Antakya Medeniyetler Korosu

Hafta sonu Antakya’da Kagid Girişimci Kadınlar derneğinin davetlisiydik.Bizleri çok iyi misafir eden  Kagid Başkanı Dilek Karadeniz‘e eski başkan Belgin Ünal’a ve bütün değerli arkadaşlarına Kagid 2. Zirve buluşması  organizasyonu için çok çok teşekkür ediyorum.Program, panel,şehir kültür turları,hepsi çok güzeldi ama,  Antakya Medeniyet Korosu  Konseri  programın en güzel bölümü idi.Bu muhteşem grubu ve hikayesini, sevgili Antakyalı Kagider  üyemiz Zekiye Yiğitbaş‘ın röportajından sizlerle paylaşıyorum.Zekiye Yiğitbaş’a da çok özel konukseverliği için sonsuz teşekkürler. Sizler de inşallah bir yerlerde rast gelir dinlersiniz, dileklerimle. Sevgiler, sevgiler….

1505124_595225360553430_1873535106_n

 

Antakya Medeniyetler Korosu, din, ırk ve mezhep savaşlarının süregeldiği ve “Medeniyetler Çatışması” kavramının sıkça söz edildiği günümüzde; farklılıkların oluşturduğu birlikteliğin aslında zenginlik olduğunu kanıtlıyor, dünyayı dolaşarak adeta barış elçiliği yapıyor.

 

Farklı dil ve dinden insanların asırlardır barış içinde yaşadığı Antakya’da; Hıristiyan, Musevi, Alevi ve Sünni Müslümanların katılımıyla kurulan koro, ülkemizin birlik ve beraberliğini tüm dünyaya taşıyor. Barış, sevgi, hoşgörü ve kardeşlik mesajı vermek üzere kurulan koronun elemanları, bu duygularla birbirlerinin ilahilerin söylüyorlar.

Hatay Valiliği tarafından, 2007 yılında Turizm Haftası etkinlikleri kapsamında oluşturulan,559985_281950681880901_1472143942_n

2008 yılında dernek statüsünü kazanan koroda Müslüman, Hıristiyan ve Musevi dinlerine mensup 140 kişi yer alıyor. Antakya Medeniyetler Korosu’nun şefliğini Şeyda Koyaş, genel koordinatörlüğünü ise Yılmaz Özfırat yapıyor. Koristlerin kostüm tasarımı, ünlü moda tasarımcısı Bahar Korçan tarafından Harbiye İpeği kullanılarak yapılmış.  Koro, imamdan rahibeye, kuyumcudan manifaturacıya kadar farklı mesleklere mensup kişileri bünyesinde barındırıyor. Kentteki hoşgörüyü yansıtan Antakya Medeniyetler Korosu, seslendirdikleri ilahi ve şarkılarla barış içinde ve bir arada yaşamanın en güzel örneğini sergiliyor.

indirÖnümüzdeki günlerde Türkiye’nin birçok kentinde, ayrıca “İstanbul’da Hatay Günleri Fuarı”nda konser verecek olan Antakya Medeniyetler Korosu; Mayıs ayı sonuna kadar İsviçre, Yunanistan, İtalya, İspanya, Portekiz, Fransa, İngiltere, Belçika, Almanya, Hollanda, Danimarka’yı kapsayan Avrupa turnesine çıkıyor.  Biz de bir konser öncesi koronun provasını izledik ve gördük ki; konserlerinde verdikleri o pozitif enerji, kardeşlik, dostluk duyguları her daim var. Çizilmiş sınırları reddeden, kendi yaşadıklarından beslenen, birlikte yaşama kültürünün sembolü olan koronun hiçbir üyesi rol yapmıyor ve her biri doğup büyüdüğü kentin kültürüyle yoğrulmuş, sevgi dolu insanlar. Antakya Medeniyetler Korosu Dernek Başkanı ve Genel Koordinatörü Yılmaz Özfırat ile bu prova sonrasında bir söyleşi gerçekleştirdik.

Bizler, Birbirimizin İlahisini Söyleyebilecek Kadar Derin Bir Hoşgörüye Sahibiz

Z.Y. Yılmaz Bey, koronun kuruluş öyküsünü anlatır mısınız?

Y.Ö. Her yıl kutlanan Turizm Haftası, 2007 yılında Antakya’da start aldı. Bu nedenle Hatay Valiliği’nde, sivil toplum kuruluşlarının da katıldığı bir toplantı düzenlendi. Bu toplantıya Antakya Akademi Halk Dansları Derneği Başkanı olarak ben de davet edildim. Toplantının resmi kısmı bittikten sonra Vali Yardımcısı Sayın Ömer Bedrettin Sağsöz ile Hatay’ın daha fazla tanınması, markalaşması konusunda neler yapılabileceği konusunda sohbet etmeye başladık. O dönemde Kültür ve Turizm Bakanı olan Sayın Atilla Koç’un kentimizde bir gece daha kalabilmesi için fikir üretilirken, kimisi “ oruk, künefe yapalım” veya” panel düzenleyelim” dedi. Ben de kendilerine Şener Şen’in “Selamsız Bandosu” filmini anlattım. Öykünün geçtiği kasabaya dikkat çekmek için belediye başkanının kurduğu bando vardı. Başkan, Cumhurbaşkanının binmiş olduğu treni durdurarak kasabanın sorunlarını göstermek istiyordu. Buradan yola çıkarak ve zaten Antakya’da var olan farklı dinlere mensup insanları bir araya getirip bir müzik topluluğu oluşturulabileceğini, böylece Hatay’ın hoşgörüsünü anlatarak marka olunabileceğini söyledim. O da “bu işin koordinatörlüğüne seni atadım, başla” dedi. Müzik öğretmeni olan değerli arkadaşım Şeyda Akgöl Koyaş ve cemaat önderleri ile İl Kültür Müdürlüğü’nde toplandık. 1.5 ayda koroyu oluşturduk. Önceleri herkes kendi ilahini söylüyordu. Biz bunun ayrımcılık olduğunu düşünerek, herkesi birbirlerinin ilahisini söyler formata getirdik.

Z.Y. Koristlerin giydiği kostümlerin tasarımı, ünlü moda tasarımcısı Bahar Korçan tarafından yapıldı. Bu konuda neler söylemek istersiniz? 

Y.Ö. Siz Bahar Hanım ile bizi tanıştırarak bu konuda ön ayak oldunuz, çok teşekkürler. Bahar Hanım’a burada 6 farklı medeniyet olduğunu, herkesin bir arada huzur içinde yaşadığını anlattık. Öyle bir kostüme ihtiyacımız vardı ki, herkesin ortak paydada birleştiği bir kostüm olmalıydı. Sağolsun Bahar Hanım, Harbiye İpeği ile çok güzel bir tasarım yaptı. Böylesi devasa bir moda tasarımcısının kostümlerimizi tasarlaması çok hoş tabi. Bu kostümlere kim baksa kendinden bir parça buluyor. Örneğin Sünniler, “Bu bizim derviş kıyafetimiz” diyor. Hıristiyanlar, “Bu bizim kilisede giydiğimiz cübbe” Museviler ise “ Evet, bu bizim ayinlerde üstümüze attığımız elbisenin kumaşındandır” diyor. Yani her kesim kendinden bir şey buluyor. Rengi çok özel, koristlerimiz adeta melek gibi oldu.  

Z.Y. Birçok konserinize katıldım. Bu konserler esnasında koristlerin yüzü gülüyor ve heyecanlarını hiç kaybetmiyorlar. Bunun sırrı nedir?

Y.Ö. Bizler, birbirimizin ilahisini söyleyebilecek kadar derin bir hoşgörüye sahibiz. Bir Ermeni, bir Sünni ya da Alevi parçası söylendiği zaman oradaki tüm insanlar, ayrım yapmaksızın bize katılıyorlar. Onlar, o anda sadece Allah’a olan sevgilerini dile getiriyorlar. Bizim bir çok özelliğimiz farklı ama hepimiz Allah için varız. Bu yüzdendir ki, koristlerimiz de o anda pozitif enerjilerini dinleyicileriyle paylaşıyorlar.

Z.Y. Koro ile ilgili olarak bundan sonraki hedefleriniz ve planlarınız nelerdir?

Y.Ö. Bu koronun bir misyonu var. İnsanları doğruya çekmek, farklılıklara rağmen bir arada ve barış içinde yaşanabileceğini göstermek istiyoruz.  Antakya, hoşgörü kültürünü yaşam tarzı haline getirmiş ve bu ortamda devamlılığını sağlayabilen dünyadaki ender kentlerden biridir. Yani kısaca hoşgörünün başkentidir. İşte biz de Antakya Medeniyetler Korosu olarak, özelde Antakya’nın,  genelde Türkiye’nin tanıtımına katkı sağlamak, halen var olan birtakım güzellikleri herkesle paylaşıp onlara yeni bir ufuk açıp insanlığı doğruya ve güzelliğe çekip medeniyetler arasında köprü oluşturarak evrensel bir dil olan müzikle bir arada tutmayı hedefledik. Dünyanın nesrinde “öteki” deniliyorsa, biz de onlara “ötekileştirmemek” gerektiğini göstermek istiyoruz. En büyük hayalimiz ise Cumhurbaşkanımızın öncülüğünde Filistin ve İsrail Devlet Başkanları’nın bir arada bulunduğu Batı Şeria’da bir konser vererek orada yaşayan insanlara barış, sevgi ve hoşgörüyü götürmektir.

Z.Y. Nobel Barış Ödülü’ne aday gösteriliyorsunuz. Bu konudaki düşünceleriniz nedir?

Y.Ö. Çok çeşitli kültürel yapıların yüzyıllardan beri bir arada yaşamalarının ürünü karşılıklı saygı ve hoşgörü ortamını tüm dünyaya örnek olarak gösteriyor ve haklı olarak öğünüyoruz. Antakya Medeniyetler Korosu olarak 2012 yılı Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilmemiz onur verici bir durum ve bizi çok heyecanlandırdı.  Nobel’e aday gösterilmenin haklı gururunu yaşıyoruz.

Sevgi, Barış, Hoşgörünün Başkenti Antakya

Anadolu’da yapılan ilk cami olarak bilinen Habib-i Neccar Camii, adını Hz. İsa’nın havarilerine ilk inanan ve bu uğurda canını veren bir Antakyalı olan Habib-i Neccar’dan almış.

Hz. İsa Antakya’ya elçiler göndererek halkı gerçek dinine çağırır. Ancak halk bu çağrıya tepki göstererek elçileri öldürmek ister. Habib-i Neccar dağdaki marangoz atölyesini bırakarak şehre gelir ve Antakya halkına elçilere uymalarını söyler. Ancak halk hem Habib-i Neccar’ ı hem de elçileri şehit ederler. Habib-i Neccar, Hz. İsa’nın havarilerine ilk inanan kişidir. Kuran-ı Kerim’de Yasin Suresi’nde övülen bir şehit olup, türbesi caminin 4 metre derininde olup Hz. İsa’nın havarilerinden Pavlus ve Yuhanna’nın da türbeleri de bu camidedir. Habib-i Neccar Camii, Hıristiyanlara ait mezarların olması nedeniyle dinler arası hoşgörünün simgesi olmuştur.

3 Din ve 6 mezhebin temsilcileriyle, bol yağmurlu bir günde tüm dinler tarafından kutsal sayılan Habib-i Neccar Camii’nde buluştuk. Onların anlatmaktan bıkmadığı, sonsuza kadar da bıkmayacağı şehirde var olan dokuyu; yani sevgi, barış, hoşgörü ve kardeşlik kavramlarını bir kez daha anlatmalarını rica ettik.

Mustafa Sinanoğlu (Hatay İl Müftüsü)

Antakya, birçok medeniyete evsahipliği yaptığı için çokkültürlülüğü her zaman özümsemiş bir şehirdir. Çokkültürlü olan bu kentin, 638 yılında Müslümanlar tarafından fethedilmesiyle birlikte hoşgörü katsayısı artmıştır. İslam dini, dil, din ırk ayrımı yapmaksızın, tüm insanları kucaklayan bir dindir. İslam’ın kelime anlamı barıştır. Bizler de burada barışı en üst düzeyde yaşıyor, yaşatıyoruz. Antakya, bu yönüyle yüzlerce yayın kuruluşunda haber oldu. Ancak bizler rol yapmıyor, gerçekten böyle yaşıyoruz. Şimdi hep birlikte sohbet ederken, kimse kimsenin hangi din mensubu olduğu düşünmüyor. İsterdim ki, bu güzellik bütün dünyada yaşansın. Dünyada cennet hayatı yaşamak her zaman mümkündür. Bu da sevgiyle, saygıyla, hoşgörüyle; hangi din mensubu olursa olsun, insana insan olduğu için değer vermekle olur. Antakya bu konuda en iyi örnek olabilen bir şehirdir.

Şaul Cenudioğlu ( Musevi Cemaati Başkanı)

Bu şehirde var olmaktan dolayı çok mutluyum. Çünkü biz burada yıllardır huzur içinde yaşıyoruz. Değişik dinlere mensup insanların bir arada yaşadığı Antakya’da, hiç kimse kimseye “sen Hıristiyansın, sen Müslümansın, sen Yahudisin” diyerek ayrım yapmaz. Herkes kendi ibadetini yapar. Dışarı çıktıklarında ise kimsenin kimseden farkı yoktur. Kardeşliğin tesis olduğu bir şehirde yaşamaktayız. Bu hoşgörünün tüm dünyaya yayılmasını, dünyanın buradaki yaşam tarzını örnek almasını isterim. İnsanlar bu ölümlü dünyada neyi paylaşamıyor? Antakya’yı anlatmaya kelimeler yetmez. Antakya’da yaşayıp bu havayı teneffüs eden insanlar Antakya’nın güzelliğini ve insanlarını hoşgörüyü toplumsal barışı yaşar. 3 din 6 mezhep mensubundan oluşan, Kurmuş olduğumuz Antakya Medeniyetler Korosu, dünyaya barış mesajları veriyor. Temennim, tüm dünyanın tıpkı Antakya gibi barış ve huzur içinde yaşamasıdır.

Domenico Bertogli (Katolik Kilisesi Ruhani Reisi)

Bizler Müslüman, Hıristiyan Musevi ne olursak olalım, önce insanız. İnsan olarak hepimiz Allahtan geldik. Ben İtalyanım ama 24 senedir Antakya’da yaşıyorum. Burada dinler arası diyalog çok iyi. İnsanlar son derece toleranslı ve hoşgörülü. Sevgi, saygı, birlikte çalışmak çok önemli. Bütün bunlar da bu şehirde mevcut. Dolayısıyla Antakya’da yaşadığım için çok mutluyum.

Soengho Chang/ Yakup Can (Protestan Kilisesi Pastörü)

2007 de Güney Kore’den geldim. Antakya’da olduğum için çok mutluyum. Dinler arası diyalog çok mükemmel burada. Bu konuda kimse rol yapmıyor. Burada herkes gerçekten hoşgörüyü yaşıyor. Bunu çok hissediyor ve çok mutlu oluyorum. Antakya Medeniyetler Korosu’nun misyonu da çok önemli ve kutsal. 3 din 6 mezhep mensubundan oluşan koromuz dünyaya barış, sevgi, hoşgörü, kardeşlik mesajları veriyor.

Dimitri Doğum (Antakya Hıristiyan Ortodoks Kilisesi Pederi)

Burası dinlerin buluştuğu şehir. Bu şehirde asırlardır var olan barış ve hoşgörüyü tüm dünyaya anlatmaktan hiçbir zaman bıkmayacağız. Devletimizin tayin ettiği en büyük din adamı olan müftümüz ve diğer cemaat liderleri olarak bizler, gördüğünüz gibi bir aradayız, el eleyiz. Bizim yaşam tarzımız bu, gerçekten böyle yaşıyoruz. Bizler rol yapmıyoruz. Mahallede, okulda, apartmanlarda şimdiye kadar hep böyle yaşadık, böyle yaşamaya devam edeceğiz. Dinlerimiz, ibadet şekillerimiz ve mekânlarımız farklı olsa da; hepimiz tek bir tanrı için dua ediyoruz. Günümüzde bu konuda rahat bir ülke yokken, bizlerin burada yaşadığı bu ortamı belki başkaları kıskanıyorlar. Kıskanmak yerine keşke bizi örnek alsalar…

Ali Yeral (Ehl-i Beyt Kültür ve Dayanışma Vakfı Başkanı)

Tarih boyunca farklı din, dil, ırk, mezhebe mensup insanlar; maalesef birbirinin kanını, gözyaşını akıtmışlardır. Dini kitapların hiçbiri bunu emretmemiştir. Buradaki cemaat liderleri olarak bizler; bayramlarımızda, cenazelerimizde, normal günlerimizde her zaman yan yana, omuz omuza yaşamaktayız. Bizim tek temennimiz, buradaki barış ve kardeşlik havasının; komşumuz Suriye başta olmak üzere, tüm Ortadoğu’ya ve dünyaya yansımasıdır. Farklı din veya mezhep mensubu olduğu için insan kanını akıtmak günahtır. Allah-u Teâlâ, peygamberlerin hiç birine bunu göndermemiştir, hiçbir kitapta bu yoktur. Ne zamanki insanlar Allahın gönderdiği kitaplardan uzaklaştıysa; karşısında insanın, malına canına kastetmiş, “benim dinimden, mezhebimden olmayan kâfirdir” gibi kötü düşüncelere kapılmıştır. Hz. Ali’nin bu konuda veciz bir sözü vardır. “Bütün insanlar iki çeşittir. Ya dindar kardeşimdir ya da yaratılışta eşittir. Benim dindar kardeşim olmayan Hz. Adem ve Havva’dan olma özbeöz kardeşimdir. Hz. Ali Ehl-i Beyt Peygamberimiz bunu buyurduktan sonra, herkes benim kardeşimdir. Bu kardeşliğin tüm dünyada tesis edilmesi en büyük dileğimdir.

Şeyda Akgöl Koyaş (Antakya Medeniyetler Korosu Şefi)

Bu koronun bir parçası olmak için illa ki koroda söylüyor olmaya gerek yoktur. Bizim gibi düşünen, hoşgörüyle ve gönül gözüyle bakabilen herkes bu koronun bir parçasıdır. Bizler, yüzyıllardan beri süregelen kültürün parçaları ve elimizden geldiğince temsilcileriyiz. Bu koroda bugün biz varız, fakat yarın başkaları olacaktır. Koro, kültürümüz gibi uzun solukla devam edecektir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s