Hocamla Briç Sohbeti

Briçe 2003 de başlamışım, neredeyse 10 yıl doluyor. Benim briçe başlamama  neden olan, arkadaşım Semra’ya ve çok sevgili hocam Süleyman Kolata’ya her zaman çok teşekkür ediyorum.  Briçe  başlamamın  en önemli nedeni zihnimi dinç tutmaktı, ama çok daha fazlasını kazandım.

Briçin bana kazandırdıklarını  daha önce yazdım.

Bu gün ise hocamla yapılan briçle ilgili güzel bir röportajı sizlerle paylaşıyorum, sevgiler, sevgiler….76076_10151844843884693_1458748636_n

BRİÇ AKIL, ZEKA VE HAFIZA KULLANAN BİR BEYİN SPORUDUR.

Röportaj: İTÜ Vakfı Dergisi /www.ituvakif.org.tr
Briç, bir deste oyun kâğıdı ile; ikişer ikişer eşleşmiş 4 oyuncu arasında oynanan bir kâğıt oyunu olarak biliniyor. Bu oyun, dünya üzerindeki milyonlarca insanın hobisidir. Tıpkı  müzik gibi evrensel bir dildir. Briç  insan zekâsının keşfettiği en mükemmel kart oyunu olarak adlandırılır. Kişilerin sosyalleşmesi ve zihinsel fonksiyonları üzerinde olumlu etkileri bilimsel olarak da kabul gören bir gerçektir.

1901954_10152196658549539_1164352525_n

İTÜ Vakfı Sosyal Komite üyelerine yaklaşık 15 senedir eğitim veren Briç Eğitim Hocası Süleyman Kolata ile “Briç  ve İTÜ Vakfı’ndaki briç eğitimi üzerine konuştuk. İşte röportajımızın ayrıntıları.

Briç kısaca nedir? Bazılarına göre bir akıl oyunu ya da bazılarına göre bir kumar aracı mı ? Bu soruyla bağlantılı olarak satranç için zeka oyunu derken Briç için böyle denmesinin sizce nedeni nedir?

1796706_10151905825612312_1505654243_n

Briç, ilk olarak 20.yy’ın başlarında oynandığı düşünülen bir oyundur. Standart iskambil destesiyle oynanan bu spor fiziksel bir spor olmayıp, Uluslararası Akıl Oyunları Federasyonu’nun kabul ettiği dört akıl sporundan biridir. Aynen satranç gibi. Satrançla farkları kullanılan ekipmanlar, oyun kuralları ve stratejileridir. Briç sporu, vücudu zinde tutmak için yapılan sporlar gibi zihni zinde tutmak için önem taşır. Briçin toplum içerisinde kumar olarak algılanmaması için biz sporcular elimizden gelen bütün çabayı gösteriyoruz. Nitekim günümüzde briç kahvehanelerde oynanmamakta, briç spor kulüplerinde oynanmaktadır.
Sizce briç bir spordur diyebilir miyiz, nasıl spor bedene faydası varsa briç de tıpkı satranç gibi zekayı geliştiriyor sanırım ?
Briç akıl, zeka ve hafıza kullanan bir beyin sporudur. Diğer spor dallarındaki gibi kurallar, etik değerler, disiplin, eğitim, uygulama, yarışma, performans, fair play yanında strateji, rakibi zora sokma/yanıltma, planlama, konsantrasyon, çabuk refleks, bilgiyi doğru kullanma, iyi zamanlama, azim gereken bir spordur. Briçin başlıca geliştirdiği kişilik özellikleri ise başarılı iken performansı korumak ve geliştirmek, başarı ve başarısızlığı yönetmek,  kendini motive etmek, risk almak, özdenetim sağlamak, sınırlarını zorlamak, rakibe saygı duymak, doğru karar verme yetisi ve daha niceleridir.
15 YILDIR DEVAM EDEN EĞİTİM
İTÜ vakfı sosyal komite üyelerine  uzun yıllardır briç eğitimi veriyorsunuz, bu konudan biraz bahsedebilir misiniz? Şu ana kadar kaç kişi briç eğitim aldı ve öğrencilerinizin beklentileri neydi, sonra nasıl bir sonuca ulaştılar.

522325_10151249896769693_1876365076_n

İTÜ Vakfı Sosyal Komite üyelerine yaklaşık 15 senedir eğitim veriyorum. Her sene yeni öğrenciler aramıza katılıyor. Derslerin yanı sıra turnuvalar da düzenliyoruz. Sosyal Komite’nin yıllardır başarılı bir şekilde sürdürdüğü öğrenciler için burs kampanyalarına briç eğitimleri ve turnuvaları sayesinde önemli ölçüde katkıda bulunuyoruz. İtü Vakfı Sosyal Komite Briç Topluluğu olarak aile gibi olduğumuz söylenebilir. Kurslarımıza gelen öğrenciler temel briç eğitimlerini  alarak bunun sonrasında turnuvalarımıza katılmaya başlıyor ve her geçen sene kalabalıklaşıyoruz. Böylelikle de İtü öğrencilerine daha fazla burs imkanı sağlanmış oluyor. Şu anda aktif olarak derslerimize ve turnuvalarımıza katılan sporcu sayımız sanıyorum ki 150 civarındadır.
HER YAŞTAN İNSANIN YAPABİLECEĞİ BİR SPOR
Briç eğitiminde yaş sınırı var mıdır kimler öğrenebilir yada kimlere tavsiye edersiniz? Çocuk-genç vb gibi.

1377385_10151714749948041_1345756861_n

Fiziksel bir aktivite içermediği düşünüldüğünde her yaştan, dilden, cinsiyetten insanın kolaylıkla yapabildiği bir spor türüdür. Gençlerin analitik düşünme, konsantrasyon, plan yapabilme, sosyal sorumluluk alabilme özelliklerini geliştirir. İlkokul çağlarında gençlerimiz briç sporuyla ilgilenmeye başlayabilirler. Bunun yanı sıra kimse geç kaldık diye düşünmesin. Dediğim gibi briç her yaştan insanın yapabileceği bir spordur. Lise, üniversite yıllarınızda basketbol, futbol, voleybol oynarsınız fakat ileriki senelerde bu sporları aktif olarak yapamazsınız. Briç ise bunun tam tersine ömrünüz boyunca zihninizi zinde tutacak araçtır.

993832_587434731336787_1126005911_n
Briç öğrenmek zor mudur?

Briç eğitimi biraz zaman alan bir süreçtir. Sabırla, emek vererek derslere katıldığınız takdirde zor olduğunu düşünmüyorum. Belirli bir eğitim aldıktan sonra sporcular turnuva briçine dahil olurlar ve yarışma burada başlar. Nitekim turnuva briçine dahil olmak da şart değildir. Briç bilen 4 kişi toplandığınızda ve bir deste iskambil kağıdınız olduğunda her yerde briç oynayabilirsiniz. Türkiye Briç Federasyonu’nun düzenlediği her ildeki turnuvaların dışında, her ilde bulunan Briç Kulüpleri sayesinde briçin gelişmesi ve yaygınlaşması hedeftir.

BRİÇ’İN YAYILMASI HEDEFLENMELİDİR
AB ülkeleri ile Türkiye’yi karşılaştırırsak briç öğrenimi yeni yeni hızlanıyor diyebilir miyiz, yoksa briç hala keşfedilmeyi mi bekliyor?

558743_10150740674594693_1162091935_n

Türkiye Briç Federasyonu 1997 yılında kurulmuş olup, Türkiye Cumhuriyeti Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı olarak faaliyetlerini yürütmektedir. Bünyesindeki lisanlı birçok sporcunun Olimpiyat Oyunları, Avrupa ve Dünya Şampiyonaları’nda birçok başarısı bulunmaktadır. Fakat briçin, Avrupa Ülkeleri’ndeki gibi Türkiye’de de çok daha fazla bir şekilde üniversitelere, liselere hatta ilköğretim okullarına yayılması hedeflenmelidir.
Briç Türkiye’de çok uzun senelerdir yapılan bir spordur aslında. Son on beş senedir de hızla gelişmekte ve yaygınlaşmaktadır. Ülkemiz uluslararası platformda tanınan saygın bir çok sporcuya sahiptir.

1524899_10152073290359693_541565880_n

BRİÇTE ŞANS FAKTÖRÜ YOKTUR
Briçte şans faktörü nedir sizce? Şans mı akıl mı?

Turnuva briçini esas aldığımızda, briçte şans faktörü yoktur. Zaten aksi takdirde briç, bir olimpiyat sporu olarak kabul göremezdi. Briç eğitimine başlayan öğrencilerimiz, eğitimlerinin bir bölümünden sonra bu durumu kendileri de fark etmektedir. Briçte, diğer iskambil oyunlarındaki gibi tabiri caizse “el bana iyi geldi” şeklinde yorum yapamazsınız, zira size gelen “iyi el” turnuvadaki diğer sporcuların da elidir. Bu nedenle de şans faktörü yoktur diyebiliriz. Önemli olan disiplin içerisinde ve bilgilerimiz, tecrübemiz dahilinde doğru hamleleri yapabilmektir.

Reklamlar

Fener-Balat-Cibaliye -Ayvansaray Hattı

Yarın HATSAİL’in düzenlediği FENER-BALAT-CİBALİYE-AYVANSARAY gezisine katılacağım. Çok önemli işlerimi erteleyip; gitmeyi planladığım bu gezi için şimdiden heyacanlıyım. Firmadan gelen bilgi yazısını okuyunca o kadar hoşuma gitti ki , gitmeden sizlerle paylaşmak istedim.Yazıyı okuyunca sizler de göreceksiniz, kültürümüzde, ne kadar farklı güzellikler bir arada.Gezi fotoğraflarını yarından sonra paylaşacağım, sevgiler, sevgiler…

 

indirGezimize ilk olarak Kariye Müzesi’nden başlıyoruz. Tarihi 3.yüzyıla kadar inen bu yapı, Bizans  Mozaik ve Fresk sanatının zirveye ulaştığı yer olarak ün yapmıştır. Hz. İsa ve Hz. Meryem’in hayatları mozaiklerde hayat bulmuş olarak karşınıza çıkacak, adeta canlıymış gibi görünen bu şaheserleri seyrederken rehberimizin anlatımıyla Dinler Tarihinde adeta kısa bir yolculuk yapacaksınız.

Kariye Müzesinden tarihi surları takip edip, Topkapı Sarayında sergilenen Kaşıkçı Elması’nın da bulunduğu yer ve  Bizans sivil saray mimarisinin günümüze kalan tek örneği olan Tekfur Sarayına ulaşıyoruz.

Tekfur Sarayı’ndan sonra aracımızla Haliç’e gelmeden hemen önce Feshane’nin tam karşısında bugüne kadar hiç görmediğiniz hatta hiç duymadığınız ama eminim Paris, Roma ya da Venedik’te olsaydı çoktan duyup gezmiş olacağınız, bir özelliğe itibariyle dünyada tek olan Mimar Sinan yapısı Hokkalı Camii’ni göreceğiz. Caminin ilginç hikâyesini Rehberimizden dinleyeceksiniz.

Hokkalı Cami’den sonra durağımız  Meryem Ana Ayazması olarak bilinen tarihi kilise. Kilise diğerlerinden biraz farklı Çünkü burası dünyada Cuma günü ayin yapılan tek Ortodoks kilisesi.

GennadiosDaha sonra yine bir ilk olan, Anadolu’daki çelik konstrüksiyon üzerine yapılmış tek kilise Bulgar Sveti Stefan kilisesini gezip 450 milyonluk Ortodoks dünyasının merkezi olan Fener Rum Ortodoks Patrikhanesine ulaşıyoruz. Hz. İsa’nın çarmıha gerilmeden önce bağlanıp kırbaçlandığı sütun, Üç büyük azizeye ait kemiklerin muhafaza edildiği gümüş ve bakır sandukalar,  Kin Kapısı en çok ilgi çeken eserler arasında yer almaktadır.

Öğle yemeğimizi eski bir Rum Evi olan Ottoman Balıkçısı’nda aldıktan sonra, Fener sırtlarında bulunan ve Marsilya’dan getirilen tuğlaları ile Disneyland’dan fırlamış bir Şato’yu andıran bugün halen daha kullanılan Fener Rum Lisesi’ni geziyoruz. Etkileyici Haliç manzarasını görüp,  Lise’nin hikâyesini dinledikten sonra İstanbul’da fetihten sonra camiye çevrilmeyen tek orijinal Bizans Kilisesi olan Kanlı Meryem Kilisesi’ni ziyaret ediyoruz

Daha sonra birçok filme, tiyatroya konu olmuş Cibali Karakolu, Her Eylül ayında yapılan ayinle dikkat çeken Surp Hreşdagabet Ermeni Kilisesi, Osmanlı Musikisinin temelini atan eski Boğdan Voyvodası Dimitri Kantemir Sarayı, Bizans sivil mimarisinin en güzel örneklerinin yer aldığı Balat ve Fener Sokakları, Agora Meyhanesi, Cıfıt Çarşısı, Gül Camii, Çarşamba, Yavuz Sultan Selim Camii, Ayakapı, St Nikalaus Kilisesi’ni dışarıdan görüp bu güzel günü noktalıyoruz.

 

Antakya Medeniyetler Korosu

Hafta sonu Antakya’da Kagid Girişimci Kadınlar derneğinin davetlisiydik.Bizleri çok iyi misafir eden  Kagid Başkanı Dilek Karadeniz‘e eski başkan Belgin Ünal’a ve bütün değerli arkadaşlarına Kagid 2. Zirve buluşması  organizasyonu için çok çok teşekkür ediyorum.Program, panel,şehir kültür turları,hepsi çok güzeldi ama,  Antakya Medeniyet Korosu  Konseri  programın en güzel bölümü idi.Bu muhteşem grubu ve hikayesini, sevgili Antakyalı Kagider  üyemiz Zekiye Yiğitbaş‘ın röportajından sizlerle paylaşıyorum.Zekiye Yiğitbaş’a da çok özel konukseverliği için sonsuz teşekkürler. Sizler de inşallah bir yerlerde rast gelir dinlersiniz, dileklerimle. Sevgiler, sevgiler….

1505124_595225360553430_1873535106_n

 

Antakya Medeniyetler Korosu, din, ırk ve mezhep savaşlarının süregeldiği ve “Medeniyetler Çatışması” kavramının sıkça söz edildiği günümüzde; farklılıkların oluşturduğu birlikteliğin aslında zenginlik olduğunu kanıtlıyor, dünyayı dolaşarak adeta barış elçiliği yapıyor.

 

Farklı dil ve dinden insanların asırlardır barış içinde yaşadığı Antakya’da; Hıristiyan, Musevi, Alevi ve Sünni Müslümanların katılımıyla kurulan koro, ülkemizin birlik ve beraberliğini tüm dünyaya taşıyor. Barış, sevgi, hoşgörü ve kardeşlik mesajı vermek üzere kurulan koronun elemanları, bu duygularla birbirlerinin ilahilerin söylüyorlar.

Hatay Valiliği tarafından, 2007 yılında Turizm Haftası etkinlikleri kapsamında oluşturulan,559985_281950681880901_1472143942_n

2008 yılında dernek statüsünü kazanan koroda Müslüman, Hıristiyan ve Musevi dinlerine mensup 140 kişi yer alıyor. Antakya Medeniyetler Korosu’nun şefliğini Şeyda Koyaş, genel koordinatörlüğünü ise Yılmaz Özfırat yapıyor. Koristlerin kostüm tasarımı, ünlü moda tasarımcısı Bahar Korçan tarafından Harbiye İpeği kullanılarak yapılmış.  Koro, imamdan rahibeye, kuyumcudan manifaturacıya kadar farklı mesleklere mensup kişileri bünyesinde barındırıyor. Kentteki hoşgörüyü yansıtan Antakya Medeniyetler Korosu, seslendirdikleri ilahi ve şarkılarla barış içinde ve bir arada yaşamanın en güzel örneğini sergiliyor.

indirÖnümüzdeki günlerde Türkiye’nin birçok kentinde, ayrıca “İstanbul’da Hatay Günleri Fuarı”nda konser verecek olan Antakya Medeniyetler Korosu; Mayıs ayı sonuna kadar İsviçre, Yunanistan, İtalya, İspanya, Portekiz, Fransa, İngiltere, Belçika, Almanya, Hollanda, Danimarka’yı kapsayan Avrupa turnesine çıkıyor.  Biz de bir konser öncesi koronun provasını izledik ve gördük ki; konserlerinde verdikleri o pozitif enerji, kardeşlik, dostluk duyguları her daim var. Çizilmiş sınırları reddeden, kendi yaşadıklarından beslenen, birlikte yaşama kültürünün sembolü olan koronun hiçbir üyesi rol yapmıyor ve her biri doğup büyüdüğü kentin kültürüyle yoğrulmuş, sevgi dolu insanlar. Antakya Medeniyetler Korosu Dernek Başkanı ve Genel Koordinatörü Yılmaz Özfırat ile bu prova sonrasında bir söyleşi gerçekleştirdik.

Bizler, Birbirimizin İlahisini Söyleyebilecek Kadar Derin Bir Hoşgörüye Sahibiz

Z.Y. Yılmaz Bey, koronun kuruluş öyküsünü anlatır mısınız?

Y.Ö. Her yıl kutlanan Turizm Haftası, 2007 yılında Antakya’da start aldı. Bu nedenle Hatay Valiliği’nde, sivil toplum kuruluşlarının da katıldığı bir toplantı düzenlendi. Bu toplantıya Antakya Akademi Halk Dansları Derneği Başkanı olarak ben de davet edildim. Toplantının resmi kısmı bittikten sonra Vali Yardımcısı Sayın Ömer Bedrettin Sağsöz ile Hatay’ın daha fazla tanınması, markalaşması konusunda neler yapılabileceği konusunda sohbet etmeye başladık. O dönemde Kültür ve Turizm Bakanı olan Sayın Atilla Koç’un kentimizde bir gece daha kalabilmesi için fikir üretilirken, kimisi “ oruk, künefe yapalım” veya” panel düzenleyelim” dedi. Ben de kendilerine Şener Şen’in “Selamsız Bandosu” filmini anlattım. Öykünün geçtiği kasabaya dikkat çekmek için belediye başkanının kurduğu bando vardı. Başkan, Cumhurbaşkanının binmiş olduğu treni durdurarak kasabanın sorunlarını göstermek istiyordu. Buradan yola çıkarak ve zaten Antakya’da var olan farklı dinlere mensup insanları bir araya getirip bir müzik topluluğu oluşturulabileceğini, böylece Hatay’ın hoşgörüsünü anlatarak marka olunabileceğini söyledim. O da “bu işin koordinatörlüğüne seni atadım, başla” dedi. Müzik öğretmeni olan değerli arkadaşım Şeyda Akgöl Koyaş ve cemaat önderleri ile İl Kültür Müdürlüğü’nde toplandık. 1.5 ayda koroyu oluşturduk. Önceleri herkes kendi ilahini söylüyordu. Biz bunun ayrımcılık olduğunu düşünerek, herkesi birbirlerinin ilahisini söyler formata getirdik.

Z.Y. Koristlerin giydiği kostümlerin tasarımı, ünlü moda tasarımcısı Bahar Korçan tarafından yapıldı. Bu konuda neler söylemek istersiniz? 

Y.Ö. Siz Bahar Hanım ile bizi tanıştırarak bu konuda ön ayak oldunuz, çok teşekkürler. Bahar Hanım’a burada 6 farklı medeniyet olduğunu, herkesin bir arada huzur içinde yaşadığını anlattık. Öyle bir kostüme ihtiyacımız vardı ki, herkesin ortak paydada birleştiği bir kostüm olmalıydı. Sağolsun Bahar Hanım, Harbiye İpeği ile çok güzel bir tasarım yaptı. Böylesi devasa bir moda tasarımcısının kostümlerimizi tasarlaması çok hoş tabi. Bu kostümlere kim baksa kendinden bir parça buluyor. Örneğin Sünniler, “Bu bizim derviş kıyafetimiz” diyor. Hıristiyanlar, “Bu bizim kilisede giydiğimiz cübbe” Museviler ise “ Evet, bu bizim ayinlerde üstümüze attığımız elbisenin kumaşındandır” diyor. Yani her kesim kendinden bir şey buluyor. Rengi çok özel, koristlerimiz adeta melek gibi oldu.  

Z.Y. Birçok konserinize katıldım. Bu konserler esnasında koristlerin yüzü gülüyor ve heyecanlarını hiç kaybetmiyorlar. Bunun sırrı nedir?

Y.Ö. Bizler, birbirimizin ilahisini söyleyebilecek kadar derin bir hoşgörüye sahibiz. Bir Ermeni, bir Sünni ya da Alevi parçası söylendiği zaman oradaki tüm insanlar, ayrım yapmaksızın bize katılıyorlar. Onlar, o anda sadece Allah’a olan sevgilerini dile getiriyorlar. Bizim bir çok özelliğimiz farklı ama hepimiz Allah için varız. Bu yüzdendir ki, koristlerimiz de o anda pozitif enerjilerini dinleyicileriyle paylaşıyorlar.

Z.Y. Koro ile ilgili olarak bundan sonraki hedefleriniz ve planlarınız nelerdir?

Y.Ö. Bu koronun bir misyonu var. İnsanları doğruya çekmek, farklılıklara rağmen bir arada ve barış içinde yaşanabileceğini göstermek istiyoruz.  Antakya, hoşgörü kültürünü yaşam tarzı haline getirmiş ve bu ortamda devamlılığını sağlayabilen dünyadaki ender kentlerden biridir. Yani kısaca hoşgörünün başkentidir. İşte biz de Antakya Medeniyetler Korosu olarak, özelde Antakya’nın,  genelde Türkiye’nin tanıtımına katkı sağlamak, halen var olan birtakım güzellikleri herkesle paylaşıp onlara yeni bir ufuk açıp insanlığı doğruya ve güzelliğe çekip medeniyetler arasında köprü oluşturarak evrensel bir dil olan müzikle bir arada tutmayı hedefledik. Dünyanın nesrinde “öteki” deniliyorsa, biz de onlara “ötekileştirmemek” gerektiğini göstermek istiyoruz. En büyük hayalimiz ise Cumhurbaşkanımızın öncülüğünde Filistin ve İsrail Devlet Başkanları’nın bir arada bulunduğu Batı Şeria’da bir konser vererek orada yaşayan insanlara barış, sevgi ve hoşgörüyü götürmektir.

Z.Y. Nobel Barış Ödülü’ne aday gösteriliyorsunuz. Bu konudaki düşünceleriniz nedir?

Y.Ö. Çok çeşitli kültürel yapıların yüzyıllardan beri bir arada yaşamalarının ürünü karşılıklı saygı ve hoşgörü ortamını tüm dünyaya örnek olarak gösteriyor ve haklı olarak öğünüyoruz. Antakya Medeniyetler Korosu olarak 2012 yılı Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilmemiz onur verici bir durum ve bizi çok heyecanlandırdı.  Nobel’e aday gösterilmenin haklı gururunu yaşıyoruz.

Sevgi, Barış, Hoşgörünün Başkenti Antakya

Anadolu’da yapılan ilk cami olarak bilinen Habib-i Neccar Camii, adını Hz. İsa’nın havarilerine ilk inanan ve bu uğurda canını veren bir Antakyalı olan Habib-i Neccar’dan almış.

Hz. İsa Antakya’ya elçiler göndererek halkı gerçek dinine çağırır. Ancak halk bu çağrıya tepki göstererek elçileri öldürmek ister. Habib-i Neccar dağdaki marangoz atölyesini bırakarak şehre gelir ve Antakya halkına elçilere uymalarını söyler. Ancak halk hem Habib-i Neccar’ ı hem de elçileri şehit ederler. Habib-i Neccar, Hz. İsa’nın havarilerine ilk inanan kişidir. Kuran-ı Kerim’de Yasin Suresi’nde övülen bir şehit olup, türbesi caminin 4 metre derininde olup Hz. İsa’nın havarilerinden Pavlus ve Yuhanna’nın da türbeleri de bu camidedir. Habib-i Neccar Camii, Hıristiyanlara ait mezarların olması nedeniyle dinler arası hoşgörünün simgesi olmuştur.

3 Din ve 6 mezhebin temsilcileriyle, bol yağmurlu bir günde tüm dinler tarafından kutsal sayılan Habib-i Neccar Camii’nde buluştuk. Onların anlatmaktan bıkmadığı, sonsuza kadar da bıkmayacağı şehirde var olan dokuyu; yani sevgi, barış, hoşgörü ve kardeşlik kavramlarını bir kez daha anlatmalarını rica ettik.

Mustafa Sinanoğlu (Hatay İl Müftüsü)

Antakya, birçok medeniyete evsahipliği yaptığı için çokkültürlülüğü her zaman özümsemiş bir şehirdir. Çokkültürlü olan bu kentin, 638 yılında Müslümanlar tarafından fethedilmesiyle birlikte hoşgörü katsayısı artmıştır. İslam dini, dil, din ırk ayrımı yapmaksızın, tüm insanları kucaklayan bir dindir. İslam’ın kelime anlamı barıştır. Bizler de burada barışı en üst düzeyde yaşıyor, yaşatıyoruz. Antakya, bu yönüyle yüzlerce yayın kuruluşunda haber oldu. Ancak bizler rol yapmıyor, gerçekten böyle yaşıyoruz. Şimdi hep birlikte sohbet ederken, kimse kimsenin hangi din mensubu olduğu düşünmüyor. İsterdim ki, bu güzellik bütün dünyada yaşansın. Dünyada cennet hayatı yaşamak her zaman mümkündür. Bu da sevgiyle, saygıyla, hoşgörüyle; hangi din mensubu olursa olsun, insana insan olduğu için değer vermekle olur. Antakya bu konuda en iyi örnek olabilen bir şehirdir.

Şaul Cenudioğlu ( Musevi Cemaati Başkanı)

Bu şehirde var olmaktan dolayı çok mutluyum. Çünkü biz burada yıllardır huzur içinde yaşıyoruz. Değişik dinlere mensup insanların bir arada yaşadığı Antakya’da, hiç kimse kimseye “sen Hıristiyansın, sen Müslümansın, sen Yahudisin” diyerek ayrım yapmaz. Herkes kendi ibadetini yapar. Dışarı çıktıklarında ise kimsenin kimseden farkı yoktur. Kardeşliğin tesis olduğu bir şehirde yaşamaktayız. Bu hoşgörünün tüm dünyaya yayılmasını, dünyanın buradaki yaşam tarzını örnek almasını isterim. İnsanlar bu ölümlü dünyada neyi paylaşamıyor? Antakya’yı anlatmaya kelimeler yetmez. Antakya’da yaşayıp bu havayı teneffüs eden insanlar Antakya’nın güzelliğini ve insanlarını hoşgörüyü toplumsal barışı yaşar. 3 din 6 mezhep mensubundan oluşan, Kurmuş olduğumuz Antakya Medeniyetler Korosu, dünyaya barış mesajları veriyor. Temennim, tüm dünyanın tıpkı Antakya gibi barış ve huzur içinde yaşamasıdır.

Domenico Bertogli (Katolik Kilisesi Ruhani Reisi)

Bizler Müslüman, Hıristiyan Musevi ne olursak olalım, önce insanız. İnsan olarak hepimiz Allahtan geldik. Ben İtalyanım ama 24 senedir Antakya’da yaşıyorum. Burada dinler arası diyalog çok iyi. İnsanlar son derece toleranslı ve hoşgörülü. Sevgi, saygı, birlikte çalışmak çok önemli. Bütün bunlar da bu şehirde mevcut. Dolayısıyla Antakya’da yaşadığım için çok mutluyum.

Soengho Chang/ Yakup Can (Protestan Kilisesi Pastörü)

2007 de Güney Kore’den geldim. Antakya’da olduğum için çok mutluyum. Dinler arası diyalog çok mükemmel burada. Bu konuda kimse rol yapmıyor. Burada herkes gerçekten hoşgörüyü yaşıyor. Bunu çok hissediyor ve çok mutlu oluyorum. Antakya Medeniyetler Korosu’nun misyonu da çok önemli ve kutsal. 3 din 6 mezhep mensubundan oluşan koromuz dünyaya barış, sevgi, hoşgörü, kardeşlik mesajları veriyor.

Dimitri Doğum (Antakya Hıristiyan Ortodoks Kilisesi Pederi)

Burası dinlerin buluştuğu şehir. Bu şehirde asırlardır var olan barış ve hoşgörüyü tüm dünyaya anlatmaktan hiçbir zaman bıkmayacağız. Devletimizin tayin ettiği en büyük din adamı olan müftümüz ve diğer cemaat liderleri olarak bizler, gördüğünüz gibi bir aradayız, el eleyiz. Bizim yaşam tarzımız bu, gerçekten böyle yaşıyoruz. Bizler rol yapmıyoruz. Mahallede, okulda, apartmanlarda şimdiye kadar hep böyle yaşadık, böyle yaşamaya devam edeceğiz. Dinlerimiz, ibadet şekillerimiz ve mekânlarımız farklı olsa da; hepimiz tek bir tanrı için dua ediyoruz. Günümüzde bu konuda rahat bir ülke yokken, bizlerin burada yaşadığı bu ortamı belki başkaları kıskanıyorlar. Kıskanmak yerine keşke bizi örnek alsalar…

Ali Yeral (Ehl-i Beyt Kültür ve Dayanışma Vakfı Başkanı)

Tarih boyunca farklı din, dil, ırk, mezhebe mensup insanlar; maalesef birbirinin kanını, gözyaşını akıtmışlardır. Dini kitapların hiçbiri bunu emretmemiştir. Buradaki cemaat liderleri olarak bizler; bayramlarımızda, cenazelerimizde, normal günlerimizde her zaman yan yana, omuz omuza yaşamaktayız. Bizim tek temennimiz, buradaki barış ve kardeşlik havasının; komşumuz Suriye başta olmak üzere, tüm Ortadoğu’ya ve dünyaya yansımasıdır. Farklı din veya mezhep mensubu olduğu için insan kanını akıtmak günahtır. Allah-u Teâlâ, peygamberlerin hiç birine bunu göndermemiştir, hiçbir kitapta bu yoktur. Ne zamanki insanlar Allahın gönderdiği kitaplardan uzaklaştıysa; karşısında insanın, malına canına kastetmiş, “benim dinimden, mezhebimden olmayan kâfirdir” gibi kötü düşüncelere kapılmıştır. Hz. Ali’nin bu konuda veciz bir sözü vardır. “Bütün insanlar iki çeşittir. Ya dindar kardeşimdir ya da yaratılışta eşittir. Benim dindar kardeşim olmayan Hz. Adem ve Havva’dan olma özbeöz kardeşimdir. Hz. Ali Ehl-i Beyt Peygamberimiz bunu buyurduktan sonra, herkes benim kardeşimdir. Bu kardeşliğin tüm dünyada tesis edilmesi en büyük dileğimdir.

Şeyda Akgöl Koyaş (Antakya Medeniyetler Korosu Şefi)

Bu koronun bir parçası olmak için illa ki koroda söylüyor olmaya gerek yoktur. Bizim gibi düşünen, hoşgörüyle ve gönül gözüyle bakabilen herkes bu koronun bir parçasıdır. Bizler, yüzyıllardan beri süregelen kültürün parçaları ve elimizden geldiğince temsilcileriyiz. Bu koroda bugün biz varız, fakat yarın başkaları olacaktır. Koro, kültürümüz gibi uzun solukla devam edecektir.

Kadın Girişimci Buluşması

 

2008 yılından bu yana Garanti Bankası işbirliği ile gerçekleştirdiğimiz, kadın girişimcilerin iş hayatlarına daha emin adımlarla devam etmelerini destekleyen Kadın Girişimci Buluşmaları 19 Şubat 2014 tarihinde İstanbul’da gerçekleşiyor.
KAGİDER Başkanı Gülden Türktan ve Garanti Bankası Genel Müdür Yardımcısı Nafiz Karadere’nin açılış konuşmalarını yapacakları buluşma; Finansmana Erişim, Pazarlama, Satış ve Değişen Dünya Düzeninde Girişimcilik adlı panellerle devam edecek.

Etkinliğe katılım ücretsizdir. Yalnızca kagider@kagider.org adresine katılımınızı bildirmeniz yeterli!

Yer: Garanti Bankası Genel Müdürlük Binası, Konferans Salonu

Adres: Nispetiye Mahallesi Aytar Caddesi No: 2 Beşiktaş-İstanbul

Tarih: 19 Şubat 2014, Çarşamba

Saat: 13:00-16:10

1897673_488814581228980_1774141226_n

Genç Fikirler Güçlü Kadınlar

Genç Fikirler, Güçlü Kadınlar Projesi Fikir Kampı 22-23 Şubat 2014 tarihinde GAZİANTEP’te gerçekleştirilecek. Son başvuru tarihi 17 Şubat 2014

safe_image

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, Intel Türkiye ve Türkiye Kadın Girişimciler Derneği- KAGİDER işbirliği ile gerçekleştirilen “Genç Fikirler, Güçlü Kadınlar” projesi Fikir Kampları’nın üçüncüsü, 22-23 Şubat 2014 tarihlerinde Gaziantep’te düzenlenecek. Gaziantep Üniversitesi, Zirve Üniversitesi, Hasan Kalyoncu Üniversitesi, Gaziantep Ticaret Odası, Gaziantep Sanayi Odası, İpekyolu Kalkınma Ajansı, Gençlik Bilgi Merkezi – YINFO yerel desteği ile düzenlenecek olan Genç Fikirler, Güçlü Kadınlar Gaziantep Fikir Kampı”na 18 – 30 yaş aralığındaki gençlerin katılımı hedeflenmektedir.

Proje kapsamında bu Fikir Kampı ile Gaziantep’te kaynaklara erişimin sınırlı olduğu yoksul kesimlerdeki kadınların konumlarının güçlendirilmesi için istihdam, eğitim, sağlık, çevre ve karar alma mekanizmaları gibi farklı alanlarda karşılaştıkları problemlere yönelik olarak teknoloji destekli çözüm önerileri ve/veya sosyal girişimcilik projeleri üretilmesi amaçlanmaktadır. Genç Fikirler Güçlü Kadınlar Projesi çıktıları olarak, bölgesel bazda kadınların birçok farklı alanda (eğitim, sağlık, çevre, yetki ve karar alma mekanizmalarındaki rolleri, ekonomi ve yoksulluk gibi alanlar) karşılaştıkları problemlere yeni yaklaşımlarla uygulanabilir çözüm önerileri geliştirilmesi hedeflenmektedir.

Genç Fikirler Güçlü Kadınlar Projesi Gaziantep Fikir Kampı’nda bulunmak ve kadınların karşılaştığı toplumsal sorunlara yönelik çözümler üretmek istiyorsanız 17 Şubat 2014 tarihine kadarwww.gencfikirlerguclukadinlar.com adresindeki kayıt formunu doldurarak başvuruda bulunabilirsiniz.

Facebook : https://www.facebook.com/GencFikirlerGucluKadinlar
Twitter : https://twitter.com/gfgk_Projesi

Kafam Bi Online’dayım

Sevgili Eda Bilol Salı günü bloguna harika bir yazı eklemiş,herkesi birkaç dakikalığına harika bir mola yaptırmak için. Hem de Sevgililer Günü öncesi, SÜPER fikirlerle, harika da müzikle görsellerle.Çok beğendim, paylaşıyorum,ekleyecek söyleyecek  hiç bir şeyim yok, hepsi Kafam Bi Online ‘ da 
Hediye hazırlamak da bir sanattır!
Hediye sanatının en önemli kısmı da paket yapmaktır.
Hem yeşilci, hem farklı, hem pratik, hem hoş..
Pek de Bİ fazla yükü var…
Ama korkmayın bin türlü de öneri var 🙂
Çayınızdan ya da kahvenizden bir yudum alın,
►’e basın
gerisini bize bırakın 🙂
/
Preparing a gift is an art!
The most important part of gift art is wrapping up.
Green, different, also practical and charming..

Has quite a Bİt of weight on its shoulders…

Do not be afraid though, there are tons of suggestions 🙂
Take a sip of your tea or coffee,
press ►
and
leave the rest to us 🙂
Evde biraz kağıt ya da gazete
Belki son gelen hediyeden bir kurdele
İşte bu kadar basit tüm mesele
Yeşilim, yeşilsin, yeşiliz böylece..
 Some newspaper or any piece of paper at home
Maybe some ribbon from the latest gift
And that’s the whole story, see how simple it is
Thus, i, you , we become green..
Kurdele istemez, biraz kraft kağıdı bir de kalem yeter mi diyorsun?
Are you saying, no need for ribbon, some kraft paper and a pen is enough?
Belki de çok yeteneklisin..
Maybe you are so talented..
Yoksa hem yetenekli, hem yeşilci misin?
Or are you both talented and green?
Yetenek çok değil ama her türlü yeşilci isen endişelenme,
Rulolar, kurdele ve etiket ne güne duruyor?
Don’t worry if the talent is not that much but you are green,
What are the rollers, ribbons and stickers for?
Çok acelem var ama güzel de olmalı!
I am in a hurry but it has to be pretty!
Vaktim,paket kağıdım, kağıt bardak altlığım bir de mandalım ya da bantım var!
I have time, wrapping paper, paper doilies and some clips or tape!
Gazete kağıtlarını kullansak da mı kurtulsak?
Should we get rid of the newspapers by using?
Desenli kağıt az kalmış, harf ya da şekil mi kessek de süslesek?
Not enough patterned paper, should we decorate as cutting letters or shapes ?
Minik birine mi hediye gidiyor?
Is the gift going to a small one?
Yoksa Bİ yetişkine mi?
Or to an Adult?
Ya da babaya sürpriz var..
Or there is a surprise for the dady..
Bazen de cinsiyet ayrımı yok, bol bol kara tahta boyası var!
Sometimes no gender but a lot of chalk board paint!
Peki, çirkin Bİ kutu nasıl kuğuya dönüşür?
Well then, how can an ugly box to a swan?
Ve final…
Sınır tanımam,

hem çılgın, hem yetenekli,

hem yaratıcı, hem de sabırlıyım diyorsanız…
And the final…

If you say, i have no limits, i am crazy and talented,
both creative and patient…

Sevgi dolu kollarla paket gibi sarıp sarmalandığınız, harika Bİ gün dileriz!

We wish you a wonderful day, wrapped up as a gift with arms full of love!

Sanat Objesi Olarak Sanatçı

56 sanatçı tarafından ünlü ressamların en sevilen 42 tablosunun canlandırıldığı sergi CKM ‘ de. Bu çok güzel sergiyi CKM de başladığı gün gördüm, çok beğendim ama şimdi anlıyorum ki sizlerle paylaşmak da çok gecikmişim. Bu hafta son günleri. Zaman çok çabuk geçiyor.İnşallah uzatırlar.inci kupeli kız yasemin mori “Sanat Objesi Olarak Sanatçı” sergisinde ünlü sanatçı Müşfik Kenter  de  2012’deki vefatından kısa bir süre önce projede melek olarak yer almış. Yapı Kredi Private Banking sponsorluğun daki projenin küratörlüğü Nilgün Yüksel, fotoğraf çekimleri ise Niko Guido ve konuk sanatçı Hakan Çağlav tarafından yapılmış. 1012831_10152199508796419_1505617442_n sanat-icin-sanat-objesi-oldular_57221_b Yapı Kredi Bankasının  bu  değerli projesinde; amaç da çok önemli.Sanatın özellikle çocuk ve gençlerin hayatlarında çok önemli bir yer aldığını düşüncesiyle yola çıkılmış.  Fotoğraflara Türk Eğitim Vakfı’na bağış yaparak sahip olabiliyorsunuz.. Vakıfta biriken bağışlarla, sanat eğitimi almak isteyen öğrencilere destek sağlanmış olacak.” cem-davran-sanat-objesi-olarak-sanatci-projesi-icin-poz-verdi Projenin aynı zamanda fikir sahibi olan küratör Nilgün Yüksel  dört yıl önce planlamaya başladığı projeyi hayal ederken nasıl düşündüyse, Yapı Kredi’nin desteğiyle projenin hayalindeki gibi gerçekleştiğini ifade ediyor. 47012-haberbuyuk Çağrı yapılan tüm sanatçıların davete gönüllü olarak olumlu yanıt verdiğini  anlatan Yüksel, projeye katılan sanatçıların, benzedikleri ve Macide Tanır  ile Leyla Erbil örneklerinde olduğu gibi, yaşça benzemedikleri resimleri canlandırmaya da çalıştıklarını belirtiyor. Toplam 150 kişinin katkı sağladığı projede; Hülya Koçyiğit, Kurzwell’in “Sarı Elbiseli Kadın”, Yasemin Mori, Vermeer’in “İnci Küpeli  Kız”, Macide Tanır, El Greco’nun “Tövbekar Magdalene”, Edip ve Ayten Akbayram çifti de Grant Wood’un “Amerikan Gotik” isimli eserlerini canlandırmış.Projeye Destek veren diğer sanatçılar ise, Mustafa Alabora Şenay Gürler, Haldun Dormen, Ahu Türkpençe gibi çok değerli isimler. Günseli Kato ise Metisse’nin “Kırmızı Madam” adlı tablolarını canlandırmışlar. sanat-objesi-olarak-sanatci-nin-galasi-yapildi-5549674_5504_400 Sargent’in “Okuyan Adamı” olarak Cem Davran, Goya’nın “Satürn”ü kompozisyonunda Hayko Çepkin, Kees von Dongen’in “Gelincik”i olarak Pelin Batu, Max Becmann’ın tablosundaki karakterler olarak Gripin grubu, Paolo Veronesse’in “Salome”u kılığında Serra Yılmaz objektiflerin karşısına geçmiş. Kadıköy Belediyesi Caddebostan Sanat Galerisi’nde 17 Ocak’ta açılmış olan  sergi, 14 Şubat’a kadar ziyaret edilebilecek. Sergideki fotoğrafların her biri, Türk Eğitim Vakfı’na yapılacak 5 bin liralık bağış karşılığı satışa sunulmuş. DENZ-ALAN

Canlandırmaları fotoğraflayanlar, ağırlıklı olarak Niko Guido ve konuk fotoğraf sanatçısı olarak Hakan Çağlav olmuş. Çağlav, 14 fotoğrafın çekiminde görev almış.Fotoğraf sanatçısı Hakan Çağlav da çekimlerde kendisini en etkileyen fotoğrafın sorulması üzerine, sanatçı Müşfik Kenter  ile yaptığı çekimden etkilendiğini söyleyerek; “Edward Burne Jones’in bir resmini canlandıran Kenter için “Ölümünden 3-4 ay önce çalışma imkanı yakaladık. Fotoğrafı çok enteresandı. Eşi ile beraber çekmiştim. Melek figürünü canlandırmıştı. O fotoğrafı unutamıyorum” diyor.. 1517706_10151955288323212_1641824079_n Nico Guido ise siz Fridalaştırabildiklerimizden  misiniz diyor.? Frida’yı canlandıran ise gazeteci, yazar Mine Söğüt 01fc411827dfef27d57c9e9c3c0394d9“Sanat Objesi Olarak Sanatçı” projesi kapsamında her alandan sanatçı ve yazarlara çağrı yapıldığı projeye    destek veren sanatçıların ünlü tabloları canlandırdığı çekimler, Bodrum ve İstanbul’daki özel stüdyolarda, profesyonel bir ekip tarafından gerçekleştirilmiş. Toplam 150 kişinin katkı sağladığı projede, eserlerin ve reprodüksiyonlarının anlatıldığı bir de katalog hazırlanmış.Bu değerli serginin fotoğraflarını paylaşırken sizlerle fotoğraf sanatçıları Niko Guido, Hakan Çağlav’ı kürotör ve Nigün Yüksel’i de karelerin içine almaya çalıştım.Sevgiler…