Dr. Müfit Ekdal ile Kadıköy Sokakları…

611251Ben bazen resimlere, bazen de kitaplara  aşık olurum.Aşık olduğum resimleri görmek için defalarca aynı sergiye, galeriye, gittiğim çok olmuştur. Satın alabilirsem, evimde karşısında keyif yapmaya bayılırım. Kitaplarla aşkı ise çok daha sık ve yoğun yaşarım. Önce bir vesileyle tanıtımını, ismini duyduğum kitabı almak için hemen listelerime yazar, alana kadar  heyacanlanır, arar bulur, alır ve okumak ,için sabırsızlanırım. Kitaplarım hep yanımda, yakınımda olsun isterim, hep bakmak tekrar tekrar okumak için…Çocukken de elime aldığım kitabı hiç bırakmadan okumak istememden dolayı annemden çok azar işitirdim.Lise ve üniversite dönemlerimde paramın büyük çoğunluğunu kitaba yatırırdım. O dönemlerde, resim alacak param olmadığı içinde,  ressamların  resimlerini ve hayat hikayelerini içeren kitapları toplar, bulur alırdım. Kitapçılardan çıkamazdım.Bu gün de sizlerle çok sevdiğim, beğendiğim, tanışma fırsatı bulup, uzun uzun kendisinden Kadıköy’ü dinlediğim; Dr. Müfid Ekdal‘ın hayatını   ve Kadıköy Sokakları  kitabından seçmeleri paylaşacağım.Müfid beyle sohbet ettiğimiz saatler hiç aklımdan çıkmayan hikayelerle dolu, hiç bitmesin istemiştim.  Müfid beyi geçen sene temmuz ayında kaybettik, nurlar içinde yatsın. Önce kitabı  ile ilgili çok güzel bir haber yazı ve kitaptan bazı  bölümler.Sonra ölümünü anma töreninde  kendisi ve eşiyle çok güzel anılar paylaşmış yakın dostları sayın Neşe Doster‘in  uğurlama  konuşması…Aşık olduğum, kitaplarımdan seçmelerle iyi hafta sonları diliyorum…sevgiler, sevgiler…

mufidekdal3

Tarih : 03.04.2014 11:19:43
Kadıköy sokaklarının ilginç hikâyeleri
Kadıköy’ün Heredot’u Dr. Müfid Ekdal, yeni kitabında Kadıköy sokaklarının izini sürüyor. Sokak isimlerinin kökenini araştırırken, geçmiş dönemin bilinmeyen hikâyelerini de gün yüzüne çıkarıyor.
 
“Moda’da adı sokağa verilen Divan şairi Nefi’nin hüzünlü hikâyesi neydi? ’Sakın geç kalma erken gel’ şarkısı Moda’daki hangi sokakta bestelendi? Hangi Osmanlı paşası hangi Kadıköy sokağında Mason oldu?” Bunun gibi pek çok sorunun ilginç yanıtları “Saklı Hikâyeleri ve Resimleriyle KADIKÖY SOKAKLARI” kitabında…
 
Derleyen: Gökçe UYGUN
Fotoğraflar: Tutku DİRİ
Kadıköy’ün yaşayan tarihi ve tarih anlatıcısı, yazar, doktor Müfid Ekdal, ilerleyen yaşına ve tüm hastalıklarına rağmen Kadıköy için üretmeye devam ediyor. Ekdal’ın 7. Ve yeni Kadıköy kitabı “Saklı Hikâyeleri ve Resimleriyle KADIKÖY SOKAKLARI” geçtiğimiz günlerde yayınlandı. Tarihçi Kitabevi’nden çıkan 230 sayfalık dev kitapta, Ekdal Kadıköy’ün 15 bölgesinden 143 sokağı mercek altına alıyor. Dr. Ekdal, uzun ve titiz bir çalışmanın ürünü olan kitapta, fotoğraflarına da yer verdiği bu sokak isimlerinin kökenini tek tek, kimi zaman anı ve anekdotlarıyla anlatıyor okurlarına. Malum İstanbul hızla kabuk değiştiriyor. Sokak isimleri de bu değişime ayak uyduruyor mecburen. Bu açıdan bakındca Ekdal’ın kitabı yine çok değerli bir amaca hizmet ediyor, “Kadıköy’ün belleği” olma misyonunu bu güzel kitapla sürdürüyor.
KENDİ SOKAĞINI DA YAZDI…
Öte yandan kitapta ilginç bir tesadüfle Ekdal, Feneryolu’nda kendi adını taşıyan sokak olan “Dr. Müfid Ekdal Çıkmazı”nı da yazdı. Zira bundan bir süre önce Kadıköy Belediyesi, Ekdal’ın adını, doğduğu ve 95 yıldır yaşadığı sokağına vermişti. Dr. Ekdal, o zaman Gazete Kadıköy’e konuyla ilgili verdiği röportajda şunları söylemişti; “Başta sokağa benim adımın verilmesini istememiştim. Sokak adlarının hepsinin bir önemi, tarihi bir geçmişi var. Son yıllarda sokak adlarını aklımıza geldiği gibi-o sokağa neden o adın verildiğini sorgulamadan-değiştiriyoruz. Ama bu yanlış. Gazi Muhtar Paşa Sokak’ın devamında olan benim de evimin bulunduğu çıkmaz sokağın adı başta Gazi Muhtar Paşa Çıkmazı idi. Gazi Muhtar Paşa, çok önemli ve değerli bir kişilik. Ben de kitaplarımda Gazi Muhtar Paşa’nın konağını, yaşamını anlattım. Gazi Ahmet Muhtar Paşa olarak 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşışı’nın Kafkasya cephesi komutanı, asker, gökbilimci, yazar, eğitimci ve devlet adamıdır, yaşamını Feneryolu’ndaki köşkünde sürdürmüştür. Semtte iz bırakmış biridir. Dolayısıyla bu sokakta onun adının olması bana göre çok doğru ve gerekli bir şeydi. Bir kentte eskiden gelen yapılar, o kentin geçmişini belgeler, eskiyle yeni arasında köprü kurar. Bu yüzden sokak adlarını değiştirmek de yanlış. O sokağın adını değiştirdiğiniz zaman o sokağın geçmişi ve tarihi kaybolur. Bizde bu hata da sık sık yapılıyor. Ancak sonra nasıl olduysa bir gün baktık ki “Gazi Muhtar Paşa Çıkmazı” olmuş “Kılıçarslan Çıkmazı”. Bu kişinin kim olduğu, sokakla ya da mahalle ile olan ilgisini kimse bilmiyordu, ben de bilmiyordum. Anadolu Selçuklu Sultanı olan Kılıç Arslan’la bir bağı var mı yok mu? Onu da bilmiyorum. Hatta bir gün bana ziyarete gelen Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk’le de bu konuyu konuştuk. Sokağa bu ismin verilmesine bir anlam veremedik. Böyle ilgisiz bir ismin yerine benim adımın konulması o yüzden bana uygun geldi.”
kadikoy-tarihine-isik-tutan-mufid-ekdal-hayat-6253199_300
Her biri kendine özel bir tarihi barındıran Kadıköy sokaklarının fihristi olan “Saklı Hikâyeleri ve Resimleriyle KADIKÖY SOKAKLARI” kitabından dikkat çekici bazı bölümleri siz okurlarımızla paylaşıyoruz;
–         ŞAİR NEFİ SOKAK: İtalyan asıllı, Fransız uyruklu Lorando Ailesi, 1850’li yıllarda Sakız Adası’ndan kalkıp İstanbul’a gelmiş, Tepebaşı’nda bir binaya yerleşmişti. Bankerliğe başlayan Jan Lorando kısa zaman da büyük servet sahibi olmuştu. Sultan Aziz bile bu bankerden yüklü miktarda borç almıştı. Borç vaktinde ödenmeyince Lorando, kendisi gibi bir banker olan akrabası Berrand Tübini ile birlikte Osmanlı Devleti’nin Fransa’ya şikayet etmişti. Bu meseleyi politik bir konu haline getiren Fransa, donanmasını göndererek Midilli Adası’nı abluka altına almıştı. Bu olaydan sonra Osmanlı Devleti ile Fransa arasında büyük ve uzun süren çekişmeler olmuş sonunda borç ödenmiş; ancak Fransa’nın istekleri bir türlü bitmemişti. Nihayet Almanya’nın araya girmesiyle bir anlaşmaya varılmışsa da Lorando ve Tübinilerin gönüllerini hoş etmek zaruret haline geldiğinden; Küçük Moda Lorando’ya, Moda Burnu da Tübini’ye bağışlanmıştı. Bundan sonra Banker Lorando, Küçük Moda’da tapu kayıtlarına saray olarak geçen muhteşem köşkünü yaptırarak yazdan yaza oturmaya başlamıştı. Serveti ve şöhreti çok büyüyen Lorando’nun adı bir sokağa verildi. Bugün Moda Camii‘nin karşısındaki Şair Nefi sokağı’nın eski adı “Lorando Sokağı” idi. Bu sokağı Bomonti Gazinosu’na bağlayan sokağa da “Lorando Çıkmazı” denirdi. Şimdi bu çıkmazın adı Şair Nefi Çıkmazı’dır. Lorando Sokağı’na adı verilen Şair Nefi ise 1572-1635 yılları arasında yaşamıştır. Fırtınalı bir günde 4. Murat Beşiktaş Sarayı’nda oturmuş, Nefi’nin Silham-ı Kaza kitabını okurken, Saray’ın bahçesindeki bir ağaca yıldırım düşer. Bu olayı uğursuzluk sayan Padişah, Nefi’ye bir daha asla hicivli şiirler yazmamasını emreder. Nefi ise bu emre uymaz, gizli gizli hicivli şiirler yazmaya, hatta 4. Murat’a küfürlü hicivler düzenlemeye devam eder. Evdeki uşağı bu şiirleri çalıp Padişah’a gönderince, Saray’a davet edilen Nefi odunlukta boğulur, cesedi de denize atılır. İşte Moda’da bir sokağa ismi verilen Nefi’nin hayatı böyle hazin bir olayla son bulur.MehmetAliPasaSelamlikKosku2
–         SAFA SOKAĞI: Doktor Esat Işık Caddesi’ne dikey, Keresteci Aziz Sokağı’na paralel ve Hasırcıbaşı Sokağı’na doğru uzanan yolun eski adı “Zevkli Safa” iken sonradan “Safa Sokağı” ismi verilmiştir. Bestekâr, gazeteci Ahmet Rasim Bey bu sokakta cumbalı ahşap bir evde otururdu. Orta boylu, şişmanca, gözlüklü, nazik ve terbiyeli bir insandı. Akşamları çalıştığı gazeteden çıkar, o yıllarda Galata Köprüsü’nün altında bulunan sebzecilerden taze yeşil soğan, kıvırcık salata, marul, domates ve biberlerini itinayla seçerek alır, Kadıköy vapurunun güvertesinde bacaya yakın bir yerde otururdu. Kadıköy’de bazen Papaz’ın Bahçesi’ne gider; fakat çok kere Şifa’daki Yervant’ın meyhanesine gelir; elindeki malzemeleri Yervant’a hazırlatır; hemen her akşam kendisini bekleyen dostları ile rakısını içmeye başlardı. Ahmet Rasim Bey kadehteki rakının ne kadarının ne kadar zamanda ve kaç yudumda içileceğinin adeta programını yapmıştır. Ahmet Rasim Bey’in bu içkili toplantıları gece yarısını bulur, çok kere sabaha kadar sürerdi. Hanımı, onun sürekli eve geç gelmesinden huzursuzdu. Yine bir sabah eşi evden çıkarken “Bey, bu gece erken gel” demişse de Ahmet Rasim Bey alışkanlığını yenememiş, sabaha karşı eve dönerken yolda “Sakın Geç Kalma Erken Gel” şarkısını bestelemiştir. İşte edebiyatımıza ve musikimizde isim yapmış bu şahıs olan Ahmet Rasim Bey’İn oturduğu sokağa “Zevk-u Safa” adı verilmişse de sonradan sadece “ Safa “ tabelası asılmıştır.
–         AĞABEY SOKAĞI: Altıyol;’dan İskele’ye inerken ilk sola sapan yola Bestekâr Dilhayat Sokağı denir. Sokağın boydan boya batı sınırının içinde kalan konak, ahırlar ve oldukça büyük bir arazi, Ağabey ailesine aitti. Bu Çerkez aile, bir zamanlar Kadıköy’ün hem varlıklı hem de otoriter fertlerinden oluşurdu. Aileden birisi eşini vurup öldürmüş, bu olay günlerce Kadıköy’de konuşulmuştu. Bu olay şöyleydi; bu aile içinde serveti, hovardalığı ve kabadayılığı ile Kadıköy’de ün yapmış olan Agah Bey, Beyhan adında gerçekten güzel, fakat hafifmeşrep olarak bilinen bir kadını üç yaşlardaki çocuğu ile eve getirmiş, fakat nikâh yapmamıştı. Agah Bey’in eşi Azime Hanım Kastamonu’da yaşardı. Agah Bey de zaman zaman Kastamonu’ya giderdi. Agah Bey gene bir gün Kastamonu’dan Kadıköy’deki evine dönmüş, yatak odasında Beyhan’ın yanında üç tane çarşaflı kadın görmüştü. Çarşaflılardan biri birden pencereden atlayıp kaçmıştı. Diğer çarşaflının Beyhan’ın annesi olduğu; kaçanın ise Beyhan’ın çocuğunun babası Süslü İrfan olduğu anlaşılmıştı. Agah Bey o anda Beyhan’ı vurup öldürmüş…kapali-hayat-kutusu-kadikoy-konaklari1004230d79e3444c855c00899965b43e
–         LOUİS AMİABLE SOKAĞI: 1868’de kurulan ve Proodos ismi verilen Mason Locası,toplantılarını gizli olarak Beyoğlu’nda yapardı. Locanın başkanı, Fransız uyruklu bir avukat olan Louis Amiable idi ve Kadıköy’de oturuyordu. Cleanti Salieri isimli bir Levanten, yazları Fikirtepesi’ndeki saray yavrusu konağında oturan Şehzade Murat Efendi’nin yakın dostuydu. Onun aracılığı ile bir gece yarısı gözleri bağlanarak Louis Amiable’nin Kadıköy’deki evine getirilmiş, Mason merasimi yapılmış, ileride beşinci Sultan Murat olarak Osmanlı tahtına çıkan Şehzade Murat Efendi, mason olmuştu. Daha sonraki dönemde bu Fransız avukatın evi Proodos Mason Locası olacaktı. Kadıköy sokağını araştırırken, Fransız avukat Amiable’ın hangi sokakta oturduğunu bütün gayretimize rağmen bulamadık. Kanaatimize göre, o dönem Levantenlerin oturduğu Moda veya Mühürdar semtinde olmalıdır. Bir Osmanlı Padişahı’nın Mason yapıldığı sokağın ismini bulamamak, bizim için büyük bir eksiklik oldu.
–         NEŞET ÖMER SOKAĞI: Mühürdar Caddesi ile Albay Faik Özdener Sokağı arasında kalan ve bu iki yola paralel olan sokağa “Neşet Ömer Sokağı” denir. Neşet Ömer Hoca oldukça kısa boylu, şişman, yuvarlak başlı, gözlüklü, ince madeni sesli gayet zeki bir doktordu. Kalp hastalıkları branşında ün yapan ilk hocaydı. Kalbinden hasta olanın aklına daima Neşet Ömer Bey’e başvurmak gelirdi. Kadıköy’deki evinde sürdürdüğü muayenelerinde,Taksim’de bir muayenehane açarak devam etmişti. Bir gün kalbinden hastalanan hoca, “Ben bu hastalığı başkalarında 50 yıl yendim, fakat şimdi o beni yendi” demiş. Doktor Neşet Ömer İrdelp Bey, ömrünü verdiği kalp hastalıkları teşhis ve tedavisine bu sefer kendisi yenik düşerek 1948 yılında bu dünyadan ayrıldı. Kadıköy Postanesi’nin arkasındaki sokağa Neşet Ömer Sokağı ismi verilmiştir. Aslında Hoca bu sokakta ne oturmuş ne de bir muayehane açmıştır. Evi ve muayenehanesi Cihan Seraskeri Rıza Paşa Sokağı’nda ahşap, beyaz boyalı bir evdi.
–         MUVAKKİTHANE CADDESİ: Kadıköy’de Şekerci Hacı Bekir’in ve Şekerci Cemilzade’lerin bulunduğu caddeye “Muvakkithane Caddesi’’ denir. Muvakkit kelimesi, Arapça “ayarlı saat” demektir. Bu saatin bulunduğu yere de “muvakkithane” denirdi. Genel olarak camilerin avlusuna konan bu saatlerden herkes saatini ayarlardı. Ne Muvakkithane Caddesi’nde ve ne de Osmanağa Camii’nde böyle bir saatin mevcut olduğunu bilene rastlamadım…
–         FENERLİ AHMET SOKAĞI: Feneryolu Tren İstasyonu’nun karşısındaki sokağa “Fenerli Ahmet Sokağı” denir. Yolun sağ tarafındaki iki katlı,bahçeli evi yağ ticaretiyle meşgul olan Ahmet Bey yaptırmıştı. Ahmet Bey, Hasan ve Şefket isimli çocukları ve eşi Hesna Hanım’la oldukça sakin bir yaşantı sürerdi. Orta boylu,toplu vücutlu, daima koyu renk elbise giyen,her gün İstanbul tarafındaki iş yerine trenle giden,ağırbaşlı bir aile reisiydi. Oğlu Hasan on dört-on beş, diğer oğlu Şevket yedi-sekiz yaşlarındaydı. Şevket ileriki yıllarda Fenerbahçe Spor Klubü’nde futbol takımında top oynamış, bir süre sonra da Şevket Soley imzasıyla spor makaleleri yazmıştı. Sessiz sakin bir çocuk olan Hasan, güzel havalarda bahçeye çıkar, incir ağacının altındaki tahta kanepeye oturur, bakıcısı olan genç bir kız hemen arkasına ceketini koyar ve ikindi kahvaltısını yedirirdi. Hasan’ın hasta olduğu civar komşular tarafından söylenirdi. Çok kere odasında kalır, kısa süre bahçede oturur, tekrar eve girerdi. Bizim bahçe ile Ahmet Bey’in bahçesini kafesli tel ayırdığı için, Hasan’ın yaşantısı istesek de istemesek de bilirdik. Günler böyle geçiyor, Hasan artık bahçeye çıkmıyordu. O yıllarda ne radyo ne de televizyon vardı.Kocaman borulu gramafonlar müzik aleti olarak kullanılırdı. Bir yaz günü öğleden sonra bizim yanımızdaki eve misafirler gelmiş, gramafon hazırlanmış, evin açık pencerelerinden etrafa şarkılar yayılmaya başlamıştı. Hasan’ın bakıcısı genç kız iki bahçeyi ayıran tele geldi, Hasan’ın gramafondan yükselen sesi duyduğunu, ağlayarak dinlediğini söyledi, mümkünse gramafonun çalınmamasını rica etti. Komşu hatrı ve insan münasebetlerinin ön planda olduğu o yıllarda gramafon hemen susturuldu. Ertesi sabah Hasan’ın öldüğü duyuldu. Kısa süre sonra aile evi satıp civardaki bir başka eve taşındı. İşte bu Sokağa ismi verilen Fenerli Ahmet’in kim olduğunu araştırdım, fakat hiçbir ipucu bulamadım. Ahmet Bey’İn ailesinden hiç kimse kalmamıştı.Bir tesadüfle, Ahmet Bey’in gelini ve Şevket Soley’in eşi olan Melahat Hanım’a rastladım.Tereddütsüz “O sokağın adı benim kayınpederim Ahmet Bey’den ötürü verilmiştir” dedi. Fakat niçin Fenerli Ahmet Sokağı dendiğini hatırlayamadı. Belki Ahmet Bey’in oğlu Şevket’in Fenerbahçe Klubü’nde hem top oynamasından hem de gazetelerde Fenerbahçe Klubü hakkında senelerce yazı yazmasından dolayı olabilir.
–         ATILAY-YILDIRAY-SALDIRAY SOKAKLARI: Geçmiş yıllardaki üç denizaltımızın ismini taşıyan bu sokaklardan ilk ikisi, Saldıray ve Yıldıray Sokakları Gazi Ahmet Muhtar Paşa Caddesi’yle Bozkurt Sokağı’nı; Atılay Sokağı ise Gazi Ahmet Muhtar Paşa Caddesi’yle Mustafa Mazhar Bey Sokağı’nı birbirine bağlarlar. Üçü de Alman yapımı olan bu denizaltılardan Saldıray ile Yıldıray, miadlarını doldurdukları için çürüğe çıkarılmışlardır. Atılay ise Çanakkale’de manevra yaparken Birinci Dünya Harbi’nden kalma bir mayına çarparak 36 denizcimizle beraber sulara gömülüştü. Denizaltı suların dibinde yatıyorsa da,içindeki şehitlerimize ait hiçbir ize rastlanmamıştır. Altay Sokağı, bu hazin olayın talihsiz kahramanı olan denizaltımızın adını taşımaktadır.

MÜFİD EKDAL KİMDİR?1918 yılında İstanbul’da doğan Dr. Müfid Ekdal, ortaöğretimini Kadıköy ve Haydarpaşa Liselerinde tamamladıktan sonra 1942 yılında İstanbul Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. 1950’de Kadıköy Numune Hastanesi’nde dahiliye uzmanı oldu. 1963-65 yılları arasında kardiyoloji ihtisası için İngiltere’ye gitti ve bu dalda uzman oldu. 1979’da Numune Hastanesi’nde dahiliye servis şefi, daha sonra da başhekim olan Ekdal, 1983’te emekli oldu.

Eserleri ise şöyle:

“Kapalı Hayat Kutusu (Kadıköy Konakları ), Prenses Ela, Eski Bir İhtilalciden Dinlediklerim, Tanıdığım İnsanlar, Yaşadığım Olaylar, Bir Fenerbahçe Vardı, Bir Konak Bir Ömür Bir Devir, Bizans Metropolünde İlk Türk Köyü Kadıköy”

mc3bcfit-ekdal-ile1 (1)8 Temmuz 2014 Cuma

Dr. Müfid Ekdal’ı anma töreni sırasında Sn. Neşe Doster’in konuşması

Geçen hafta vefat eden Dr. Müfid Ekdal‘ın cenaze töreni öncesinde 13 Temmuz pazar günü CKM’de bir anma toplantısı yapılmıştır. Bu anma toplantısı sırasında yakın dostları ve sevenleri Dr. Müfid Ekdal hakkında çeşitli konuşmalar yapmış olup, aile dostları gazeteci-yazar Sn. Neşet Doster’in yapmış olduğu konuşmanın metnini burada sizlerle de paylaşmak istiyoruz.

Bu anlamlı konuşmasının metnini bizlerle paylaşan Sn. Doster’e KDP olarak teşekkür ederiz.

**************************************************************

Sayın Konuklar

Dr. Müfid Ekdal’ın Değerli Dostları,

Sevgili Ailesi,

Sadece salonların değil, sadece koltukların değil insanların içlerinin de dolu olduğu törenler- toplantılar- buluşmalar vardır.

Dr. Müfid Ekdal’ın ölüm haberiyle birlikte gelip içime oturan bu acı, bugün duygusal boyutu ağır bir konuşma yapmama neden olacaktır.

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki!

Kadıköy’ün yaşayan tarihi ve tarihçisi,  Kadıköylünün belleği sayılan,

Dr. Ekdal’ın mesleki duyarlılığını,

Ödünsüz kişiliğini,

Özgün yapıtlarını,

Marangozluk yeteneğini,

Bahçe merakını,

Hayvan sevgisini,

Kadıköy, Moda, Kalamış sevdasını,

Yozlaşma ve çürüme karşısındaki isyanını,

Geçmişi anlatarak geleceği yaratma çabasını,

Dostluğunun bize kattıklarını,

Bir konuşma süresinin sınırlarına sığdıracak kadar yetenekli değilim. Süre konusunda kusurlu olmak da istemem…

Ancak bu görev bana verildi…

O nedenle; huzurlarınızda benim ve bizim hayatımızdaki Müfid abiyi satır başlarıyla anlatmak istiyor ama söze nereden başlayacağımı da bilemiyorum.

Birinci kuşağın Müfid Bey, ikinci kuşağın Müfid Abi, üçüncü kuşağın Müfid Amca diye seslendiği bir Kadıköy aşığının gözünden, kaleminden, objektifinden taşan ve okura ulaşan geniş ve derin iç dünyasını mı dile getireyim?

İnsanları alıp sanattan mimariye, saraydan kâşaneye, köşkten viraneye, handan hamama, mahalleden sokağa götüren titiz, inatçı, yorulmak bilmeyen araştırmacılığının altını mı çizeyim?

Yüzlerce yer ve sokak adını, evlerin içini, o evlerde yaşanan kimi zaman dramatik, kimi zaman trajik öyküleri bir şiir tadında ortaya koyuşunu mu anlatayım?

Köşk ve konakları sahipleriyle, sakinleriyle, tarihçeleriyle incelerken “emek- birikim- yaratıcılık” üçgenindeki başarısını mı vurgulayayım?

Altı yüz yıllık Osmanlı ihtişamını, 90 yıllık Cumhuriyet felsefesini insanın içine işleyen örneklerle sunduğu başucu kitaplarına-  kaynak kitaplarına mı vurgu yapayım?

Anılarını, tanışıklıklarını, tanıklıklarını, usta ve yetkin bir dille tuttuğu notlarını “kılı kırk yaran” bir titizlikle kaleme alışına duyduğum hayranlığı mı ifade edeyim?

Yıllarca hastalıklarına derman olduğu en az üç kuşağın, evlerini- sokaklarını- caddelerini derleyen bir hekim- yazar olarak “kavrayan- saran- sarmalayan” mesleki hassasiyetini mi öne çıkarayım?

Kentsel Dönüşüm adı altında evler yıkılırken, yeşil alanlar- orman arazileri hoyrat bir el tarafından talan edilirken, özetle geçmişimiz yağmalanırken tarihi bir belge sayılan kitaplarının içerik ve zamanlamasına mı dikkat çekeyim?

Kapılarını herkese aralayan- dostlarına sonuna kadar açan çelebi kimliğini, nesli tükenen beyefendiliğini mi dile getireyim?

Bir yeri sevmenin ne olduğunu, oralı olmanın- orada doğmanın ne demek olduğunu bize hocalık taslamadan anlatan öğretmenliğini mi alkışlayayım?

Elini- emeğini Kadıköy’den esirgemeyen, kalbi de -kafası da -kapısı da herkese açık olan bu Cumhuriyet bilgesinin dostluğundan kendime pay ve payeler mi çıkarayım?

Bilemedim.

Bildiğim o ki 1918’de açılan parantez 2014’te kapandı ama geride;

İnsan ilişkileri güçlü, hekimlik becerisini kanıtlamış, bilgisini- birikimini- zamanını kalıcı eserlere akıtmış bir Dr. Müfid Ekdal bıraktı.

İnanıyorum ki onun tüm eserleri bir Kadıköy sevdalısının müzesi ve adresi gibi kulaktan kulağa- kuşaktan kuşağa geçecektir.

Feneryolu’nda bir kale gibi duran ve gelip geçene kucak açan evi bir abinin, bir ustanın- bir hocanın manevi varlığını sürdürecektir.

  1. Müfid Ekdal Sokağı gelip geçeni sonsuza dek selamlayacaktır.

Böyle bir parantez kapansa da biter mi?

Kadıköy Konaklarıyla başlayıp Prenses Ela’ya uzanan,

İttihat ve Terakki Cemiyetini içine alıp, Bekirağa bölüğüne çıkan, az bilineni ya da hiç bilinmeyeni gün yüzüne çıkaran bir kalem susar mı?

Haneden mensuplarından cumhurbaşkanlarına, diplomatlardan ressamlara, sanatçılardan yazarlara uzanan dostluklarıyla bu bilge kişi unutulur mu?

Tam da burada kişisel bir parantezim var, bunu sık sık bana anlattırır ve her seferinde gülerdi. Paylaşmadan geçemem…

1998 yılı Kadıköy Belediyesi’nde başkan danışmanı olarak görev yapıyorum. Çalışma odam başkanın bitişiği. Kapım açıldı içeriye giren şahsı o güne kadar hiç görmemiştim. Uzun boyu, şık paltosu, uyumlu elbisesi, ayakkabıları ve zarif davranışlarıyla karşımda duran kişi Holivut aktörlerine taş çıkartacak görünümde idi. Durdum, daha doğrusu dondum. Bana adını, başkanla randevusu olduğunu, sekreterin bana yönlendirdiğini söyledi. Şaşırmam sevince nasıl dönüştü anlatamam.

Yıllardır ismen tanıdığım, kitaplarını okuduğum, her yerde adını duyduğum Dr. Müfit Ekdal, tüm şıklığı, centilmenliği, özellikle de yakışıklığıyla karşımda duruyordu.

Sohbete koyulduk. Bu çok renkli, çok boyutlu, çok derinlikli, çok düzeyli söyleşinin bitmemesi için, başkanın gecikmesi için içimden ne kadar dua ettiğimi bir ben bilirim.

Sohbetimiz Türkiye’den başladı, ABD’ye uzandı. Sağlıktan girdik, konaklardan çıktık. Hekimlik anılarından örneklerle uzattık. Ve başkan kapıda göründü, geciktiği için özür diledi ve konuğumu alıp gitti…

Aradan 2 gün geçti. Telefonum çaldı, karşımdaki ses; “Ben Doktor Müfit Ekdal, sizi eşimle birlikte çaya bekliyoruz, adresimiz şudur” demez mi?

O günü nasıl beklediğimi, nasıl özendiğimi, nasıl yaprak gibi titrediğimi bir ben bilirim. Elimde çiçeğimle kapıyı çaldığımda çok köklü, çok vefalı, çok boyutlu bir dostluğun kurulacağı aklıma hiç gelmemişti.

Celile Ekdal hanımefendi, beni kırk yıllık dostmuşuz gibi karşıladı. Bana kendimi ilk gelinen bir evde değil, çok eskilere dayalı bir dostun evindeymişim gibi hissettirdi.

Aradan yıllar geçti. Annemi ve babamı yitirdim ama kendimi analı, babalı, çok kardeşli, çok yeğenli bir ailenin içinde buldum. Acılarımda yanı başımda, başarımda en ön sırada oldular. Bu dostluğun oluşmasındaki başarı da vefada onlara aittir.

Müfit abi şimdi sözüm sizedir!

Uzun ve başarı dolu hekimlik yıllarınızı anlatmak benim boyumu ve boyutlarımı aştığı için girmedim. Bize mutluluk ve güven veren dostluğumuzu seçtim.

Hekim olarak da, araştırmacı olarak da kendisini kabul ve fark ettiren sizin için ne söylesem eksik olur.

Sorumluluk bilincinize işaret eden, müthiş bir emek, olağanüstü bir sabır, sınırsız bir özveri gerektiren ve nitelikle niceliği buluşturduğuz kitaplarınız için ne desem az kalır.

Sizin bitmeyen enerjinizi, derin gözlem gücünüzü, değerbilen – değer veren kişilğinizi, ne zaman bir araya gelsek; yaşamımızı zenginleştiren- çoğaltan- anlamlı kılan sohbetlerinizi çok özleyeceğim.

Siz bize Cumhuriyet kuşağının dinleten- öğreten- anlatan- yol gösteren tüm özelliklerini yaşattınız.

Tarih ve arşivler de yaptıklarınızı büyük harflerle kaydedecek ve yaşatacaktır.

Kadıköy’ün hatırını sık sık ve cömertçe hediyelerle soran size genelde kültürel belleğimize, özelde bize kattıklarınız için teşekkür ediyorum.

Bana aile adına konuşma olanağını veren Celile ablaya teşekkür ediyorum.

Bu toplantının fikir babası Selami başkana teşekkür ediyorum.

Toplantının ev sahipliğini üstlenen Kadıköy Belediyesine teşekkür ediyorum.

Değerli konuklar!

Onu ağırlamaya öylesine alışmıştık ki şimdi uğurlamak gücüme gidiyor. Bu konuşmamı anısına bir saygı duruşu sayınız.

Işıklar içinde yatsın…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s