Büyükada da Yaşadıkça….

Büyükada da yaşamak sandığımdan da keyifli, heyecan verici geçiyor…Seneler önce her adaya gidişimde hayran olur, adada sürekli yaşamak isterdim….ve seneler sonra  bu ay adada yaşıyoruz. Sevgili adalı arkadaşım Berrin’in sayesinde  hayallerim gerçek oldu…  Canım arkadaşım teşekkürler, bize önce harika bir ev buldun, sonra da ne anlattı isen,  adım adım uygulayıp adayı yaşamaya başladık. Daha ilk sabahımızda Büyükada Fırınından o muhteşem pohaçaları aldık. Asa Fırının haşhaşlı çöreğini, pandispanyasını  arkadaşlarıma götürdüm, mimozalar vazolarımızda, Akasya fırınının mısır ekmeğini, tarçınlı kurabiyesini de misafirlerimizle paylaştık. Konak’ın ev yemeklerini, Şen Balıkçının balık çorbasını, Büyükada Köftecisinin köfte piyazını çok severek yiyoruz. Meydandaki Starbucks’ı çok seviyoruz, her yürüyüşümüzde bambaşka güzellikler keşfediyoruz…

12745416_10154178589394311_6186013118230144439_nBüyükada ile ilgili çok az şey bilir mişim…Öğrenmek istedim, kitaplar okudum, sokaklarında, caddelerinde kayboldum, fotoğraflar çektim, eski ada ahalisinden esnaflarından alışverişler yaptık, yemeklerini, mezelerini yedik…Her sokakta, her evin, önünde  çok farklı duygular hissettim…Yıllar önce neler yaşanmış, kimler yaşamış, hayal ettim, zihnimde canlandırdım… O hepsi birbirinden güzel muhteşem evlerde kimbilir ne hayatlar yaşanmıştı.

12744665_10154178589979311_194501642005162471_n

Ada da yaşamın en güzel taraflarından biri  gün sonunda adaya eve dönmek. Yarım saat bir vapur yolculuğu sonunda bambaşka bir dünyaya varıyorsunuz…Sanki bir film platosu gibi her şey… Daha önce farketmediğim cıvıl cıvıl bir çarşısı var. Çarşıda  esnaf lokantası, köfteci, balıkçı, midyeci, kokereçci, bir çok fırın, börekçi pizzacı, manav, kasap, şarküter yanyana, hepsi, renkli, özellikleri olan yerler… Harika balık çorbaları yapan, balık lokantaları var… Hepimiz sahildeki balıkçıları biliriz, belki meydana açılan ilk sokaktaki midyeci, kokoreçci, lokmacıyı biliriz, ama çarşının içini bilenimiz azdır, ben hiç bilmezdim… Ama şimdi şaşkınlıkla görüyorum, uğruyorum, keyifle keşfediyorum.. Harika taş fırın ekmekleri yapıyorlar, mısırdan haşhaşlı ekmeğe, en az yirmi çeşit ekmek yapılan fırınlar var… Hepsinin çok farklı kurabiye pohaça, pandispanya, simit, açma daha nice çeşitleri var… Börekçiler, pideciler yine öyle…Bir de ünlü ada restoranları var.. Bunlardan biri Fıstık Ahmet’in yeri… Restoranın sahibi Ahmet Tanrıverdi adada büyümüş ve adayla ilgili birçok kitapları var, hepsini keyifle okudum…Tabii restoranına da gidip güzel mezelerini ve balığını yedim… Çok keyifli bir yer…12742018_10154178589829311_10505472338798316_nAdanın hoşumuza giden en güzel şeylerinden biride size gelen misafiri iskelede karşılamak.. Biz de misafirlerimizi  iskelede karşılıyoruz..Çok hoş bir duygu, aklıma romanlardaki meşhur iskelede karşılama sahneleri geliyor…Adadan herhangi bir yere gitmek de şehirdekinden daha kolay.. Çünkü hem Anadolu yakasına, hem Avrupa yakasına sürekli kısa aralıklarla vapur seferi var. Biz Bostancı ile Kabataş’ı çok severek kullanıyoruz. Çok kısa zamanda hem de vapur keyfiyle istediğimiz yerlere eskisinden daha kolay ve rahat gidiyoruz. Trafikten yakınan arkadaşlarıma adada yaşayın diyebilirim. Sabahları çocuklar, çantaları sırtlarında bisikletle iskeleye geliyorlar. Bisiletlerini park edip, vapurlarına biniyorlar. Bir çoğuda bizim gibi yürüyerek iniyor.Bu hafta sevgili arkadaşım Arlet  bizi adada harika bir yere daha götürdü,… Eskibağ Teras – Paradiso Restoran Herman’ın yeri… Çok uzun zamandır yemediğim kadar lezzeti bir arada yedik, hem de harika gün batımı manzarası ile…Hem de yaz kış açık nadir yerleden…

12742744_10154178589719311_2338650225686627869_n

Şubat ayında olduğumuz içinde çoğu güzel yer de kışın kapalı…Ada da çoğu şey ne kadar değişsede, hala çok güzel, çok heyecan verici, hatta nefes kesici… Sevgili Melis Ağazat’da benim gibi düşünenlerden…ve de gerçek adalı… onun güzel bir yazısını da sizler için paylaştım…Sevgiler, sevgiler

Haberler>Kelebek Magazin>Seyahat Haberleri>Büyükada’nın unutulmayan yüzü

Büyükada’nın unutulmayan yüzü

Büyükada deyince önce nefesimi tuttuğumu ve sonra kalp atışlarımın hızlandığını, beni tanıyan herkes bilir. Ada’nın çamla karışık bazen hanımeli kokusu, çocukluğumdan beri beni takip eden büyülü bir esanstır. Eylü-kasım arasındaki İstanbul Bienali’nin büyük kısmının Büyükada tarihine damga vurmuş köşk ve mekanlarda yapılıyor olması Ada’nın hala herkesi nasıl büyülediğinin göstergesi.

Melis AĞAZAT20 Ekim 2015 – 16:15:00

Büyükada'nın unutulmayan yüzü

Büyükada, harala gürele gelen Arap turistlere ve Ada’yı hızla bozmaya çalışan rantçı kesime nispet yaparcasına hala herkese kendini sevdirmeye devam ediyor. Eski adıyla Prinkipo, önce Bizans sonra Osmanlı tarihine her manzarası, her güneş batışıyla tanık olmuş. Manastırları nice keşişlere, yağmuru, esintisi, fırtınasıyla ev olmuş.

Büyükada’nın 1900’lü yılların başındaki silüeti, sonraları yanacak olan Glacumo Oteli (şimdiki Anadolu Kulübü) ve rıhtımı.

İmparatoriçe Irene’den Troçki’ye, Agatha Christie’den Maria Callas’a kadar birçok ruha tanıklık etmiş. Onların gözleri ne gördüyse biz de hala onu görüyoruz. Böyle bir kolektif bilinçaltı parantezine alarak zaman denen olguyu altüst ediyor. Hep düşünmüşümdür, Sedef Adası, Bizans döneminde, kadınlar manastırından akşamüstü ışığında nasıl görünüyorsa şu an da öyle. Ya da Osmanlı döneminin yüksek rütbeli hukukçusu Yorgi Yorgiadis, Maden’deki o muhteşem köşkünden dolunayın doğuşunu nasıl görmüşse biz de hala o dolunayı o heyecanla, o açıyla takip edebiliyoruz.

Maden binası

Bu aynılık beni heyecanlandırır. Ada’yla ilgili hassas kılar. Zamana dokunuyormuş, geçmişe yaklaşıyormuş gibi hissederim. Gülümserim ve mutlu olurum. Dünyadaki hiçbir adada duyamayacağım bir hafıza kokteyli saklıdır o notalarda.

HALA HATIRLIYORUM: AKILAS MILLAS

1920’lerde Saat Meydanı, adanın kalbi.

Büyükadalı yazar ve sanatçı Akillas Millas, “Hala Hatırlıyorum” adlı kitabının önsözünde şöyle yazar: “Hep soruyorlar Ada çok mu değişti, hatıralarındaki Ada nasıldı? Günlük hayatı, eski insanları, ilişkileri, Rumlar zamanındaki Ada… Evet Ada muhakkak o eski Ada değil. Ancak sanırım yok olan, kayıplara karışan bir şey varsa, aslında bizleriz. Gerilere baktıkça, Ada hatıralarımızın peşinde koşarken hep kendi çocukluğumuzu, gençliğimizi, yok olan yıllarımızı arıyoruz. Hakikatle özlediğimiz ve bulamadığımız, o geçmiş yıllardaki bizleriz. Biz yokuz aslında. O Hristos’taki Kopsidas bahçesinde, çiçeklerin arasında kelebek peşinde koşan, kurşun askerleriyle oynayan, perçemli esmer çocuk yok artık. Gerilerden de gelmez… Ancak Ada’yı daima sevdim. Seveceğim.”

Akillas Millas

Giritli olmamızdan dolayı ailemiz için Büyükada bir nostaljidir. Girit’in devamıdır. Çocukluğumuzda sahilde Yunan müziği eşliğinde yenen yemekler, aşıklar gazinosunda laternalar eşliğinde söylenen sagapo’lar, oynanan kanasta’lar, Maden Villa Rıfat Gazinosu’ndan her cumartesi uykuya dalmak üzereyken yatağıma ninni gibi gelen Zingarella şarkısı, arkadaşlarım Etel, Leslie, Selim, Gila… Annemlerin yakın dostları Bayan Eleni, Bayan Eli, Madam Klodet, hepsi de karmamda çok kuvvetli iz bırakmış harika insanlardır. Harika anılardır. O anılar Ada’nın her yerinde hala devam ediyor.

İMPARATORLUĞUN SON ELÇİLERİ 

19’uncu yüzyıl sonunda Hristos Manastırı’nı gösteren bir kartpostal.

Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde buharlı vapurların sefere başladıkları zaman devrin önde gelen konsolosları, bankerler ve saray çevresi bir bir İtalyan ve Fransız mimarlara Büyükada’da köşkler yaptırmaya başlamış. Özellikle Raimondo D’Aronco, Alexandre Vallaury, Büyükada’daki en şahane köşklere imza atmışlar. Maalesef 70’lerden itibaren bu zarafet ve kalite, yerini manavdan, bakkaldan çakma müteahhitlerin eline bırakmış, Ada’nın betonlaşmasına ve apartmanların birer birer çıkıp silüetinin bozulmasına sebep olmuştur. Hala da hiçbir yapı Vallaury’nin yaptığı o muhteşem köşklerin veya Con Paşa’nın yanından bile geçemez.

Büyükada’nın Hristos tepesinde hala vakur bir ahşap anıt gibi duran yetimhane binası Alexandre Vallaury’nin başyapıtıdır. 1900’lerin başında Hotel Imperial olarak yapılan ama sonra çok zengin bir Rum tarafından satın alınıp Patrikhane’ye bağışlanan bina uzun yıllar Büyükada Rum Yetimhanesi olarak hizmet vermiş. 1973 yılında da tamamen kapatılmış. Bina güvenlik sebebiyle kapalıdır ama hala herkesin hayali binanın içine girip o muhteşem balo salonunda veya piyanonun bulunduğu neoklasik balkonda fotoğraflar çekmektir.

SPLENDID PALAS: BÜYÜKADA’NIN BÜYÜLÜ OTELİ 

Atatürk, Splendid Hotel’in salonunda.

Kırmızı oje sürmüş gibi duran panjurlarıyla Büyükada’nın simgelerinden biri de Splendid Palas’tır. Art nouveau mimarisiyle 1908’den beri ayakta olan bu yapı, ben küçükken ailemdeki büyüklerin uğrak yeriyken artık benim olmuştu.

Zaman konusunu kafaya taktığım günlerde -ki hala çözebilmiş değilim- Aristo, Heidegger, Bergson gibi bu konudaki ekol filozofları okurken, işte o sırada, Büyükada’yı daha iyi algılayabiliyordum. Tüm Bizans-Osmanlı hatıralarının fiyonkları açılıp, uçuşan paketlere benzeyip bozuluyorlar tekrar. Tüm o bilgiler fiyonklar gibi uçuşuyor ve bir kokuya dönüşüyor: Ihlamur kokusu… İşte o zaman, “hani, zaman nerede”, diyorum. Aynı ıhlamur kokuyor her haziran başında, aynı yasemin, aynı begonvilin rengi yansıyor camlara, bunlarda değişiklik yok, tıpkı 1920’deki haziran ayının başındaymış gibi…

Splendid Palas’ın bugünkü hali.

Splendid’in lobisi sanki burada dün gece Great Gatsby romanındaki büyük partilerden biri varmış gibi duruyor hala. Kadınların ıtırlı ve pudralı parfüm kokuları mobilyalara sinmiş ve sanki yüz yıl önce inci kolyesini düzelten kadının nefesinin buharı kalmış aynada. İz olmuş. İşte zaman, o iz diyorum. Aynada kalan nefes. Splendid’in Elia Kazan filmlerinden fırlamış müdürü Ömer Hayyam anlatıyor: “Bu bina 1908’de yapıldı. Art nouveau tarzındaki bu ahşap yapı inşa edilirken Tokatlıyan Oteli’nin üç garsonu Dikran, Tavit ve Onnik burayı kiralamaya ve otel olarak inşa etmeye karar vermişler. Otelin bütün mobilyaları Ostro-Ottoman (Avusturya-Osmanlı) mobilya fabrikasından, çatal bıçakları ve her türlü gümüş servis ve çay takımları Paris’teki ünlü Christofle’dan, hasır koltuk takımları Lyon’dan, havlu ve battaniyelerine kadar bütün eşyaları Avrupa’dan getirilmiş.”  


Splendid Palas’ın ikinci kuşak sahibi Serra Taşkent, “Bu Ada ve bu otel zaten birbirinin ayrılmaz parçasıdır” diyor. “Yıllar evvel dedem oteli yıkıp Akasya gibi apartman yapmak istediğinde ve tüm izinleri alıp, planını çizdirip, kazmayı vurmasına bir gün kala babaannem, ‘Bana mı sordunuz, otel benim evim, hiç kimse elleyemez’ dediği için ayaktadır Splendid. Ama jenerasyondan jenerasyona geçen otele duyulan sevgi, saygı ve verilen kıymet onu hala dimdik ayakta tutuyor.”


Lobisindeki Splendid Palas soğuk damgalı mermer pirinç masa, avlusundaki hasır koltuk takımları hala her şeyden daha görgülü ve mütevazı duruyor. Kırmızı panjurlar yüz senedir açılıp kapanıyor. Karga sesleri ve martılarla birlikte gelen aynı martı bir daha geliyor mu? O bilinmez. Aynı kiremitte yürüyor mu pıtır pıtır? Onu da bilemiyorum. Bildiğim, Agatha Christie kitaplarındaki şekerli kokuya benzer kokuyor mobilyaları, avlusunda kendinizi Zsa Zsa Gabor, terasında Marcel Proust hissediyorsunuz. Espresso’nuzu yudumlarken Great Gatsby’den fırlayan Mia Farrow, leylak rengi şifon tuvaletiyle lobiden süzülüp, usulca yanınızdan geçerek iskeleye iniyor…

ONASSIS VE CALLAS BÜYÜKADA’DA


Ada’nın eski simalarından, doğma büyüme Adalı, Viktor Albukrek, Splendid Palas’ın iskelesine demirleyen heybetli yatı şöyle anlatmış anılarında… “5 Ağustos 1959 günü dünya çapında dört kişi Splendid önündeki sahili ziyaret etmişti. Bu vesileyle biz Adalılar Anadolu Kulübü’yle Ada iskelesi arasındaki su şeridini denizpanayırına çevirmiştik. İrili ufaklı çeşitli teknelerle, tepesinde bir deniz uçağı bulunan lüks Christina adlı yatın yakınına sokulup meşhurları yakından görebilmek için yarışıyorduk. Bu dört meşhur kişi, o günkü başbakanımız Adnan Menderes, İngiltere eski başbakanı Winston Churchill, ünlü armatör ve Olympic Hava Yolları kurucusu Aristotle Onassis ve sevgilisi, dünyaca ünlü soprano Maria Callas’tı.” Viktor Albukrek’in bu çocukluk anısı Büyükada’nın geçmişteki popülerliğinin de bir göstergesi. Maria Callas, Ada’ya bakıp ne hissetmiştir acaba ya da serin sularında yüzerken çam ağaçlarının denize vuran aksine bakıp nasıl ilham almıştır?

Mustafa Kemal Atatürk’ün de Ada’yı çok sevdiğini biliyoruz, hatta bir keresinde Savarona yatıyla Ada’ya gelişinde İngilizlerin kurduğu yat kulübünün adını Anadolu Kulübü olarak değiştiren de Splendid Palas’ın balo salonunda vals yapan da kendisi ve zarafetidir.

 

Bu sene kışın çok kar yağdı, hayalim bir vapura binip Ada’ya gitmekti. Olduramadım, gidip göremedim. Adalı olan, kışın da orada yaşayan arkadaşlarımdan hep fotoğraf istedim. Yoğun geçen toplantılarımın arasında o fotoğraflara bakmak, çam ormanlarını, Dilburnu’nu, Maden’i karlar altında hayal etmek benim için bir nefesti. Tüm o stresin içinde müthiş bir “self terapi”ydi. Fotoğraflarla yetindim ama o eksiklik duygusu o sana ait olana ulaşamama hali bütün kış peşimi bırakmadı. Sanırım hislerimi ancak böyle toparlayabilirim. Ada tutkumu ancak böyle ifade edebilirim.

 

 

Okumaya devam et

Reklamlar

Ufuk Tarhan İle Olmak Çok İyi Geldi…

Geçtiğimiz hafta İstanbul’a gelir gelmez ilk işim arkadaşlarımla buluşmak hasret gidermek, sonrada sevgili Ufuk Tarhan‘ın konuşmacı olduğu toplantıya katılmak oldu…Ufuk Tarhan’ı seneler önce ilk dinlediğimde ve onu tanıdığımda çok etkilenmiş, sıkı bir fütürist olmuş, konuşması sırasında öğrendiklerimi hemen ilk toplantıda çalışanlarımla paylaşmış ve artık öngörü  değil uz görü raporları hazırlamamız gerektiğini paylaşmıştım…71846_3112014_15595953

Ufuk Tarhan  1995 yılında tesadüfen  bir fütürizm dergisi görüyor, kendine çok yakın buluyor, çok etkileniyor, ve kendisini o dünyanın içinde buluyor, sonra Türkiye’deki ilk Fütürizm  derneğini kuruyor. Ortadoğu mezunu ve teknolojiyi çok seven, o günlere kadar, bilişim sektöründe çok önemli görevleri başarıyla yapan Ufuk Tarhan böylece 40 yaşında sonra fütürist oluyor. 2006 da kendi şirketini kurarak fütürist girişimci oluyor. Fütürizm geleceği tasarlama olarak tanımlayan Ufuk Tarhan önce yeni Ufuk’u planlıyor. Ben daha önce de Ufuk Tarhan’ı anlatmış ve yazmıştım… Ama kendi anlatımı hep çok esprili …YENI-ASIR-UFUK-TARHAN-M-GEN-30_09_2012-2(1)

 

Geçen haftaki KAGİDER’deki sohbetinde yine bizi yerlerimize kitledi, anlattıklarını, merakla, heyecanla dinledik izledik. Gelecek günlere bizler nasıl hazırlan malıydık? gençler nasıl hazırlanmalı? şirketler kendilerini nasıl hazırlamalı? Gelecekte yaşam nasıl olacak? geçerli işler ne olabilir? En çok merak edilenler bunlar oldu…ve tabii yaşadığımız bu mutsuz günlerde gelecek tasarlamak da ne kadar  başarılı olacaktık. Sevgili Ufuk’un bütün cevapları şaşırtıcı, ama bir o kadar da  rahatlatıcı oldu…” Hepimiz mutluluğu arıyoruz, ama eskiden sanıldığı gibi, artık  başarılı olduğumuz için mutlu değiliz, mutlu olduğumuz için başarılıyız. Başarı; çok para kazanmak ya da çok güçlü olmak değil, işin sırrı başkalarını mutlu etmekte… “Sırf sen varsın diye bir başkasının iyi olması hali…kendin de dahil…” İyi ki varsın, İyi ki yaptın…dedirtebilmek, iyi eş, iyi anne, iyi dost olmak…Artık İyi İnsan Olmayı Yeniden Hatırlıyoruz…”

“Çok yakında radikal, keskin, dramatik bir dönüşüm geçireceğiz…Buna hazır olmamız lazım…Gelecekte neyi daha iyi yapabiliriz bunu düşünmemiz ve öğrenmemiz lazım… Bunu kendimiz öğrenerek, düşünerek de yapabilir, kendimizi yeniden tasarlayabiliriz, ya da yardım almalıyız. O zaman ben sizlere, ya da şirketlerinize  yol göstermeye hazırım.” diyor, ” Ufuk Tarhan…

Sevgili Ufuk’un en beğendiğim sloganı ise GELECEK GÜZEL GELECEK..Aşağıda kendi anlatımıyla fütürizmi özetlemesini ve  iki videosunu ekledim, sizler için… anlatılacak çok şey var, Geleceğin dünyasına hazır olabilmek için siz de Ufuk Tarhan’a kulak verin, takip edin, izleyin, okuyun, ya da danışın… Ben daha çok anlatmak istemiyorum…Herkesin kendi algılamasının çok farklı ve değerli olduğuna inanıyorum…

Ufuk Tarhan Fütürizmi aşağıdaki anlatımla özetliyor…imagesCA2UB9QW

“İş ve yaşam için olumlu gelecek tasarımına fütürizm ve bu tür bakış açısını benimseyenlere fütürist deniyor. Olumsuzluğa zaten herkes bakıyor. Biz fütürizmi olumlu gelecek tasarımı olarak kabul edip hayata bu şekilde bakıyoruz ve bunun da çoğalmasını istiyoruz. Gelecek algısı şu anda olumsuz. İnsanlarda büyük bir kaygı ve negatif hissiyat var. Oysa bu gelecek algısı değişebilir. şimdiye kadar, geleceği erken okuyan, geleceği tahmin edip, buna göre pozisyon alanlar mutlu, başarılı olur, deniyordu. Bu tarifte biz geleceğin karşısında edilgen bir konumdaymışız gibi bir algı vardı; oysa fütüristler geleceğe katlanmak zorunda olmadıklarını, geleceği tasarlayabileceklerini söylüyorlar. Eskiden bilgiye sahip olan, güce ve başarıya da sahip oluyordu, bugün bilgi herkes için çok kolay ulaşılabilir durumda. şimdi sibernasyon (Üretimde karar veren bilgisayarlı sistemlerin kullanılması) çağına girdik diyoruz ve burada yeni yaklaşımlar, yeni platformlar gerekiyor. O da uzgörüyle geleceği tasarlamaktır. Yani bilgiyi, insanlık için, evren için en iyi nasıl kullanabiliriz kısmına geçtik. En çoktan en iyiye, diye bir insanlık mottosu var artık. Çok para kazanmayı, çok yemeyi, çok giyinmeyi çözdük, bunları yapabilir hale geldik, ama mutlu değiliz; herkes bunalımda. Herkes bir arayış içinde ve bunun bizi iyi bir yere götürmeyeceğini görüyoruz. Hepimiz için en iyiyi keşfetme, yani çokluktan en iyiye geçme, bilgiyi nasıl kullanacağımızı bulma dönemindeyiz. Fütürizm bu dönemin en faydalı bakış açılarından biri olarak kendini ifade etmeye başladı.”

http://www.ufuktarhan.com/video/the-future-of-transportation-ulasimin-gelecegi

 

http://www.ufuktarhan.com/video/gelecegin-ofisi-office-in-the-future

Büyükada’ya Aşıktım…

Ben hep Büyükada’ya aşıktım… Seneler önce hep nasıl yaparım, Büyükada’da yaşarım derdim…Seneler sonunda hayallerim bir gün gerçekleşti, ve bu ay Büyükada’yız. Ben de hem adayı keşfediyorum, hem de adada yaşamanın keyfini, farklılığını yaşıyorum. Yaşarken de her gördüğümü merak ediyorum, öğrendiklerimi de sizlerle paylaşmaya çalışıyorum….Sevgililer gününde Büyükada’dan sevgiler, en güzelinden, en bolundan….

12799437_10154242644984311_8362660197125780713_n

 

 

 

Büyükada Tarihçesi…

Büyükada hakkında Bizans dönemi öncesine ait çok fazla bilgi yoktur. En belirgin ve önemli bulgu 1930′ lu yıllarda Rum Ortodoks mezarlığında bulunan büyük İskender’in babası Makedonya kralı 2. Filip’ e ait 207 sikkeden oluşan definedir. Günümüzde ise bu sikkeler İstanbul arkeoloji müzesinde yer almaktadır.

Büyükada diğer adalarla beraber yaklaşık olarak Bizans döneminde 700 yıllık hapishane ve manastırlarıyla öne çıkmıştır. Bizans döneminde çıkan taht kavgaları, dini ve siyasi anlaşmazlıklar sebebi ile prensesler, prensler ve din adamlarının sürgüne gönderildiği ada olma özelliğine sahiptir.

İstanbul’un fethinden yaklaşık iki ay önce Baltaoğlu Süleyman Bey bir donanma ile bütün adaları fetih etmiştir. Türklerin adaları alması ile huzur ve sükun adaya yerleşmiştir. Yerli halk, balıkçılık ve çiftçilik ile uğraşırken manastır ve kiliselerdeki kesişler ise el yazması kitapları ve dini eserleri çoğaltarak geçimlerini sağlamıştır.

1846 yılında, küçük gemilerin Adalara sefer düzenlemeye başlaması ile Türk ’lerin Ada’ya yavaş yavaş yerleştiği görülmüştür. 1875 yılında daha büyük gemilerin seferleri ile düzenli seferler sağlanmıştır. Bu seferler neticesinde ada nüfusu düzenli olarak artışa geçmiştir. Zengin kesimin yaptırmış olduğu binalar kiliseler, camiler, oteller ve köşkler gibi yapıtlar günümüzde tarihi yapıtlar olarak değer kazanmıştır. 1984 yılında sit alanı olarak kabul edilen Büyükada İstanbul’un en nadide yerlerinden olma özelliğini göstermiştir.

Büyükada Tarihi Yapılar ve Eserler

Büyükada’da dikkat çeken yapıların başında dört adet Camii gelmektedir. Bu yapılar içerisinde en öne çıkanı ise, 2. Abdülhamid tarafından yaptırılan Hamidiye camisidir. Mimari açıdan batı etkisi ile yapımı tamamlanmış olan camii, Ada Sokağında yer almaktadır.

Kıyı kesiminde bulunan Ayios Dimitrios Kilisesi’ de en önemli yapılardan bir tanesidir. Adada bulunan Ortadoks cemaati büyük ayinlerini burada gerçekleştirmektedir. Tarihi açıdan büyük eserler bulunan yapıda olağan üstü bir atmosfer mevcuttur.

Adanın en yüksek mevkiinde Aya Yorgi Kilisesi ve Aya Yorgi Manastırı yer alır. İlk yapı M.S 6. yüzyılda yapılmıştır. Bu alanda birçok kilise ve manastırın kalıntıları da yer almaktadır.

İsa tepesinde Hristos Kilisesi, Manastırı ve Rum yetimhanesi yer almaktadır. Rum yetimhanesi harabe olmasına rağmen günümüzün hala en büyük ahşap tek parça yapılarındandır.

Büyükada gezisinde  gidilmesi önerilen yerler arasında Adalar Müzesi var. Bir kent müzesi özelliği taşıyan Adalar Müzesi, zengin koleksiyonuyla  adalar hakkında detaylı bilgi verecek. 20 bin belge, yüzlerce objeye sahip; hem tarihi hem de kültürel bir yolculuğa çıkmak için… .

 

Adayı yürüyerek, faytonla, bisikletle gezebilirsiniz, ama bir günde yürüyerek gezilecek kadar küçük değil, o zaman fayton turu almanız da yarar var.Bu gezilerde de en çok göreceğiniz ve hayran olacağınız şeyler, adadaki muhteşem köşkler, ben özellikle sizlere bu köşkleri tanıtmak istedim. Tabii kendim de sizlerle beraber tanıyarak… Aşağıda “Tasarım Her Şey” in hazırladığı Büyükada’nın Köşkleri yazısını paylaştım…

Benzerlerini ancak Nice, Monte Carlo ve Paris gibi dünyaca ünlü turizm kentlerinde görebileceğiniz olağanüstü köşkler var adada.

Birbirinden zarif elliye yakın köşk arasında en güzel örnekleri sizler için derledik…

 

SABUNCU KÖŞKÜ

sabuncakis3

 

Sabuncakis Köşkü;  Sultan II. Abdülhamit döneminin meşhur masonlarından Halepli Yorgi Sabuncakis tarafından 1904 yılında inşa edilmiştir. Grek tarzında inşa edilen ve yazlık mason locası olarak kullanılan köşkün süslemesinde ve mimari detaylarında masonluğun sembolleri kullanılmıştır.

Köşkün bahçesi ve zemini yoldan aşağıya kaldığı için, küçük bir köprü vasıtasıyla birinci kattan giriş yapılır. Bu yüzden köşke Köprülü Ev de denilmiştir.

Aynı zamanda Antik Yunan tapınaklarına benzeyen bir giriş cephesine sahip olan bu köşkteki üçgen alınlığın üst kısmında, ışıklar saçan bir göz resmi vardır. Tanrı’nın her şeyi gören gözünü simgeleyen ve yine masonluğun sembollerinden biri olan bu göz sebebiyle köşke “Gözlü Ev” de denilmiştir.

sb4

 

Üçgen alınlığın köşelerinde küçük akroterler, en tepesinde de üzerinde bir akroter bulunan sivri kemerli bir stel mevcuttur. Stelin alt kısmında yan yana beş akasya ağacı üstünde de aralarında bir kovan ve bir arı kabartması bulunan taçlı bir erkek ve bir kadın figürü vardır. Ayrıca dökme demirden yapılmış bahçe kapısında da 10 adet arı figürü mevcuttur. Bütün bu sembolleri ve unsurları sebebiyle halk arasında köşke Köprülü Ev, Gözlü Ev ve Arılı Ev de denir.

AGOPYAN KÖŞKÜ

agopyan köşkü

 

Agopyan Köşkü;  1900 başlarında Marten Agopyan tarafından inşa ettirilmiş. Büyükada Agopyan Köşkü 1918 tarihlerinde otele çevrilmiş ve zaman sürecinde Hotel des Princes, Hotel Beler, Hotel Çankaya isimlerini almıştır. Yapı daha sonra çok tahrip olduğu için yıkılıp kagir olarak tekrar yapılmıştır.

Köşkün en üst katındaki yarım daire şeklindeki alınlık binanın en güzel detayıdır. Yapı Çankaya Meydanı’ndaki ahşap, dıştan at nalı kemerler ve Selçuklu süsleme sanatından esinlenmiş geçmeli yıldızlarla bezeli bir yapıymış.

FABIATO KÖŞKÜ

 

fabiato köşkü 1

 

Toskana estetiği taşıyan ve günümüzde Kültür Evi adıyla bir kır gazinosu olarak kullanılan Fabiato Köşkü,  1878 tarihinde inşa edilmiştir.

Köşkün ilk sahibi İtalyan ressam Gemma Giuliana Pavlina hayatının sonuna kadar bu köşkte yaşamış. Daha sonra bu köşk 1910 tarihinde torunu Banker Guiseppe Spiridon Fabiato’ya kalmış ve köşk de ismini bu mal sahibinden dolayı almıştır. 1941 yılında İtalyan Aurora Agapiu Scotta’ya geçti. Scotta’nın varisi olmadığından dolayı vefatından önce Büyükada San Pacifico Latin Kilisesi’ne bağışlanmış.

1878 tarihinde yapılan köşk bir dönem otel olarak hizmet vermiş. Köşkün salonlarından birinde ise ressam Gemma Giuliana Pavlina’nın kendi portresi bulunmaktadır.

1998 tarihinde Turing Otomobil Klübünce satın alınıp Kültür Evi olarak kullanılmaktadır.

HACAPULOS KÖŞKÜ

106229080

Fotoğraf : Muammer Özal

Hacopoulos Köşkü; günümüzde Hükümet Konağı olarak kullanılmaktadır.

Büyük bir bahçe ortasındadır. 1900’lerin başında yapıldığı sanılmaktadır. Yapının bahçesi yol kotundan aşağıda olduğu için yapıya caddeden Mermer döşeli bir köprü ile girilir. Odaların ve sofaların tavanları kabartma ve kalemişi nakışlarla süslüdür.

Hacapulos’un ülkeyi terk etmesi üzerine Hazineye intikal etmiş daha sonra da Murat Pinyatoğlu tarafında satın alınmıştır. I. Dünya Savaşından sonra tekrar Hazineye intikal eden bu köşk, İstanbul’un işgali sırasında “Büyük Emperyal Oteli” olarak kullanılmıştır.

Cumhuriyetin ilanından sonra 1929 tarihlerinde Hükümet Konağı olarak kullanılmaya başlanmıştır.Limanı ve rıhtımı bulunan köşkün denize kadar uzanan bahçesi eskiden, çam, palmiye, meyve ve çiçek ağaçları ile süslüymüş.

 

AGASİ EFENDİ KÖŞKÜ

agasi efendi köşkü

Agasi Efendi Köşkü; Kuyumcuağası Ejderhanyan’ın oğlu Ohannes Efendi tarafından yaptırılmıştır.

Bina bir çok defa el değiştirmiştir. Efezade Mahmut Bey zamanında sazlı sözlü meclisler tertip edilmiştir. Hafız Sadettin Kaynak, Hafız Ferit, Ahmet Refik, Neyzen Tevfik gibi devrin önemli kişileri bu toplantılara katılmıştır.

Sultan II. Abdülhamit döneminde Recaizade Mahmut Ekrem zoraki olarak burada ikamet etmiştir.

1935 yılından sonra yazlık olarak kiraya verilen bu köşkte Adnan Menderes, Fatih Rüştü Zorlu, Teyfik Rüştü Aras gibi devlet adamları kiracı olmuştur.

CON PAŞA KÖŞKÜ

100009_1403013384_alteramimarlik

 

Con Paşa Köşkü veya John Avrimidis Köşkü; 1880 tarihinde Midilli doğumlu olan Con Paşa tarafından yaptırılmıştır. Köşkün mimarı Achileus Policis’tir.

Con Paşa aslında Venedik’li bir aileden gelir. Con Paşa’nın yöneticisi olduğu İdare-i Mahsusa ilk Kadıköy Adalar seferlerini başlatmıştır. O dönemin vapurları Bağdat, Basra ve İhsan idi.

Çağının mimari özelliklerini bünyesinde toplayan değişik üsluplardaki dış süslemeleriyle seçmeci veya eklektik bir yapı olup başka bir eşi yoktur.

Con Paşa ölünce evi Avusturyalı eşine ve çocuklarına kaldı. Osmanlı Devletinin Berlin Büyükelçisi Osman Niyazi Paşa ise Con Paşa’nın kızı Alis ile evliydi 1.Dünya Savaşı başlayınca Con Paşa Almanya’da ve çocukları da Avusturya’da idi. Savaş sonrası aileden bir haber alınmayınca, Maliye köşke el koydu ve satışa çıkardı. Ev sırasıyla Emanuel Karasu,  Hristo Draganis, Dr. Michal Kuromenos, Ahmet Borovalı ve Müzehher Borovalı’ya intikal etmiştir.

con-paşa-köşkü-2

 

Köşkün etrafında ahşap sütunlu balkonlarla donatılmıştır. Çatı kuleleri ve ahşap süslemeler çok göz alıcıdır. Bahçesinde çeşit çeşit heykeller yer alır.

ARVANITIS KÖŞKÜ

106228957

Fotoğraf : Muammer Özal

Arvanitis Köşkünün mimarı ve yapım yılı ile ilgili kesin bir bilgi yoktur. Ama ilk inşa ettiren Yunanlı armatör Arvanitis’dir.

Köşkün kırmızı tuğlalı bir kulesi bulunmaktadır. Yapı daha sonra İstanbul Mezarlıklar Müdürü Süleyman Fuat Hararlı tarafından satın alınmıştır. Daha sonraları bir dönem Kaymakamlık Lojmanı olarak kullanılmıştır.

Köşkte alışa gelmemiş bir çatı konstrüksiyonu kullanılmıştır. Bu görünüm tuğla kule ile birleştiğinde bir köşkten ziyade bir şato gibi görünür.

MEZİKİ KÖŞKÜ

meziki

 

Meziki Köşkü; 19. yüzyılın ikinci yarısında yaptırılmıştır.

Levantenlere ait olan Meziki Köşk’ü 20. yüzyılın başlarında Şahbaz ve daha sonra da Karayan ailelerinin mülkiyetine geçmiştir. Günümüze oldukça iyi bir durumda gelen bu yapı caddeden geride yer alıp, üç katlı ve bir de çatı katından oluşmaktadır.

İtalyan mimarisine benzeyen köşkün cephelerinde ampir ve neo rönesans üslubu görülmektedir.

Meziki köşkü 1.sınıf tarihi eser olduğundan korunması gereken kültür varlıkları listesinde yer almaktadır. Yapının odaları dekorasyonu orjinal dokuya sadık kalınarak dönemin mobilyalarıyla dekore edilmiştir.

buyukada-otel-standart-oda2-2085385226d54052ba4a78791ce2fdb0

 

Köşk; bir dönem televizyonda yayınlanan Dudaktan Kalbe dizisi ve birçok reklam filminde mekan olarak kullanılmıştır.

MİZZİ KÖŞKÜ

mizzi

 

Mizzi Köşkü; İngiliz uyruklu George Mizzi tarafından inşa ettirilmiştir. Daha sonra oğlu Avukat Giovanni Mizzi’ye kalan köşk, sonra defalarca el değiştirmiştir.

1930 yılından sonra San Remo oteli ismiyle on yıl faaliyet göstermiştir. İkinci Dünya Savaşında kapalı olan köşk, 1952 yılından itibaren sayfiye köşkü haline gelmiştir.

Solda bulunan kulesi kırmızı yığma tuğladan yapılmıştır. Bundan dolayı Kırmızı Kuleli Köşk olarak adlandırılmıştır.

106229125

Fotoğraf : Muammer Özal

Bina görünüş olarak Ortaçağ şatolarına benzer. Köşkün girişi ön cephede geriye çekilmiş sütunlu bir verandanın arkasında yer alır. Giovanni Mizzi’nin kulenin tepesine yaptırdığı ve yaz gecelerinde teleskopla yıldızları seyrettiği camakenla döner rasathanesi artık yok. Köşk, şimdilerde her bir odası ayrı ayrı kiraya verilen yazlık bir apart otel olarak kullanılmaktadır.

TARANTO KÖŞKÜ

65b4db0fb6989b0f68fe339472857158

 

Taranto Köşkü Judit Taranto tarafından yapılmıştır. Mehmetçik caddesindeki köşk adanın en şirin köşklerinden biri olup Ermeni Katolik Kilisesinin bitişiğindedir. Bu köşk bahçesindeki Begonvillerle beraber adanın simge yapılarından biridir.Kaynak : http://www.tas-istanbul.com

 

Stajyer…The İntern

Bu akşam keyifli saatler geçirten çok hoş bir film seyrettim. Romantik komedi kapsamında her zaman çok güzel filmler yapan Nancy Meyers yapımı bir film.The-intern-film-premiere-stream Tabii her zamanki gibi güçlü ekip, güçlü isimler…Nancy Meyers hep gişe garantili parlak Hollywood yıldızları ile çalışıyor.Bu filmde de Robert De Niro Anne Hathaway ve Rene Russo var. Meyers filmlerinde genellikle  hem senarist, hem yapımcı, hem de yönetmenlik yapan ender insanlardan.

3000

İntern’in öyküsüne gelince…

Başarılı bir şirketin sahibi olan Jules Ostin, çalışanlarındn birinin tavsiyesiyle yeni bir stajyer programı başlatır. Biraz yaşını almış insanlara yönelik olan bu deneysel programa ilk başlayan kişi ise 70 yaşındaki Ben Whittaker olur. Şirketin genç kadrosunun yaş ortalamasını bir hayli yükselten Whittaker ile yanında çalıştığı Ostin arasında zamanla iş ilişkisi sağlam bir dostluğa dönüşecektir.intern

Eşini kaybedişi ve emekli oluşuyla birlikte ‘işe yaramadığını hissettiği’ bir yaşam döngüsüne giren Ben’in, ‘bir işin ucundan tutmak’ konusunda ister, İnternet üzerinden elbise satmakta olan popüler bir e-ticaret sitesinin sosyal sorumluluk projesi olarak okunabilecek ‘yaşlı stajerler arıyoruz’ ilanı kendisi için biçilmiş kaftan olur. İçindeki enerji hala sönmemiş Ben başvuru için çektiği keyifli video ile işi kaparken, yanına verildiği şirket sahibi Jules ise durumdan bir haberdir. Dört başı mamur işkolik Jules, ilk etapta ‘ayağının altında dolaşması muhtemel’ Ben’e ön yargı ile yaklaşsa da kariyeri boyunca önemli işler yürütmüş yaşlı adamın hem profesyonel anlamında hem de birebir ilişkilerde kendisini ispatlaması uzun sürmez.Tam da günümüz de yaşanılan bir çok olayları çok iyi işlemiş Meyers…

Eski kuşak Ben, teknolojinin tüm nimetlerinden faydalanılan yeni iş yerine alışma aşamasında hem kendi öğreniyor hem de etrafındaki gençlere ilham kaynağı oluyor. Sosyal yönden girişkenliği sayesinde sevilen simaya dönüşmesi inandırıcılık problemi yaşatmazken, Jules’la ağır adımlarla ilerlediği ast/üst ilişkisi dostluk sularına doğru şekil değiştiriyor. Bunda kafasını bilgisayarından ya da akıllı telefonundan kaldıramasa da snobluktan çok uzak bir karakter olan Jules’un da payı büyük elbette. İki iyi insanın yolu kesişiyor.

De Niro ve Hathaway çok başarılılar, sadece onlar için bile seyredilebilir film. Günümüzün iş dünyası, bu dünyaya bir kuşak öncesinin bile çok yabancı kalması, başarılı iş kadının ev aile sorunları… ama sonunda uzlaştırıcı bir noktada Jules ile Ben’in birbirlerini anlayabilmeleri.. Her Meyers filmi gibi keyifli vakit geçirten, harika oyuncularla destekli güzel bir film..Bu kadar Meyers dedikten sonra bir Nancy Meyers filmleri listesi eklemek istedim. Film ile ilgili çok güzel bir yazıyı da Selma Yalaman Serger yazmış, Ben önce filmi seyredin sonra da Selma Yalaman Serger‘i okuyun isterim. Çok daha keyifli olacak eminim.

Bir Kadın Yönetmenin Gözünden Yeni İş Hayatı, Başarılı Kadın ve Nesil Farkı…Selma Yalaman Serger

Filmography[edit]

Year Film Credited as Notes
Director Producer Writer
1980 Private Benjamin Yes Yes Writers Guild of America Award for Best Original Screenplay
Nominated – Academy Award for Best Writing (Screenplay Written Directly for the Screen)
1984 Irreconcilable Differences Yes
Protocol Yes
1987 Baby Boom Yes Yes Nominated – Golden Globe Award for Best Motion Picture – Musical or Comedy
1991 Father of the Bride Yes Yes
1992 Once Upon a Crime Yes
1994 I Love Trouble Yes Yes
1995 Father of the Bride Part II Yes Yes
1998 The Parent Trap Yes Yes Nominated – Young Artist Award for Best Family Feature – Comedy
2000 What Women Want Yes Yes
2003 Something’s Gotta Give Yes Yes Yes
2006 The Holiday Yes Yes Yes
2009 It’s Complicated Yes Yes Yes Nominated – Broadcast Film Critics Association Award for Best Comedy Film
Nominated – Golden Globe Award for Best Motion Picture – Musical or Comedy
Nominated – Golden Globe Award for Best Screenplay
Nominated – Satellite Award for Best Film – Musical or Comedy
2015 The Intern Yes Yes Yes