“Hayata İz Bırakmak Ses Getirmek İstedim”

Bu gün çok özel bir  arkadaşımı, çevre dostu mimarlık ofisi sahibi Özgül Öztürk‘ü sizlere tanıtmak istiyorum.Çevreci iş kadınlarımıza her geçen gün yenileri eklenirken Özgül uzun süredir bu konuda aktif çalışyor, gönlünü sevgisini  koyuyor. boza-ben1Doğa ve  hayvan dostu, özüne ailesine ilkelerine bağlılığı, müzik tutkusu ile Özgül’ün girişim ve hayat hikayesi bize çok farklı çerçevelerden mesajlar veriyor.   İlk tanıştığımız gündü, bana mimar olduğunu iki sene önce de ” Ses getiren bir şeyler yapmak istedim, onun için perküyson çalmaya başladım.” dedi. Bu kendini ifade ediş kısmı  hiç aklımdan çıkmadı tabi. Bize çok yakın ofisi vardı, onun için zaman  zaman ofislerimizde buluştuk. Kagider’e yeni üye olmuştu. O zamanlarda daha üyeler birbirlerini  evlerinde, ofislerinde  büyük gruplar halinde ağarlamıyorlardı.  Kagider’li arkadaşlarını  kahvaltıya ofisine çağıran  ilk arkadaşımız bence.Özgül sıcak kanlı, hep cıvıl cıvıl, hep renkli,  sevgi dolu yüreği ile hemen farkediliyor. Özellikle çevre dostu  olması, bu konuda emek verip farkındalık yaratmaktan öte ona başka misyonlar da yüklemiş.  İşinde, evinde ofisinde, doğada   çalışmalar yapıyor.Çok tatlı arkadaşım Özgül yazdı ben de paylaşıyorum,önce çevre dostu çalışmalarla başladım;sonra feng-shui ve köklere gidiş, hayat hikayesi ve girişimcilik öyküsü ile de sonlandırdık, fotoğraflarla da sizlere daha anlamlı  aktarmaya çalıştık. İyi okumalar sevgiler. 1531666_10151821183855974_1576676268_n“Uzun yıllar şehrin göbeğinde olup da doğanın içindeki ofisimizde Mimarlık ve Dekorasyon hizmeti verirken, 2008 senesinde arkadaşlarımız tanıdık çevremizle birlikte tamamen kendi enerjisini üreten, doğaya saygılı, doğal malzemelerden yapılmış yaşama alanı tasarlayıp uygulamak hayalimi gerçekleştirmek  için Kaz dağlarında yer arayışına gittik, araştırdık, bulduk. Tek başına tamamını  maddi anlamda üstlenebilecek güce sahip değildim. kazdaglari-ekomimari Projeler çalışılmaya başlandı. Grup içerisinde aynı yaşam alanını 2 katlı ev yapmaktansa çok daha yüksek katlı binalar yaparak çok daha fazla gelir elde edebileceğimiz sesleri gelince proje hayata geçemedi, kaldı. İşbirliği yapılması düşünülen işlerde ortak bilinç aynı yerden bakmıyorsa,  henüz o işbirliği için doğru zaman olmadığını gördüm. kazdaglari-kerpic-duvar-benKrishnamurti’nin sözü tam da bu duruma en uygun sözdü : “Eğer bir amaç için bir araya gelmişseniz orada gerçek bir işbirliği yoktur. Eğer bir aradayken mutluysanız işte o zaman gerçek bir işbirliğinden söz edilebilir. Çünkü eğer bir fikir sizi birleştirebiliyorsa bir başka fikir de bölebilir” kazdaglari-fırın-dekoratif kil siva 2010 senesinde Antalya’ya taşınmamızla Ekolojik Mimari, Doğal Yapılar konusunda çalışmalar içinde bulundum.  Kaz dağları’nda Ekomimari ve Doğal Yapılar Atölyesinde 2 Amerikalı 1 Fransız öğretmenden kerpiç ev, saman balyasından ev, dekoratif kil sıva yapma konusunda çalışmalara katıldım. İçtiğimiz şarap şişeleri dönüşerek tohum ambarının camları oldu. Yörenin kendi toprağından çıkan kil, duvar ve sıva malzemesi olarak kullanıldı. Doğanın kendi içindeki bütünlük, döngü ve muhteşem düzen harika.  Şehirden uzakta dağ, orman ve birkaç köyde bulunma, çalışmalara katılma  mutluluğunu yaşadım. MOGOLcadiri_YURT_karkasGönüllü çalışmalarda bulundum. Kolektif çalışma ve ortak akıl ile ortaya çıkan işlerin tadı bambaşka. Antalya Beycik’te Flora Akdeniz Bahçesinde Moğol Çadırı YURT yapımında yer aldım. “Başka bir dünya mümkün”  Malzemeleri geri dönüştürerek mekanlarda kullanmayı, tüketimi azaltırken, yaşama değer katmayı, doğal kaynakları kullanarak enerji verimliliğini dikkate almayı önemsiyorum. Hong Kong’da yaşayan Çin’li    Feng Shui, Çin Astrolojisi ve İ Ching Ustası Grand Master Raymond Lo’dan  Uluslararası standartlarda kabul gören, IFSA (Uluslararası Feng Shui Derneği) tarafından onaylı,  2. Sene sonunda toplam 5 modülden oluşan Feng Shui eğitimi aldım. Feng Shui, yaşadığınız çevre ile ilgili hislerinize bilimsel bir yaklaşım sunar. Nasıl, neden soruları binlerce yılın birikimi içinde yanıtlarını bulur. MogolCadiri_Yurt-bitmishali fengshui-1Çinliler 3500 senedir mekanların insanlar üzerindeki etkisini araştırmışlar ve bu, bir bilim, bir yaşama sanatı haline gelmiş. Feng Shui, insanları her bakımdan besleyecek, mutlu edecek mekanları yaratmanın yollarını gösteren kadim bir metafizik bilimidir. Çinliler bu kadim bilgileri kullanırken referans olarak insan ve doğayı inceler, önemli olan insanın kendi doğasını tanımasıdır.fengshui-2 14- 16 Haziran 2013 tarihlerinde İstanbul’da Al Gore’un verdiği Climate Reality  Leaders eğitimine katılıp sertifika aldım. Kurumlarda veya etkinliklerde iklim değişikliğinin boyutlarını gösteren sunumlar yapmaya yetkiliyim. ClimateRealityLeaders-AlGore 2013 son çeyreğinde Eko Yapı Dergisi – Erke Tasarım işbirliğinde  LEED (Leadership in Energy and Environmental Design /Enerji ve Çevre Dostu Tasarımda Liderlik) GREEN ASSOCIATE EĞİTİMİ aldım.  Amerikan kaynaklı olması etkisiyle de dünyada tanınırlığı ve kabul edilebilirliği en yüksek yeşil bina sertifikasyonudur.yesilis-konferansı Bu sene 22.yılı tamamlayacağım  mesleğimde Mimarlık ve Dekorasyon  tasarım, proje ve uygulama deneyimimi, son yıllarda sürdürülebilirlik, ekoloji ve feng shui üzerine yaptığım çalışmalar ve araştırmalarla, bilgi ve tecrübelerimi  paylaşmak ; doğaya ve insana saygılı, havayı, suyu, toprağı kirletmeden, mekanların ve o mekanın enerjilerinin de insanlar üzerindeki etkisini dikkate alarak, gelecek nesillere temiz yapılı yaşam alanları bırakmak, yaşama değer katarak, farkındalık yaratmayı hedeflemekteyim. 2010-2013 arası Antalya’da geçen zaman akabinde 2013 ikinci yarısı itibariyle tekrar İstanbul’dayız.kargi-cit-fethiye 2012 yılında ise, kardeşlerim, kuzenlerim, amcalarım, ailem ve tanıdıklar ile 200 kişiye yakın bir topluluk olarak,  uzun yıllar önce dedelerim ve babalarının İstanbul’a göç etmesiyle hiç yaşamadığım ama köklerimin Elazığ’da olduğunu bildiğim hiç gitmediğim köyümüze Nimri’ye gittim. Ben çok değerli yabancı öğretmenlerden doğal yapılar konusunda eğitim alırken  atalarımın yaşadığı kendi köyümün eski yapılarının ne kadar güzel kerpiç sıvalı, ardıç ağaç iskeletli, taş yapılar olduğunu gördüm. Köy ile aramda kurulan ilk bağ o zamandır. Yıllar öncesinde büyük şehirlere başlayan göç ile köyde sürekli yaşayan insan sayısı yok denecek kadar az kalmış. Deprem sonrası 60 yaş üzeri kesimin köyde ev  yaptırma isteği ile tatil amaçlı gidenlerin  başlaması akabinde yeni yapılaşma çok kötü olmuş, eski ise değeri bilinmeden kenarda kaderine bırakılmış halde idi.  Köyün uzun yıllardır devam eden ve bugünlere kadar büyüklerimizin kuruculuğu sayesinde gelen, ama pek aktif olmayan derneğinin yönetimini,  İstanbul’da yaşamış eğitimini almış, gençlerden oluşan ve büyük destek alan yeni bir liste ile yeni yönetimi oluşturduk. Üstelik Doğu Anadolu’da bulunan köy derneğinin daha önce bir adet kadın üyesi yokken , derneğin yeni başkanı kadın olup,  9 kadın 9 erkek ile yeni yönetimi kurarak, pek çok kadını da derneğe üye yaptık. Mimari, köy ve civarında doğal hayatın korunması, geliştirilmesi,  çevre bilinci ve duyarlılığının arttırılması yönünde çalışmalar, kültürel,dayanışma, imece, değerler, türküler, hikayeler, anılar , şifalı otları, kadim bilgilerini derleme çalışmaları ile hedefler koyduk. Bu çalışmaların bir kısmı son birkaç yıl içinde sosyal medya ve internet sitesi aracılığıyla başlamıştı zaten, biz ivmeyi artırarak herkesin katılımını hedefleyen, eşitlikten yana, ayrım gözetmeden, kadının varlığını ve dinamiğini önemseyen taze kan getirdik aslında. Köklerimizle buluştuğumuz, daha büyük bir çemberde bağların kuvvetlenmeye başladığı ata topraklarında, kendi adıma – bugüne kadar aldığım mimarlık eğitimi-doğa sevgisi-ekolojik mimari deneyimimin buluşmasına, yol bulup önemsediğim değerlere ufak da olsa katkım olmasına niyet ediyorum, önemsiyorum. ozgul-2yas-1972  Ankara doğumluyum. Ankara’lılığım babamın mimarlık öğrenciliği son sınıf bitirme projesi teslimi ile 33 gün kadar sürmüş… Başkentte Deniz Gezmiş’in arandığı, sıkıyönetim halleri, gece sokağa çıkma yasağı ve annemin sancısı tutmasıyla Jandarma aracı eşliğinde 20 Mart gecesi hastaneye gidilir, 20 yaşındaki gencecik annem ürker, beklerler gece boyu, ben de ürkmüşüm belki kim bilir ve baharın ilk günü olan 21 Mart’ta gelmeyi seçmişim. Ne güzel bir gündür gece gündüzün eşit olduğu, orman haftası, dünya şiir günü, uluslararası ırk ayrımı ile mücadele günü, doğanın uyanışı, nevruz … Her sene kendime özgü ritüellerle kutlar ve kutsarken kıpır kıpır olur içim yeniden tazelenirim sanki, doğum dakikamı  yıllardır aksatmadan  arayan anneme ve gelmeme vesile olan babama şükran duygularımla … Babam çocukluğumda mimarlığı bırakmış ticaretle uğraşmaktadır, bununla birlikte doğduğum zaman kız meslek lisesi mezunu olan el becerisi kuvvetli annem, babamın bitirme proje maketini yapar ve paftalarca şablon yazılarını yazarken, babam beni sallar uyutur diğer köşede. Kağıt kokusu, T cetveli, mimarlık sevgisi o günlerden kalmış gizli bir yerlerde herhalde. Balıkesir’de babamın askerliği ile 2 senelik Balıkesir dönemi, 30 ağustos ve 29 Ekim’de annemle beraber,  halkça  kutladığımız törenlerde babamı izlemeye  gidişlerimiz, 4 yaşına (ta ki kardeşim doğana kadar) kadar anne ve babama Aytül ve Cemil diye hitap ederek törende birkaç karış boyumla “Cemiiiiiiil Cemiiillllll” diye el sallayışlarım, anne tarafından ilk torun olarak anneannemle aramızdaki özel sevgi bağı, birbirimize düşkünlüğümüz, onu çok özleyişlerim … Babamın askerlik sonrası müteahhit olarak Antalya’da çalıştığı şehrin mandalina, portakal, limon, narenciye, turunç koktuğu, şehrin henüz beton yüzünü sadece Konyaaltı, Bahçelievler civarında gördüğü zamanlar … 2010 da tekrar giderek 3 sene yaşadığım Antalya’da artık AVM li, sahili baştan sona bol otelli,  yine de yeşili ve temiz havası olan bir Antalya buldum karşımda. 1976’da 19 yaşındaki dayımı ani bir vefat ile kaybedince, anneannemin üzüntüden felç geçirmesi, ailede ani şok ve İstanbul’a geri dönüşümüz… annem-babam-kardeslerim-ben-2003 Gözlemleyici, anne ve babamın tabiriyle cin gibi bıcırık bir çocukmuşum. 9 aylıkken konuşup yürümeye başlamışım. 3 yaşında okuyup yazıyordum. Aytül(anne) ve Cemil(babam) ın maskotuymuşum evde minicik komik  hallerde. Matematik ve görsel hafızam çok kuvvetliydi ; telefon numaraları, 67 ilin plakası, tanıdığım tanıştığım herkesin ezbere bildiğim doğum günleri … Müziğe  ilgim babamın hediye ettiği Casio marka küçük bir org ile keyiflendi. Babam çok iyi saz çalar ve eline aldığı her türlü müzik aletini özden gelen yeteneği ile uğraşır çalmaya başlardı. 3 yaşımdan 5 yaşıma kadar anne ve babama yaptığım okula gitmek istiyorum ısrarları ile artık babam dayanamayıp beni ilkokuluma götürdü. Bir elim babamda, boynum yukarı doğru hem babamın hem müdür beyin konuşmalarını tenis maçı izler gibi izlerken babam benim okumaya çok hevesli olduğumu, yaşım küçük olsa da beni okula almaları konusunda ricasını dile getirirken, müdür bey şöyle bana bir bakıp, “beyefendi bu daha çok küçük şimdilik yuvaya gönderin kabul edemeyiz” dediğini hatırlıyorum. Babamın  ısrarına rağmen pek ikna olmayan Müdür Bey’e  dayanamayıp  “ Öğretmenim  Atatürk’ün bizi düşmanlardan nasıl kurtarıp onları denize döktüğünü de anlatacak mı?” diye sorunca ilk kez gözgöze geldiğimiz müdür bey okula kaydımı kabul etti sonunda, o çocuksu çıkışı yapmamla okula başlayacağım müjdesini verdi sonunda.Tabii bir şartla yaşım çok küçük olduğu için mahkeme kararıyla yaşımı büyüttürdük, artık nüfusta 1971 doğum oldum ve nihayet okula başladım, çok mutluydum. Bir süre sonra veli toplantısı için öğretmenimiz sınıfta duyuru yaptığında, ısrarla kendisine “bizim evde Veli yok ki. Aytül ve Cemil var”  dediğimde aynı cevabı bana birkaç kez söyletip gülen esmer güzeli öğretmenim sevgili rahmetli Hamiyet hn’a olan hayranlığımla yazdığım ilk kayıtlı şiirim : “Benim bir öğretmenim var Güzel midir? çok güzel Dalgalı saçlarıyla Türkan Şoray’a benzer  “ Ve daha sonra pek çok şiir yazdım kimisi kayıtlı kimisi sabahlayarak tasarım yaparken proje eskizlerimin kenarında kayboldu, hala yazarım ara ara ilham perileri ile kalpten bağlandığımızda birbirimize. Ortaokul-liseyi   Beşiktaş Atatürk Lisesinde okudum Serencebey yokuşunda, deniz, Kızkulesi ve karşı kıyı manzaralı, kuş kafesi gibi , Yıldız Karakolun hemen yanında. Mimarlık çok istediğim bölümdü, bilinçli bir seçimimdi. 16 yaşında İTÜ Mimarlık Fak. muhteşem binası Taşkışla’ya başladım, keyifli bir öğrencilik ve ilham veren binadan 20 yaşında Mimar olarak mezun oldum. Okullarımdan çok güzel dostluklar, kardeşlikler kaldı yaşamıma hediye olan . Üniversite  sırasında bir mimarlık bürosunda çalışıp ilk paramı kazanmaya başlamıştım. Okulda okurken başlayan kendi işimi kurma hayali hep gönlümde taze enerjide bekliyordu. Çalıştığım ofislerde kendi işim gibi çalışıp sorumluluklar aldım. Mezun olur olmaz İTÜ den Prof. Dr. Şule Özüekren’in 3-4 aylık araştırma süresi olan bir araştırma ekibinde yer aldım , 1992 de Autocad kursuna gittim kurs hocam iş teklif etti,bürosunda çalıştım, o dönem bilgisayarda çizim yapmak bayağı önemli bir durumdu J Okulda seçmeli dersi bilgisayar aldığımda Pascal ve Basic öğrettiklerini hatırladım şimdi 🙂  Akabinde üniversitedeyken yanında şantiye stajı yaptığım firmada 2 yıl çalıştım.  Pir Sultan Abdal okuyan, beni kızı gibi seven çok sevdiğim patronum Mete Ömer Kemik  aylardan birinde maaşımı bana TL yerine TL karşılığı $ olarak verdiğinde 1 nisan 1994 idi. 4 gün sonra maaşım gece olan develüasyon sonrası sabaha 2 katından fazla bir artış olmuş halde ve tüm Türkiye’de sıkıntılı bir dönemdi hatırladığım. Rahmetli Ömer Bey’e zarf içinde maaşımın TL fazlasını “ Ömer Bey benim maaşıma zam olmadı ki ben fazla olan kısmı iade etmek istiyorum” dediğimde babacan bakışını, sıcacık dost gülümsemesini ve elimdeki zarfı “o senin kısmetinmiş Özgül’cüğüm” diye geri verdiği gün aramızda bir ileri bir geri giden zarf iade hallerimizin üstünden nerdeyse 20 sene geçmiş… Nur içinde yatsın… Eleman olarak son 4 yıl çalıştığım Mustafa Öney ve Mustafa Toner ortaklığındaki ofiste ise dinamik, yoğun iş enerjili yıllar, sabahlara kadar çalışıp sabah işe gitmeler, bazen ofiste uyumadan ertesi güne devam eden yoğun tempolar içerisinde Türkiye’nin en elit projelerinin ofiste tasarlanıp, uygulandığı çok hareketli zamanlardı.  Mimarlık  eğitimi sonrası uygulamalı ve yoğun bir İç Mimari eğitimi  oldu 4 yıllık çalışma dönemi. Kurumsal ofisler, genel müdürlük, banka, merkez ofis ve restaurant zincirlerinin, mağazaların, villaların dekorasyon proje tasarımlarını ve anahtar teslim uygulamalarını yaptık , genç enerjili kalabalık bir ekiple.  Kendi işim gibi çalıştığım 6 senenin sonunda , 1998 senesinde 26 yaşımda, aynı ofiste beraber çalıştığımız aynı zamanda üniversiteden sevdiğim bir sınıf arkadaşımla birlikte kendi işimizi kurmaya karar verdik. Ortağım uluslararası bir firmada mimarlık yapmaya başlamıştı, işler için dışarıdan ben koşturacaktım, bir süre sonra aynı ofiste beraber devam edecektik. Öyle karar almış ama başkaca konuşulması gereken detayları dostluğumuza, samimiyetimize güvenerek , hayat tecrübesizliğimiz ve cahilliğimizle konuşmamış ve kağıt üzerinde yazılı olmamız , konuşulması gerektiği zaman konuşunca sıkıntı oldu. Kısa süre sonra ayrılma kararı aldık, yolları ayırdık. Çok yakın tanıdık da olsa kuralları, prensipleri, iki tarafın da ortak kararı sonrası konuşup yazılı yapmak gerektiği dersini ikimiz de almış olduk. İlk iş olarak büyük bir Amerikan ilaç firmasının Avrupa Bölge Müdürlüğü ofisinin dekorasyonunu 45 gün taahhüt edip 38. Günde teslim ettik. Aynı firmanın uzun yıllar işlerini yapmaya devam ettik. Cemiltopuzlu Caddesi -Çiftehavuzlarda açılan ofiste, 12 yıl boyunca devam eden “ A Mimarlık “ ofisi ile yoğun olarak anahtar teslim dekorasyon hizmetleri verdik. Şehrin göbeğinde ormana dalmış gibi , bahçesinde  elma, portakal, malta eriği, manolya, akasya, ıhlamur, defne, ceviz ağacı, kedilerimiz Kerata, Şahika ve pek çok sokak kedisi ile köpeklerimiz Tarçın ve Boza’ya ev sahipliği yapan 750 m2 bahçe olan, içinde tasarım yapmaktan vakit geçirmekten çok keyif aldığım bir mekan. Bahçedeki müştemilatın komple içini yıkıp yeniden yaparken eskiye ait bazı öğeleri başka fonksiyonlarda yeniden kullanarak çok keyifli bir ofise dönüştürerek ilk dönüşüm çabalarım başladı…   Girişimciliğe adım atmam akabinde Rusya krizi, 1999 da deprem, 2001 de develüasyon, 2002 de kendi özelimde yaşadığım kriz vs derken hep bir mücadele hali, tırnaklarımla toprağı kazıma modu takip etti. Kriz zamanlarında sözü güvenilir olmanın , kurulan insani ilişkilerin değerinin ne kadar önemli olduğunu çok iyi anlamış oldum. Mimarlık okurken de ağır bir öğrencilik eğitimiydi, çalışırken de ne kadar ön planda keyifli, prestijli bir meslek olarak görünse de arka planda mutfakta işçiler, ustalar, malzemeciler, şantiyede bir kadından talimat alma zoruna ve tersine giden şantiye ekibiyle mücadele … ağır bir meslek aslında, çok sevmeden yapılamayacak türden.  Türkiye gibi ataerkil bir toplumda erkek ağırlıklı bir iş olan inşaat sırasında kimi zaman işin başından sonuna kadar şantiyede tek bayan ben oluyordum. Bilgini  tuzak sorularla sınayan, hele ki bilmediğini anladığı anda kendi işine en kolay nasıl geliri sana dayatmaya çalışan ustalara karşı, üstelik  bir de kadınsan, “ kadın işi değil bu iş” türden bakışlar  sonrasında bu durumu sıkıntı olarak görmek yerine inatla ve çok çalışarak  bilgiye, öğrenmeye  odaklandım. Şantiye elemanı olarak da bayan eleman olmasını hep önemsedim o yönde başarılı arkadaşlarla da çalıştık. İlk zamanlar ustalar arkamdan civciv geldi civciv gitti diye konuşuyorlarmış, şimdi çoğu ile 15 senedir beraber çalışıyoruz. Yeri gelir çayımızı içer yemeğimizi beraber yeriz şantiyede, yerinde pratik çözümlerini dinler müteala ederiz çok güzel öneriler çıkar o beyin fırtınalarından;  bununla birlikte “ bir şey olmaz” ve “bu çok güzel oldu değiştirmesek” diye proje dışı yapıp da örtbas edilmeye çalışılan durumlarda  ve de  iş teslimine yakın gelinmediğinde aynı dede 2 kere ölüyorsa (!) , koç burcu olup yükseleni aslan olan kadın görünümlü eril enerjiyi yaşatmışımdır kalp kırmadan o yıllarda … Daha gençken kendini ispat çabasıyla ne çok enerji harcayıp, yoğun çalışarak ve mücadele dolu geçiyor. Bugünkü ben yolda ilerlerken karşı tarafta gördüğüm kendi aynamdaki tozu temizlemenin , geçmişten bugüne kendi çıkıntılıklarımı törpülemek için o çıkıntılara uygun insanlarla bir arada olmayı seçmemin farkındayım ve keyfindeyim. Buraya yazarken her parçası filmden bir kare gibi geçiyor gözümün önünden .Mimarlığı severek okudum, severek çalıştım tüm zorluklarına rağmen.  İTÜ ‘de Mimarlığa Giriş kapsamında 1.sınıfın ilk 15 gününde yapılan panellerde, çok değerli öğretmenlerimizden  Prof.Dr. Hande Süer demişti ki :  “ Çocuklar Mimarlık, imar etmek, ömretmekten gelir.  Mesleğimiz çok kutsal bir meslek, bizler de doktorlar gibi insanların ömrüne hizmet ederiz.  Doktorlardan bir farkımız : doktorların hataları toprağın altında, mimarların hataları toprağın üstünde yer alır !  Sorumluluğumuz çok fazla. ”   Başka  bir zaman ise sevgili  Prof.Dr.Ferhan Yüreklioğlu : “ Çocuklar Türkiye’de gördüğünüz yapıların yalnızca % 5’i mimarlar , mühendisler tarafından yapılıyor” dediğinde sene 1991… Türkiye’de doğaya ve insana saygılı yapıların yüzdesi toplamın % kaçıdır kim bilir ! perkusyon-okaytemiz Öğrenme heyecanım kendimi bildim bileli var, uzun yıllardır beni keyiflendiren pek çok kursta, etkinlikte, kalbimin mutlu mutlu attığı yeni bir şey öğrenme heyecanlarıyla Fotoğrafçılık , Latin Dansları, Perküsyon , kendi ÖZ’üme yakınlaştıran dönüştüren kişisel ve ruhsal yolculuğumda pek çok ilgi alanı içinde buldum kendimi…  Beni heyecanlandıran, enerji veren şeylerin peşinden koşma dürtüsü aslında ana kaynakla olan bağlantı yaratıcı enerji kaynağım. Hepimizin yaratıcı enerjisi için beslendiği sonsuz enerji  var, yeterince beslendiğimizde yola çıkacak farklı kaynak için  kalbi açık bırakarak esnek olmakla akacak su yolunu buluyor. Okay Temiz hoca ile 2 yıla yakın Afrika Djembe, Engin Gürkey ile 1 yıl Latin enstrümanları çalışma , pek çok konsere katılma keyifleri arasında en son denemem Timbal idi , iş yoğunluğumdan daha devam edemedim konser konser gezerken işlerime yeterli vakti ayıramadığım telaşıyla.  Sıkıntılı bir dönem akabinde perküsyona başladığımda , “ neden perküsyon?” diyen bir tanıdığıma “ Vurmak istiyorum, ama kırmak değil, vurunca ses getirsin istiyorum”  derken müziğin iyileştirici gücü ve aslında yaşamda yaptığım her şeyde, seyirci değil içinde oyuncu olmak ve hayata iz bırakmak ses getirmek isteğimi tanımlamışım belki de öyle kendiliğinden dökülen kelimelerle …  İlkokulda babam bana bir cura almıştı, öğretmeye başlamıştı, aynı zamanda atletizm yarışmalarında iyiydim ve çalışmalara seçilmiştim. Rahmetli öğretmenim anne babama : “ Özgül’ün matematiği çok iyi müzikle sporla uğraşıp da derslerini aksatmasın, vaktini başka konulara harcamasın” demesiyle o zamanlar öğretmene duyulan saygı , eti senin kemiği bizim mantığı ile müzik ve spor hayatım o dönem sona ermişti ne yazık ki. Yıllar sonra yine yol bulup çıktı ama o yaşlarda başlamanın dersleri aksatması bir yana ne çok şey katacağı inancındayım … Afrika,Latin  enstrümanlarını çok sevmekle beraber, bu sene köy gezisi dönüşü , 2006 yılında aramızdan ayrılan rahmetli babamın kendi eliyle bana dut ağacından yapıp hediye etiği  sazı çalmayı öğrenmeye karar verdim ve  2 aydır saz kursuna başladım. Yapmaktan çok keyif aldığım bir şeyin çok süslü kelimelerle tarifi yok bende. En basit anlatımımla kalbimdeki  hissi “hahhh” oluyor. Saz çalmaya başlamak da benim için “hahhh” işte. Aslında yaşamımda pek çok başka “hahhh” dediğim şeyler, an’lar var çok şükür. Ailem hayatımda en çok şükrettiğim en değerli varlıklar.  Erken yaşlarda pek çok sevdiğimiz yaprak dökümü gibi ardarda aramızdan ayrıldılar. Anneannemle aramızda çok özel bir bağ vardı. Bilge, sakin, sevgi dolu, her zaman her şeyin hayırlısıyla olmasını dileyen, ağırbaşlı bir kadındı. İlk torundum,  el üstünde tutar, çok severdi beni, ben de onu. Rengarenk giyinmem, değerler konusunda hassasiyetim , anneannemden aldığım özelliklerim.  Babamın sanat, müzik, doğa sevgisi bana da hediye kalmış. Sağlığında çok farkında olmadığım alternatif tıp ve doğal hayat ilgim ve sevgim de babamdan gelen özelliklerim.  Bugünkü ben’in babamdan öğreneceği çok şey varmış bu konularla ilgili. Nurlar içinde yatsınlar… Annem evimizin çınarı, yüksek adalet duygusu, doğruluk ve motivasyon gücü, her daim elinin sıcaklığını sırtımda hissederek yaşamda güç aldığım , güven dolu-sevgi dolu hayat enerjimiz. Tüm zorlukları yaşadığım geçmiş anlarda ayaklarımın üzerinde dik durmamın kudreti annemden gelen özellik. Bugünkü ben eskiden  “zorluk” olarak görünenin aslında o an yaşamam gereken deneyimim olduğunun bilinciyle gözlemde ve arkasındaki görünmeyeni izlemekte . Benden 4 yaş küçük kız, 8 yaş küçük erkek kardeşimle beraber 3 kardeşiz. Beni kucaklarına alıp daha zayıf hallerimde havalara atmışlıkları olsa da ablalarıyım ben o iki ufaklığın.  İnsanın kardeşi olması ne harika bir duygu, iyiki varlar. Sonsuz güven ile %100 arkamı dönüp sırtımı yaslayabileceğim, doğruluk, merhamet ve adalet duyguları yüksek canlarım benim. Ve sevgili hayat arkadaşım, eşim. Sevgisini her zaman hissettiren , benim tüm bıcırık , enerjik hallerime sakin,olgun ve sessizlikle izleyici kalır gibi görünse de yüzümdeki gülümsemeyi kendi kalbinde taşıyan,  evdeki bıcırıklığıma  her daim gönülden razı, beni her zaman destekleyici, sevgisi sonsuz … Aile olmak çok güzel, çok değerli, çok kıymetli. Sevgi ile sarmalanmak, sevgiyi almak-vermek için ilk adresim oldu hayatta ailem. İnsanın yaşamda kendini ifade için , kendi dönüşümünü yaşarken en önemli araçlar bence meslekleri, seçimleri, girişimcilikleri, başarı ve başarısızlıkları,  söylemleri , eylemleri . kagider32.yaşımda kendi işlerini kurmuş kadın girişimcilerden oluşan Kagider (Kadın Girişimciler Derneği) ’e üye oldum. İş hayatında farklı alanlarda farklı zorlukları yaşamış olan pek çok kadınla bir arada olma, deneyimleri paylaşma , başkalarının deneyimlerinden ders alma, gözlemleme fırsatı buldum, pek çok güzel dostlar edindim.  kagider-biz Şimdi yazacaklarımı mesleğe yeni atılmış , kendi işini kurmak isteyen genç girişimci kadın arkadaşlarıma ithafen yazıyorum : Hani bazen bir şeyler zor gelir, yolunda gitmez görünür, neden olmuyor dediğimiz durumların olmayışının ne kadar da hayrımıza olduğu gibi , kimi zaman %99 loading…. durumundayız ama farkında değiliz, “niye olmuyor” ruh halindeyken ve olmasına kalan %1 i dert ederken aslında ordan aldığımız dersler, deneyimler, içinden geçtiğimiz hallerdir  yaşamın hediyeleri … Onları yakalamak lazım. Bazı “olmama”, “sıkıntılı haller” , “problemli durumlar” tekrar tekrar oluyor ise ordan alacağımız ders göreceğimiz farkındalık bitene kadar farklı senaryolarda önümüze gelecek bir oyun ve çalışma alanı çıkıyor karşımıza. OLYMPUS DIGITAL CAMERAGirişimci olarak bu “sıkıntılı durumlar” başına kadın olarak Türkiye’de daha çok gelse de , şu var ki kadın olmamızın kutsallığının farkında olduğumuzda ne kadar kutsanası bir yaratıcılığımızın da olduğu, kolaylaştırıcı, problem çözücü, aynı anda bin tane şeyi bir arada yapabilme yeteneği, karar alırken aklımız ile beraber çok yardımcı olan sezgiselliğimiz , empati yapabilme yeteneğimiz ortaya çıkıyorMücadele ederken, direnç gösterirken veya bir dirençle karşılaşırken orda bir nefeslik durup, buradan çıkarmam gereken almam gereken ders ne? diye bir es vermek beraberinde pek çok kazanımı getiriyor. Yolda olmak, yola koyulmak cesaret ister. Düzen ve sistem çarkı işlerken , ayrık otu gibi kendi gücünü deneyimlemek isterken, o yolda muhakkak dikenler de engeller de çıkacaktır. Girişimciliğimiz de yaşamda kendimizi ifade şekillerimizden biridir. Yaşam yolumuzda seyirci değil de oyuncu olmak, sözlerimizle eylemlerimizin yüreğimizle buluştuğu an’larda kalmak hedeflediğimiz başarıyı da beraberinde getirecektir. Başkasının dediği değil elimizden gelenin en iyisini yaparak, kendi gerçekliğimizi yaratmak,ilham almak, ilham vermek girişimcinin yoluna ışık tutacaktır. Ses getiren işler yaparken bazen daha iyi bir yola çıkmak için –es vermek de gerekebilir. “OLYMPUS DIGITAL CAMERAOfisinin bahçesinde  Kagider’li arkadaşlarına verdiğin sıcacık kahvaltı sofrasında…Hiç aklımdan çıkmayan çok özel günlerden biriydi.Özgül’cüm bambaşka güzelliklerle dolu yaşamın hep böyle renkli, ışıl ışıl devam etsin.

Reklamlar

2 thoughts on ““Hayata İz Bırakmak Ses Getirmek İstedim”

  1. Geri bildirim: Çevre Dostu Mimarımız | Yesilkagider.org

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s