Pembe Domateslerin Sırrı

Bodrum’da pembe domatesleri keşfettiğimden beri koşa koşa pazarda arıyorum, buluyorum, ve hemen alıyorum. Ama yerken  ne salatada ne sabah kahvaltıda özel bir tat  bulamıyorum. Ama tekrar pazara gidince yine  alıyorum, yine deniyorum. Ama nafile… Bu hafta bayram öncesi sevgili kuzenimiz Mirac ile pazara  gittik. Mirac lezzetler konusunda çok hassas.. Çok araştırıyor, deniyor, severek yapıyor, ve de ağız tadı çok gelişmiş,yani ailenin gurmesi. O akşam sıradan bir balık sofrası yapalım diye yola çıktık. Ama onun seçimleri ve mezeleriyle muhteşem bir sofra oldu. Değişik neler yaptı derseniz, deniz fasulyesi aradı,(börülce değil fasulye, ben ilk kez duyuyorum.)  bulamadı. Bu yaz favorisi imiş, sonra hardal otu ve kereviz yaprağı gördü aldı. Kara lahana aldı, mısır ekmeğinin içine koymak için. Bir de pembe domatesler, aldık, özellikle büyüklerinden seçti. Ve bana tembih etti, akşam gelince domatesleri ben yapacağım diye.Hardal otunu fıstıklı, soya soslu, kereviz yapraklarını yeşil elmalı ve patatesli pişirmiş, bir de harika  mısır ekmeği yapıp getirdi,ve heyacanla beklediğim pembe domatesleri yaptı. Yaptıklarının hepsi birbirinden farklı güzel lezzetliydi. Balıklar ve diğer yemekler de iyi olmasına rağmen Mirac’ın yaptıkları süperdi. Benim favorim de pembe domatesler oldu.12038216_10153879257269311_2526726586289007462_n

Öncelikle, ben yeni öğreniyorum, hiç bir domates dolaba konmazmış, dışarıda dururmuş. Buzdolabına konan domateslerin tadı bozulurmuş. Pembe domatesler de kahvaltıda yenmezmiş. Büyük boy pembe domatesleri büyük yuvarlak dilimler halinde bir santime yakın büyüklükte dilimledi. Büyük ve düz bir servis tabağına yerleştirdi. Kesme tahtasında bir kaç diş sarımsakla taze fesleğen yapraklarını  bıçakla birbirlerinin üstünde  ince ince kıydı,böylece fesleğen ile sarımsağın lezzetleri, tatları birbirine iyice karıştı. Sonra bir kaseye sarımsaklı  fesleğenleri  koydu, üstüne iyi sızma zeytinyağı ve balzamik sirke ilave etti. Yaptığı karışımı da bolca dometeslerin üzerine döktü. Sonuç çok lezzetli oldu. Mutlaka deneyin, pembe domates yoksa Çanakkale ile deneyin. Mirac’a göre evde fesleğen yoksa roka ile de olabilir, diyor. Hepsi bu kadar, kolay ve muhteşem…Bayram’da ya da bayram sonrası kolaylıkla yapacağınızı umut ediyorum. Sevgiler, sevgiler…

Eylül’de Gel…Bodrum’a

Eylül’de Bodrum muhteşem…Çok sıcak geçen yaz sonrası, şimdi Bodrum’da daha ılık,çok daha güzel günler yaşanıyor. Plajlar sakin, hava, deniz muhteşem…hiç gidilmiyen Bodrum içine bile gidilebilir oldu. Pazarlar daha rahat geziliyor, denizden hiç çıkası gelmiyor, insanın. Evler daha keyifli, geceleri daha serin rahat uyunuyor.Bütün bunlara rağmen öğle saatleri hatta akşam üstü beşe altıya kadar da hala daha çok sıcak….İşte böyle, bütün bunları yazıyorum. Belki bayramda Bodrum’a gelirsiniz, ya da düşünürseniz diye…Zaman inanılmaz hızla geçti, Eylül’ün bile ikinci yarısı oldu. Bayram uzun tatili başladı bile…Okulların çoğu açıldı, diğerleride bayram ertesi açılacak. İşte yaz bitmeden bu son fırsat…Ben de artık daha  uzun yaşacağım Bodrum’dan son haberleri vereyim istedim. Benim de Bodrum’da uzun uzun yaşayabildiğim ilk Eylül’üm. İstanbul evimizi iki seneliğine kapatıp eşyalarımızı depoya yerleştirdikten sonra yeni  heyecanlar ile Bodrum’daki eve daha bir yerleştik. Bir iki özel, sevdiğimiz resimlerimizi, fotoğraflarımızı, bazı  kitaplarımızı, CD’lerimizi  biraz giysilerimizi, bir iki hoş tabağımızı, bardağımızı daha yanımıza aldık, geldik. Evimiz güzel evimiz şimdi artık sadece Bodrum oldu.Zaten çok severek yaşadığımız evimizde yeni getirdiklerimizi de yerleştirince, canlarımız dostlarımızla paylaşmaya başlayınca , hele Eylül’de gelince hayat çok daha güzelleşti. 11870843_10153786806579311_7100227396849320350_nBodrum’da daha önce sizlerle de paylaştığım  yeme , içme favorilerim maşallah hep yerinde ve başarıyla işlerine devam ediyorlar.Gündoğan’da Reana, Gıyı, Yalıkavak da illa Yalıkavak!ta Keyf, Panaroma Pasanda  Bodrum’da Marina Vespa, Tango, Gümüşlük’te Limon, Mimoza eskiler..Bu sene eklenenler, Gündoğan’da Midyeci Şehmuz, Kaan,Yalıkavak Gökçebel de Tersane, Küçükbük Valentino, Bodrum’da Orfoz, Bigchefs. Bazıları zaten vardı, ben yazmamıştım. Bazıları bu sene açıldı.Her yer dostlarla gidilince çok keyifli çok güzel…Geçen hafta arkadaşlarımla önce Zeki Müren’in evine sonra da yanındaki ünlü deniz mahsulleri restoranı Orfoz‘a gittik. Sanat güneşimiz Zeki Müren’in evini onun şarkılarıyla gezmek, hem keyifli, hem  benim için biraz hüzünlü oldu. Mütevazi ve tam bir Bodrum evi olarak döşenmiş evde sanatçının fotoğrafları, özel eşyaları ile olmak, hem de muhteşem sesi duvarlarda yankılanırken, hepimiz farklı duygular yaşadık, hissettik.

bodrum-orfoz-lokanta

Bodrum Orfoz’un sahipleri Çağrı ve Çağlar Bozçağa,

Orfoz önce Bozburun’da açılmış, çok başarılı olmuş, sonra çocuklarının Bodrum şubesi açmasıyla devam etmiş özel menüsü ile çok başarılı bir restoran. Orada yemek yemek, sunumu lezzetleri ile  tam bir şölen. Orfoz’un sahiplerinden Çağlar’ın elinden yılan balığından, mavi yengeçe bölgenin tüm deniz ürünlerini anında pişirilerek yeme şansınız var. Mutlaka bir akşamınızı ayırın ve de rezervasyon yapın derim…Dokuzuncu seneleri olmuş, bu güne kadar gidememiştim. Eylül’de çok iyi oldu.Ben de daha merak edenler için hem Ali Rıza Kardüz’ün hem Vedat Milor’un yazısını paylaştım. Biz gittiğimiz gece de aynen Ali Rıza Bey’in yaşadıklarını yaşadık, yediklerini yedik, aynı yerde patladık, ama rahatsız olmadık. Her şey muhteşemdi, ve de demek ki herkese aynı özen var. Teşekkürler, Çağlar, Çağrı ve Bozçağa ailesi, başarı rastgele olmuyor…Çağrı ve Çağlar Bozçağa, Güneş ve Selçuk Bozçağa’nın çocukları. Kimya mühendisi olan baba Selçuk Bozçağa emekli olunca karısı ile birlikte önce Saros’ta evlerinin altında bir lokanta açmışlar. Daha sonra Marmaris’te Bozburun’a taşınmışlar.Çocuklar da dokuz yıldır aynı başarıyı Bodrum’da sürdürüyorlar. Onlar için dalan dalgıçları varmış, bölgenin tüm deniz ürünlerini bulup misafirlerine sunabiliyorlar.Keyifle de anlatıp pişirip servis yapıyorlar…İşte lgenin tüm deniz ürünlerini bulup misafirlerine sunabiliyorlar.Keyifle de anlatıp pişirip servis yapıyorlar…İşte böyle, ama her gün denize sıfır Küçükbük Valentino’da kahve keyfini hiç bir şey değişemem deyip, sahile iniyorum. İnşallah diğer favorilerimi de yazarım. Bu ara acele, koşturarak yaşamayı bırakmaya çalışıyorum. Her yaptığımın tadını çıkarmak niyetim. Ama anlatmadan da olmaz, bakalım, göreceğiz… yine anlatacak çok şey var, çünkü

Orfoz’u merak edenler için https://yaz-gi.com/2015/09/19/orfozu-merak-edenlere/

Orfoz’u Merak Edenlere…

Geçen hafta gittim, Orfoz restoranı çok beğendim, orada yemek yemek bir şölendi dedim, şimdi arkadaşlarımı da sırayla götürmek istiyorum;Orfoz önce Bozburun’da açılmış, çok  özel deniz mahsulleri menüsü ile çok başarılı bir restoran. Orfoz’un sahiplerinden Çağlar’ın elinden yılan balığından, mavi yengeçe bölgenin tüm deniz ürünlerini anında pişirilerek yeme şansınız var. Mutlaka bir akşamınızı ayırın ve de rezervasyon yapın derim…Dokuzuncu seneleri olmuş, bu güne kadar gidememiştim. Eylül’de çok iyi oldu.Ben de daha merak edenler için hem Ali Rıza Kardüz’ün hem Vedat Milor’un yazısını paylaştım. Biz gittiğimiz gece de aynen Ali Rıza Bey’in yaşadıklarını yaşadık, yediklerini yedik, aynı yerde patladık, ama rahatsız olmadık. Her şey muhteşemdi, ve de demek ki herkese aynı özen var. Teşekkürler, Çağlar, Çağrı ve Bozçağa ailesi, başarı rastgele olmuyor… ama yetmez deyip daha da merak edenlere sevgili Ali Rıza Kardüzün ve Vedat Milorun yazılarını da ekledim.Cumartesi yazısı ve bayram öncesi olsun değil mi?

Önce Ali Rıza Kardüz’den benim hastası olduğum sevgili köşe yazarımdan…

12

Butik Bir Lezzet Lokantası…

Anne-baba Bozçağaların Bozburun’daki yeri olan Orfoz kapandı ama çocukları Çağrı ve Çağlar’ın Bodrum’daki Orfoz’unda yemek şöleni devam ediyor

Masaya oturduk. Dört kişi idik. “Ne içeceksiniz?” diye sordular. Alkolsüz ve alkollü içecek siparişlerini aldılar. “Bugün mutfakta ne var ise onları tatmak ister misiniz?” dediler. “Deneyelim bakalım” diye cevapladık.
Önce masaya küçücük tabaklar içinde zeytinyağında yüzen, küp şeklinde kesilmiş, yıllanmış sert keçi peyniri, sardalya şaşimi (marine edilmiş taze sardalya balığı), küp şeklinde kesilmiş, küçük parçalar halinde füme yılan balığı ve ançüez getirdiler. Sepet içinde de ateşte kızartılmış köy ekmeği ve köy bazlaması vardı.
“Bunun tadı nasıl, onun tadı nasıl ?” derken karnımız doydu. Ama  servis devam ediyor. İki ayrı tabakta getirilen ançüez ile yeşil otları ve zeytinyağı-limonla marine edilmiş kabuklu deniz ürünü patlangozu paylaştık. Birer kase, orfoz balığı ile hazırlanmış balık çorbası içtik. Balık çorbası brokoli ile yemyeşil renklendirilmiş ve tatlandırılmıştı. Pek farklı ve pek nefisti. Yöresel taptaze yeşilliklerle hazırlanmış sebze kasesini masanın ortasına oturttular.

Özel ikramları patlıcan bomba
Derken efendim küçük tabaklar içinde, kidonya (kabuğu açılmış canlı kum midyesi üzerine limon sıkılarak marine ediliyor ve yeniyor) ve deniz kestanesi getirdiler. (Daha önce Cunda’da Boyner’lerin evinde  bunu tatmıştık.) İstiridyeler, üzerine parmasan peyniri koyarak fırınlamışlar. Küçük midyeleri  de sarımsak ve zeytinyağı sosu ile… Bunlar küçük bir güveçte sunulan deniz ürünleri pilavı ile birlikte servis edildi. Lokantanın özel ikramı patlıcan bomba (fırınlanmış, sonra göbeği yarılarak içi sarımsak ve zeytinyağı ile marine edilmiş bostan patlıcanı) da pek beğenildi. Yemek bir adet açık deniz mavi yengeci ile sona erdi. Ağzımızı birer  parça “anne tatlısı” (hurma tatlısı benzeri bir hamur tatlısı) ile tatlandırdılar. Çay içerken birer parça ev yapımı vişneli çikolata ile birer küçük kadeh ev yapımı vişne likörü ikram ettiler.
Yeter demese idik, tereyağlı karidesi, soğanlı yavru kalamarı ve dil balığını da tatma  imkanımız olacakmış.
Bunlar geçen hafta sonu Bodrum’da Orfoz lokantasında oluyor. Okuyanların “Patlamadınız mı?” diyerek sual edeceklerini biliyorum. Bırakınız patlamayı, midemiz hiç rahatsız olmadı. Çünkü bütün bu saydıklarım masaya tadımlık olarak getiriliyor. Dört kişi  paylaşınca da tadı damakta kalıyor.

Kimya okuyan iki kardeş işletiyor
Bodrum’daki Orfoz lokantası sekiz masalık küçücük bir lokanta. İTÜ’de kimya yüksek tahsili yapan iki kardeş işletiyor. Çağrı Bozçağa mutfakta, Çağlar Bozçağa salonda çalışıyor. Mutfakta ve salonda birer yardımcıları var. Öğle servisi yok. Akşam servisi 19.00’da başlıyor.
Çağrı ve Çağlar Bozçağa, Güneş ve Selçuk Bozçağa’nın çocukları. Kimya mühendisi olan baba Selçuk Bozçağa emekli olunca karısı ile birlikte önce Saros’ta evlerinin altında bir lokanta açmışlar. Daha sonra Marmaris’te Bozburun’a taşınmışlar. Bozburun’daki  Orfoz kısa sürede ünlenmiş. Teknesi olan bir dostumuz bizi  de götürmüştü. Lokantanın mutfağında baba duruyor, servisi anne yapıyordu. Lokanta yabancı ve yerli teknecilerin uğrak yeri idi. Geçen hafta anne ve baba da Bodrum’da idi. Teknecilere üzücü haber, Bozburun’daki evlerini ve lokantalarını satmışlar, çocuklarının yanına gelmişler.
Gelelim Bodrum Orfoz’un fiyat listesine… Mevsimine ve de günün çarşı pazar durumuna göre her gün mutfakta farklı yemekler hazırlanıyor. Gideceklere tavsiyem, günün yemeklerini öğrendikten sonra  seçecekleri yemekleri paylaşmalarıdır. Paylaşınca daha çok yemek tadılıyor.
Fiyat da hazmedilebilir boyutta kalıyor. Orfoz butik
bir lezzet lokantası. İçki hariç kişi başı ödeme 100 liradan aşağı düşmüyor.

 Şimdi de sevgili Vedat Milor’dan

Bodrum’da yeni mekanına taşınan Orfoz

Bodrum’daki Orfoz belki de ülkemizdeki, Batı’nın yüksek standartlarına uyan tek deniz ürünleri lokantası. Balık da var ama ağırlık kabuklu ürünlerde.

Yazık, bu yaz programımda Bodrum yok. Olsaydı, aklıma ilk gelen lokanta Orfoz olurdu. Ben Orfoz lokantası ile ilk kez Bozcaada’da karşılaşmıştım. Şimdi Bodrum’da Selçuk Bozcağa’nın oğulları Çağrı ve Çağlar kaliteyi koruyor. Bu yazıyı yazmadan önce Çağrı Bey’i aradım ve yeni lokantanın kapasitesini sordum. 42 kişilikmiş. İçime su serpildi çünkü bu düzeyde bir mutfak, yüksek kapasite ile mümkün değil. Batı’da ciddi lokantaların hemen hepsi 20-50 müşteriye hizmet verir, akşam boyunca masa sizindir.

Çiğ kidonya deniz kokuyor
Ben Orfoz’u ülkemizdeki tüm balık lokantaları arasında belki de Batı’nın yüksek standartlarına uyan tek deniz ürünleri lokantası olarak görüyorum.
Üç nedenle. Birincisi, malzemeler taze ve yöresel. İkincisi, burası gerçek bir deniz ürünleri lokantası. Balık da var ama ağırlık kabuklu ürünlerde. Üçüncüsü, farklı ürünleri farklı şaraplarla eşleştirmeniz mümkün. Çoğu ithal şarapların fiyatları da uygun. Selçuk Bey ve sayın eşi belli ki oğullarını doğru değerlerle yetiştirmiş. Tutumları profesyonel, işlerine saygıları var ve şarap içeni cezalandırmak istemiyor, tam tersine teşvik etmek istiyorlar.
Güzel ve değişik mezelerle başlamıştı son ziyafetimiz. Sardalya saşimi. Yılanbalığı füme ve dikenli deniz salyangozu. Hepsi çok iyi. Bunların yanında da kıtır ve taze hardal otu. Bir de enfes bir keçi peyniri. Keçi peyniriyle birlikte dağ kekiği ve Milas’ın Dört Tepe köyünden kendi üretimleri olan zeytinyağında dinlendirilmiş kuru domates. Yanında da köy bazlaması.
Arkasından iyi bir balık çorbası. İskorpit ve fener balığından, sebze suyu ağırlıklı. Bu da köy ekmeği ile sunuluyor.
Karışık mevsimsel salata da çok güzel. Limon, zeytinyağı ve taze çekilmiş karabiber. Herkese bir tane de kidonya. Acı bir sos yapıyorlar bunun için ama ben en sade şekliyle seviyorum. Deniz kokuyor, üzerine limon bile sıkmıyorum.
Limon yerine asiditesi güçlü bir şarap lazım. Fazla meyvemsi olmayan ve mineralite açısından zengin. Yukarıdaki öğünlerin yanına Avusturya’nın meşhur Gruner Veltliner üzümünden iyi bir şarap çok yakıştı. 2011. Laurenz Charming.
Diri ve canlı bir Gruner’den sonra gene diri ve canlı ama adeta yeni kesilmiş çim aromalı ve denize yakın bağlarda ekildiği için tuzlumsu bir bitimi olan ve gövde olarak Gruner’e göre bir tutam daha yoğun bir şarap gerekti. Tercihim İspanya’nın Galisya bölgesinden, Rias Baixas apelasyonundan bir Alborino. Benim Sauvignon’a benzettiğim bu üzüm çiğ ve pişmiş kabuklu deniz ürünleri ile çok iyi gidiyor. 2008 Mar de Frades Albarino tam içilmesi gereken noktada idi.
Üç enfes lezzete eşlik etti Albarino. Önce sadece limon ve zeytinyağı ile sunulan deniz kestanesi. Deniz kestanesi denizin özü ve ben dokusunu çok seviyorum (şef olsam kuzu beyni ile eşleştirmeyi denerim). İkinci olarak azıcık mangalda pişmiş ince soslu pina kası. Üçüncü olarak da çok iyi bir ızgara sardalya dolma. Çok iyi çünkü sardalya yağlı, taze ve kurumamış.
Bundan sonra sırada Orfoz’un gövde olarak daha ağır klasikleri vardı. Fırında güveçte midye. Fransızların marinyer midyesi gibi. Gene güveçte deniz ürünleri pilavı. Son olarak da her sefer ısmarladığım patlıcan bomba. Fırında pişmiş ve üzerine zeytinyağı dökülen bostan patlıcanı. Daha gövdeli bir şarap lazım tabii bu üçlü ile.

1404172800-9b4117498efe15beae5453bbd521497a

Şanslıydık; nadir bulunan mavi yengece denk geldik
Neden Sicilya şarabı olmasın? Şarapçılık açısından çok zengin ve teruar açısından çok farklı teruarları içeren bir ada Sicilya. İkinci baskısı NTV Yayınları’ndan yeni çıkan “Lokanta ve Şarap Rehberi / İtalya” kitabımda epey yer ayırdım bu şaraplara (ilk baskıda yok çünkü ben de son yıllarda merak sardım Sicilya şaraplarına).
2009 Antilia Donnafugata adada çok yaygın olan Ansanico ve Cataratto üzümlerinden bir kupaj. İyi bir giriş adanın beyaz şarapları için (kırmızılar da çok iyi).
Biz şanslıydık çünkü oldukça nadir bulunan mavi yengeç çıkmıştı o gün denizden. Bacakları epey etli ve ıstakoz kadar lezzetli. Gövdesinden et çıkarmak için ise biraz uğraşmak gerekiyor.
2010 Alois Lageder Gewurztraminer denedik yengeçle. Bu şarap acılı yemekler ve füzyon mutfağı ile iyi gider. Doğal mavi yengeç ile uyum sağlamadı. Albarino içtiklerimizden yengeç için ideal olandı.
Devamında Bodrum mandalinası, çağla, çilek, kivi, krem karamel ve yanında Bornova misketinden yarı tatlı bir şarap denedik. Üzerine ise karabaş otu çayı ve dijestif olarak Bodrum mandalinası likörü…
Bunları anlatırken özlem duyuyorum. Ben temmuz ve ağustosta Bodrum’a gitmiyorum ama siz gider ve Orfoz’un çok merak ettiğim yeni mekanını ziyaret ederseniz lütfen bana mesaj atın.

1404172800-8028c4a13e002ad2def19441b00ec04d

İletişim Bilgileri:

Zeki Müren Cad 13/1 Bodrum (Zeki Müren Müzesi yanı) 05443164285

 

Donmuş Limonun Kanser Başarısı…

Limonun faydalarını her zaman yazıyorum. Ben de de her vesileyle kullanıyorum. Suyuma, sodama, yemeklerime, salatama her fırsatta koyuyorum. Ama şimdi donmuş limonun inanılmaz faydalarını okudum. Bir arkadaşım  paylaşmış, hemen ben de sizlere paylaşmak istedim, sevgiler…

– Donmuş Limon İnanılmaz Faydası KANSER BAŞARISI –
Limonu yıkadıktan sonra buz dolabınızın buzluk bölümüne koyunuz. Donduktan sonra mutfak rendesi ile limonun tamamını rendeleyebilirsiniz. Dikkat! kabuğunu soymayınız, öylece rendeleyiniz.
Rendelenmişini yemeklerinizin üzerine serpebilir, sebze salatasına, dondurmaya, çorbaya, makarnaya, makarna sosuna, balık yemeklerine katabilirsiniz. Yemeklerin tamamı, daha önce hiç tatmadığınız mükemmel bir lezzet kazanacaktır.

Rendelenmiş limonunuz, limonun sadece suyunda bulunandan 5 veya 10 kat daha Fazla Vitamin İçerir. Büyük olasılıkla limonu daha önce bu şekilde değerlendirmediğiniz için şimdiye kadar bu Vitaminleri Ziyan Ediyordunuz.

Ama bundan sonra, tüm Limonu Dondurmak gibi basit bir işlem sonrasında, onu rendeleyip yemeklerinizin üzerine serperek Tüm Besleyici özelliklerini kullanıyor olacak, yani daha Sağlıklı Besleniyor olacaksınız.
Ayrıca Rendelenmiş limonun Dinçleştirici ve Vücuttaki Toksinleri Giderici etkisinden yararlanacaksınız.

Bilindiği üzere, iki çeşit limon ağacı vardır. Limon ve misket limonu.
(Burada bahsedilen limondur)
Limon meyvesini farklı şekillerde tüketebilirsiniz. Pulpası yenebilir. Sıkılarak suyu çıkarılabilir. Limonlu içecekler, dondurma vs.. yapılabilir.
Limonun birçok vasfı sayılabilir ama en ilginci URLAR, YUMRULAR, KİSTLER, TÜMÖRLER üzerindeki etkisidir.

Limon (Citrus) Kanser Hücrelerini Öldüren mucizevi bir üründür. Kemoterapiden Çok Daha Tesirlidir. Bu nedenledir ki, Limon Özütünü Laboratuvarda üretmeye çalışan bilim adamları var.

Limon tedavisi Kemo­terapinin Korkunç Etkilerini Göstermez. Bu bitkinin her Tür Kansere iyileştirici Etkisi Kanıtlanmıştır. Bazıları onun her tür Kanserin Tedavisinde Faydalı olduğunu söyler.

Ayrıca geniş Spektrumlu Anti­bakteriyel olarak İltihaplara / Enfeksiyonlara ve Mantara karşı kullanılır. Dahili Parazit ve Bağırsak Kurtlarına karşı etkindir.
Çok yüksek Tansiyona karşı Kan Basıncını Düzene sokar. Anti­depresan dır.
Strese ve Asabi Bozukluklara karşı iyi gelir.

Bu bilginin kaynağı ise çok etkileyicidir: Dünyanın en büyük ilaç üreticisi firmalarından biridir. Bu firmanın beyanına göre 1970’den beri 20’nin üzerinde yapılan Laboratuvar Testlerinde limon ekstrelerinin uygulanmasıyla; içlerinde Kolon / Kalın Bağırsak, Meme, Prostat, Akciğer ve Pankreas da olmak üzere 12 Kanser tipinde Başarılı Sonuçlar Alınmıştır.

Limon Ağacından elde edilen bileşiklerin, bütün Dünyada Kemo­terapide kullanılan Adiamycin Ürününden 10000 Kat Daha iyi olduğu saptanmış, Kanser Hücrelerinin Gelişmesini Yavaşlattığı Gözlemlenmiştir.

Daha da Şaşırtıcı Gözlem Şudur ki: Limon Özü Kötü Huylu Kanser Hücrelerini
Tahrip Ederken Sağlıklı Hücrelere Hiç Zarar Vermemektedir.

Gerginlik İle Nasıl Başa Çıkılır?….

Ülkemizde uzun süredir yaşadığımız  acı, olaylar hepimizi çok olumsuz  etkiliyor. Hem ruh sağlığımız, hem beden sağlığımız  bozuluyor. Bu günkü Hürriyet gazetesindeki yazısında Osman Müftüoğlu gerginliği nasıl yeneriz, ile ilgili çok güzel bir yazı hazırlamış, denemekte fayda var.

GERGİNLİĞİN ÇARESİ VAR!

Gergin ve zor bir yaz geçirdik. Muhtemelen sonbahar da “zor bir zaman” dilimi olacak. Gerginlik pek çok şey gibi sağlığımızı da etkiliyor. Etkilenen sadece ruhlarımız değil. Bedenlerimiz de payını alıyor. Bir de bedenle ruhun çatışma durumu var ki işte o tam bir felaket hali. Çatışmanın en büyük mağduru ise kaslarımız. Çoğumuzun yakındığı baş boyun ağrılarının, boyun-sırt-bel tutulmalarının, kas yorgunluklarının altında çoğu zaman işte bu “KAS SPAZM”larının yani “gerginliğin” ciddi bir etkisi var, yaşadığımız günlerin gerginliği kaslarımıza da yansıyor. Neticede herkesin ruh ve kaslarını azıcık gevşetmesi lazım (Gevşemenin ruhta başlayıp daha sonra kaslara ulaşması çok önemli bir nokta). Bu nedenle her şeyden önce rahat, sessiz bir ortamda sakinleşip rahatlamanız ve kendinize “gevşemem lazım!” komutu vermeniz lazım. Sonrası mı? Sonrasını PAUL JENNER (*) anlatıyor. Yandaki kutuyu lütfen dikkatle okuyun, hatta kesip saklayın ve o önerileri sık sık tekrarlayın.

KESİP SAKLAYIN

BİR ANTİ-GERGİNLİK ÇALIŞMASI

“Yere ya da yatağa uzanın. Kollarınız yanda, avuç içleriniz yukarı bakar durumda, ayaklarınız omuz genişliğinde açık olsun. Sonra;

  1. Ayak parmaklarınızı topuklarınıza doğru kıvırın. Tutun. Bırakın.
  2. Ayak parmaklarınızı topuklarınızdan uzaklaştıracak şekilde kıvırın. Bırakın.
  3. Dizlerinizin arkasını yere/yatağa bastırın. Tutun. Bırakın.
  4. Ayaklarınızı içeri, birbirine doğru yaklaştırın. Tutun. Bırakın.
  5. Nefes verirken, kalçalarınızı kasıp karnınızı içeri doğru çekin. Tutun. Bırakın.
  6. Nefes verirken göbeğinizi omurgadan uzaklaştıracak şekilde dışarı çıkarın. Tutun. Bırakın.
  7. Nefes alırken kaburgalarınızı olabildiğince açıp genişletin. Tutun. Bırakın.
  8. Belinizi yere/yatağa bastırın. Tutun. Bırakın.
  9. Yumruklarınızı olabildiğince sıkın. Tutun. Bırakın.
  10. El bileklerinizi, avuçlarınız yukarı bakacak şekilde yere/yatağa bastırın. Tutun. Bırakın.
  11. Dirseklerinizi yere/yatağa bastırın. Tutun. Bırakın.
  12. Çenenizi göğsünüze bastırın. Tutun. Bırakın.
  13. Başınızın arkasını yere/yatağa bastırın. Tutun. Bırakın.
  14. Dilinizi damağa doğru bastırın (dudaklarınız kapalı olsun). Tutun. Bırakın.
  15. Gözlerinizi sıkı sıkı yumun. Tutun. Bırakın.
  16. Beyninizin kafatasınız içinde ağırlıksız yüzdüğünü hayal edin. Gevşeyin.”

(*)PAUL JENNER/KİLİT BİLGİLER

09.09.2015 Osman Müftüoğlu…

Evlatlarımız Ölmesin

Bu ülkenin kadınları olarak, canımız çok yanıyor! Artık, kara bulutların dağılmasını, ‪#‎barış‬ ve huzurun gelmesini istiyoruz. Kadim geleneğimizde, kavganın orta yerine bir beyaz örtü bırakmanın gücüyle, bu kavgayı‪#‎durdurun‬ ‪#‎EvlatlarımızÖlmesin‬ diyoruz!11998927_751896764920759_4586842837670997540_n