Monet’in Evi ve Muhteşem Bahçesi;

Empresyonizme; emprosyonist ressamlara, eserlere hayranlığım resim sanatına tutkum ile aynı anda başladı. 0nbeş onaltı yaşlarımdan itibaren evim, kütüphanem, bu grubun ressamlarının hayat hikayeleri ve eserlerinin yer aldığı kitaplarla doldu.Monet’de bu grubun en sevdiğim ressamlarından oldu. Her zaman sergilerinin takipçisi oldum. Bu sene de, dillere destan evine gitme görme şansım oldu.Güney Fransa ve Paris seyahatine çıkma kararı aldıktan sonra programıma mutlaka Monet’in evini de koymak istedim.

DSCF7201 copy

 

Sonra araştırınca Nevval Sevindi’nin   yazısı ile,daha da büyük arzu duydum ve   nasıl gidilir bilgisine de sahip olunca işim çok daha kolay oldu.En önemlisi de seyahat arkadaşlarım sevgili Raffi, Arlet ve kocaman aşkım da beni yanlız bırakmadılar.Bu harika günü önce Neval Sevindik’in yazısı ile sizlerle paylaşıyorum.Sonra da  bu muhteşem evi ve bahçeyi gördükten sonra okuduğum ve  anlattığı detaylarla beni şaşırtan Tülay Yıldız’ın Azgezmiş deki yazısı ile devam edeceğim.  İki yazıda da çok güzel anlatımlar var, beni çok etkilediler, sizlerin de beğeneceğinizi düşünüyorum. Aralarına da kendi çektiğim fotoğrafları koymayı da ihmal etmedim. Siz de resim sanatını ve empresyonizmi seviyorsanız, giderseniz çok mutlu olacağınızdan eminim; sevgiler, sevgiler…

DSCF7158 copy

 

Monet’nin Giverny’deki evini gezmek tablolarda yürüyüşe çıkmak gibiydi

Nevval SEVİNDİ
Monet’nin Giverny’deki evini gezmek tablolarda yür

Fransız ressam Claude Monet, 50 yaşında, ününün doruğunda Paris’e 80 kilometre uzaklıktaki Giverny’de bir kır evi inşa ettirdi. Sekiz dönümlük bahçesini yapay göl ve çiçeklerle cennete dönüştürdü. 36 yıl boyunca pek çok tablosunu burada yaptı. Ölümünden sonra Fransız Akademisi’ne bağışlanan ev 1980’den bu yana ziyarete açık. Yıl boyunca resim ve doğa meraklılarının akınına uğruyor.

DSCF7188

Paris’te, dini bir tatilden dolayı uzun bir hafta sonuna denk geldim ve boşalmış kent yerine empresyonist Monet’nin bahçesini seyretmeye karar verdim.
İnternetten tren biletinizi satın alabilirsiniz. Vernon’a bilet aldıktan sonra Saint Lazare Garı’na gidiyorsunuz ve peronda kalabalık turist gruplarıyla karşılaşıyorsunuz. Bir kahve almaya ayrılıp geri döndüğümde tren dolmuştu. Neyse ki bir yer bulup oturdum. Sonra gelen turistlerin ayakta bir saat gideceğini bilerek binmesi ilginçti.

OTOBÜS, TREN DOLUSU TURİST

İlk durak Montes La Jolie. Kent merkezi dışındaki semtlerin de imar denetimi altında olduğunu, 30 katlı bina yapılmadığını ve biri uzun diğeri kısa yapıların yan yana dizilmediğini seyrederek gidiyorsunuz. Abuk sabuk renklerde boyanmış veya hiç boyasız bina görmeniz zaten imkansız. Türkiye’de denetimci devlet düşman olarak görülür.Fransa’nın her yerinde devlet ve Fransız kimliği var. Bahçe içindeki evlerde, 4-5 katlı apartmanlarda kimse “özgür” mimar ya da yapsatçı olamıyor. Bu güneşli ülkede çatılar güneş panelleri, iğrenç depolar ve ıvır zıvırla görsel kirliliğe maruz kalmamış.
O nedenle Fransa toplam nüfusundan daha fazla turist alıyor her yıl.
Bunları düşünürken Vernon’a geldiğimiz anons edildi. Buradan otobüslerle Giverny’e gidiliyor. Gidiş-dönüş 6.50 Euro. Otobüsler ağzına kadar dolu, kuyruk kıyamet. Üç otobüs doldu taştı ve ayakta birçok yaşlı Amerikalı ile yola çıktık. 20 dakika sürecek bu yolculuk yeşil tarlalar, ağaçlıklar ve çiçekler arasından küçük bir köye geliyor.

YEŞİL PANJURLAR, NİLÜFERLER

Claude Monet’nin müze evinin önünde uzun bir kuyruk var. Yaklaşık bir saat beklemeden içeri giremiyorsunuz. Yeşil panjurlu evin kapısında dünyanın her yerinden insan bekliyor. Elle yapılmış dondurma satıyor bir genç kız, yanda sandviç satan yer hemen müşterilerle doluyor. Beklerken yemekle eğleniyor millet. En güzel görüntü çocuklar: Fransız kültürünün önemli bir ismi olan Monet’yi öğretmek için ana okulları 4-5 yaşındaki bebeleri getirmiş. Ellerinde Monet’nin resmi, önce cismen tanıyıp zihinlerine nakş ediliyor. Bizde 15 yaşındakileri bile çocuk gören ebeveynleri düşününce bu yavruları gezdiren öğretmenlere imrenerek baktım. Fransız kültürünü ve dilini hakkıyla öğretmeye eğitim sistemi diyorlar burada.

DSCF7163Ev ve bahçeden çok etkilendim, ama Nevval Sevindi’nin  anlattığı gibi yuva çocuklarını da çokça görmek de o kadar çok etkiledi, hemen fotoğrafladım.
İlkokul çocukları da kuyruklar halinde geçiyor yanımızdan. Paris’in tüm müze ve kültür mekanlarında çocuklar eğitimde. Neden bir Fransız diliyle, kültürüyle övünür; sanırım anlaşılıyor.indir (1)Yeşil kapıdan bilet almaya yaklaşınca evin girişinde kocaman bir Monet fotoğrafı “hoş geldin” der gibi. Dalgın bakışlarıyla şunu diyor bize yıllar öncesinden: “Hayatımdan ressamlığımı ve bahçeciliğimi çıkarırsanız hiçbir işe yaramam.”
Resimlerindeki olağanüstü çiçekler, nilüferler ve kadınlar bu yeşil evin bahçesinde yaşıyor. Monet biraz sonra gelecekmiş gibi… Göz alıcı renklerle, kokularla dolu bahçe birden önünüze sere serpe düşüveriyor. Sağda yemyeşil boyalı panjurlu evin sempatik varlığıyla her şey bir resme dönüşüyor aniden. İçerideki turistleri kafanızda ayıklayınca bir Monet tablosunda dolaşıyorsunuz.

ÇOCUKLAR USTAYLA TANIŞIYOR

Evin içinde hasır koltuk takımlarıyla sade ve rahat bir atmosfer var. Yazı masası, sehpalar, oymalı bir sandık, kitapların durduğu masa ve yanıbaşımda yine çocuklar. Öğretmenleri Monet’nin hayatını anlatıyor kısık bir sesle. Bağırış, çağırış yok.
Yatak odasında karısı ve çocuklarıyla fotoğrafları, pencereden şahane bir bahçe manzarası görünüyor. Yatağın başucunda karısı öldükten sonra evlendiği Madam Hoschede. Madamın ilk eşi, Monet’nin hamisi Ernest Hoschede varlıklı bir tüccarmış, lüks ürünler pazarlıyormuş. Modern sanata meraklıymış. Günlüğüne şunu yazmış: ”Oğlumu bugüne kadar mağazada bir hafta sürekli gören olmadı hiç, zaten her gününü bence Louvre‘da geçirmeli.”
Monet, 1876’da Ernest and Alice Hoschede çiftiyle tanıştı. Koleksiyoner Ernest Hoschedé, evi için dekoratif paneller sipariş etmişti. 1877’de iflas etmesi, empresyonist sanatçılara, özellikle de Monet’ye büyük bir darbe oldu. Hasta eşi Camille ve çocuklarını alıp, yazı geçirmek için Hoschede çiftinin evine yerleşti. Fakat misafirlik uzun sürdü. Ernest çoğunlukla Paris’teydi, sonra Belçika’ya kaçtı.

DUVARDAKİ JAPON RESSAMLAR

Claude ve Camille’in ikinci çocukları doğmuştu. İyice zayıf düşen Madame Monet tüberkülozdan öldü. Monet, onu ölüm yatağında resmetti. Camille’in ölümünden sonra Monet, Alice ile yaşamaya devam eder. Alice, kendi altı çocuğuyla birlikte Monet’nin çocukları Jean ve Michael’e bakar. Ernest ölür, 1892’de Monet’le evlenir.
Camille’in ölümünden sonra yas içindeki Monet, bir daha asla yoksulluk batağına düşmeme kararını verir ve en güzel eserlerini yaratmak üzere çaba harcamaya başlar.
Alice, ve Claude Monet çocuklarla beraber 1883’te Vernon’a ve sonrasında Giverny’e yerleşir.

2076986859_735e7ee651_b
Hayatlar akmakta bu sakin duvarların ardında…
Bütün duvarlar resimlerle süslü, sadece Monet tabloları değil. Onu ilk tanıyanlar için ilgi çekici derecede çok sayıda Japon resmi asılı duvarlarda. Hokusai (1760-1849), Sadahide (1807-1873), Utamaro (1753-1806) ve Kunisada’nın yaptığı çıplak, yıkanan Japon kadınlar… Hepsi olağanüstü. Monet’yi etkileyen Doğu’nun bu çarpıcı desen ve duyuşu.
Küçük bir dikiş odasından geçip merdivenleri iniyorum. Sapsarı bir yemek odası. Kocaman ve ferah. Duvarlarda resimler kıymetli tablolarla Japon resimleri kucaklaşmış gibi.
Yoshiku’nun hamamda yıkanan kadınları seyrediyor bizi. Çapkın bir gülüşle.
Mutfak mavi çinilerle süslü, masmavi bir bulut gibi renklendirilmiş. Kuzina bütün haşmetiyle sağda kapının yanında. Sanki anneannem gülümsüyor bana. Sarılsam mı acaba şu kuzinaya?
Ama ocakta ateş yok.
Şahane bahçede neler yok ki… Yapay gölün üstünde Japon köprüleri ve üzerinden sarkan beyaz ve mor salkımlar… Salkımlar… Rüya gibi.
Gölün üzerinde nilüferler… Ona saçlarını eğmiş salkım söğütler…
Monet’in favorisi olan süsenler, mor irisler, Japon irisleri ve zambaklar…
Kırmızı lalelere bakarken düşünüyorum Türkiye’de kimse ağaç, çiçek adı bilmez bu çocuklara çiçekleri öğretiyorlar.

SEVDİĞİ ÇİÇEKLERİN TOHUMLARI SATILIYOR

Monet kocaman bir endüstri artık. Sevdiği çiçeklerin tohumlarını, resimlerinden yapılmış kağıtlarla ambalajlayıp satıyorlar. Buralara ne güzel AVM yapılır abi, demeden yığınla para kazanıyorlar.
Ünlü tablosu “Giverny’de Bahçe” önümde aslı uzanırken daha bir anlamlı. Ya da “Suda Nilüferler” tablosu ışık oyunlarına boğulmuş yanımda dururken fotoğraf çekmek az geliyor. Bu hissi duymak harika!
İyi ki buradayım demek. Küçük Giverny köyü bahçeler içinde kafeleri, restoranları makul fiyatlarıyla yorgunluğunuzu alıyor.
Sonra empresyonistler müzesini gezip, Monet’nin mezarına gidebilirsiniz. Sade bir mermer Claude Monet’nin mezarı.
Rahat uyu mirasına iyi bakıyorlar.

BABASI BAKKAL OLMASINI İSTEMİŞTİ

Fransız izlenimci ressam Claude Monet (14 Kasım 1840 – 5 Aralık 1926), Oscar-Claude Monet veya Claude Oscar Monet olarak da bilinir. İzlenimcilik terimi, Monet’nin “İzlenim: Gün Doğumu” adlı resminden geliyor. İzlenimcilik, modern resim sanatındaki ilk büyük devrimci hareket. Monet, resimlerinde fırça darbeleriyle oluşturduğu değişik renklerde noktalarla istediği izlenimi uyandıracak renk ve ışık etkisini yaratmayı başardı.
Babası bakkaldı, oğlunun aile mesleğini seçmesini istiyordu. Annesi şarkıcı olan Claude, sanatı tercih etti. Le Havre’da ortaokula başladı. Önceleri 10–12 franga sattığı karakalem karikatürleriyle çevresinde tanındı. Manet, Degas, Renoir, Cezanne, Pissaro, Sisley gibi ünlü ressamlarla çağdaş ve dosttu.
Dramatik yaşamında iki eşinin ve oğlunun ölümünü gördü. 86 yaşında öldü.

Tülay Yıldız, Monet’in evinin detaylarını o kadar  güzel anlatmış ki ben de okuduktan sonra gördüklerimi tekrar hatırladım ve daha iyi değerlendirdim. İyi ki paylaşmış…

“Claude Monet’nin 43 yaşında Paris’ten ayrılıp Giverny’ye taşınma sebebi, 16 yaşında başladığı resim serüvenine yeni renkler katmak. 86 yaşında ölen Claude Monet’nin yaşamının tam ortasında yerleştiği Giverny, her insanın ömrünü uzatacak güzellikte ve düzende bir köy.

 

Sadece Monet’nin dillere destan bahçesi ve evi değil, köydeki tüm bahçeler ve evler inanılmaz güzellikte, her yer çiçeklerle bezeli. Tüm binalar sanki çevrelerindeki çiçeklerle yarış edercesine rengarenk boyalı. Bir sokağı döndüğünüzde karşınıza çıkan taş yapının pencere pervazlarının cam göbeği maviye, kapılarının koyu bir turuncuya, bahçe parmaklıklarının gül kurusu rengine boyalı olduğunu görüyorsunuz. Bahçedeki çeşit çeşit çiçekte de bu renklerin olması büyüleyici bir renk cümbüşü oluşturuyor.

Köyde ev sayısı kadar resim atölyesi var. Aslında, köyü gezerken “Böyle bir yerde yaşayıpta ressam olmamak imkansız” diye düşünüyor insan. Sokak kahveleri, küçük lokantalar, hep bu çok renk ve çok çiçek stilinde düzenlenmiş. Çevrenin güzelliği insanlara da yansımış olacak ki, akşam arabası ile işinden dönüp evine girerken gördüğünüz insanların yüzündeki mutluluk ışığı uzaktan bile seziliyor. 1840 yılında Paris’te doğan, 16 yaşında ilk sergisini açan, tuvale ışığı en iyi yansıtan ressam olarak ünlü Claude Monet işte böyle bir köyde yaşamının 43 yılını geçirmiş şanslı bir insan. Giverny ona zenginlik, mutluluk ve şöhret de getirmiş.

Sanatçının dönümlerce çiçek bahçesinin ortasında yer alan 10 odalı evi, köyün en büyük ve en güzel evi. Evi gezerken orada yaşayan insanın renk ve resim tutkusunu sezmemek mümkün değil. Tüm odalar birbirinden farklı dekore edilmiş ama duvarlardaki tablolarda ağırlık Uzakdoğu motifleri. Sanatçının ikinci kattaki yatak odasının neredeyse tüm duvarları camekan. Tamamen açılabilen bu pencerelerden bahçenin görüntüsünü kelimelerle anlatmak mümkün değil. Zemin kattaki atölyesi ise resme ilgi duyan herkesin yüreğini hoplatacak güzelikte. Yaklaşık 300 metrekare genişliğindeki atölye, tavanındaki dev bir pencereden aydınlanıyor.

Şimdi bu salon, sanatçının bir kısım orijinal eserlerinin sergilendiği ve hediyelik eşyalar, kitaplar ile afişlerin satıldığı alan olarak kullanılıyor. Tüm mobilyaları, duvarları hatta süs eşyaları bile sarı olan, pencerelerinden bahçenin tüm güzelliği seyredilebilen koskoca yemek odasında, yemek yemeye ve şarap içmeye düşkün olduğu yapısından da belli olan sanatçı, bir çok davet vermiş. Yemek odasının mutfağa açılan kapısından geçtiğinizde ise bambaşka bir alemle karşılaşıyorsunuz. Yine camlarından binbir çiçekle bezenmiş bahçe görünen, bu kez fayansları, zemin kaplaması, rafları masmavi bir mekan. “O koskoca yemek odasında ağırlanacak konuklara ancak bu büyük mutfakta hazırlanan yemekler yeterli olur” diye düşünüyor insan. Bu güzel evde mutlu, uzun bir yaşam süren Claude Monet, dünya sanat tarihinde önemli bir yer kaplayan empresyonizm akımının yaratıcısı.

Sanatçının 1874 yılında Paris’te açılan bir sergiye gönderdiği “İzlenim, Doğan Güneş” adlı tablosu “İzlenimcilik – Empresyonizm” akımının isim babası oldu. Tabloların ana temasını görüntüler yerine ressamın kendi duygularının oluşturduğu bu akımın sadece isim babası değil Claude Monet, aynı zamanda kalbi ve ruhu. 19. yüzyıl Paris’nde sanatçıların yaşamında çalışmaya değil eğlenmeye daha çok yer ayrılıyordu. Tüm sanatçılar bohem yaşantıyı tercih ederken, empresyonistler çalışmayı tercih ettiler. En çalışkanları da Monet idi. Aslında sanatçıların ilgi ve para görmediği bu dönemde çalışmak hem de çok çalışmak herkesin harcı değildi. Ünlü empresyonist Renoir tüm arkadaşlarının duygularını şu sözlerle dile getiriyor: “Sevgili Monet’miz olmasa, bize cesaret vermese, hepimiz vazgeçerdik.”

Kendi deyimi ile bir köle gibi çalışan Monet’nin günde 10-15 tuval tamamladığı oluyordu. Empresyonizmin bu en verimli ressamı ışığa olan tutkusu ile tek bir konuyu bile defalarca işliyor, ışığın en iyi yansıdığı görüntüyü vermeye çalışıyordu. Paris’te yaşadığı günlere bir çok tablosunu Seine nehri üzerinde bir tekne evde yapmıştı. Kentin köprülerinin sudaki yansımalarını suyun içinden en iyi biçimde izleyebileceğini düşündüğü için bu tekne eve yerleşmişti.

Sanat tarihinin en sistemli çalışması olarak bilinen “Katedraller” dizisi için iki yıl çalışan Monet, hayranı olduğu Rouen katedralinin günün çeşitli saatlerinde, farklı ışık yansımalarında, günde 15′e varan tablosunu yaparken, geceleri kabuslar gördüğünü, rengarenk katedrallerin üzerine yıkıldığını anlatıyordu dostlarına. Kendisini bu derece yoran çalışma sistemini, Giverny’deki evinin “Su Bahçesi”nde nilüferleri tuvale aktarırken de tekrarladı. Resim sanatına olan tutkusu ve büyük katkıları, uzun ve mutlu yaşantısı, ışığı tuvale aktarmadaki büyük yeteneği ile dünyada derin bir iz bırakan Claude Monet, resim yapmanın insanı hem çok mutlu hem de çok zengin edebileceğinin en etkileyici örneği.”

Sevdiğim, hayran olduğum yazarların, düşünürlerin, ressamların,sanatçıların  hayat hikayelerini okumak beni hep çok etkilemiştir. Monet’in hayatı da bunlardan biri, belki bir gün daha uzun uzun paylaşırım.

Reklamlar

Kadın Girişimciler İçin Ekomini’ler

Kagider Anadolu Grubu’nun  projeleri “Ekomini“lerin kendi işini kurmak isteyen kadınlara duyurulması için destek veriyor.

7492

 

Ekomini’ler 2 senedir Türkiye genelinde yaklaşık 950 adet açtıkları marketlerde yaptıkları değerlendirmelerde kadın sahibi olanların daha başarılı olduğunu gözlemlemişler ve daha çok kadına ulaşmayı hedeflemekteler.Tuncay Özilhan grubunun başarılı projesinde; girişimcilere çok kolaylıklar sağlanıyor.

imagesMarkette satılacak ürünler dışında tüm ilk yatırım masrafları ve  6 ay gibi bir süre için kiraları Anadolu Grubu tarafından karşılanacak olan bu modelin işletme sermayasi için Akbank’lar da kadın girişimcilere destek veriyor.

10253903_498758556891356_2523232632133244972_n

Bu çok çarpıcı girişim projesinin;  daha çok kadına ulaşması için sizler de çevrenizdeki kadın girişimci ya da girişimci adayları ile paylaşabilirseniz seviniriz.Aşağıda merak edilen konuları paylaştım, sizler de ofis@kagider.org dan bilgi labilirsiniz.

Sevgiler, sevgiler…

Ekomini yurt çapında yaygınlaştırılması hedeflenen marketler zinciridir. Ekomini mağazaları, franchise yapısı ile son derece avantajlı bir iş ve yatırım fırsatı sunmaktadır.

Neden Ekomini Franchise

  1. Mağazanın tüm işletmesinden sorumlu olarak kendi işinizin patronu olacaksınız.
  2. Ekomini konseptine uygun ve 30 – 100 m2 büyüklükte dekorasyonu yapılmış anahtar teslim mağazanın işletmecisi olacaksınız.
  3. Yapacağınız yatırım sadece mağazada satılacak ürünler ile sınırlı olacaktır.
  4. Merkezi satın alma anlaşmaları ile daha uygun koşullarda tedarik imkânına ve bunun yaratacağı rekabetçi yapınızla kazancınızı artırma fırsatlarına sahip olacaksınız.
  5. Karşılıklı mutabakatın oluşmasında iş birliği sağlanacaktır.

Ekomini Franchise Şartları

  1. Girişimci bir ruha sahipseniz,
  2. Ticarete ve perakende mağazacılığa yatkınsanız,
  3. Mağazayı haftanın 7 günü geç saatlere kadar işletebilirim diyorsanız,
  4. Temel bilgisayar kullanma becerileriniz varsa.

Ekomini Franchise Şartları ve Avantajları

Ekomini Franchise Avantajları
Tüketiciler avantajları için:

  1. Tüm tüketicilere hitap eden alışveriş noktaları
  2. Gece geç saatlere kadar kesintisiz, kaliteli hizmet
  3. Temiz, istenilen ürün çeşitlerinin bulunduğu, farklı fırsatlar sunan
  4. Evine en yakin alışveriş mekanları

İşleticiler için avantajları:

  1. Mağazanın tüm işletmesinden sorumlu olarak kendi işinizin patronu olacaksınız.
  2. Ekomini konseptine uygun 30-100 m2 büyüklükte dekorasyonu yapılmış anahtar teslim mağazanın işletmecisi olacaksınız.
  3. Yapacağınız yatırım sadece mağazada satılacak ürünler ile sınırlı olacaktır.
  4. Merkezi satınalma anlaşmaları ile daha uygun koşullarda tedarik imkanına ve bunun yaratacağı rekabet yapınızla kazancınızı arttırma fırsatına sahip olacaksınız.

 

 

 

 

 

Geleceğin Kadın Liderleri Aranıyor

banner4

KAGİDER’in Sanofi’nin desteği ile hayata geçirdiği; genç kadınların yeteneklerini geliştirerek geleceğin liderleri olmalarını amaçlayan Geleceğin Kadın Liderleri projesine başvurular başlıyor.Genç kadınların iş arama süreçlerini kolaylaştırarak, toplum ve iş hayatındaki yerlerini kuvvetlendirmek amacıyla 2010 yılında başlatılan proje, beşinci yılında da genç kadınların iş arama süreçlerini kolaylaştırarak, toplum ve iş hayatındaki yerlerini kuvvetlendirmeyi ve profesyonel iletişim ağlarını genişletmeyi amaçlıyor.Projede yer alacak katılımcılar, işe girişlerde kendilerine faydalı olabilecek; CV Yazma, İş Aramada Teknolojinin Kullanımı, Mülakat Simülasyonları gibi eğitimlerin yanı sıra, iş hayatlarına yön verecek Hedef Belirleme, İş Ahlakı, Etkin İletişim, Kariyer Planlaması ve Profesyonel Oryantasyon eğitimlerini alarak sertifikasyon sürecinden geçirilecektir. Ayrıca katılımcılar; farklı sektörlerin temsilcilerinden, o sektörlerle ilgili doğrudan bilgi alma şansını yakalayacaklardır.Kimler Başvurabilir?

* 20 – 25 yaş arası,
* Üniversitelerden 2013-2014 eğitim döneminde iyi derece ile mezun olmayı planlayan / olan,
* Tercihen burslu okumuş,
* Tercihen İngilizce bilen,
* Tercihen iş tecrübeli (staj, part-time iş, vs değerlendirilecektir),
* Yüksek kariyer hedefleri olan, başarı odaklı,
* Çalışma motivasyonu yüksek,
* Tercihen sivil toplum kuruluşlarında sosyal gönüllülük yapmış genç kadınlar

Eğitimlerin sonunda katılımcı genç kadınlar sertifikalandırılacak ve KAGİDER tarafından katılımcılara iş arama süreçlerinde 6 ay boyunca yönlendirme yapılarak mentorlük verilecektir.

banner3

KAGİDER’e başvuran adaylar yukarıdaki kriterlere uygunlukları açısından bir elemeden geçirildikten sonra; yapılacak mülakatlar sonucu eğitim programına dâhil edilecektir. Seçilen adayların ilgili eğitimlere katılma taahhüdü vermeleri beklenmektedir. Eğitim programı bedelsizdir, ancak İstanbul’da gerçekleşecek eğitimler sırasında oluşabilecek yol ve konaklama giderleri adaylara aittir.

Ekim ayında gerçekleştirilecek eğitim programına başvurular 08 Haziran – 01 Ağustos 2014 tarihleri arasında yapılabilmektedir. Proje hakkında daha detaylı bilgi almak ve eğitim programına başvurmak için www.geleceginkadinliderleri.org adresini ziyaret edebilirsiniz.

 

Dell Kadın Girişimciler Ağı

Haziran ayı başında Teksas’da gerçekleştirilen Dell Kadın Girişimcilerle ilgili Hasan Genç’in Teknokulis’in haberi…

Kadın girişimcilerin öne çıkmasını sağlamak için beşinci kez düzenlenen Dell Kadın Girişimciler Ağı etkinliğinde üç başarılı Türk kadın girişimci dikkat çekti

teksas-ta-uc-turk-kadin-girisimci-6135592_o

Dünyanın en büyük kişisel bilgisayar üreticilerinden Dell’in bu sene 5’inci kez düzenlediği DWEN (DELL Kadın Girişimciler Ağı / DELL Women’s Entrepreneur Network) etkinliği dünyanın dört bir yanından gelen kadın girişimcileri buluşturdu.

Son birkaç yıldır uçtan uca çözümler sunan bir teknoloji firması olarak yeniden konumlanan Dell, kurumların gelişmesine destek olmak, özellikle de kadın girişimcilerin öne çıkmasını sağlamak için pek çok yatırım yaparak farklı programlara destek oluyor. Bu yaklaşımın en somut örneği ise dünya çapında düzenlenen DWEN (Kadın Girişimciler Ağı) etkinliği.

Geçtiğimiz yıl 200’den fazla kadın girişimcinin katılımı ile İstanbul’da gerçekleştirilen DWEN etkinliği bu sene 5’inci kez gerçekleştirildi. Dell’in merkezinin de bulunduğu Austin kentinde 1-3 Haziran tarihlerinde düzenlenen etkinlikte üç başarılı Türk kadın girişimci de dikkat çekti.

AHU BÜYÜKKUŞOĞLU SERTER

DWEN etkinliğine konuşmacı olarak davet edilen Ahu Serter, Türkiye’nin en başarılı girişimci iş kadınları arasında yer alıyor. ABD’de eğitim ve iş amaçlı olarak geçirdiği 6 yıldan sonra Türkiye’ye dönüyor ve aile şirketinde çalışmaya başlıyor.

DWEN’de ilk girişimlerinde başarılı olan kadınların ikinci işlerinde de başarılı olmak için neler yapmaları gerektiği üzerine düzenlenen panelde konuşmacılar arasında yer alan Ahu Serter, doğru profesyonellerle çalışarak ve doğru iş modellerini kurarak birden fazla işe sahip olunabileceğini belirtiyor. 3 kız çocuğu annesi olan Ahu Serter, yoğun iş temposuna rağmen doğru bir planlama yaparak hem ailesine hem de işlerine yeterince vakit ayırabildiğini sözlerine ekliyor.

ZEYNEP YOUNG

11 yaşında ailesi ile birlikte ABD’ye gittiğinde İngilizce konuşamayan Zeynep Young, bugün kurucusu olduğu ve ABD’deki okullarda öğrencilerin performanslarını artırmak için yazılım ve sistemler geliştiren Double Line Partners şirketinin CEO’su olarak görev yapıyor. ABD’deki okullarda öğrencilerin performanslarını arttırmak için kullanılan ve birbirinden bağımsız çalışan sistemleri tek bir platform üzerinde buluşturan çözüm, bugün ABD’de birçok okulda kullanılıyor. Double Line’ın sunduğu çözüm sayesinde öğrencilerin performanslarını doğru bir şekilde ölçümleme yapmaya başlayan okullardaki başarı oranının hızla yükseldiği gözlemlenmiş.

Zeynep Young, DWEN’de ‘The Data Economy’ başlıklı oturumda konuşmacı olarak yer aldı ve tecrübelerini diğer girişimci kadınlarla paylaştı.

EBRU MACAVOY

İngiltere’de hukuk okuyan ve avukat olan Ebru Macavoy, 2009 yılında oğluna hamile kaldığında nadir görülen bir hastalıkla mücadele etmek zorunda kalıyor. Oğlunu dünyaya getirmesi onun için hayatındaki önemli bir dönüm noktası oluyor. Doğum sonrası atlattığı hastalıkla mücadele eden ve yaşlı insanlara bakım konusunda çalışan derneklerde gönüllü olarak görev alıyor. Bu dernekler için etkinlikler düzenleyerek bağış toplamalarına yardımcı oluyor. Bu süreçte kendi işini kurmaya karar veriyor. 2012 yılında katıldığı ve 6 ay süren kadın girişimci programında 20 katılımcı arasında birinci olmayı başaran Ebru Macavoy, Şubat 2013’te Matrix Concierge isimli şirketini kuruyor. Matrix, müşterilerine eşi benzeri olmayan yüksek kalitedeki özel hizmetleri sunmak amacıyla kurulan bir şirket. Çok özel bir tatil programından parti organizasyonuna, uçak biletinden restoran rezervasyonuna kadar çok geniş yelpazede hizmetler sunan Matrix, Londra merkezli olarak hizmet veriyor.

HASAN GENÇ/TEKNOKULİS

Ne Okusam Ne Olsam

Gençler için çok güzel bir proje;
TUSİAD, gençlerin meslek seçimi ve kariyer süreçlerine katkıda bulunmak amacıyla KAGİDER’inde proje paydaşı olduğu “Ne Okusam? Ne Olsam?” başlıklı bir video projesi başlattı.TÜSİAD’dan yapılan açıklamaya göre, proje kapsamında, farklı sektörlerden girişimci, çalışan, yönetici, sanatçı ve akademisyenler kendi kariyer hikayelerini izleyicilere aktaracak.Yaklaşık 2,5 dakikalık bu kısa videolar ile farklı iş alanları ve mesleklerin tanıtılması amaçlanıyor. Bu doğrultuda, ilk aşamada 20 videonun, yıl içerisinde ise toplam 52 videonun projenin internet sitesinde yayınlanması planlanıyor.Projenin hedef kitlesi lise ve üniversite öğrencileri ile iş hayatının başında olan gençler ve işini değiştirmeyi düşünen yetişkinler olarak belirlendi.”Ne Okusam? Ne Olsam?” projesinin basın toplantısı, 19 Haziran Perşembe günü 10:00-12:00 saatleri arasında TÜSİAD Genel Merkezi’nde gerçekleştirilecek. Toplantının açılış konuşması TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Sosyal Politikalar Komisyonu Başkanı Memduh Boydak tarafından yapılacak.Açılış konuşmasının ardından Turkish Women’s International Network’ün (TurkishWIN) kurucusu Melek Pulatkonak proje hakkında bilgi sunacak. Toplantıda ayrıca, proje kapsamında çekilen 3 meslek videosu gösterilecek. İstanbul Bilgi Üniversitesi Medya Bölümü Başkanı Prof. Dr. Aslı Tunç ve PwC İnternet Televizyonu Program Koordinatörü Duygu Merzifonluoğlu çekimlerin sahne arkası hikayelerini paylaşacak.

Paylaşarak Kazanıyorum

Paylaşarak,  Kazanıyorum; söylemesi  çok güzel, duymak da çok güzel, uygulaması, neticeleri çok daha güzel…Sizlere bu gün özellikle gayrimenkul sisteminde çok uygulanan bu sistemi Ayça’nın girişimcilik hikayesi ile birlikte anlatacağım.

Ayça ile 2004 de tanıştık, Kadıköy yakasına taşınmaya karar verdiğimizde ev ararken çok sevdiğim arkadaşım Cazibe bana Kadıköy Bölgesinde Ayça’yı bul ne gerekirse yapacaktır, çok özeldir, dedi.Böyle tanıştık Ayça ile. 415029_10150488883703591_2033230097_oCazibe’nin yönlendirmesi paylaşımı ile. Sektöre girişinin dördüncü yılıydı, gencecik, pırıl, pırıl, gözlerinin içi parlayan, prensipli, çalışkan süper bir profesyonel gayrimenkul danışmanı.Bizi önce ofisine davet etti, ne aradığımız konusunda telefonda öğrendiği bilgilerle bir ön hazırlık yapmıştı. Sonra uygun olabileceğini düşündüğü  yerleri göstermeye başladı, bizi tanıdıkça da alternatiflerini arttırdı. Necil de ben de kendisini çok sevdik, ben iş disiplinini, sorumluluğunu, markasına, çalıştığı firmasına, arkadaşlarına  verdiği değere hayran oldum.

Bu tanışmadan sonra aramızda güzel bir dostluk ve güven ilişkisi kurulmuş oldu. 2005 de gayrimenkul sektöründe iş yapmaya karar verince yine sevgili arkadaşım Cazibe Erkmen’i aradım, onun bana anlattığı, sektörle ilgili tüm bilgileri kendi işimizde,  kullanabileceğimiz şekle sokup, sistemimizi başlattık. Cazibe’nin bana tavsiye ettiği iki süper gayrimenkul danışmanından da hep destek almaya başladık.Bunlardan biri Avrupa Yakası  grubundan Figen Bozkır, birisi ise hep Ayça Aral oldu.Figen yeni kurulan ekiplerimizin eğitimlerinde; Ayça da projelerimizin paylaşımında yanımızda oldu.

Biz projelerimizi o günlerde hiç uygulanmayan bir sistemle tüm gayrimenkul  danışmanlık şirketlerine ve bireysel emlakçılara açtık.Bize güven veren olumlu referansları olan herkesle paylaşım yapmaya başladık. Böylece çok hızlı satışlar gerçekleştirdik.Bilgi ve tecrübelerimiz de bu paylaşımlar sayesinde çok daha çabuk arttı.İşimizdeki başarıların en önemli kriteri paylaşım sistemini çok başarılı uygulamamızdı.

Ayça ile de  tanıştığımız günlerden itibaren iş yaşamındaki başarılarını,ödüllerini, hep mutlulukla takip ettim. Hemen hemen her sene bir ödülünün haberini duymak artık olağan olmuştu.Özellikle paylaşım konusunda kazandığı başarıları ile bu sene yine 4. kez Türkiye birincisi olunca onu şimdiye kadar yazmamış olduğuma hayret ettim, ve hemen sizlere anlatmak istedim.

1150862_10151672974048591_467759280_n

Ayça annesi ve ablası ile;İş  yaşamındaki başarılarında ailesinin özellikle de annesi ve ablasının çok önemli olduğunu söylüyor….

Ayça, İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi İşletme Bölümünden mezun oluyor.Sanayici bir baba ve çok zarif bir annenin dördüncü çocuğu olan Ayça ailedeki çok iyi kariyerleri olan ablası ve abileri gibi  başarılı olmaya kesin kararlı, iş hayatına nereden başlayayım diye düşünürken;  ablası onun dinamik yapısına uygun olabileceğini düşünerek 2000 li yıllarda yeni kurulan Remax’a başvurmasını söylüyor. Ayça’da söz dinliyor, bir deneyeyim diyor, ve bu güzel serüven başlamış oluyor.

1003404_10152018352578591_2054144998_n

Ayça firmasının eğitimlerinden çok şey öğreniyor, yararlanıyor, deneyimliyor, kendi iletişim ve empati becerilerini de ekleyince onun için başarı, para kazanmak, çalışmak, sosyalleşmek, hep hem işinin bir parçası hem yaşamı oluyor.Ayça Gayrimenkul Danışmanlığını gelecek yılların da favori sektörlerinden olduğuna inanıyor.

10256818_10152187734723591_2111162063479864909_n

Ayça’nın başarısının sırrı, eğitime verdiği önem, ve paylaşım gönüllüsü olması, ayrıca  çok çalışkan takipçi, prensipli ve ölçümlemeleri iyi yapan değerlendiren olmasından kaynaklanıyor.İşini, bağlı olduğu grubu çok seviyor.

Hep takipçisi, danışanı  olacağım,defalarca kutladım, yine gurur duyarak kutluyorum. Yeni ödüller ve başarılarını da hep bekliyorum….

482935_10151312620493591_1603495714_n.Aşağıda biraz da Ayça’nın bu sektörle ilgili anlattıklarını ekledim.

“Doğma büyüme Kadıköylüyüm. Çalıştığım bölgeyi çok iyi biliyorum.Ama altını çizmek istediğim bir konu; çalıştığım yerler sadece Kadıköy bölgesine bağlı semtler ile sınırlı değil.Biz Re/max ailesi olarak 2200 kişilik çok geniş ve güçlü bir aileyiz. Bugün Ankara’ da bir müşterim evini satmak istese bölgenin uzman gayrimenkul danışmanı ile birlikte gayrimenkul işini sonuçlandırırım. Bu örneği tabi sadece Ankara için değil, Türkiye genelinde hemen hemen her bölge için düşünebilirsiniz.. Her ailenin nasıl bir doktoru, avukatı oluyorsa sizin de güvenilir ve sırdaşınız olan gayrimenkul danışmanınız olmalı.

10262170_10152161143803591_5992278348090440393_n

Sırdaşınız diyorum çünkü evinizi açıyorsunuz, bu da çok hassas bir konu,
empati şart.Bunun için de karşısındaki iyi dinlemeli. Sadece kaç m2
daire arıyorsunuz, kaç oda olmalı, hangi semtler gibi yüzeysel sorular anlamak için yetersiz. Konusunda iyi bir gayrimenkul danışmanı ile yola çıkmalısınız.
İşyerinize çalışan almak istediğinizde nasıl onu çeşitli aşamalardan geçiriyor ve araştırıyorsanız,yılların birikimi ile elde etmiş olduğunuz mülkü satarken ya da yatırım  yaparken danışmanınızı da araştırmalısınız. Kimdir, bugüne kadar kaç satış yapmış, eğitimi  yeterli mi….
Günümüzde paylaşım çok önemli.Son 4 yıldır Türkiye de en fazla paylaşım yapan 1. Re/max Gayrimenkul Danışmanıyım. Paylaşım konusunda bu sene Ankara İzmir Adana ve istanbul da Remax toplantılarına konuşmacı olarak katıldım.

1010975_10151628417083591_2076286549_n

Paylaşım nedir? Bu ödül ne anlama  geliyor.
Birincisi, bütün portföylerimi etik kurallar altında çalışan bütün meslektaşlarıma açıyorum. Benim eşliğimde, portföylerime sadece Re/max markası altında çalışan meslektaşlarım değil, farklı markaları temsil eden iş ortaklarım da müşteri getirebiliyorlar. Hep beraber kazanıyoruz. Satışlar hızlanmış oluyor. Bölgedeki tüm alıcılar satışa çıkarmış olduğunuz evinize gelmiş oluyor.
Ikinci anlamı ise, başka şehirlerdeki meslektaşlarım fiziksel olarak Kadıköy bölgesinde
çalışmadıkları için müşterilerini bana emanet ediyorlar. Onların müşterilerini burada ben takip ediyorum.”

Ben Cazibe’nin paylaşımı ile Figen’i ve Ayça’yı tanıdım.İşlerimizi, projelerimizi paylaşarak çok daha başarılı olduk.Yazılarımı, paylaşarak çok mutlu oluyorum.Evet paylaşmak çok güzel, paylaşarak; kazanıyorum. Bana çok katkıları olan sevgili Cazibe Erkmen ve Figen Bozkır’a buradan da tekrar, çok teşekkürler. Tüm paylaşım yaptığım gayrimenkul danışmanlarına da.

Girişimciliğin Yaşı Yok

Genelde hep genç girişimcileri anlatmaya paylaşmaya çalışıyorum, tanıdıkça, paylaştıkça da çok mutlu oluyorum. Ama bir de geç girişimciler var, onları duyunca da çok mutlu oluyorum, heyecanlanıyorum.Geçen hafta çok sevdiğim bir arkadaşım, halasının çok güzel bir teşebbüsünü anlattı. Adana da bulunan arazilerini organik tarım yapmak için çalışmalara başlamış, önce kafasında kurgulamış.Günümüzdeki önemini ve eksikliğini farketmiş. Adana’ya gidip yerinde incelemeler yapmış,çalışabileceği insanları seçmiş,  ve sonunda startı vermiş. Hepsi çok güzel, ama daha da güzel bir şey var. Bütün bu kararları veren, araştıran işe koyulan halamız seksenaltı yaşında.Eminim; çok güzel, çok değerli bir teşebbüs ve iş olacak.Neden mi derseniz? Bu güne kadar yaşadıkları tecrübeleri ve şuan daki sonsuz isteği. Girişimciliğin Yaşı Yoktur; konusunda,ben de  günümüzde geç girişimci olmuş bir kaç, çarpıcı,ünlü  isimle ve geç başlamanın  avantajları ve dezanvajları ile   yazıma devam edeceğim. Henüz şimdiye kadar bilmiyor iseniz; keyifle okuyacağınızdan eminim.

harland-colonel-sanders-founder-of-kfc

Harlan Sanders ilk Kentucky Fried Chicken’i açtığında 62 yaşındaydı. Arianna Huffington, Huffington Post’u kurduğunda 54 yaşındaydı. McDonalds’ın kurucusu Ray Kroc, 52 yaşına kadar sokak satıcısıydı. Örneklerle görüldüğü gibi girişimci olmanın yaşı yok. Her yaşta iş kurmak mümkün. Üstelik genç girişimcilere göre avantajları da var. Daha tecrübeliler, çevreleri daha geniş, birikimleri de var. Önemli olan günümüz şartlarına, teknolojisine uyum sağlayarak tecrübelerini kullanabilmek.

ray-kroc-mcdonalds-illinois

McDonalds’ın kurucusu Ray Kroc, 52 yaşına kadar sokak satıcısıydı.

Girişimcilik sadece gençlere özgü değil. Yeterli istek ve hırs olduktan sonra her yaşta girişimci olunabilir. Bunun genç yaşta olmasının elbette bazı avantajları var. Genelde genç yaşlarda maddi anlamda bir birikim olmuyor, bu nedenle de kaybedecek çok da fazla şey yok, zaten beş parasızsınız. Enerjiniz yüksek, isteklisiniz. Bunlar avantaj. Ama ileri yaşta girişimci olmanın da birçok avantajı var. En önemlisi de deneyim sahibi olmak. Yıllarca iş hayatında olan bu insanlar kendi işlerini yapmak istediklerinde belli bir birikimleri, o zamana kadar edindikleri bir çevreleri ve şanslılarsa bir birikimleri oluyor. Bu da onları 20’li yaşlardaki girişimcilerin önüne geçiriyor.

Dezavantajlar, zorluklar da var tabii. İlki teknolojiye ve gençlere ayak uydurabilmek. Eğer teknoloji konusunda kendinizi zayıf hissediyorsanız eğitimle bu açığı kapatmanız gerekiyor. Hele de gençlere hitap eden bir girişim düşünüyorsanız..

Guy Oseary's July 4th Event In Malibu Presented By Spotify And Live Nation With DeLeon And VitaCoco.Arianna Huffington, Huffington Post’u kurduğunda 54 yaşındaydı.

Dikkat edilmesi gereken diğer konu aile. Genç girişimcilerin sorumlu oldukları insan pek olmuyor. Fakat yaşı ilerlemiş girişimciler genelde aile kurdukları, çocukları olduğu için işe girişirken iki kez düşünmesi gerekiyor. Yeni kariyerinde ilerlerken ailesini zor durumda bırakmaması gerekiyor. Eğer plan program iyi yapılmışsa, riskler hesaplanmış ve önlemler alınmışsa bu da sorun olmuyor.

Beyin daha iyi çalışıyor
entrepreneur.com’da yer alan bir makalede, University of California Los Angeles Center on Aging direktörü Gary Small, beynin 40’lı 50’li yaşlarda 20’li 30’lu yaşlara oranla daha iyi çalıştığını söylüyor. Daha iyi düşünebiliyor ve daha inovatif olabiliyor. Small ayrıca yaşlı beyinlerin çok daha geniş bir bakış açısı olduğunu bununla birlikte kendi tecrübelerini yeni bilgilerle sentezleyebildiklerini ifade ediyor. Bu da problem çözmede ve zorluklarla karşılaşıldığında çok yardımcı oluyor. İleri yaşta girişimciliğin en önemli kısmı da bu. Bilgi ve tecrübe belirli bir yaşa gelmiş birçok kişide bulunuyor. Fakat bu bilgiler günümüz koşulları, teknolojileriyle entegre edilmezse, uyum sağlanmazsa, o zaman bir faydası olmuyor. Yani 40’lı yaşlarda girişimci olmak isteyenlerin bir anlamda kendilerini güncellemeleri gerekiyor.

nmij0402canes04

89 yaşındaki girişimci nine
Pearl Malkin, 89 yaşında girişimci bir nine. Bu yaşta cesaret edip girişimci olmasının nedeni katarakt ameliyatından sonra kendisine verilen değnek. Malkin bu siyah değneği çok çirkin bulmuş ve kullanmak istememiş. Kendi karakterine uygun değnekler yapmaya karar veren Malkin, değneği pembe ve mor renkteki yapay çiçeklerle süslemiş ve torunu Adam London’ın yardımıyla süslediği bastonları Mutlu Değnekler adında küçük bir işe dönüştürmüş. Malkin, tanesini 60 dolardan sattığı bastonlar için şımları söylüyor: “Şehir merkezinde dolaştığımda dikkat ettim ki herkesin yüzü asık. Ama bastonumu gördüklerinde gülümsüyorlar. Sohbet açmak için de güzel bir neden oluyor.”

Genç kuşaklardan kopmamak önemli
Tolga Akçura (44) ve Ayşe Akçura (42) yaklaşık 1,5 yıl önce eBrandvalue adındaki girişimlerini kurdular. Yaptıkları iş sosyal medya ve internet kullanarak, sohbet ve konuşmalardan yola çıkarak bir algoritma yardımıyla parasal olarak bir marka değeri oluşturan, bu değeri etkileyen kritik istihbaratları bulup raporlamak. Girişimleriyle ilgili çalışırken ikisinin de çalıştıkları bir işleri varmış. Ayşe Akçura danışman, Tolga Akçura da akademisyenmiş. Bilgi birikimi ve olgunluğun müşteri açısından çok önemli bir değeri olduğunu belirten girişimciler, maceradan uzak, ayağı yere basan bir görüşe sahip olmanın ilerisi için bir strateji belirlerken avantaj olduğunu söylüyor: “İnsan ilişkilerini, organizasyon kurup yönetmeyi daha başarılı yapmak için geçmiş iş tecrübelerinin ve dünya görgüsünün olması, özellikle dünya çapında rekabet eden bir firma kurup yönetmek için çok önemli olduğunu görüyoruz. Teknolojiyi son noktasında takip etmek ve küresel bağlamda genç kuşaklardan kopmamak çok önemli. Bunu yapmak için dinamik kişiliği ve kendini geliştirmeyi ön planda tutan bir yapı gerekli. Bunu yapamayan, sadece yerel kalan girişimciler için yaşın ilerlemesi çok büyük bir dezavantaj. Müşterilerimizde çok genç kadrolar var, onlarla çalışmak büyük bir zevk. Arada, mutlaka kuşak farkından doğan ve profesyonel hayata da yansıyan durumlar oluyor. Bunlara kesinlikle dezavantaj değil, çalışma deneyiminin bir parçası olarak bakıyoruz.”

Daha sakin bir bakış açısına sahip oldum
Ayşem Öztaş (42), 10 sene boyunca bir bilgisayar şirketinde satış pazarlama alanında çalışmış. 10 yılın ardından kariyerine ara veren Öztaş, pastacılık ve süsleme üzerine eğitim almış, evde denemeler yapmış. Home office tarzında yaptığı butik pastacılık tasarımı işini 1,5 sene önce Hansel ve Gretel adındaki atölye bünyesine taşımış. “40 yaşında yeniden iş ortamına dönüş yaptım” diyen Öztaş, içinde bulunduğu ekibin çok genç ve dinamik olduğunu söylüyor: “Yaşın dezavantaj olmasına izin vermedim. Yaşın getirdiği tecrübeyi bu dinamize aktarmak zor olmadı. Daha sakin bir bakış açısı, yapıcı bir motivasyon, farklı bir bakış açısı, ekibin heyecanı ve coşkusu ile birleşince tam bir uyum yakalanmış oldu. Çevremdeki sadece birkaç kişiden ‘Neden?’ sorusu geldi. ‘Evden çalışmak rahatken, neden tekrar iş hayatına, bir atölyeye girdin?’ diye sordular. Cevap: Kendimi daha da geliştirmek… İleri yaşın getirdiği en büyük tecrübe olaylara bakış açısının farklılığı ve dinginlik… Stres yoğun ortamlarda özellikle bu durum olayları bir anda işyeri ve çalışanların lehine çeviren bir özellik oluyor.”

İleri yaşta girişimciliğin avantajları
Tecrübelisiniz: Yıllarca bir şirkette çalıştınız. Belki de farklı departmanlarda görev aldınız. Bir işin nasıl yürümesi gerektiğiyle ilgili bilginiz var. Bu da size kendi işinizi kurarken çok yardımcı olacak.

Finansman: Çalışırken bir kenara para ayırdıysanız, kendi işinizi kurmaya başladığınızda bu para sizi rahatlatacak.

Krizler: Yetişkin biri, birçok finansal krizi atlatmıştır. Sadece şirket olarak değil, özel hayatında da. Bu yaştakiler genelde evli ve çocuklu oluyor. Yani hem ev kurarken hem de çocuk için bütçesini ayarlarken gelir giderleri ayarlama konusunda tecrübe sahibi oluyor, nereden, ne zaman, ne kadar kesinti yapacağını öğreniyor.

Çevre: Yetişkin birinin arkadaşları, çevresindekiler de genelde iş güç sahibi oluyor. Bu da girişimin ilk zamanlarında faydalı oluyor. Mesela avukat bir arkadaş şirketin kuruluş aşamasında dikkat edilmesi gereken konularda tavsiyeler verebiliyor. Veya bir muhasebeci, hesap defterlerinin nasıl tutulacağını anlatabiliyor. Yani, eğer birkaç sene sonra girişimde bulunmayı düşünüyorsanız şimdiden arkadaş çevrenizi, ilişkilerinizi kuvvetlendirmeye bakın.

Son şans: Bu avantaj da olabilir dezavantaj da. Genç girişimciler ‘bu olmadı başka sefere’ diyerek biraz daha rahat olabiliyor. Fakat ileri yaştaki girişimci için başka bir şans olmayabilir. Bu nedenle çok daha iyi düşünüp karar vermesi, planını programını daha iyi yapması gerekiyor.

Dezavantajları
Sorumluluk: Genç girişimciler gibi tek başınıza değilsiniz. Aileniz, belki de çocuklarınız var. Geçimi sağlamak için adımları dikkatli atmak gerekiyor.

Enerji: Yine gençlerden farklı olarak yılların getirdiği bir yorgunluk olabilir. Gençler oradan oraya yorulmadan koşuştururken siz bu tempoya ayak uyduramayabilirsiniz.

Teknoloji: Eğer teknolojiye ilginiz yoksa kendinizi bu konuda geliştirmeniz gerekecek. Çünkü artık birçok iş teknolojik ürünlerle yapılıyor. Müşteriniz gençlerden oluşacaksa onların dilini konuşmaya, kullandıkları cihazları öğrenmeye bakın.

Kaynak: entrepreneur.com, inc.com