibi, genç karı koca mimar çiftle tanıştım. Deniz ve Hüseyin Bozkurt…Çok güler yüzlü ve misafirperverler….. Yerlerini açalı üç sene olmuş. Hem mimarlık yapıyorlar, hem kafelerini pansiyonlarını işletiyorlar..Ada da  restorasyon işleri yapıyorlarmış, önce kendi yerlerini kiralayıp, biraz da ilk işleri ve örnek olarak restore etmişler, sonrada mini misafir evi ve kafe olarak çalıştırmaya başlamışlar.. 13240749_10154452314419311_3758725193118120838_nMore Cafe Pansiyon yaz kış açık, Deniz ile Hüseyin de  ada da yaşıyorlarmış. İşlerine yakın evleri varmış.Deniz’in  adalı olan anneleri de onlara yardımcı oluyormuş. O da kahvaltı servisleri var. Minik bahçeli yedi odalı çok şirin bir yer.. More Cafe & Pansiyon’un içi de yansıttığı dönem gibi döşenmiş… Ayrıca Deniz pasta, kek kurslarına gidip diploma almış, güzel pastalar, kekler yapıyor..Adayı çok seviyorlar, adayı yaşatmak istiyorlar, sonunda da hem idealleri, hem mesleklerini yapabilmek için de turizmci oluyorlar. Hiç bilmedikleri bir işte başarılı olmaya çalışıyorlar. Nasıl güzel bir yol seçmişler. Deniz ayrıca İTÜ mimarlık  tezi olarak da Heybeliada Rum İlkokulunun restorasyon projesini  yapıyor. Vakıf onaylarsa  projeyi kullanacakmış. İki genç pırıl pırıl insan, ada için, adayı yaşatmak için ne güzel bir uğraş başlatmışlar… Sevdikleri yerde yaşıyorlar, uğraşıyorlar, mesleklerini yapıyorlar, ve ikinci bir işi de en iyisi ile yapmaya çalışıyorlar.13254521_10154452311134311_7453628553313408525_n Özellikle yazın ve hafta sonları yoğun olan adada kışın da diğer işlerinine ağırlık  vererek iş ve yaşam dengesi kurmuşlar. Ayrıca mekanda yaz kış yoga dersleri veren bir karı koca ile de anlaşmışlar. Çok tatlı da bir köpekleri var. Çoğu köpeği olan arkadaşım böyle bir tatile giderken hep köpekleri nereye bırakırız sorunu yaşıyorlar. Burada ona da uygun koşullar hazırlanmış. Güzel değil mi? Deniz ve Hüseyin ile tanışınca anladım ki dışarıdan göründüğü kadar şeker, güzel bir yer… İçi dışa yansımış…Bu güzel mekanı, idealist mimar girişimci çifti sizlerle de paylaşmak istedim. Belki bir hafta sonu uğrarsınız.. Ya da hafta arası olabilir, bir iki gün işlere  ara verip adada olmaya ne dersiniz?13254047_10154452310689311_5210562872256457250_n
Girişimci olmak, esnaf olmak zor, daha zoru da kurulan işi yürütmek… Şu günlerde hele, çoğu sektörde kriz var. Özellikle turizm sektörü çok zor da…Büyükada’da  hareketli günler başlamasına rağmen esnaf memnun değil, bu sene zor geçecek diyorlar… Ada da yaşayıp dolaştıkça, esnaf ile tanıştıkça görüyorum ki herkes farklı çözümler bulmuş... Adanın yazı baharı güzel ama kışı da var. Aslında kış çok daha güzel bence… Yine rastladığım güzel bir örnek…. Fotoğrafçı ararken, bulduk. Fotoğrafçı,  Bijuterci ve Change Ofice bir arada bir  yere gönderildik. Gene gencecik insanlar,talepleri karşılamaya çalışıyorlar. İskelenin ünlü kitapçısı aynı zamanda, hediyelik eşya satıyor, saat pili değiştiriyor, gibi…Herkese kolay gelsin rastgelsin, sevgiler… iyi haftalar..

 

Emar Çektirmekten Korkuyor musunuz?

Senelerdir Emara girememe korkusu yaşadım. Çünkü kapalı yerlerde kalamama korkum var. 5 sene önce ilk emar çektirmem gerektiğinde o seneler sayılı olan açık emar görüntüleme merkezlerini aradık. Onda bile zorlandım.. Sonuçta da netice iyi çıkmadı. Birkaç ay önce bir arkadaşımın emar çekimlerinde yanında bulundum ve kendime bir gün benim de başıma gelecek ve Meral, şimdiden kendini hazırla, gözünü kapat dualarını oku, bitene kadar da gözünü açma diye nasihat ettim. Sonun da o gün geldi, ve bu hafta; emara girmem gerektiğinde doktorum başından açık emar olmaz. Mutlaka kapalı emar çektireceksin uyarısı yaptı..Evet artık yapılacak bir şey kalmamıştı… Nasihatımı tutacak, gözümü kapayacak girecektim. Olabildiğince soğuk kanlı odaya girdim…O çok korktuğum, aletin içine yatmam için hazırlıklar başladı.. Sonra da her şey hazır olunca ben gözlerimi kapadım ve içeri yollandım. 20101008_105734_rH2qSCQATISon derece sakindim. Bunda  belki de son sekiz aydır yaptığım, doğru nefes alma tekniklerinin de faydası vardı. İçeri girip alet çalışmaya başlayınca da kendimi iyi hissettim. Çünkü son derece havadardı. Hiç nefes problemim yoktu. Sonra yavaş, yavaş merakla gözlerimi açtım…Gördüm kü, dışarıdan bakıldığı gibi ürkütücü değil, karanlık değil, yattığım yer rahat.. Sonuna kadar bu rahatlıkla da devam etti, süreç kolaylıkla geçti bitti. Senelerdir çektiğim korkular çok yersizmiş…Bunu hemen paylaşmak istedim… Çünkü çevremde benim gibi çok korkanlar, kaçanlar var. Evet benim gibi hissedenlere özellikle anlatmak istedim. Dışarıdan göründüğü gibi değil, son derece rahat, havadar, ve kolay olan birişlem… Hiç gözünüzde büyütmeyin. Önce kendinizi hazırlayın. Girince zaten kolay… Günümüz de emarsız hayat yok, bir vesileyle hemen hemen herkes bu aletle tanışıyor, bana güvenin, hiç korkulduğu gibi değilmiş…Sevgiler, sevgiler…

Çiriş Otu ve Hindiba…

Hep mevsiminde bol, bol  sebze pişirip yemeği çok severim.Ama son yıllara kadar otları bildiğim söylenemezdi,  duyardım, rastladığımda tadardım ama kendim alıp pişirmezdim… Çünkü otlara ulaşmak için pazarlara gitmek lazım… Pazar da da otları getirenleri bulmak, zamanına mevsimine göre sormak, istemek almak lazım… Önce de bu otları yöresine göre bilmek lazım… Şimdi yavaş yavaş duyduklarımı arıyorum, alıyorum, ve pişiriyorum…Ya da pazarda değişik bir şey gördüğümde nedir, nasıl pişer soruyorum, öğreniyorum ve deniyorum… Annem baharda, kırlarda, hindiba toplayıp salata yapardı, hatırlıyorum…Onun için bitkiyi de tanıyorum, lezzetini de biliyorum. İnternettten nedir diye bakınca da diğer otlar gibi , çok özel  faydaları olduğunu gördüm… Özellikle benim gibi, eklem romatizması hastasıysanız, hemen hindiba görünce alın diyorum. Annem sirkeli zeytinyağlı  salatasını yapardı… Çok kolay, çayını da yapabilirmişiz. Aşağıda Faydalı Bitki Tedavisi Sayfasından faydalarını paylaştım… Şimdi de  iki gece  önce ilk kez duyduğum ve yediğim, çok beğendiğim, yeni keşfim çiriş’i anlatacağım, tabii onun faydalarını da…13177064_10154425717634311_5952524514795061641_n

Arkadaşlarımızla beraber yemekler yapıp toplandığımız çok güzel akşamlardan birinde, canım arkadaşım Esen çiriş pişirip getirdi, o da Göztepe pazarından almış. Zeytinyağlı pırasa pişirir gibi, biraz bulgurlu ve havuçlu pişirmiş… Tadı da şekli oldukça pırasaya benzeyen, çok lezzetli çiriş otuyla ilgili bilgileri ve faydalarını ve bilinen yemek tariflerini organik.com’un sayfasından aşağıda paylaştım…Hem lezzeti, hem faydaları için mevsiminde çiriş otu yemeyi ihmal etmeyin…

Çiriş Otu Bitkisinin yaprakları pırasa yaprağına benzer.Ancak pırasaya nazaran oldukça küçük boyuttadır ve çoğu yörede yabani pırasa, güllük diye adlandırılır. Çeşitli yörelerde iklim ve yükselti değişimlerine göre Nisan ve Temmuz arası gibi çiçek açmaktadır.

Çiriş Otu Nerede Yetişir?

Türkiye’nin hemen her yöresinde yetişir. Doğu ve Güney doğu Anadolu ile Ege ve Akdenizde çiriş otu bolca yetişmekte ve bilinmektedir. Çiriş otunun tadı oldukça lezzetlidir ve yemekleri et tadı vermektedir. Bu değerli bitkinin pek çok faydaları vardır ancak kadınlara daha faydalı olduğu söylenir. Bazı yörelerde çiriş otunun her derde deva olduğuna inanılmaktadır.

Çiriş Otu Saçkırana İyi Geliyor

Halk Geleneğinde çiriş otunun faydaları arasında basura ve regl düzensizliklerine iyi geldiği söylenmektedir. Çiriş Otunun ayrıca vücuttaki ağrıları dindirdiği, idrar söktüğü, mesane taşlarına etki ettiği ve cinsel gücü büyük oranda arttırdığı söylenir, sirke ile kaynatılmış çiçek ve yapraklarının akrep ve yılan sokmalarında faydalı olduğu söylenmiştir. Çiriş otu aynı zamanda mükemmel bir C vitamini kaynağıdır. Bunların yanında çiriş otunun saçkıran hastalığına ve egzemaya iyi geldiği söylenir.

Ancak bilimsel olarak çiriş otunun faydaları üzerinde kapsamlı bir bilimsel ve tıbbi çalışma yapılmadığından bu milli servetimizin değeri tam anlaşılamamıştır.

Çiriş Otunun Fiyatı: Nisan ayında sezonu başlayan çiriş otunun fiyatı kilosu 3 ila 10 TL arasında mevsimine  ve yerine göre değişmektedir. O muhteşem tadına nazaran fiyatı çok çok ucuzdur. Çiriş Otu; otlu peyniryapımında da kullanılır bunun yanında yaprakları İtalya’da “Rignano Garganico” peyniri üretiminde kullanılmaktadır.

Çiriş Otu Yemekleri ve Tarifleri

Zeytinyağlı Çiriş Otu Yemeği

Malzemeler:

1 kg çiriş otu

6 yemek kaşığı zeytinyağı,

2 tane orta boy soğan

Bir diş sarımsak,

2 kaşık salça ( Tercihen ) 1 kaşık domates+ 1 kaşık biber salçası

Yarım çay bardağı kalın bulgur,

Çok az tuz

İsteğe göre; biberiye, pul biber veya karabiber

 

  • Tencereye yağı koyup üzerine soğanları küp küp doğrayarak ekliyoruz ve doğranmış sarımsakları da ekleyip karışımı pembeleşene kadar pişiriyoruz.
  • Sotelenen soğan ve sarımsağın üzerine ekleyerek salçaları biraz kavuralım.
  • Çirişleri doğrayıp tencereye ekliyoruz ve üstünü çok az geçecek kadar su ilave edip bulguru da kattıktan sonra, isteğe göre az tuz atıyoruz. Kısık ateşte yaklaşık yarım saat boyunca pişiriyoruz.
  • Bulgurlar pişince yemek hazır demektir. İsteğe göre baharatları katıp 10-15 dakika dinlendiriyoruz.

Çiriş Otu Kavurması ( Güllük Kavurması ) 

Bu tarifte üç ayrı yemeğin pratik uygulanmasını göstereceğiz

+ Sade Çiriş Otu Kavurması

+ Yumurtalı Çiriş Otu Kavurması

+ Kıymalı Çiriş Otu Kavurması

( 3 Kişilik )

Çiriş Otu Kavurması Tarifi ( Sade )

Yapılışı:  Bir kg Çiriş Otu’nu iyice temizleyip doğruyoruz ve tencerenin içine koyuyoruz. İçerisine az miktarda tuz atıyoruz ve ot hizasına kadar su ekleyip kaynamaya bırakıyoruz. Kaynama başladıktan sonra 15-20 dakika kadar kısık ateşte haşlıyoruz. Haşlandıktan sonra 5 dakika bekleyip sonra iyice süzüyoruz. Başka bir tavaya 1-1,5 çay bardağı zeytinyağı ekleyip üzerine haşlanmış çiriş otunu ve isteğe göre baharatları ekleyerek 10 dakika kadar orta ateşte kavuruyoruz.

Dilerseniz, kavurma işlemi sonunda 3-4 adet yumurta ile yapabilirsiniz.

Kıymalı isterseniz, ayrı bir tavada kıymaları kavurup hazır edin ve cirit otunu haşlayıp süzdükten sonra kıyma ile aynı tencereye koyun ve 1 bardak zeytinyağı ekleyip 10 dakika birlikte kavurun.

Çiriş Otu Böreği: Çiriş otunu ister haşlayarak isterse çiğ olarak hazırlayıp, yufka içerisine tercihe göre kıyma ile veya sade olarak koyup yapabilirsiniz. Çiriş Otu ile börek tarifi, ıspanaklı börek ile aynıdır.

Çiriş Otu Salatası:   Çirişleri ayıklanıp  iyice yıkanır. Kaynayan su içine çirişler atılarak hafif yumuşayana kadar haşlanır. Soğuk sudan geçirilip süzülür. Bir kap içerisine sızma zeytin yağı ve limon ilave edilir. Sarımsak bir miktar dövülerek eklenir. Karışım üzerine çirişler eklenir ve iyice karıştırılır. İsteğe göre biraz yoğurtla birlikte servis yapılır.

Afiyet olsun

Hindiba Faydaları Nelerdir?

Baharat özelliği ile iştah açar. Sindirim sistemine de etki ederek hazmı kolaylaştırır. Romatizma kaynaklı kemik ağrıları için de büyük fayda sağlar. Bu tedavi yöntemi için ilkbahar aylarında uygun şekilde kullanılabilir. Ağrıların geçmesi için uzun süre ve düzenli bir şekilde kullanılmalıdır. Düzenli şekilde kullanıldığında ağrılar azalır ve kemiklerdeki hareket kabiliyeti artar. Yaşlanmayı yavaşlatarak kırışıklıkları önlemeye yardım eder. Egzama gibi cilt hastalıklarına ve deri kaşıntılarına iyi gelir. Ciltte oluşan sivilce yada akneler için bu şifalı bitkinin suyu sıkılarak sürülebilir. Saçları kuvvetlendirir. Mide rahatsızlıklarına fayda sağlar.

Kara hindibaBu şifalı bitki, bostan hindibası, güneyik gibi yöresel isimlerle de anılır ve vücut için birçok faydası vardır. Bitkinin bilinen ve en etkili özelliklerinden biri karaciğere çok faydalı olmasıdır. Karaciğerinizin sağlıklı olması ve karaciğer hastalıklarının önlenmesi için mutlaka tüketilmelisiniz. Eski zamanlarda bile karaciğeri toksinlerden arındırdığı ve kanı mikroplardan kurtardığı düşünülüyordu. Halsizliği yok edici, ateş düşürücü, direnç arttırıcı özellikleri de bulunan bu şifalı ve faydalı bitki ile safra kesesini hastalıklara karşı korumak da mümkündür. Dişlere de fayda sağlar. Kalbe iyi gelir.

Ayrıca şeker hastalarının da hindiba sapları yiyerek şifa bulması olasıdır. Şeker hastalığı genellikle birçok kişinin korkulu rüyasıdır. Fakat artık düzenli olarak hindiba tüketimi sayesinde şeker hastalığının zararlı etkisinden kurtulabilirsiniz. Sindirim sisteminizi düzenleyici etkisi de bulunur. Kabızlığı giderir. Bağırsakları yumuşatıcı, hazmı kolaylaştırıcı, idrar ve gaz söktürücü bu şifalı bitki sizi sindirim sorunlarından kurtulabilir ve rahat bir nefes alabilirsiniz. Göyhek olarak da isimlendirilir.

Diğer bir faydası da safra kesesi taşlarınızın büyümesini önlemesidir. Hatta eski zamanlarda Mısır’da karaciğer ve safra kesesi hastalıklarına karşı kullanılıyormuş. Safra kesesi taşı oluşması engellenir, eğer varsa da büyümesi önlenir. Gut hastalığının çaresini de bu şifalı bitkide bulabilirsiniz. Adet dönemi ağrılı geçen yada regl döneminde gergin olan bayanlara da fayda sağlar. Adet döneminin ağrılı geçmesini önler, gerginliği engeller. Menopoz döneminde de rahatlık verir. Nefes darlığı ve göğüs hastalıklarına da iyi gelir.

Hindiba faydaları

Hindibanın, kahve yerine kullanılması da bize sinir sistemini uyarıcı ve uyku açıcı özelliği olduğunu göstermektedir. Pankreas salgılarını da uyarır. Vücudunuzdaki glikoz miktarını da ayarlamaya yardım eder. Kolesterole de iyi gelen hindiba ile birçok hastalığınıza şifa bulabilirsiniz.

Hindiba Çayı Nasıl Yapılır?

Bu şifalı bitkiyi nasıl tüketeceğiniz de oldukça önemlidir. 2 tatlı kaşığı kurutulmuş hindiba kökleri alınır ve cezveye konur. Üzerine 1 bardak su eklenir ve kaynatılır. Kaynadıktan sonra ocağın altı kapatılır ve 5 dakika kadar bu şekilde demlenmeye bırakılır. Süzülerek yemeklerden önce içilir.

Hindiba Salatası Nasıl Yapılır?

Hindiba salata yapılarak da tüketilebilir. Hindibalar güzelce ayıklanır ve yıkanır. Diğer salataları yaptığınız gibi bu bitkiyi de sirkeli suda 3-5 dakika kadar bekleterek güzelce temizleyebilirsiniz. Marul doğrar şekilde doğrayın. Üzerine salata şeklinde zeytinyağı dökülüp limon sıkılarak yenilebilir.

Ebru Şinik İle Mayıs Ayı Detoksları

Sevgili Ebru Şinik‘i çok severek okuyorum… Bloguna webine girdiğimde, zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorum… Nefes çalışmalarına başlayıp, faydasını da gördükten sonra özellikle daha sıkı takipçisi oldum. Bu ay blogunda, yine günümüzün merak edilen konularından birini anlatmış… Evet bu ara bir detoks sevdası çok yoğun.. Detoks deyince anlaşılanlar biraz farklı.. Ebru da bu konuda düşündüklerini ve bilgilerini paylaşmış ve yeni bir trendi anlatmış… Nasıl mı? Sizler için paylaştım.. Okuyunca göreceksiniz… Ebru’nun anlattığı yeni trend souping’i  de senelerdir ben de keyifle yapıyorum ve öneriyorum… Özellikle sebze çorbaları bol baharatlı, mevsim sebzeleri ile, ya da mercimek çorbası, yine zencefil, karabiber, havuç, soğan sarımsak ilavesi ile her mevsim harika oluyor Teşekkürler sevgili Ebru… Sevgiler, güzel sağlıklı haftalar…

SOUPİNG YENİ TREND

Souping Detoks

Ohh, bu yeni trendi duyunca gerçekten içim rahatladı ve ferahladı! Neden mi? Çünkü insanlar detoks yapmanın sadece Juicing’den, yani meyve ve sebze sularının sıkılarak, soğuk olarak tüketilmesinden ibaret zannetmeye başlamışlardı bir kaç yıldır…

Detoks ve Soğuk Gıda Tüketimi, asla birbiri ile uyumlu olmayan iki süreç… Çünkü insanoğlu fizyolojisinin temeli belli. Tüm sistemimiz agni ateşi üzerinde çalışıyor. Yani Hazım Ateşi! Hazım Ateşi sadece sindirim sistemimizi değil, hücresel ve dokusal seviyelerde de tüm duyularımızla algıladıklarımızı metabolize etmekle yükümlü. Yani midemizde sadece yediklerimiz sindirilmiyor, gün boyunca 5 duyumuzla algılayarak akıl kovasına doldurduğumuz herşey bu metabolik ateş sayesinde ya güzelce hazmedilerek artık gıda, duygu ve düşünceler tahliye ediliyor, ya da hazımsızlık yaşanıyor ve bunlar bedende toksik maddeye dönüşüyor.

Peki ben salt Juicing’i neden hiç desteklemedim? Çünkü;

1. Çoğu sıkma işlemi yapan makinalarda, Juicing esnasında meyve ve sebzelerin lifleri kaybolmaktadır .

DOĞRUSU: Halbuki sindirim sisteminin sağlıklı çalışabilmesi için o liflere ihtiyacı var.

2. Sebze ve Meyve Suları sıkılarak soğuk olarak tüketilmektedir.

DOĞRUSU: Sindirim Sistemi soğuğu sevmez, hatta beden ısısından daha soğuk bir gıda maddesi tüketildiğinde, mideye inen o madde beden ısısına getirilene kadar mide salgıları minimum düzeye iner, sindirim sisstemi tüm dikkatini ve enerjisini  mideye inen soğuk gıdayı sindirebilmek üzere ihtiyacı olan ısıya getirmeye çalışır. Eğer çok sık soğuk sıvılar tüketiyorsanız, sindirim sisteminizde ciddi sorun var demektir. Amerikan halkının obezite probleminin büyük bir yüzdesinin gün boyunca buzlu olarak tükettikleri sıvılar olduğu bilinmektedir.

3. Sıvı Detoks Programları içerisinde yüksek kalitede protein bulundurulamıyor.

DOĞRUSU:   Toksinlerden arınmak oldukça karmaşık bir  süreçtir.  Bu süreç esnasında beden bir dizi vitamin, mineral ve diğer besin gruplarından faydalanır . Proteinden elde edilen amino asit’ler ve enzimler , karaciğer detoksunun gerçekleşebilmesi için gerekli  bileşenlerdir.

Salt Juicing programları fizyolojinin bu ihtiyaçlarını karşılayamaz. Sonuç halsizlik, baş ağrıları, ciltte sivilcelenmeler, sindirim sistemi düzensizlikleri, bağışıklık sisteminin zayıflaması vb. çoğunlukla ciddi yan etkiler yaşanır. Uyguladığınız detoks programının yağ depolarınızdaki toksinleri  kan dolaşım sisteminize doğru hareket ettirerek belirgin problemlere neden olmaması, tam tersine metabolizmanızı toksinlerden temizlemesi gerekir. O yüzden börülce, kurufasulye, nohut, mercimek, fındık, ceviz, badem, bakla, barbunya gibi yüksek kalitede bitkisel protein kaynakları detoks sürecinin olmazsa olmazlarıdır. Oysa Juicing programları neticesinde yaşanan ani kilo verme esnasında  hücresel sıvılar ve muhtelif bezlerde saklanmış ve depolanmış olan toksinler, bedende serbestçe dolaşıma çıkar ve bu tarz programlar esnasında tüketilen sıvıların besleyici nitelikleri, bedenin detoksifikasyon sisteminin çalışmasını destekleyecek miktarda değildir. Yani beden tam tersine normalden çok daha fazla toksin yüklenmiş bir noktaya doğru sürüklenir ve halsizlik, bitkinlik, vücudun belli  bölgelerinde ağrılar gibi semptomlar ortaya çıkar ve yaşam enerjisi tek kelime ile söner.

4. Juicing çiğ beslenmeyi teşvik ediyor.

DOĞRUSU: Her insanın bünye tipi ve sindirim sistemi özellikleri farklıdır. Her bünye tipi çiğ beslenmeyi tolere edemez. Mesela Ayurvedik Beden Tiplerinde Kapha tipinin çiğ beslenme ile ilgili hiç sorunu olmayacağı halde, özellikle vata tiplerinde ciddi hazımsızlık, şişkinlik, sancı ve farklı semptomlar doğurmaktadır.  Çünkü Vata beden tiplerinin sindirim sistemi çiğ beslenmeyi hazmederken bir dizi uyumsuzluk yaşar. O yüzden çiğ beslenme tarzı tüm insanlar için kesinlikle uygun ve mutlak doğru değildir.

Peki bu yeni SOUPING trendini neden destekliyorum ve faydalı buluyorum?

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, ben Ayurvedik Yaşam Eğitmeni olduğum üzere beslenme sistemini ayurvedik tıp ve ayurvedik beslenme açısından ele alıyorum. Ayurveda’da yaşam  dönüşümden ibarettir, yani transformasyon. Ve transformasyon da ateş elementi sayesinde vuku bulur. Yani yaşam enerjimizi sağlayan bedenimizdeki ateş elementinin kalitesidir. Elbette elementlerin dengeleri oldukça önemli, bu başka bir blog konusu. Ama konu Enterik Sistem, yani Sindirim Sistemi ise ilk konuşmamız gereken konu Hazım Ateşi’dir. Yani burada denge için sıcak, hafif pişmiş gıdalar devreye girer!

Souping tamda detoks yapmak isteyenler için biçilmiş bir kaftan, çünkü;

Sıcak: Çorba çoğunlukla sıcak olarak tüketilir. Sıcak sistemimize girdiğinde rahatlatır ve tüm fonksiyonları aktive eder.  Detoks işlemi sıcakda gerçekleşir. Bunu aynı çamaşırlarınızı yıkarken olduğu gibi düşünün. Soğuk suda çamaşırların kirleri ne derece çıkar? İşte bedenimizde aynı bu mantıkla çalışır. Ayurvedik Detoks Merkezlerindeki fiziksel, zihinsel ve ruhsal arınmanın en büyük sırrı yemekler dahil tüm işlemlerin belli bir ısı derecesinde uygulanmasıdır. Mesela ana öğünlere kesinlikle sıcak bir çorba ya da sıcak bir bitki çayı ile başlanır; toksinlerden arınmanın en mükemmel yollarından biri olan masaj kesinlikle ısıtılmış yağ ile  yapılır, ki hücreler arasında birikmiş olan toksik atıklar kendilerini salarak, bedenden tahliye olsunlar.

Çorbalar yüksek  kalitede proteinler içerir: Türk Yemek kültüründe tarhana, mercimek, ezogelin, yoğurt çorbası, düğün çorbası gibi envayi çeşit, birbirinden lezzetli mi lezzetli ve sağlık ve enerji içeren çorbalarımız  doludur. Ne kadar şanslıyız bunun için farkında mısınız? Bu protein zengini bileşimler mideyi rahatlatır, hazım sistemini çalıştırır, kışın içimizi ısıtır, kendimizi iyi hissettirir, içeriğindeki katı maddeleri çiğnerken yemek yediğimizi hisseder ve beynen yediğimiz yemekten tatmin oluruz.

Çorbalar tok tutma özelliği taşır: Evet, sıcak çorbalar bizi tok tutar. Açlığımızı en sağlıklı şekilde bastırır ve mideye hazım ile uğraşması için yeterince lif, antioksidan,  protein ve fitokimyasal  kaynakları sunar.

Baharatların Gücünü Yadsımayın: Çorbaların pişirilmesi esnasında içine nane, kekik, zerdeçal, zencefil, kırmızı biber, tuz, karabiber, kimyon, kakule, tarçın vb. onlarca değerli baharat ekleyebiliyor ve pişirme esnasında bu baharatlar belli bir ısıya ulaştığı için de tüm niteliklerinden faydalanabiliniyor. Evet, baharatların sihirli güçlerinden faydalanmamız için onların da belli ısılarda işlem görmesi gerekmektedir, bu Ayurveda Mutfağının temel kurallarından biridir. Yani minik köfteli çorbanız üzerine piştikten sonra kasenize koyarken ekleyeceğiniz kimyon ile köfte hazırlanırken içine eklenerek, yoğrulmuş ve çorba ile kaynamış kimyon sistemimizde aynı etkiyi  içermez. Pişmiş olan baharak sindiirm sistemini sahip olduğu özellikler çerçevesinde korur ve besler.

Görünen o ki Holywood starları bu yeni trendi çok sevdi ve özellikle NewYork’da birbiri ardına  günde 5 öğün adrese teslim sıcak çorba servisi yapan şirketler, aynı Juicing’lerde olduğu gibi birbiri ardına açılmaya başladı. Umarım ülkemizde de Çorba Servisi yapan bu markalar türemeye başlayacaktır. Fakat belki bu konudaki markalaşma bizim için çok da geçerli olamayacak çünkü bizim mutfağımızda çorba ana köşelerden birisinde tahtını kurmuş zaten. Tüm kebabçılar ve  esnaf lokantalarında çorba kültürümüz oldukça geniş. Adeta her sokak arasında çorba satan bir yerel restaurant bulmak mümkün.

Eğer yaz sezonuna hazırlanırkan 4-5 kilo kadar bir yükden arınmak  benim için yeter diyorsanız, öğlen ve akşam yemeklerinizde lezzetli çorba çeşitleri ile karnınızı doyurmanızı  öneriyorum. Ya da sadece sağlık ve hafiflik için günde bir öğünü salt çorba menüsü ile tamamlayın. Şahsen ben eşime yıllardır gün boyuca ofiste tüketmesi için iki porsiyondan oluşan sıcacık bir çorbayı, özel bir termos  içerisinde vermeyi asla ihmal etmiyorum. Aynı şeyi kendim için de uyguluyorum. Artık evde ne pişirildi ise…mercimek, tarhana, domates ya da mantar çorbası. Koca bir tencere çorba ile 3 gün boyunca iki kişi öğle yemeklerinde karnımızı harika bir şekilde doyuruyoruz;  hem sağlıklı, hem de kolay!

Hadi çorbaseverler, sıra sizde!

Ebru Şinik ile İyi Ol, Mutlu Ol!

Chopra Center Perfect Health Instructor / Ayurvedik Yaşam Eğitmeni