The Broad ve Downtown’da

12274380_10153988151659311_356267437969039019_nLos Angeles’da uzun süre  yaşayınca, yapılacaklar, gidilecekler listeleri çok farklılaşıyor. Şimdiye kadar hep ikişer haftalık geldiğimde de çok güzel günler geçirdim. Tüm bölgeyi sevdim, ama şimdi bambaşka bir Los Angeles’ı koşmadan, telaş etmeden keşfediyorum. İki haftadır, pazar günlerimi Downtown’da geçiriyorum. Daha da çok günler saatler geçirebilirim. Son bir kaç senedir, tamamen yenileşen güzelleşen, devleşen bir Downtown var. 12246603_10153988151744311_1452125384108627316_nTam bir kültür merkezi oluşmuş. Müzeler, konser salonları, sergiler, sanat galeri ile Downtown da her daim yapılacak çok şey var.Hatta çeşitli sanat turları da düzenleniyor.Biz de geçen hafta pazar, Başak ile çok eski balıkçılar çarşısı olan Grand Central Market‘e,  Bradbury Building ve Clifton’s Cafeteria‘ya  gittik, çok güzel vakit geçirdik, sonra bir gün anlatmalıyım, bu hafta The Broad‘ Museum’a gitmeyi kararlaştırdık. The Broad çağdaş sanat kolleksiyoneri karı koca Eli and Edythe  Broad’ların L.A ye hediyesi…Müzenin dizaynını   Diller Scofidio + Renfro’ın işbirliği  ile yapılmış.İnternette yer olmayınca, açılış saatinden 1 saat önce gidip, saat dokuzda kuyruğa girdik. 10.30 da içeri girdik.Kuyrukta iki kişiyseniz hiç sıkılmıyorsunuz. Binanın çevresi muhteşem, sırayla dolaşma fotoğraf çekme şansınız oluyor. 12249815_10153988151719311_3956657547162628553_n

The Broad ile Walt Disney Consert Hall yanyana…

Tüm bölgede binalar olağanüstü, caddelerde her cepheden çok farklı ve güzel görüntüler, yansımalar oluşturuyorlar.Downtwn semtinde gezilecek önemli bir iki yerin ismini aşağıya yazdım. Daha neler var, neler..Moca,Grand Park, Walt Disney Consert Hall,Redcat,Colburn Scholl, Grand Performance,LA Central Library..

20150920_133449

Binanın tümü şaşırtıcı, muhteşem, girişide öyle.. 

The Braud başlıbaşına harika bir bina, etrafında defalarca hayranlıkla dönebilirsiniz, yanında da yine muhteşem mimarisi ile Walt Disney Consert Hall var. Ben her gittiğim de geçtiğimde büyüleniyorum. The Broad çağdaş, Modern sanat anlayışıyla kurulmuş çok yeni bir bina. Size bina ve sergiler ile ilgili fotoğraf ve bilgi koydum.  Los Angeles’a yolunuz düşerse, bir kaç günü Downtown ve müzelerine ayırmanızı ben ısrarla öneririm. .Tıklayarak, müzenin hikayesi ve içindeki sergiler için

MANDALIT DEL BARCO

yazısına buradan ayrıca ulaşabilirsiniz.

12274232_10153988151854311_3106437741934715890_n

Kuyruk beklemeye deyiyor…Bu ara

Downtown’da harika restoranlar kafeler mevcut.Çoğunda çok önceden yer ayırtmadan, ya da kapıda 1-1.5 saat beklemeden içeri giremiyorsunuz, ama deyiyor. Onları da bazen kısa, kısa, bazen uzun anlatmaya çalışacağım

 

The Broad is a new contemporary art museum founded by philanthropists Eli and Edythe Broad on Grand Avenue in downtown Los Angeles. The museum is designed by Diller Scofidio + Renfro in collaboration with Gensler and offers free general admission.12239653_10153988151799311_7783832316174391767_n

Her detay ultra modern, ve de tatlı ışıltılarla  binanın her yerine gün ışığı sızıyor, ve yansıyor,

The museum is home to the 2,000 works of art in the Broad collection, which is among the most prominent holdings of postwar and contemporary art worldwide. With its innovative “veil-and-vault” concept, the 120,000-square-foot, $140-million building features two floors of gallery space to showcase The Broad’s comprehensive collection and is the headquarters of The Broad Art Foundation’s worldwide lending library.12249830_10153988152019311_4228397325295264243_n

İçeri girdikten sonra bambaşka bir şölen her köşede sizi karşılıyor.
The Broad makes its collection of contemporary art from the 1950s to the present accessible to the widest possible audience by presenting exhibitions and operating a lending program to art museums and galleries worldwide.
12249985_10153988151974311_688827154742313497_n

Özellikle fotoğraf ve stüdyo sanatçılarının yaptıkları akıl dışı…

By actively building a dynamic collection that features in-depth representations of influential contemporary artists and by advancing education and engagement through exhibitions and diverse public programming, the museum enriches, provokes, inspires, and fosters appreciation of art of our time.

12274407_10153988152304311_5280004810203066404_n

Bizim The Broad çıkışı tercihimiz, Perch oldu. Perch güzel bir binanın çatı katında, bölgenin ünlü restoranı. benim şu anda bir numaralı favorim oldu. 11990634_10153988152719311_7857612302881551961_nBrunch, sunset, kutlama, gece, gündüz, canlı müziği de olan çok hoş bir yer. Menüler, lezzetler ortam çok güzel, en güzeli manzarası, size anlatabilmek için bir kaç fotoğraf ekledim. Gerisi sizin yorumunuz..12295520_10153988152254311_3721668203460879509_n

 

Perch’e gidemeyecek kadar yorulursanız, hemen müzenin kapısının karşısında çok yeni bir restoran var.Life Hotel’in girişinde Otium restoran. Biz girdik çok beğendik, ama Perch’e programlandık diye bir daha sefere dedik.Sevgiler, sevgiler…

Reklamlar

Şükran Günü (Thanksgiving Day)Yaklaşırken

thanksgiving-dinner-delicious-wallpaper-hd-2015-HDBcnLos Angeles’de bu hafta tatlı bir telaş var. Perşembe günü Şükran Günü herkes ailesiyle evlerinde biraraya gelecek. Herkes ya bir yerelere ailesinin yanına gidecek. Ya da çocuklar anne babanın yanına gelecek. Evlerde geleneksel şükran günü yemekleri yapılacak. Biz de burada böyle bir günü yakınlarımızla kutlayacağız. Bizimki biraz büyük bir sofra olacak. Herkes yemekler yapıyor. Şükran Günü hazırlıkları şimdiden başladı… Amerika’da ve Kanada’da uzun yıllardır kutlanan bu günün tarihçesini ben de sizlerle paylaşmak istedim, hem de ben de öğrenmiş oldum, sevgiler, sevgiler…

History_BYDK_Thanksgiving_SF_still_624x352

Şükran Günü (Thanksgiving); Bütün Amerika hindi sofrasında buluşuyor

AMERİKA BÜLTENİ 

Amerikalıların ortaklaşa kutladığı tek kültürel bayram olan Şükran Günü (Thanksgiving Day). Her yıl Kasım ayının ‘dördüncü’ Perşembesinde olduğu gibi bugün de her din ve inançtan ya da ateist, her ırktan, her sosyal sınıftan Amerikalı bugün için fırında hindi, kabak tatlısı ve yaban mersini(cranberry) reçelinin bulunacağı Şükran Günü sofrasında ailesi ya da dostlarıyla biraraya geliyor. Vejetaryenler bile, “tofurky” adını verdikleri tofu hindilerle sofralarını donatıyor. Dindarlar, geleneğin özüne uyarak, şükür ve duayı ön plana çıkaracak. Dindar olmayanlarsa, aile üyelerinin yılda bir kez bile olsa bir araya geldiği sosyal barış günü olarak yaşayacak. Yemekten sonra Amerikan Futbol Ligi(NFL)maçı seyredilecek. Akşam saatlerinden sonra ise, ‘Black Friday‘ alışveriş koşturmacası başlayacak.

Şükür ve israf arasında sıkışan gelenek

Ülkedeki bazı kesimler, Massachusetts’li Hıristiyanların tanrıya yıl içinde verdiği nimetler ve ürünler için şükretmek için başlattıkları Şükran Günü geleneğinin, “tüketim ve tatil” festivaline; Şükran Günü sofrasının ise “oburluk ve israf sofrasına”  dönüşmesinden şikayetçi. Uzmanlar, “Tarihin en zengin ulusuna dönüşen Amerikalıların bunun şükrünü böylesi özel bir günde ifade ederken, tarihin en müsrif ulusuna dönüşmenin de muhasebesini yapma” çağrısı yapıyorlar. Gıda uzmanı gazeteci Jonathan Bloom, Amerika’da kişi başı ihtiyacın nerdeyse iki katı gıda üretimi yapıldığını belirterek, “Evet bu günü kutlayalım ama eğer ihtiyacımız kadar üretirsek ve israftan kaçınırsak şükür için çok daha fazla sebebimiz olacak” diye konuşuyor. Arizona Üniversitesi antropologlarından Timothy Jones’un açıkladığı istatistiğe göre ise, Amerika’da üretilen toplam gıdanın yüzde 40’ı hiç yenmeden çöpe gidiyor. Buna göre yılda israf edilen gıda miktarı 29 milyon tondan fazla.

Şükran Günü geleneği Massachusetts’te başladı

1621 yılının bir sonbahar günü bugünkü Massachusets eyaleti sınıları içinde kalan Plymouth şehrinde, Wampanoag kabilesine mensup 90 Kızılderili ile, 52 İngiliz yerleşimci, 3 gün süren bir hasat şenliği yaptılar. Bu festivalin varlığına ilişkin tek tarihi bilgi, Edward Winslow adlı bir İngiliz yerleşimcinin, aynı yılın Aralık ayında arkadaşına yazdığı mektup. Bundan 20 yıl sonra yazılan bir kitapta da bu ünlü yemeğin varlığından bahsedilmekte. Ancak, tarihi kaynaklar, Şükran Gününün başlangıcı olarak anılan festivalle ilgili anlatılan şeylerin çoğunun söylence olduğunu özellikle vurguluyor. Aynı dili konuşmayan Kızılderililer ile yerleşimcilerin yemekte ne konuştuğu bilinmese de yemeğin menüsü hakkında bazı bilgiler mevcut. Buna göre kesin bilinen tek şey var ki, bugünkü Şükran Günü sofrasının baş yiyeceklerinden patates püresi kesinlikle yoktu. Yine bugünkü sofraların önemli parçası kabak tatlısı ya da yaban mersini(cranberry) de yoktu. Hindi konusunda kesin bir bilgi olmamakla beraber, yaban ördeği ve geyik eti yendiği biliniyor. Massachusetts Körfezine yerleşen ilk İngiliz göçmenler dindarlıklarıyla bilinen ve “pilgrims” diye anılan Püriten Hristiyanlardı. Onların ‘Şükran’ kutlamaları dünyevi festivalden çok kiliselerde gerçekleşiyordu. Massachusetts kolonisi 1680 yılındna itibaren bu kutlamayı yıllık yapmaya başladı. İlk resmi Şükran Günü kutlaması ise aynı bölgedeki Charlestown şehrinde 1671 yılında yapıldı. Bu Şükran Gününün bugünden en büyük farkı Kasım ayı yerine 29 Haziran günü gerçekleşmesi oldu. 18’nci yüzyıl boyunca Şükran Günü kutlamaya başlayan diğer koloniler, Massachusetts’in aksine daha çok askeri ya da yurtseverlik günleri olarak gördüler. Nitekim, ABD’nin kurucu babası George Washington da, 1777 yılında Saratoga’da İngiliz ordusuna karşı kazanılan zafer anısına zafer günü olarak ilan edecekti bu günü.

Şükran Günü kutlamasına bugünkü şeklini veren kadın

Sonrasında birçok başkan bugünü ulusal gün olarak ilan ettiyse de, gevşek konfederal yapıda özellikle güney eyaletleri bu kutlamalara karşı çıktı.

Bugünkü Şükran Günü yemeğinin ilk dizaynını 19’ncu yüzyılın Martha Stewart’ı olarak anılan Sarah Josepha Hale yaptı. İlk Şükran Günü yemeğine ait tarihi mektupları yayınlayan Hale, bugünün 250 yıl öncesinde olduğu gibi ulusal olarak kutlanması için yoğun bir kampanya başlattı. Şükran Günü sofrasına fırında hindiyi ve kabak tatlısını Hale soktu. Hale, yayınladığı kitabında, ilk hacı göçmenlerin Kızılderililerin rehberliğinde ormanda yaban hindisi avladıklarına dair tarihi bilgiler olduğunu savunarak, 1621 yılındaki ilk yemeğe bazı yönlerden benzeyen bugünkü Şükran Günü menüsünü oluşturdu. Bununla da yetinmeyen Hale, Federal hükümete, “Kolonileri birleştirecek, aile üyelerini biraraya getirecek ve Hıristiyanların kalplerinde şükür duygusunun uyandıracak ulusal bir gün olarak ilan edilmesi” çağrısıyla resmi dilekçe verdi. Dilekçeye cevap, 5 yıl sonra Amerikan iç savaşının tam ortasında Başkan Abraham Lincoln’dan geldi. Lincoln, Kasım ayının son Perşembesini, Allah’a Şükran Günü(Thanksgiving Day) ilan etti.

Büyük Buhran’ın devam ettiği 1939 yılında Başkan Franklin D. Roosevelt, Şükran Gününün tarihini Kasım ayının ikinci Perşembesi ile son Perşembesi arasında birgünde kutlanabileceğini ifade ederek tarihi değiştirmeye çalıştı. Roosevelt, çiftçilere Noel öncesi ürünlerini satabilmek için daha geniş bir zaman vereceği düşüncesiyle bu kararı almıştı. Ancak, Roosevelt’in belirlediği günlere “Franksgiving” diyen 22 eyalet, Kasım son perşembesini Şükran Günü olarak kutlamaya devam etti. Bunun üzerine 1941 yılında geri adım atan Roosevelt, Kongre’nin çıkardığı yasayı onaylayarak, her yıl Kasım ayının dördüncü Perşembesini Şükran Günü ilan eden ilk yasal metni imzalamış oldu.

Fırında hindi, Beyaz Saray’da hindi, uçan hindi!

19’ncu yüzyılın Martha Stewart’ı Sarah Josepha Hale, ilk yerleşimcilerin yaban hindisi avlayarak Şükran Günü yediklerini iddia ettikten sonra, Şükran Günü hindiler için ferman gününe dönüştü. 1947 yılına kadar avcıların eline geçen hindilerin tamamı için son durak mutfak fırınıydı. Şükran Gününde 50 milyon hindi için son durak fırın olurken, 1947 yılından beri bir ya da iki şanslı hindi için son durak Beyaz Saray oluyor. Başkan Harry Truman, 1947 yılında Ulusal Hindi Federasyonunca kendisine 2 kesilmiş hazır hindi ile hediye edilen canlı hindinin canını bağışladı. Bu bağışlama sonraki yıllarda geleneksel hale geldi. Son yıllarda ise, Beyaz Saray’a bir yerine iki canlı hindi çıkmaya başladı. 2003 yılından beri ise, bu şanslı hindilerin adı kamuoyunca belirleniyor. 2003 yılında “Stars ve Stripes”, 2004 yılında “Biscuit ve Gravy”, 2005’te “Marshmallow ve Yam” , 2006 yılında “Flyer ve Fryer” ve 2007 yılında da “May ve Flower”, 2011 yılında ise ‘Peace’ ve ‘Liberty’ ABD Başkanından randevu almayı başaran hindiler oldular.

Tarım Bakanlığı verilerine göre ABD’de yılda 272 milyon hindi yetiştiriliyor ve 6,9 milyon varil yaban mersini sosu üretiliyor. Bu yıl Şükran Gününde vejetaryenler için yaklaşık 230 bin hazır tofu hindi(tofurky) de üretilecek. Bugün Amerikalıların mutfaklarında pişecek 50 milyon hindi ile beraber, ülkedeki üretim tesislerinde yılda kesilen yaklaşık 10 milyar tavuk ve hindinin, kesilme yöntemleri ise, hayvanseverlerin tepkilerine sebep oluyor. 1958 tarihli bir kanun, mezbahalarda kesilecek havanların, kesildiklerinde tamamen bayıltılmış olmalarını şart koşuyor. Bu hafta konuyu mahkemeye taşıyan hayvanserver dernekleri, San Francisco Federal Bölge Hakiminin vereceği kararı bekliyor.

Macy’s mağazalarının dev Şükran Günü yürüyüşü New York’ta

Macy’s mağazalarının 1926 yılından beri her şükran gününde gerçekleştirdiği “Macy’s Şükran günü Yürüyüşü” için tüm hazırlıklar tamamlandı. 3 miyon kişinin katıldığı ve yaklaşık 50 milyon kişinin televizyonlarından izlediği yürüyüşün en önemli özelliği ise, birçok çizgi karakterin dev balonları. Her Şükran Günü günü saat 09:00’da Batı Central Park ile 77. sokağın köşesinde başlayan yürüyüş, Columbus meydanı ve Times Square güzergahından ulaşılan 34. sokaktaki Macy’s mağazası önünde sona eriyor.

 

Beraber Yemek Yapmanın Keyfi…

Keyifli sofralar kurmak, sonra sevdiklerinizle paylaşmak, mutlu saatler geçirmenin en güzel yolu.  Beraber yemek yemek gibi, beraber yemek yapmak da bana çok keyif veriyor. Annem ile kızımla, eşimizle, oğlumuzla, arkadaşlarımızla, beraber hazırlanan  sofraların keyfini hiç bir şeye değişmem. 11667457_10153663404359311_4876857982090303337_nBeraber yapılan yemeklerde, özenle hazırlanan sofralarda, birbirinden çok farklı bilgiler, teknikler, kolaylıklar, farklı lezzetler öğrenmek var…Beraber yaparken sıkılmadan fazla yorulmadan, işleri paylaşarak kısa zamanda çok güzel sofralar yaratmak mümkün. Yemek yapmayı, birlikte olmayı sevenler için, beraberce yemek yapmak, keyiflere keyif katıyor. İlk fırsatta deneyin diyorum…10711045_10153017739514311_1630592882097508265_n10942739_10153274572359311_5797152148249989778_nBiz okul  arkadaşlarımızla, beraber bir kaç senedir farklı bir metodla toplanıyoruz,  herkes kendi mutfağında yaptıklarını getiriyor. Önce bir menüye karar veriliyor. Et , balık ne ise ana yemek seçiliyor, ona göre de herkes getireceklerini planlıyor, yapıp getiriyor, beraberce davet evinde servis ediliyor. Önümüzdeki yıllarda, yani seferi dönem bitince, gönlümdeki; yemek yapmaktan zevk alan arkadaşlarımla beraber  aynı mutfakta, yemek yapıp, masalar hazırlamak.  .11181859_10153879257194311_6615288028743999419_n

12112039_10153956692834311_7576091650761044217_nBu sene yazın Bodrum evimiz de bize misafir gelip, kalan can arkadaşlarımızla, yakınlarımızla, bazen de kuzenimizle yemekler yaptık. Hiç bilmediğim tanımadığım lezzetleri, pişirdik, benim için hem öğrence  hem keyif oldu. Yemek yapmasını seven insanlarla mutfaklar  çok daha zenginleşiyor,  farklılaşıyor..Her zaman onlardan öğreneceğiniz  çok şey oluyor.Bazı arkadaşlarım yemek atölyelerine katılıp çok lezzetli çeşitler öğreniyorlar,yapıyorlar, bilgilerini tecrübelerini daha da artırıyorlar.Bazı arkadaşlarım farklı yörelerin, hatta farklı ülkelerin mutfaklarını biliyorlar.Bu dönem kızım ile yemekler yapıyoruz, ondan yepyeni lezzetler  öğreniyorum. Ben de ona  özlediği yemekleri yapıyorum.Los Angeles’de  pazarda, markette, sağlıklı, taze, ne varsa alıp pişiriyoruz, ya da yıkayıp, soyup çiğ  hazrlıyoruz. Onlardan sebzeler, bizden Türkiye’den getirdiğim taze baharatlar, bir arada,çok daha özel karışımlar oluyor.Sonra beraberce yiyoruz, içkiler, atıştırmalıklar hazırlıyoruz. Yeni mutfaklar, yeni uygulamalarla hayat çok daha renkli, zevkli, keyifli…Yaşam benim için; bildiklerimizi, sevdiklerimizi  paylaşırken çok daha  güzel… Siz de deneyin derim, çocuğunuzla, annenizle, babanızla, arkadaşınızla, sevdiklerinizle yapılan, paylaşılanlar hep çok keyifli…

1926758_10153017739179311_8008921811417059188_n (1)

 

Önümüzdeki hafta   Thanksgiving  Şükran Günü var.Yeni bir heyecanla, dünyanın bir ucunda kızımla, arkadaşlarımızla yemekler hazırlayıp, toplanacağız, sizleri de bekleriz, beraber pişirmeye, beraber yemeğe…

Dünya Kadın Girişimciler Günü Kutlu Olsun…

Dünya Kadın Girişimciler Günümüz Kutlu Olsun…

Bu sene 19 Kasım Türkiye Kadın Girişimci’sinin de seçildiği gün oldu. Kagider’den bu gün için güzel bir mesaj var, paylaşıyorum…Onlar yaptılar, sen de yaparsın diyorum.‪#‎SenYaparsın ! 19 Kasım Dünya Kadın Girişimcilik Günü kutlu olsun ‪#‎GGH15 ‪#‎DünyaKadınGirişimcilikGünü12241698_1652850208327583_9199401233300103427_n

 

Değerli Paydaşlarımız,

 

Kadın girişimciliğini geliştirmek; ekonomik ve sosyal yaşamda kadının konumunu güçlendirmek misyonuyla 2002’den bu yana çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

 

Ülkemizin ekonomik ve sosyal kalkınmasını sağlayacak en temel adımın girişimcilik olduğuna inanıyor, girişimcilik yoluyla kurulan KOBİ’lerin ekonomiyi dinamik tutacağını ve canlandıracağını, bu gelişmeye istinaden de istihdam alanın artmasıyla sosyal yapılanmada da farklılık sağlanacağını biliyoruz.

 

Bugün 19 Kasım Dünya Kadın Girişimcilik Günü’nde kadının ekonomik hayata katılımının önemine vurgu yapan bir viral video hazırladık. Sosyal medya üzerinden yaygınlaştırılması noktasında değerli desteklerinizi rica ederiz.

 

Mesajımız:  İş dünyasındaki fırsatları yakalamak senin elinde. ‪#‎SenYaparsın ! 19 Kasım Dünya Kadın Girişimcilik Günü kutlu olsun ‪#‎GGH15 ‪#‎DünyaKadınGirişimcilikGünü

 

Video Linki: http://bit.ly/1QOYU5b

 

Saygılarımızla,

 

Meltem Karaarslan

Projeler Sorumlusu

Projects Specialist

19 Mayıs Mah. 19 Mayıs Cad. A Rezidansı

No: 35 D:20  – FULYA  34360  ŞİŞLİ – İstanbul

Tel: +90-212-266 82 61

Fax:+90-212-266 82 65

www.kagider.org

www.facebook.com/turkiyekadingirisimcilerdernegi

www.twitter.com/kagider

Mutluluk Kulubüne Davetlisiniz!

432402203497“Mutluluk Kulübü, mutlu olan insanlardan daha çok, mutluluğa cesaret ile niyet edenlerin kulübüdür. Her şükür bir umut, her umut da içinde sevgi barındırıyor. Gerçek sevgi ise, hesapsız, pazarlıksız, sonuca hükmetmeyen, olana razı bir teslimiyet doğuruyor. Yeşertmek, büyütmek, bakmak, saklamak, içimize saklanmış mutluluğu bulmak ve paylaşmak ise bize düşüyor. Mutluluk Kulübü’ne davetlisiniz!”
(Tanıtım Bülteninden)

Böyle bir tanıtımı görüp, merak etmemek kabul etmemek mümkün değil, ben de görür görmez bu çekici kitabı aldım ve keyifle okudum.Eğer siz de mutlu olmak isterseniz,  Mutluluk Kulubü’ne katılın. Sürekli mutluluk yok, ama bu dünya ile başa çıkabilmek için önünüze çıkan hiç bir mutluluk fırsatını kaçırmamız lazım. Yoksa hayat çok zor, çok.

Sevgili Müge Çevik ile tanışmıştım, ama daha da çok tanımak sizlerle de paylaşmak istedim.

Henüz etkinliklerine katılamadım. Döner dönmez katılmak istiyorum. Mutluluk Okulu’nda neler oluyor, öğrenmek istiyorum. Ama şimdiden kitabını ve girişimcilik hikayesini anlatmak paylaşmak istiyorum. Her hikaye gibi, çok kendine özgü, ve ayrıca Müge tam da gönül diliyle anlattı, paylaştı, nasıl başladığını, nasıl bu günlere geldiğini. Hikayesini öğrenirken;  gözlerim ışıldadı, yüreğim titredi, heyecan duydum, meraklandım.Mutlu oldum, gururlandım. Girişimcilik olgusunu tarifi, değerlendirişi, önerileri de çok çarpıcı, hepsi gönül sesiyle…Şimdi sıra sizlerde okuyunca bana hak vereceksiniz. Sevgiler, sevgiler…

12249590_10156196888110570_8939676587828811548_n

“Bir Mülkiye mezunu olarak, kamuda çalışmanın bana uygun olmadığını anlayacak stajlardan sonra; ki bir tane Dış İşleri Bakanlığı Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde diğeri de UNDP’de iki staj yaptım,nasıl olacak da ben özel sektöre gireceğim dedim ve master yapmaya karar verdim. Bilkent Üniversitesi’nde özellikle ilk yıl çok zorlanarak, cin gibi mühendislerle sınıf arkadaşı olduğum için, baya matematik ve istatistik falan çalışarak MBA yaptım.

MBA’in ikinci yılında çalışamaya başladım. Pazarlama, özellikle uluslararası pazarlama çok ilgimi çekiyordu.  Aile şirketimiz nedeni ile de ihracata yatkındım, ilgim vardı. Bir holdingin dış ticaret şirketinde pazar araştırmaları yaparak part-time işe başladım. Master bitince, tam zamanlı olarak kalmamı istediler, ben de devam ettim. Ta ki, bir İzmirli olarak Ankara’da fenalık geçirene kadar. Hayalim her zaman İstanbul’du. Ama iş deneyimim vardı, Ankara’ya ve yaşıtlarıma göre iyi para kazanıyordum, hiçbir firma beni Ankara’dan İstanbul’a getirtmeyi göze alamadı. Mutsuz olursun, yaşam standardın düşer dediler. Bir süre her ay iş görüşmesine geldiğimi hatırlıyorum. 4. yılın sonunda dedim ki, böyle olmuyor, ben ayrılıp taşınacağım ve öyle devam edeceğim, Ankara deyince kimse beni almıyor. Patronumla konuştum, dedi ki elimizde bir proje var. Birkaç aylık ve onu da yap sonra git.

Projeye başladım. Proje özelleştirme sonrası benim  çalıştığım holdingin de içinde olduğu konsorsiyum şirketinin işini geçici olarak yapmaktı. İhracat yapacak, Tekel sonrası düzene sokacaktım. 3 ay kadar yaptım ve sonra İstanbul’da şirket kurulacağını duyunca, Ankara’daki patronumdan gizli yeni patron ile görüşüp ben zaten ayrılıyorum beni alın, zaten 3 aydır ben yapıyorum ve çok da iyi biliyorum dedim. İşe yaradı. Eski patronum çok kızsa da ben kendimi İstanbul’a attım. Yaşasın İstanbul’da uyanıyorum diye uyanıyordum.

Sonra, hızla büyüyen bir şirkette olmanın avantajı ile hemen hemen her iki yılda bir ya pozisyonum değişti ya şirket satıldı sorumluluk alanım arttı. Derken ben aile şirketi, konsorsiyum şirketi, uluslararası çok büyük bir yatırım şirketinde çalışmış ve deneyim kazanmış oldum. Özellikle son 4 yıl, yatırım fonu şirketinden tam anlamı ile Amerikan tarzı iş yapmayı öğrendim.

2011’de şirket bir kez daha satıldı. Bu satışta, çok uluslu bir başka şirket bizi satın aldı. Ben o güne dek 60dan fazla ülke ile ticaret yapıyor hem satışı hem pazarlamayı yönetiyordum. Pek çok ülkede bana bağlı ekipler vardı. Yeni şirket gelince hepsini o ülkedeki genel müdürlüklere devretmem gerekti. Ve benim için daha fazla devam etmek anlamsızlaştı.  Ben 2011 Şubat ayında ayrılmaya karar vermiştim ama tüm süreç  yıl sonunu buldu.

Bu arada ne yapacağımı hiç bilmiyordum ama iyi olduğum alanlar vardı. Uluslararası satış ,pazarlama, marka yaratma, ihracat, KOBİler…ihracatçı birliğinde yönetim kurulunda da çalışmıştım. Ama bu bilgiler nasıl paraya dönüşür bilmiyordum. Koçluk iyi bir metodoloji olabilir diye düşündüm. Çalışırken koçluk eğitimi aldım böylece. Zorunlu olarak yapmam gereken koçluk saatlerini de iş hayatının içinde kolaylıkla doldurmuş oldum.

İşten ayrılınca, çok yoruldum bir süre dinleneceğim, gerekirse evden çalışırım falan dedim ama ben beceremedim onu. Bütün gün durmaksızın çalışmaya başladım evin de keyfi kalmadı. 3 ay idare edebildim, sonra deliler gibi yer aramaya başladım. Tek bildiğim bir yer olsun, insanlar içerde ev gibi rahat etsin, sıcak kek pişsin ve koksundu.

Şapka’nın şimdiki ofisi buldum ve yerleştim. Tek ben eğitmen ve koç olarak vardım. Ne yapacağımı da çok bilmiyordum ama ne yapmayacağımı biliyordum. Derken aklıma yatan, benim gibi düşünen tanıdığım daha önce eğitim aldığım eğitmenler ile görüşmeye başladım.

Kurumsal hayatı öğrenince başka türlüsünü bilmiyor insan. Onu o dünyanın dışına çıkınca öğrendim. Hemen bir ajans, logo, şirket ismi, tüm kurumsal kimlik, avukatlar resmi işler vs derken birden şirket oluverdik.

O kadar iyi eğitmenler ile çalışmaya başladım ki en büyük kurumsallar bizi arar oldu. ben hiç firma ziyaretine gidip Şapka’yı tanıtmadım. Profesyonel hayattan tanıdığım insanlardan destek çok gördüm. Ne yaptığını bilmiyoruz ama sen yapıyorsan kesin iyidir, gel bize neye ihtiyacımız olduğunu söyle dedi insanlar. Derken ben KOBİ ler ile yönetim ve satış danışmanlığına başladım.12108249_10156196685570570_697494002986232676_n

Üniversitelerde sosyal sorumluluk olarak kariyer seminerlerine başladık 4 koç. 30dan fazla üniversitede binlerce öğrenciye ulaştık. Bunlar beni çok doyuran ve geliştiren şeyler oldu.

Bu arada koçlukta içime sinmeyen şeyler fark ettim, kifayetsiz geldi ve Gestalt eğitimine başladım. 5 yıl oldu eğitimler son gaz devam. Bu yıl bir de mastera başladım. Bir sponsor bulsam sırf okuyup yazasım var.

Sonra, benim kişisel ilgim ile de birleşince, dedim ki, insan bir tane ve insana dair konular iş hayatı, profesyonel, kişisel gelişm diye ayrılamaz, ben öyle bir şey yapacağım ki insana dair ne varsa tek çatıda ama en iyileri toplanacak. İnsan kaynakları yöneticileri ve arkadaşlarım delisin tutmaz dediler. Deliymişim şimdi anlıyorum.

Ama oldu! Şapka profesyonel yetkinlik eğitimleri ve kurumsal dünya  ile, kişisel gelişim çalışmalarını aynı çatı altında toplayan tek mekan. Hala tek. Ama artık deli olduğumu düşünenlerin sayısı daha az. Baktılar ki 5. yılımıza giriyoruz, ikna oldular.

Ben kurumsal hayatın içindeyken de çok aktiftim. İhracat, ÖTV, dış ticaret açığı vs konularında yazıyor çiziyor, gazete takip ediyor, gazetecilere haber yazıyordum. Yani iş dünyasını çok takipteydim. Bir Mülkiyeli olarak zaten sosyal konulara da duyarlıyım. İzmirli olarak hak arayan bir kadınım. Bunlar birleşince, sosyal sorumluluk ve STK deyince Kagider kaçınılmaz olarak çıktı karşıma.

Kagider ile  buluşmamdan bir  dönem  sonra; yeni ruh ile  Kagider de daha fazla hizmet edebileceğim alanı buldum, daha da bulursam seve seve yaparım.

BySapka markası ile kitaplar çıkartır ve online eğitimler yaratır satar olduk. Bu kısmın da büyümesini çok önemsiyorum, gelecek dijital ile gelecek bence. Zamanı ve mesafeleri böyle yok ediyoruz. Bunun dışında şu aralar 2. kitabımı yazıyorum. Bu kadar kitap okumayan bir ülkede kitaptan para kazandığım için şanslı mıyım bilemiyorum ama yazmak benim ilacım. Yoksa çatlarım sanırım.

Türkiye’de girişimci olmak kadın olmak vs sürekli soruluyor bana. Bu ülkede şu ara insan olmak zaten zor, gerisi her ülkede artısı da var eksisi de. Ben hiç düşünmedim zor mu kolay mı, sadece ben ne istiyorum ona baktım hep. Her işimi öyle yaparım. İstiyorsam zorsa da umurumda olmaz, istemiyorsam da mümkün değil yapamam.

Girişimcilere önerim şu olur, zihinle gidebilecekleri yer dünya ortalaması kadar. Kalpleri ile ise sınır tanımazlar. Tabii ki, aklı başında kararlar ve ayakları yere basan çözümler her zaman önemli, ama bunlar yolda lazım. Yola çıkarken delilik lazım, inanç lazım, ne istediğini çok iyi bilmek ve o işin bitmişini görebilmek lazım. Bunlar yoksa akılla bir şey yapılamaz. Bir de girişimcilik bir yaşam tarzı, bir düşünme şekli, bir kas gibi. Herkes her işi yapacak diye bir kural yok, herkesin de girişimci olması gerekmiyor ama bence herkesin işinde çok iyi, vasat üstü olması gerekiyor.

37.Vodofone İstanbul Maratonun’da

11217541_10153558427727458_8292951246469773446_n
1980168_10153735752342351_2012223886022697705_o15 Kasım37.  Vodofone İstanbul Maratonu‘nda   iyilik için koşacak bir sürü arkadaşım var.Ben de onlar kadar heyecan duyuyorum, onlarla gurur duyuyorum,  onlara maddi, manevi  destek olmaya çalışıyorum. Bu çok anlamlı etkinliği sizlerle de; sevgili Bahar Aykaç ve  3 Oda 1 Salon ekibinin hazırlıkları ve çalışmalarıyla paylaşmak istedim. Bol şans, diliyorum, şimdiden çok başarılılar, en çok bağış toplayanlarda 3.sıradalar. Saatler yaklaştıkça heyecanlar da artıyor, koşu için de  antremanlar devam ediyor. Aşağıda çok beğenerek takip ettiğim dekorasyon seyahat gayrimenkul yazan,  harika fotoğraflarıyla takipçilerini büyüleyen,   3 Oda 1 Salon ekibinin çalışmalarını Bahar Aykaç’ın yazısından paylaştım.Koruncuk Çocukları için İyilik Peşinde Koşuyoruz

3oda1salon Koruncuk Kahramanları Projesinde

Sosyal sorumluluk projelerine katkıda bulunabilmek,, ihtiyaç sahiplerine bir nebze de olsa dokunabilmek  bana hayatta  en çok mutluluk veren şeylerden biri. Özellikle anne olduktan sonra fırsat eşitliğinde yoksun çocuklar benin en hassas konularımdan biri oldu hep. Biz çocuklarımızı elimizden gelenin fazlasını yapmaya çabalayarak büyütürken, sadece yanlış ailede dünyaya geldiği için pırıl pırıl çocukların ilgisiz ve sevgisiz büyümesini kabullenemedim bir türlü…

Halbuki hepimiz sorunun bir köşesinden tutmaya çalışırsak bir şeyleri değiştirmeyi mutlaka başarırız diye düşünüyorum.  Koruncuk Vakfı çocuklar için geliştirilen en iyi projelerden biri bence. Ben bizzat Bolluca köyünü ziyaret ederek, o güzel çocuklarla tanışma fırsatı buldum. Hayırseverler orada harika bir köy yaratmış. Çocuklaraile ve kardeş olgusuna yabancı olmadan sevgi içinde büyüyorlar. Spor ve sanatla ilgilenme fırsatları var. Hepsinin dersleri de çok iyi. Ama tabii ki çocukların bu ortamlarını koruyabilmeleri için finansmana ihtiyaçları var.

koruncuk-evleribakim3

Adım Adım Organizasyonu da başka bir iyilik hikayesi. Adım Adım önderliğindeki yardımseverlik koşularında  2008-2015 yılları arasında 6.000 koşucu 8 sivil toplum kuruluşu için 66.000 bağışçıdan 9 milyon TL bağış toplamış ve 39.000 kişinin hayatlarını değiştirmiş.

Haydi biz de birşeyleri değiştirmeye talip olalım. Az çok demeyip yapacağımız yardımlar sayesinde, harika çocukların hayatına dokunalım. Belki bu yazı ve3oda1salon vasıtasıyla siz de bir yavrumuzun hayatını değiştireceksiniz. 3oda1salon olarak Koruncuk ailesindeki   ilkokul 1. sınıf öğrencisi Eren, 4.sınıf öğrencisiBaran ve lise 2. sınıf öğrencisi Kader’in bir yıllık masraflarını karşılamaya talip olduk. Herbirinin yıllık maliyeti 2800 TL. Ayrıca belki çoook daha fazlasını yapabiliriz diye çabalamayı da görev edindik.

Sistem nasıl işliyor ?

Biz 3 kişi 3oda1salon’u temsilen Vodafone 37. İstanbul Marathonu’nda Koruncuklara bağış toplamak amacıyle 15 Kasım’da  tam 15 km koşacağız J  Sizlerden beklentimiz de linki tıklayarak http://ipk.adimadim.org/kampanya/CC5639 Korunmaya Muhtaç Çocuklar hesabına ister kredi kartı ile ister havale yöntemiyle 10-20-50 TL gönlünüzden ne koparsa yardımda bulunmanız.

Topladığımız para doğrudan devlet kontrolündeki Korunmaya Muhtaç Çocuklar vakfına gidecek ve Koruncuklara yardım olacak.  Sonuçta hep beraber mutluolacağız J

Yıllardır bizi keyifle takip eden dostlarımızın bizi bu çabada yalnız bırakmayacağına inanıyorum. Belki de elele vererek onlarca çocuğun masrafını karşılarız. Neden olmasın?

Sevgiler

12194904_10153735783167351_7313938113181143604_o

Midici’nin Başarılı Patronu…

dcb560ae-9e1c-419b-a319-839f74d1dc1bLos Angeles da ilk haftamızda Sherman Oaks’da  glutensiz pizza yaptıklarını da öğrenince, her gidenin övgüyle anlattığı,  Pizzacıya gitmeye karar verdik. Başak  çok beğendiklerini, çok farklı, sıcak, dinamik, şık bulduklarını bizim de beğeneceğimizden emin olduğunu söylediğinde ben de çok merak eder oldum.Yaz başında ilk açıldıkları günlerde de  herkesi özel indirimle davet etmişler.indirRezervasyon yapılmıyor. Çok dinamik yapısı ile fazla bekletmiyorlar diye ilave etti. İçkilerde  saat 8 den sonra % 5o indirim de yapıyorlarmış. Biz özellikle daha erken gittik, belki daha kalabalık olur, çok da geç yemeyelim diye. Pizzacı; ama harika salataları ve aperetifleri de olduğunu, gitmeden biliyorduk. Akşam yemeğinde niyetimiz sadece pizza yemek değildi. Sonunda bu çok beğenilen restorana vardık, caddenin köşesinde çok hoş bir yer, mutfak tamamen önde ve açık, tüm pizzalar, yemekler  önünüzde yapılıyor. 90 saniyede pizza yapıyoruz, sloganları var. Midici Neopolitan Pizza‘nın (http://www.mymidici.com/home) içinde ışıklarla süslenmiş, muhteşem bir ağaç var, tavan tabi çok yüksek. 12196262_10153956693494311_7691691599340341060_nGüzel, sıcak, dinamik bir müzik insanları karşılıyor.Işıklandırma loş ama, ağacın ışıkları ortama çok yakışmış.Her yaştan insan ve  çocuklar da var. Değişik masalar, sandalyeler, koltuklar, bir birbirinden farklı ama bütün içinde çok uyumlu. Uzun davetkar bir barı var. Girişten itibaren çok sıcak, samimi bir karşılanma var. Sonrasında da çalışanlar içten davranışlarıyla   ilgili ve çok gülen yüzlü. midici5Başak’ın hissettiği gibi söylersem, profesyonel ilgisi değil, samimi davranışlar içindeler. Bu çok etkileyici.Önce pizzanızla ilgili tercihleri yapıyorsunuz. Aynı anda da önünüzde pizza hamuru ve seçtiğiniz malzemeler yerini buluyor. Fırına girecek hale geliyor. Biz ayrıca Greek salata ve et tabağı ve içkilerimizi söyledik. Sonra masamızı seçtik, tabaklarımızı çatallarımızı aldık, hemen içkilerimiz, çok kısa sürede de siparişlerimiz geldi.MidiCi-800px-ac9f80deHer an başka  bir arzumuz olup olmadığını soran güler yüzlü bir ekip etrafımızdaydı. Ortam çok keyifli, sipaşlerimiz, çok lezzetliydi.Başak masada, patronun çok genç ve yakışıklı olduğunu, onun çoğu zaman fırının önünde kollarını sıvamış pizza yaparken gördüklerini anlattı.indir (1) Henüz altı ay olmasına rağmen kendini çok sevdiren bu işletmenin sahibi,  Amit Kleinberger Menchie’s Frozen Yoğurtlarının CEO’ su, ortağı  olarak çok başarılı  iken bu yaz başı burayı açmış. Çok başarılı olmuş, şimdi yeni yerler için  çalışıyorlarmış.Ben de bu yakışıklı genç başarılı patronu merak ettim, ve araştırdım. Şimdi sizlerle de paylaşıcağım. Bu ara yemeklerimiz bitmiş keyifle sohbet ederken,  Senior Chef  Mario Vollera  masamıza  geldi, memnuniyetimizi sordu, arkasından Midici’nin ünlü Nutellalı tatlısı masamıza geldi, bunu her masaya yapıyorlarmış. 3141777_origEvet hiç bitmesin bu lezzetler, bu akşam dedirten saatler sonunda bitti, çok mutlu, çok keyifli,evimizde bir an önce Amit’in hikayesini araştırdım.Aşağıda Ventura Bulvar Magazine’de Karen Young‘ın   yazısında siz de okuyabilirsiniz.Ben çok keyifle okudum…Los Angeles’den ilk girişimcilik hikayesi sizlerle…Amit Kleinberg’in hikayesine tıklayarak ulaşabilirsiniz.