Kosgeb Fırsatları II

kosgeb-destekleri-hibe-programiSevgili yeni girişimci adayları, henüz şirketini kurmamış olanlar; kuruluş giderleriniz için hibeler ve mentörlük almak istiyorsanız aşağıda çok önemli bilgileri sizler için paylaşıyoruz. Kosgeb ile ilgili önemli bir yazı dizisi paylaşacağımı geçtiğimiz haftalarda  yazmıştım.Sevgili NazmiyeSabuncuoğlu‘nun  katıldığı eğitimleri ve Kosgeb fırsatları ile 298937_10150413300456873_1476871935_nilgili tüm bilgileri her hafta uzun uzun anlatmaya başlıyoruz.Geçen hafta Nazmiye ile buluştuğumuzda öncelikle paylaşmam gereken bilginin,  bu eğitimlere ve dolayısıyla öğrenmek istediğiniz her şeye nasıl ulaşacağınız konusunu olduğunu düşünüyorum.Kosgeb yeni girişimci adaylarına çok değerli fırsatlarla birlikte eğitimler de veriyor.Eğitimlere katılabilmek ve bilgi alabilmek için Boğaziçi Kosgeb’i aramalısınız.Tel: 0212 285 05 00 .Belirli dönemlerde tekrarlanan eğitimler için bir mülakattan sonra başlıyabiliyorsunuz.Yeni bilgilendirme ve eğitim fırsatları  için Ocak’ta yeni müracatları tekrar kabul edecekler.Sonra da eğitim döneminde hem girişimcilik ile ilgili çok önemli bilgiler,  hem Kosgeb fırsatlarını nasıl kullanabileceğiniz, öğretiliyor. Nazmiye bu güne kadar  hem profesyonel olarak, hem de iş sahibi olarak 18 senelik iş hayatının içinde olmasına rağmen, yeni işini kurarken bu eğitimlerden çok şeyler öğrendiğini heyecanla anlattı. Özellikle bu eğitim notlarını paylaşan öğretmenleri İstanbul Aydın Üniversitesi Md N7VA3oeqj47A0h2neRFBYardımcısı Doçent Dr Faris Kocaman‘ın katkılarını defalarca tekrarladı.Bilgilerin teknik ve teorik içeriklerinin yanında kişileri girişimciliğe ruhen hazırladığını özellikle belirtti.Ben de bu eğitimleri sizlerle gün gün paylaşmaya başlıyorum. Sevgili Nazmiye Sabuncuoğlu’na ve Faris Kocaman’a sonsuz teşekkürler.Bilgiler ve eğitimlerin paylaşımı ile birlikte  Nazmiye’ye  eğitimlerin  kazandırdıkları, sonra şirketini kurarken yaşadıklarını da paylaşmaya çalışacağız.Sevgiler, sevgiler…

Kosgeb ile daha önce de genel bir anlatım paylaşmıştım. Buradan ulaşabilirsiniz. Resmi site adresleri ise http://www.kosgeb.gov.tr.Aşağıda 9 bölüm halinde paylaşacağım Kosgeb Eğitimlerinin birincisiyle başladım.İkincisi ile devam…

2. BÖLÜM GİRİŞİMCİLİKTE İŞ FİKRİ GELİŞTİRME

(TASARIMYARATICILIK)

Yaratıcılık, bilimde, sanatta ve hayatın pek çok alanında olduğu gibi girişimcilikte de daha çok kullanılabileceği bilinci yerleşmeye başlamıştır.

Hatta yaratıcılığın en çok kullanıldığı alanların başında işletmeciliğin geldiğini ileri sürenler vardır.

İşletmelerin sağlıklı doğması ve hayatını sağlıklı sürdürmesi bakımından yaratıcılık günümüzde en dikkati çekici ve en aranır yetenek olarak algılanmaya başlanmıştır.

Sanki insanoğlu yaratıcılığı tekrar yaratmaya başlamıştır.

Günümüzde girişimci adayları ve işletmeler nasıl yaratıcı fikirler üretiriz, yaratıcılığımızı nasıl arttırırız sorusunu daha sık sormaya ve bunun cevabını aramaya başlamışlardır.

Bazı toplumlar yaratıcılığın önemini anladıkça biz niye daha önce bunun farkına varamamışız niye insanlarımızın yaratıcılığını köreltmişiz, ne yapalım da yaratıcılık gelişsin demeye başlamışlardır.

İnsanoğlu günümüzde fikrin ne kadar önemli ve değerli olduğunu anlamaya başlamıştır.

Her boyutta sorunlar arttıkça ve değiştikçe, günümüzün sorunlarının geçmişin fikirleriyle çözülemeyeceği anlaşılmıştır.

Bu nedenle yaratıcılığa olan ihtiyaç gün geçtikçe artmaya başlamıştır.

Ürettikleri ürünleriyle, hizmetleriyle sorun çözmeyi amaçlayan yenilikçi işletmeler artan rekabet karşısında güçlü olmak ve rekabet dışı kalmak için farklı olmak gerektiğini bunun da yaratıcılıkla mümkün olabileceğini anlamışlardır.

Rakiplerinden önce bu konuya önem vermeye başlayarak rekabet avantajı sağlamaya çalışmaktadırlar.

Piyasadaki yerleşik işletmeler gibi henüz piyasaya çıkmaya çalışan işletmelerin de güçlü ve sağlıklı doğması ve kalıcılığını sürdürebilmesi için yaratıcı fikirler bulma ve onları geliştirme ihtiyacı bulunmaktadır.

İşte dün olduğu gibi bugün hatta yarın da işletmelerin başlangıç ve ondan sonraki aşamalarda her zaman yeni fikirlere ihtiyaçları olacaktır.

Yeni fikirlere ihtiyaçları olduğu müddetçe de yaratıcı olmak zorunda kalacaklardır.

Hatta bu yaratıcılık da kesik kesik değil sürdürülebilir şekilde devam edecektir.

Yaratıcılık arttıkça yaratıcılığı olan ihtiyaç daha da artacak ve işletmeler önceki dönemlere göre daha yaratıcı olacaktır.

 

 

 

GİRİŞİMCİLİKTE İŞ FİKİRLERİ VE YARATICILIK

İŞ FİKRİ

Müşteriye değer, girişimciye kâr, topluma fayda sağlayacak, ürün ve hizmete dönüşebilecek fikirlere iş fikri denir. Müşteriyi de toplumu da, girişimciyi de ayakta tutacak olan iş fikirleri birçok ihtiyacı giderme, sorunları çözme özelliğine de sahiptir.

 

İş fikri, işletmenin ilk adımı ve başlangıcıdır. İş fikri insan odaklıdır. İnsanların çeşitli ihtiyaçları ve sorunları vardır. İnsanlar sorunlarını çözdükçe, ihtiyaçlarını giderdikçe hayatları kolaylaşır. Karşılanamayan ihtiyaçlar, çözülemeyen sorunlar insan hayatını zorlaştırır. İnsan hayatının kolaylaşması belli bir refah seviyesi ortaya koyar. İnsanların ihtiyaç ve sorunlarının her zaman değişen önem sırası vardır. Çünkü teknolojik, ekonomik, toplumsal, kültürel gibi değişimler bu sıralamayı da değiştirir. İşte bu değişimden kaynaklanan sıralama fırsatları, fırsatlar da iş fikirlerini ortaya çıkarır. O halde iş fikirlerini bulmak için değişimle ilgili sinyalleri algılamak ve anlamak bundan fırsatları yakalamak, fırsatları da iş fikrine çevirmek gereklidir.

Sürekli evrim içinde olan sektör ve pazarları, girişimciler ve işletmeler anlayamadığı veya onlara cevap veremediği durumlarda fırsatları kaçırmaya başlarlar. Değişimin nereden geldiğini bilen, fırsatları ve dalgayı tüm rakiplerinden önce fark eden girişimciler, gelişen ihtiyaçları da herkesten önce yakalamış olacaklardır. Hiç şüphesiz trendlerin de içinde bulunduğu bu durum herkes tarafından kolayca fark edilemez. Bu durumu öngöremeyen girişimcilerin yaptıklarıyla müşterinin beklenti, istek, ihtiyaç ve sorunları farklı olacaktır. Girişimciler için esas aranan şey kendilerinin yapmak istediği şey ile müşterinin istediklerinin ayrı olması hatta girişimcinin yapmak istediklerinin müşteri beklentilerini aşmasıdır.

Hiç şüphesiz her fırsat belirli seviyede riskleri de içerir. Her girişimcinin risk alma yelpazesi farklıdır. Bazen risk doğru ölçülememiş de olabilir. İşte burada başkalarının risk alamamaktan korktuğu boş pazarlar risk alabilen diğer girişimciler tarafından kâra dönüştürülür.

İş fikri olarak üretilen her ürün ve hizmet mutlaka bir ihtiyacı giderir, bir sorunu çözer. Eğer bir ürün ve hizmet ihtiyaç gideriyor, sorun çözüyorsa faydalıdır. Burada bahsedilen fayda iktisat teorisinde bahsedilen faydadır. Zaten fayda, iktisat biliminde, “Malların ve hizmetlerin gereksinme ve istekleri giderme özelliğine yarar denir.” (Karalar, 2009,s.8) şeklinde tanımlanmıştır. Üretilen mal ve hizmetlerin sağlayacağı fayda hem müşteri için hem de girişimci içindir. Girişimcinin de ihtiyacı kâr etmektir. O halde iş fikri şu üç kriteri sağlamalıdır:

1. Müşteriye bir fayda sağlamalı

2. Rekabet avantajı getirmeli

3. Paydaşlarımıza ve bize bir kazanım getirmeli

Ayrıca iş fikrine şu üç soru da sorulabilir:

1. Müşteri bunu talep edecek mi?

2. Bunu üretebilir miyiz?

3. Bundan para kazanacak mıyız?

 

İş fikirleri müşterilerin günümüzde ve gelecekteki ihtiyaçlarına cevap vermeli ve sorunlarını çözmelidir. Bu durumda iş fikri bulmak için ihtiyaçlardan ve sorunlardan hareket etmelidir. Bunları da sadece tüketicilere sorarak öğrenmek mümkün değildir. Müşteriler gerçekten bilmeyebilirler ya da kendilerini ifade edemeyebilirler. Bunun için müşterilerin iç görüsünden yani müşterinin söylemekte zorlanacağı istek, ihtiyaç ve sorunlarını anlayabilmeyi sağlamak gerekmektedir. Bunun için yenilikçi firmalar müşteriyle yaşamak, müşteriyle çalışmak gibi müşteri yakınlık programları uygulamaktadırlar. Bu konuda elemanlar yetiştirmektedirler. Ayrıca açık inovasyon, birlikte tasarım gibi programlar kullanılmaya başlanmıştır. Bunları yapmakla herkesten önce müşterinin değişen ihtiyaç ve isteklerini yakalayıp iş fikrine dönüştürmeyi amaçlamaktadırlar. Böylece farklılığı da yakalamış oluyorlar.

İyi düşünülmüş ve iyi iş planı yapılarak sunulmuş iş fikirleri, her zaman kendini finanse edecek yatırımcısını bulmuştur. Güçlü öngörülerle yaratılan iş fikirleri daima melek yatırımcıları ve risk sermaye şirketlerini kendilerine çekmesini bilmiştir. Bunun yanında potansiyel başarısı ve performansı düşük iş fikirleri uygulansalar da ömürleri çok kısa olmaktadır.

Bu nedenle de yenilikçi şirketler, sürekli ve sürdürülebilir iş fikirleri üretmek için içerden ve dışarıdan katılımcıları dahil eden kalıcı inovasyon sistemleri kurmaktadırlar. Bunlar üründe olduğu gibi diğer alanlarda da yaratıcı iş fikirleri üretmektedirler. Bu organizasyonel tasarım gün geçtikçe artmaya başlamıştır. Bunun da en büyük nedenlerinden birisi rekabet baskısıdır.

Bilindiği gibi rekabetten kaçabilmenin en iyi yolu farklı olmaktır. Farklılık, yaratıcılıkla kazanı

lan şeydir. Yaratıcılığın da inovasyonla sonuçlanması gerekmektedir. Bu nedenle yenilikçi firmalar birbirine benzemek yerine farklılaşarak güçlü olabilmişlerdir. Buna mavi okyanus stratejisi denmektedir. Bu strateji rakiplerle çarpışarak, mücadele ederek galip gelmek değil çekişmesiz pazar yaratarak hiç kimsenin olmadığı pazarlara girerek rekabetten uzaklaşmayı temel alır. Çünkü bu tür firmalar fırsatları maksimum düzeye çıkarmış riskleri minimum seviyeye indirmiş olurlar (Kim, Mauborgne, (2006), s.2). Maksimum seviyeye çıkan fırsatlardan da iş fikirleri çıkarırlar. Bütün bunlar firmaların pazar sınırlarını kırarak yeni pazar yaratma, sebep sonuç ilişkisine dayanmaktadır. Temelinde de inovasyon bulunmaktadır.  İnovasyonun olduğu her yerde iş fikri, yeni iş fikrinin olduğu her yerde de inovasyon vardır.

Hiç kuşkusuz işletmelerin her zamankinden daha çok fikre ihtiyacı olacaktır. Bu fikirleri kendisi üretemiyorsa dışarıdan alacaktır. İşlenmemiş de olsa dışarıdan alınan fikrin bir maliyeti olacaktır. Şimdilik fikirlerin bir piyasası olmasa da ileride fikir arzı ve talebi olması ve belki de en hareketli piyasa olması düşünülebilir.

Şimdiye kadar üretimde insanın kas gücüne dayalı emeği çok kullanıldı ve insanlar bundan doğan gelirleriyle yaşadılar. Şimdiden sonra beyin gücüne dayalı üretimlerden gelir elde ederek yaşayacaklar. Bu durum kendi içinde ikiye ayrılır. Birincisi, bilgiye dayalı beyin gücü ikincisi ise düşünceye, fikre dayalı beyin gücüdür

Bilgi tek başına rekabette yeterli değil, bilginin yanında fark yaratma anlayışı, cesareti ve inancı, takım halinde çalışabilme davranışı ve yeteneği de gereklidir. Bunlar iş fikrini yaratan özelliklerdir. İş fikri işletmeler ve girişimciler için bu kadar önemli hale gelince şu sorular oldukça sık sorulur olmuştur; iş fikri nasıl yaratılır, kimler ve hangi koşullar daha yaratıcıdır? Ne yapalım da yaratıcılık ve dolayısıyla iş fikirleri artsın? Bununla birlikte organizasyon tasarımlarını, insanları yönetme becerilerini, fiziki ve sosyal ortamları, iletişim ve etkileşim yapılarını, ilişki biçimlerini ve uyguladıkları güdüleme faktörlerini değiştirmişler ve bu konuda daha neler yapabiliriz diye arayış içine girmişlerdir.

Müşteriye değer, girişimciye kâr, topluma fayda sağlayacak, ürün ve hizmete dönüşebilecek fikirlere iş fikri denir.

İş fikirleri işletmelerin ve girişimcilerin itici gücünü, hareket gücünü sağlayan yakıtıdır.

Toplumsal değişme sorunları, ihtiyaçları beraberinde getirmektedir. Bu değişiklik yeni çözüm arayışlarını da güdülemektedir.

İhtiyaçlar ve sorunlar dönemsel olarak geçmiş, bugün ve gelecek olmak üzere üçe ayrılır.

Her dönemin kendi sorunları ve ihtiyaçları vardır.

Bunlar mutlaka o dönemin çözümleriyle ortadan kalkmaz.

Örneğin geçmişin sorunları, geçmişin çözümleriyle ortadan kalkmaz.

Geçmişin sorunları günümüzün çözümleriyle, günümüzün sorunları günümüzün ve geleceğin çözümleriyle hatta geleceğin sorunları, geleceğin çözümleriyle ortadan kalkacaktır.

İşte bütün bunlar için yaratıcı iş fikirlerine ihtiyaç vardır.

Aksi takdirde tüm sorunlar hala geçmişin çözümleriyle çözülmüş olacaktır.

Değişim yaşandığı müddetçe her zaman yeni iş fikirlerine ve bunu ortaya çıkaran yaratıcılığa ihtiyaç olacaktır.

Sorunlar gibi ihtiyaçlar ve bunu karşılama biçimleri de sürekli değişecektir.

Değişiklik, müşterilerin ihtiyaçlarını etkilemektedir.

Bu değişime cevap verebilmek ve fayda üretebilmek için, yeni ürün, hizmet ve iş modeli bulmak için yaratıcılığa ihtiyaç duymaktadırlar.

Yaratıcılık ile iş fikri arasında böyle bir ilişki vardır.

Değişimin sürekliliği yaratıcılığı da sürekli hale getirmektedir.

Konjonktürel olarak değişimin frekansı farklılık gösterse bile sürekliliği hiçbir zaman değişmemektedir. Değişimler fırsat ve tehdit üretirler.

Fırsatlar iş fikirlerinin en büyük kaynaklarıdır. İş fikri yaratabilmek için değişimleri iyi anlamak ve barındırdığı fırsatları görebilmek gerekir.

Hiç kuşkusuz bu durum küresel ölçekte de olabilmektedir.

İş fikirleri, yerel bir sorunun ya da ihtiyacın giderilmesi için düşünülmektedir.

Bu da küresel markaları, uluslararası ve çok uluslu girişimciliği gündeme getirmektedir.

.

Tüketicilerin aradığı faydayı sağlayan işletmeler ya da girişimciler kahraman olmakta, bu yüzden de değerli ve güçlü markalar haline dönüşmektedirler.

İş fikri her zaman girişimcinin ispat edilmeyi bekleyen hipotezi olmaktadır.

En iyi fikir en çok fikirden çıkar.

Dünyayı değiştirebilecek önemli ve değerli bir fikir için çok fikir üretmek gerekmektedir.

Bu durum altın madenciliğine benzemektedir.

Az miktarda altın için pek çok toprak kazmak ve işlemek, belki de dağları devirmek gerekmektedir.

Olabildiğince çok fikrin birbiriyle çarpışması, parçası eksik fikirlerin parçalarının bulunması belki de pek çok fikir üretmekle mümkün olmaktadır.

Aksi takdirde parçası bulunamamış, eksik parçalı ya da olgunlaşmamış fikirler olacaktır.

Bu nedenle işletmeler dışarıdan teknoloji, sermaye, emek alıyorlarsa günümüzde dışarıdan fikirler de almaya da başlamışlardır.

Onun için günümüzde fikirler en değerli şey haline gelmiştir.

Hiç kuşkusuz işletmelerin her zamankinden daha çok fikre ihtiyacı olacaktır.

Bu fikirleri kendisi üretemiyorsa dışarıdan alacaktır.

İşlenmemiş de olsa dışarıdan alınan fikrin bir maliyeti olacaktır.

Şimdilik fikirlerin bir piyasası olmasa da ileride fikir arzı ve talebi olması ve belki de en hareketli piyasa olması düşünülebilir.

Şimdiye kadar üretimde insanın kas gücüne dayalı emeği çok kullanıldı ve insanlar bundan doğan gelirleriyle yaşadılar.

Şimdiden sonra beyin gücüne dayalı üretimlerden gelir elde ederek yaşayacaklar.

Bu durum kendi içinde ikiye ayrılır.

Birincisi, bilgiye dayalı beyin gücü ikincisi ise düşünceye, fikre dayalı beyin gücüdür.

İşte sonuncusu henüz doğmakta.

Günümüzde bilgiye dayalı beyin gücü eğitimi yapılmakta ancak fikir üretimine (yaratıcılığa) dayalı eğitim henüz yapılmamaktadır.

Bu konuya talep arttıkça eğitim de bu içeriği oluşturacaktır.

Bilgi tek başına rekabette yeterli değil, bilginin yanında fark yaratma anlayışı, cesareti ve inancı, takım halinde çalışabilme davranışı ve yeteneği de gereklidir.

Bunlar iş fikrini yaratan özelliklerdir.

İş fikri işletmeler ve girişimciler için bu kadar önemli hale gelince şu sorular oldukça sık sorulur olmuştur; iş fikri nasıl yaratılır, kimler ve hangi koşullar daha yaratıcıdır?

Ne yapalım da yaratıcılık ve dolayısıyla iş fikirleri artsın?

Artık güç, insanların, işletmelerin ve ülkelerin ne kadar yaratıcı olduklarına bağlıdır.

Kısacası iş fikirleri iş yaratıcılığını gerektirmektedir.

Her yeni iş, bir iş Planının geliştirilmesiyle başlar.

Bir iş kurarken aşağıda belirtilen sorulara cevapların verilmesi gerekir.

YAPILABİLİRLİK (FİZİBİLİTE)

Yapılabilirlik, girişimcinin amaçlarını gerçekleştirmek için önünde engellerin olmadığı ya da kalmadığı anlamındadır. İş fikrinin testten geçerek yapılabilir ya da yapılamaz olduğunu sonuçlandırmak için gerçekleştirilir. Girişimcinin hangi iş fikrinin kabul edilmesi konusundaki kararını vermesinde destekleyici olduğu söylenebilir.

Adeta iş fikirlerinin sınavdan geçmesi anlamındadır.

Yapılabilirlikte genel olarak şu araştırmalar yapılır

1. Pazar

2. Teknolojik

3. Finansal / Ekonomik

4. Örgütsel

5. Yasal

Pazar Araştırması

İş fikrinin içinde yer alan ürün / hizmetin pazar durumu araştırılır. İş fikri yaratırken zaten müşteriden ve pazardan hareket etmiştik. Burada biraz daha ayrıntılı inceleme yapıyoruz. Pazarda bizden başka kimse var mı? Doymuş bir pazara mı yoksa doymamış bir pazara mı giriyoruz? Girmek istediğimiz pazarın büyüklüğü ne kadar? Pazarın büyüme potansiyeli nasıl? Şeklinde sorulan sorular yol gösterici niteliktedir. Çünkü bundan hareketle işletmemizin kapasitesini de tespit etmiş oluyoruz. Bizim ürün ve hizmetlerimizin diğerlerinden farkı nedir? Tüketiciler neden bizimkini tercih etsinler? Ürünlerimiz ve hizmetlerimiz için beklediğimiz müşteriler ne kadar fiyat ödemeye razılar? Kısa, orta ve uzun dönemde ne kadar satabiliriz. Müşterimiz nerede? gibi soruların cevapları aranır. Bu araştırma bize işletmenin nereye kurulacağı konusunda da bilgi verir.

Teknolojik Araştırma

İş fikrinde bulunan ürünün üretimiyle ilgili donanım ve teknoloji seçimi, lisans, patent olanakları, üretimin, üretim yerinin seçimi, teknolojinin yerleştirilmesi, bakım, servis, onarım olanaklarının araştırılması, ayrıntılı maliyet hesabı ve kritik kaynak, süreçlerle ilgili durum ve işlerin yapılabilirliği konularında gerekli araştırmalar yapılır. Bu araştırmalarda, ayrıca teknoloji, yetenek değerlemesi, kalite fonksiyon gibi teknikler kullanılmaktadır.

Finansal/Ekonomik Araştırmalar

İş fikrini gerçekleştirmek için gerekli finans miktarının ne kadar olduğu, bunun hangi kaynaklardan sağlanacağı, öz kaynak/ dış kaynak oranının ne olacağı finansal fizibilitede ortaya çıkar.

Girişimciliğin finansmanı konusunda yeterli düzenlemeler olmayan ülkelerde girişimciler yaratıcılıklarını, iş fikri yerine finansı nasıl buluruz konusunda kullanmaktadırlar.

Finansal fizibilitede, işletmenin kuruluş finansmanı (sabit yatırımlar) ve işleyiş Finansmanı (işletme sermayesi ) ihtiyacının ne kadar olduğu tespit edilir. Bu araştırmada işletmenin nakit akışı, kâr formülü, başabaş noktası tespiti gibi finansal bilgiler üretilmektedir. Ayrıca araştırmada maliyet fayda analizi, değer analizi gibi araçlar da kullanılmaktadır.

Örgütsel Araştırmalar

İş fikriyle ilgili kurulması düşünülen organizasyonun yapısıyla ilgili bir araştırmadır. Diğer bir deyişle, yaşayan bir işletmede yeni iş fikrimiz işletmemizin organizasyon yapısında nasıl bir değişiklik yaratacaktır gibi konularda varsayımlara dayalı olarak kestirimlerde bulunulur. Burada iş analizi, uzmanlaşma, yetki ve sorumlulukların dağılımı, prosedürler, kritik insan kaynakları, ücretler gibi konuları araştırır. Bu konularda bir engelin olup olmadığını bulmaya çalışır. Engel varsa zaten bizim iş fikrimiz buraya takılmış olur ve “yapılamaz” şeklinde sonuçlanır.

Yasal Araştırmalar

Belirlediğimiz iş fikrinin ürün ve hizmet içeriğinin mevcut yasal yapıyla uygun olup olmadığını araştırmak için yapılır. Her ülkede her ürün/hizmetin üretimi ve satışı serbest değildir. Bu konuda kurallarla sınırlamalar getirilmiştir. Sizin iş fikriniz çok kârlı görülebilir ancak yasal olmayabilir. O zaman bu iş fikri yapılabilir (fizibil) değildir. Örneğin tefecilik kârlı gibi görünse de yasal değildir.

Girişimci iş fikrini uyguladığı yerde (ülke, bölge, eyalet, şehir vb) tüketiciyi koruma, rekabet, sözleşme ve tazminat hukuku, vergi yasaları, patent ve markayı koruma hukukunu da araştırıp bu konuda da engellerin olup olmadığını öğrenmelidir. Bu süreç sonunda karar verilmiş olur. Bu konuda karar verilinceye kadar, sıralanmış fikirleri için yapılabilirlik yapılır. Bu aşamada fikirler üzerinde değişikliklerin yapılabileceği yeni bir fikir de çıkabilir. Uygulamada yapılabilirlikten sonra ön projenin de yapıldığı görülür. O zaman seçim ve karar ön projeden sonra olur. Kimi durumlarda da yapılabilirlik ve ön proje birbirlerini destekleyecek şekilde iç içe veya yan yana yürüyebilir. Bu sürecin sonunda iş modeli de şekillenmiş olur.

Karar olarak aşağıdaki seçenekler ortaya çıkar

• En uygun iş fikri seçilebilir.

• Uygun iş fikri olmadığından seçim yapılamamıştır.

• Seçim yapmakta zorlanılan birkaç fikir üzerinde ek çalışma yapılması istenilebilir.

• Yeni fikirler aramak ve bulmak için karar verilebilir.

Bazı iş fikirleri o dönem için yapılabilir olmayabilir. Bunları çöpe atmak yerine zamanı gelince tekrar değerlendirilmek için dondurularak korunmak üzere fikir bankasında saklanır. Müşteri ve tüketicilerle ilgili ortaya çıkan sorun ve ihtiyaçlarla karşılaştıkça o fikirler de kullanılır. Öyle iş fikirleri vardır ki sundukları ürün ve hizmetlerin maliyeti yüksek olabilir. Maliyeti düşüren herhangi bir inovasyon sonunda bu iş fikirleri de uygulanabilir hale gelebilir.

TASARIM KAVRAMI

Müşteri istek ve gereksinimlerinin giderek arttığı günümüz pazarlarında tasarımın yeri de artan bir şekilde önem kazanmaktadır. Başarılı olan ve olmayan işletmeler analiz edildiği zaman aralarındaki en önemli fark olarak göze çarpan etkenlerden birisi de tasarım ve sürecine verdikleri önem olmaktadır. Müşterilerin bir ürünü almalarını sağlayan birçok faktör bulunmaktadır. Bunlar arasında kalite, paranın algılanan değeri, estetik çekicilik, değişik ve eşsiz özellikler, uygunluk ve fiyat sayılabilir. Bu faktörler kendiliğinden ortaya çıkmamaktadır, ancak bu faktörler tasarımın sonuçlarıdır.

 

GİRİŞMCİLİKTE TASARIMIN ÖNEMİ

Ekonomik mal ve hizmet üretip, pazarlamak amacıyla üretim faktörlerini organize eden ve kâr amacı güden, ancak risklerine de katlanan girişimci için tasarım çok önemli faktör olmaktadır. Tasarım günümüzde insan zekâsı ve yeteneğinin, yaratıcılığın ve hayal gücünün mal ya da hizmete dönüştürülmesinin güçlü bir ifadesi olarak kabul edilmektedir. Girişimciliğin en önemli hedeflerinden birisi olan kâr elde edilmesi rekabetin yoğun yaşandığı günümüz pazarlarında gittikçe zorlaşmaktadır. Fırsat gördüğü alanlarda atıl kaynakları değerlendirmeye çalışarak risk alan girişimci pazara sunduğu mal ve hizmetler ile farklılığını ortaya koymak durumundadır. Bu farklılığın ortaya konulmasında tasarım önemli bir yer tutmaktadır. Küreselleşmenin sonuçlarından birisi olan rekabet artışından işletmeler en az etkilenmek için ayırt edici ve fark yaratan mal ve hizmetler sunmak durumundadır. Bunun en önemli paydaşlarından birisi de tasarım ve inovasyondur.

Tasarım ile söz edilen başta ürünün tasarımı olmak üzere ürünün ambalaj tasarımından raf tasarımına, logosundan satıldığı alanın tasarımına kadar birçok konu dahil olmaktadır. Ancak burada ağırlık daha çok en önemli olduğuna inanılan ürün tasarımına verilmektedir. Ürünün pazarda tutundurulmasında ürünün ambalajı, sunuluş şekli önemli olurken esas konu ürünün kendisidir.

Girişimci düşüncenin ana bileşenlerinden olan yenilikçi ve yaratıcı olma doğrudan tasarım ile ilişkilidir. Girişimcilik, özünde risk almak olurken üretip pazarlayacağı mal ya da hizmetlerde yenilikçilik ve yaratıcılık istemektedir. Burada görev ve sorumluluk tasarım bölümüne düşmektedir. Tasarımın özünde de yaratıcılık bulunmakta ve bu yaratıcılığın kullanılmasıyla pazarda ses getirecek yenilikçi ürünler ortaya çıkabilmektedir.

Girişimciliğin diğer ana bileşenlerinden biri olan öncülük de tasarım ile doğrudan ilişkili olmaktadır. İşletmeler açısından öncülüğün önemli faktörlerinden birisi sunulan mal ya da hizmetlerdir. Mal ya da hizmet açısından baktığımızda farklı ve yeni tasarımlar ile girişimci kendi pazarını kendisi yaratabilir ve pazarda ilk olarak bunun avantajından faydalanabilir. Böylece, pazara liderlik ederek pazarı istediği gibi yönlendirebilir. Ayrıca, ürünü sunuş şekli ve ambalajında yapacağı farklılıklar ile ürününün pazarda fark edilir olmasını sağlayabilir. Bunun en iyi örneklerinden birisi Apple firmasının İpod ile başlayan çalışmalarıdır. Girişimci, gireceği yeni pazarda büyük bir rekabetle karşılaşabilir. Bu nedenle, bu pazara girmeden önce rakip ürünlerin özelliklerini ve potansiyel müşterilerin istek ve gereksinimlerini çok iyi araştırıp, ürettiği mal ya da hizmetler ile müşterilerini memnun ederek rekabet avantajı sağlamaya çalışmalıdır.

Girişimci, sürekli gelişen küresel ekonomilerde üretimi organize etme, ürün çeşitliliği sağlama, istihdam yaratma ve yeni pazarlar sağlama gibi çeşitli işlevleri yerine getirmektedir. Artan rekabet koşulları işletmeleri girişimcileri ürün çeşitliliğine ve uzmanlaşmaya zorlamaktadır. Bunu sağlayamayan işletmeler zor duruma düşmektedir.

İşletmeler ancak tasarım ve inovasyon faaliyetlerini yerine getirerek bu duruma ayak uydurabilirler. AR-GE çalışmaları sonucunda elde edilen bilgiler ışığında yeni ürünler tasarlanabilmekte ve rekabet avantajı sağlanmaktadır. Ürün ömrünün kısalması işletmeleri kısa sürelerde daha fazla ürünü pazara sunmaya zorlamakta ve bu durumda da görevin büyük kısmını AR-GE ve tasarım bölümlerine yüklemektedir. Ayrıca günümüzde pazara çıkan yeni bir ürünün kısa sürede taklitleri yapılmakta ve bu durumda bu yeni ürün için büyük yatırımlar yapmış olan girişimcileri zor durumda bırakabilmektedir.

Yenilik yaratarak yeni ürünlerle yeni pazarlara giren girişimciler gelişen teknolojiyi tasarım sürecinin yardımı ile mal ve hizmetlerine yansıttıkları ölçüde başarılı olabilmektedirler. Aksi takdirde, yapılan çalışmalar pazardaki diğer mal ve hizmetlerden çok farklı olmayacak ve rekabet avantajı yaratmayacaklardır. Sonuç olarak, yukarıda sayılan girişimcilik ile ilgili tüm bileşen ve işlevler tasarım ve yenilik olmadan çok fazla anlam taşımamakta ve rekabetin arttığı günümüz pazarlarında girişimcinin beklentilerine yanıt verememektedir. Tasarımın yeri ve önemini kavrayan girişimciler girdikleri mevcut ya da yeni pazarlarda başarılı olma olasılıklarını arttırmaktadırlar.

YARATICILIK VE İLGİLİ KAVRAMLAR

 

Yaratıcılık

Yaratıcılık fikir bulunmasıyla ilgili bir kavramdır.

Girişimcilikte yaratıcılık sorun bulma ve sorunu giderme ile ilgilidir.

Teolojik anlamda yaratıcılık, Allah’ın yoktan var eden yüce sıfatlarından birisidir.

Burada işlenen yaratıcılık, var olan şeylerden bir şey elde etmek, var olup da şimdiye kadar hiç kimse tarafından bir araya getirilmemiş parçaların bir araya getirilmesidir.

Yoksa yoktan var etmek değil, var olanı ortaya çıkarmaktır.

Yaratıcılığın çeşitli tanımları yapılmıştır.

“Bilginin alınması ve yeni bir şekil alana ya da yeni bir düşünce oluşturana kadar şekil verilmesi ve yeniden düzenlenmesi sürecidir. ”

İş yaratıcılığı zaten yoktan var etme değil var olanlardan bir kombinasyon elde etmektir.

Birçok bilimsel buluş da böyle ortaya çıkmıştır.

Burada işlenen yaratıcılık, var olan şeylerden bir şey elde etmek, var olup da şimdiye kadar hiç kimse tarafından bir araya getirilmemiş parçaların bir araya getirilmesidir.

Yoktan var etmek değil, var olanı ortaya çıkarmaktır.

Yaratıcılığın daha pek çok tanımı yapılmıştır.

Ancak her yapılan tanım yaratıcılığı sınırlandırmaktadır. Zaten yaratıcılık sınırlandırmayı sevmez.

Yapılan tanımlara bakıldığında yoktan var edilemeyeceği ve farklı şeylerin bir araya getirilmesi, ilişkilendirilmesi gerektiği söylenmektedir.

Burada iki temel kavramın yaratıcılıkla ilişkili olduğu görülmektedir.

Birincisi farklılık ikincisi ilişkilendirmektir.

Yani bunları birleştirdiğimizde farklılıkların ilişkilendirmesi çıkmaktadır. Şimdi bunları açıklayalım.

Farklılık

Farklılıkların bir araya getirilmesi yaratıcılığı oluşturur.

Homojen olan yani aynı olanların bir araya getirilmesiyle yaratıcılık meydana gelmez.

Farklı olan şey, bilgi, veri, sözcük, kavram, kültür, fikir gibi bir bütünün parçaları olabilecek şeylerdir.

Elde etmek istediğimiz şey olan farklılık, bu ise yaratıcılık ile yaratıcılık da farklılıkla oluşmaktadır.

O halde farklılığı farklılıkla yapıyoruz.

Aynı şeylerden yaratıcılık olmamakta yine aynı şeylerden aynı şeyi yapıyoruz.

Çünkü yaratıcılık, yapılmış bir şeyi yapmak değil yapılmamış bir şeyi yapmaktır.

Bunun için bazı toplumlar farklılığın zenginlik olduğunu daha yeni fark etmeye başlamışlardır.

Aynı şekilde kent toplumları izole değildir yani diğer toplumlarla ilişkileri vardır. İlişkiler kurduğu toplumların farklı ya da aynı olması önemli değildir.

Geleneksel toplumlar diğer toplumlarla genellikle izole olmuşlardır.

Ayrılıklarını korurlar.

Kent toplumları da farklılıklarını artırırlar.

Onun için kent toplumları diğerlerine göre daha yaratıcıdırlar.

Hatta kentlerin büyümesi yaratıcılığı daha hızlı artırmaktadır.

Buna “süper lineer ölçeklendirme” denmektedir.

Yapılan araştırmaya göre beş milyonluk bir kentte yaşayan bir kişi yüz bin nüfuslu bir yerleşim yerine göre yaklaşık üç kat daha yaratıcıdır.

Diğer bir deyişle büyük kentler kalabalık ve aşırı gürültüsüne rağmen küçüklere göre daha yaratıcı olabiliyorlar.

Bu durumda kentte oturanlar kasabada ve köyde oturanlardan daha yaratıcıdırlar. Böyle bir sonuç da farklılıkların artmasından doğmaktadır.

Farklılığın değerli olmadığı toplumlarda farklılık yıkıcılıktır, bozucudur, sürtüşme yaratır.

Görüş ayrılığı kişiseldir.

Farklılığın değerli görüldüğü toplumlarda ise farklılık zenginliktir ve güçlendirir.

Görüş ayrılığı kişisel değil düşünseldir

Mikro ölçekte bakıldığında kişisel yaratıcılıkta farklılık yine göze çarpar çünkü farklı çevresi, farklı alanlarda ilgisi ve uzmanlığı olmayan kendisini farklılıklar içinde zenginleştirmeyen insan pek yaratıcı olamaz.

O da yaratıcı olabilmesi için farklı girdilere sahip olması gerekir.

Farklı girdilerden farklı çıktılar olur.

Aynı girdilerden farklı çıktılar olmaz.

Örgütsel yaratıcılıkta da aynı şey geçerlidir.

Yaratıcılık çalışmalarında en iyi takımlar en büyük çeşitliliğe sahip takımlardır.

Herkesin herkesle aynı fikirde olduğu takımlardan farklı fikir çıkmaz.

İlişkilendirmek

Farklılık bulunduktan sonra bunların birbiriyle ilişkilendirilmesi yaratıcılığı tamamlar.

Bilimin amaçlarından birisi de olayların, nesnelerin birbirleriyle olan ilişkilerini açıklayabilmektir.

Var olan farklı parçaların ilişkilendirerek birleştirilememesi yaratıcılığı ortaya koymaz.

Burada yapılan şey kombinasyondur. Bu da denemeyle ortaya çıkar.

Her ilişkilendirme anlamlı olmayabilir.

Fırsatları, onlardan sorunları ve çözümleri yaratmak için elimizdeki mümkün olduğunca farklı parçaları kullanarak anlamlı açıklamalar elde edebilmektir.

İlk seçenekten çok en iyi seçeneği yakalayabilmek gerekmektedir.

Bunun için çok deney yapmak gereklidir.

İlk denemede doğrunun ve en iyisinin bulunma ihtimali çok düşüktür.

Denemelerin çoğu hatalı olacak, iyi sonuç vermeyecektir.

Ama her deneme ve hata bizi doğruya ve en iyiye daha yaklaştıracaktır.

Hata yapmaktan korkmayan, hatanın da doğru gibi değerli olduğu, hata yapmadan doğrunun bulunamayacağı anlayışı yaratıcılıkta önemlidir.

Hata yapmaktan korkan denemeden de korkar.

Denemeyen hiç hata yapmaz ama o da hiçbir şey yapmamış olur.

Yaratıcılığı geliştirmek için hata kültürünü kabul etmek gerekmektedir.

Hata yapma olasılığı riski gündeme getirmektedir.

Hata yapmaktan korkan kimsenin risk alma yelpazesi düşüktür.

Yaratıcılıkta, çalışanların deney yapmasına, hata yapmasına ve risk üstlenmesine izin vermek gerekmektedir.

Fikirleri fikirlerle buluşturmak birleştirmek için güçlü ağlar gereklidir.

Günümüzde de iletişimin gücü yapılandırılan ağlarla kendini göstermektedir.

Ağların çokluğu ve yoğun kullanımı bu anlamda yaratıcılığın artmasını sağlamaktadır.

Yani ilişkilendirme eskiye göre daha çok ve daha rahat olmaktadır.

Ne kadar fazla ağda iseniz yaratıcılığınız o kadar artmaktadır.

Çünkü fikirlerinizi ağdaki fikirlerle birleştirerek, ilişkilendirerek yeni fikirlerin çıkmasını sağlamaktasınız.

Fikirler önemli ve eksik parçaları ağdaki başka fikirlerden tedarik etmektedir.

İlişkilendirme, fikirlerin birbirini tamamladığı gibi birbirini tetiklemekte ve uyarıcı etki yaparak yeni fikirlerin doğmasına neden olmaktadır.

Fikirler ne kadar çok hareket halinde ise başka fikirlerle buluşma ihtimali varsa yaratıcılığın artma ihtimali fazladır

Bir kültürde yöneticiliğin olup olmadığı etkileşimi sağlayan ağların varlığına, yoğunluğuna ve açık olup olmadıklarına herkesçe erişilip olup olmadığına bağlıdır

 

 

YARATICILIK SÜREÇLERİ

Yaratıcılığın olay değil bir süreç olduğu bunun ise yaratıcılık yapan bireyin doğasına göre değiştiği söylenmektedir.

Bu süreç dinamiktir insan bilincinin tüm alanlarından yararlanırlar

Yaratıcılık, akıl, duygu ve mantıktan yararlanır.

Son yıllarda yaratıcılıkta duygular, sezgiler, içgüdüler çok kullanılmaktadır.

Bilindiği gibi bilim açıklamalarda bulunur, sanat tarif eder.

İkisinin de işleyiş süreçleri birbirine benzer.

İkisinde de yaratıcılık vardır. İlişkileri gittikçe artmaktadır.

Onun için yaratıcılık süreçleri kapsayıcıdır.

Yaratıcılık süreçleri çok aşamalı birden fazla model olarak görülmektedir.

Birbirine benzer ve birbirinden farklı modellerin olması yaratıcılığın ruhundan kaynaklanmaktadır.

Tek bir modeli kabul etmek yaratıcılığı sınırlandırmak anlamına gelir ki bu da pek doğru olmaz.

Bu modellerin sayısı artırılabilir. Ancak mevcut modellerden dört aşamalı ortak bir model oluşturmak daha açıklayıcı olacaktır.

  1. Hazırlık
  2. Kuluçka
  3. Yaratıcılıkların çıkması
  4. Fikirlerin değerlendirilmesi ve seçimi

Yaratıcılığı dört aşamalı bir model olarak görmek klasik bir yaklaşım olacaktır. Şimdi bu aşamaları başlangıçtan itibaren tek tek açıklayalım.

Hazırlık

Bu aşamada sorun hem bulunur hem tanımlanır hem de sorunun çözümüyle ilgili malzeme bulunur.

Sadece bulunmuş bir sorunu çözmek için yaratıcılık yapılmaz, sorun bulmak için de yaratıcılık yapılır.

Bulunan sorunu iyice açıklayabilmek gerekir.

Sorunu sözlü ve yazılı hatta görsel olarak ifade etmek, farklı açılardan yaklaşmak ona çeşitli sorular sormak, değişik şekillerde tekrar tekrar tanımlamak gerekir.

Çünkü doğru tanımdan ziyade değişik ve farklı tanımlar bu konudaki perspektifleri artıracaktır.

Her farklı perspektif kolay ve daha iyi çözümün yaratılmasına katkı sağlayacaktır.

Sorun konusunda yapılan bu çalışmaların amacı yaratıcılık faaliyetlerinde düşünce gücünün yoğunlaşacağı hedefi net bir şekilde ortaya koymaktır.

Bu aşamada hedef belirlendikten sonra sorunun çözümü için her türlü girdi toplanır.

Bunlar mümkün olduğu kadar farklı olmalıdır.

Çünkü farklı girdilerle farklı çıktılar elde edilir.

Kuluçka

Bu aşamada sorun belli, malzemeler bellidir.

Beyin hazırlık aşamasında topladığı ve toplamaya da devam ettiği girdilerle belirlediği hedefe ulaşmaya yani sorunu çözmeye çalışır.

Bu hemen üst bilinç düzeyinde başlar ve bununla da yetinmeyerek konuyu bilinçaltına gönderir. Bilinçaltı topladığı girdilerle sorunu çözmeye çalışır.

Bu aşamada hem bilinç düzeyinde hem de bilinçaltı düzeyinde çözüm için fikirler çıkmaya başlar.

Ancak en iyi fikir için her düzeydeki fikir üretme çabaları için zaman tanınır.

Fikirler fikirlerle çarpışır.

Yeni uyarıcılar devreye girer, düşünceler olgunlaşır.

Bu aşamada mümkünse mantık fikir çıktıktan hemen sonra değil de epeyce sonra devreye sokulmalıdır.

Mantığın devreye girmesi kuluçka dönemini kısaltır.

Aynı zamanda mantıksız olması bahanesiyle pek çok fikir heba olur.

Bazı fikirler doğmadan ortaya çıkmadan, büyümeden tomurcuk halindeyken yok edilir.

Oysa kuluçka süresi fikirlere bu şansı verir.

Yaratıcılıkların Çıkması (Evraka)

Kuluçka dönemiyle birlikte kıvılcımlar şeklinde parlamaya başlayan fikirler akmaya başlar.

Kıvılcımları canlandırmak, güçlendirmek için fikirler yargılanmaz, yorum yapılmaz, düzeltilmez, endişelenilmez, geriye bakılmaz, odak yitirilmez, enerji baltalanılmaz

Bu aşamada analitik, mantıksal, yargısal, doğrusal sol beyin değil, akışkan, yaratıcı, doğrusal olmayan özelliklere sahip sağ beyin devrededir

Fikir patlaması yaşarken zaman zaman “işte, Buldum” (evraka) anları ortaya çıkar.

Yine burada da fikirler fikirleri tetikler, fikirler arasında köprüler kurulur.

Bazen çözüm sunan parlak fikirler çıkar ve en iyisinin bulunduğu akla gelir.

Fakat daha sonra çıkan yaratıcı fikirlerle bu yargı kırılır.

Böylece fikir üretim süreci yakaladığı yeni algılarla anlık sıçrama şeklinde devam eder.

Gökyüzünde patlayan havai fişek gösterisinde olduğu gibi kimi fişekler cılız kimi fişekler gücü yüksek olduğu için gök bombası şeklinde yüksek gürültü ve ışık saçarak patlamaktadır.

Yaratıcılıktaki fikirler de böyledir.

Kimisi cılız kimisi güçlü bir şekilde anlık olarak parlamaktadırlar.

Burada amaç hedef olarak gösterilen sorunu en iyi çözebilecek fikri bulabilmektir.

 

 

Fikirlerin Değerlendirilmesi ve Seçimi

Büyük küçük ortaya çıkan fikirlerin en iyilerini seçip uygulamaya konulduğu aşamadır. İşte burada beynin hem sağ hem de sol tarafı birlikte kullanılır.

Fikirler seçilirken hedeflere en uygun olan tercih edilir.

Fikirler, fizibilite, pazara sunma zamanı, geri dönüş oranı ve risk gibi geleneksel etmenlere göre değerlendirildiği gibi akıllı, nitelikli, yenilikçi, dostça ve eğlenceli özelliklerine bakarak da değerlendirilir.

Hatta tuhaf, çekici ve uygulanabilir olması dikkate alınmaktadır

En iyi fikirleri seçerken Matris şeklinde puan tablosu, jüri yargılaması, değer haritacılığı, yaratıcılık puan tablosu şeklinde yöntemler uygulanmaktadır

Seçilenleri test etmek için prototip oluşturma canlandırma, simülasyon gibi teknikler kullanılmaktadır.

Bütün bu aşamalardan sonra seçilen fikrin uygulanması için iş planı ve eylem planı yapılarak uygulamaya geçilir.

Şunu da burada belirtmek gerekir. Çeşitli kriterlere göre seçilen ve fizibilitesi yapılan iş fikrinin iş planı yapılır.

İş planından sonra fizibilite yapılmaz.

Çoğu zaman iş planı ile fizibilite karıştırılır.

Girişimcilikte şu söz sık söylenir “uygulanmış kötü bir fikir uygulanmamış iyi bir fikirden daha iyidir”.

Uygulamada risk vardır.

Her seçilen iyi fikir uygulanmaz çünkü bu durum uygulayanın risk alma yelpazesine bağlıdır.

Çeşitli yaratıcılık ortamlarında pek çok iyi fikrin risk alınmadığı için uygulanamadığı görülmüştür.

Onun için seçilen her iyi fikir mutlaka uygulanır diye bir anlayış olamaz.

 

 

YARATICILIĞIN TEMEL UNSURLARI

İnsanların yaratıcılıkları üç şeye sahip olmalarına bağlıdır.

Diğer bir deyişle insanlar şu üç şeye sahipse daha yaratıcıdırlar.

Uzmanlık (bilgi alanı), yaratıcı düşünce konusundaki beceriler ve motivasyon.

Uzmanlık, alan, entellektüel ve teknik bilgidir.

Sadece alan bilgisi değildir. Alandışı bilgi de vardır.

Bu iki alanın gelişmesi yaratıcılığı artırmaktadır.

Sadece uzmanlık bilgisi yaratıcılık için yetmemektedir.

Uzmanlık bilgisinin olmaması da yaratıcılığı engellemektedir.

Birbiriyle pek ilgisi olmayan farklı alanlardaki bilgi yaratıcılıkta kullanılan girdilerin farklılığını göstermektedir.

Birbirlerinde farklı ve çeşitli olan bilgiler, ilişkiler kurma, köprüler oluşturma bakımından yaratıcılığı artırmaktadır.

Disiplinler, aralarındaki duvarları kaldırmış ve birbirleriyle daha yakın ilişkiler içine girmeye başlamışlardır.

Yaratıcılık, disiplinlerin birbirlerine yaklaştıkları alanlarda daha çok görülmeye başlanmıştır.

Aynı şekilde sektörler, kültürler ekonomik ve siyasal sistemler de birbirlerine yakınlaşmaya ve ilişkiler içine girmeye başlayınca yaratıcılık artmıştır.

Yaratıcı düşünme becerileri, yaratıcılık doğuştan mı? öğrenilebilir mi hep tartışılmıştır.

Hala daha tartışılmaktadır.

Ancak araştırmalar yaratıcılığın öğrenilebilir olduğunu daha çok desteklemektedir.

Yani insanlara yaratıcılık konusunda eğitim verilirse kişinin yaratıcılığı artar.

Bu durumda hemen şu soru sorulabilir.

Yaratıcılık eğitimi almayanlar yaratıcı değil mi ya da şu anda yaratıcı olanlar mutlaka bu konuda eğitim mi almışlardır?

Eğitim, bastırılmış, üzeri örtülmüş, boğulmuş yaratıcılığı açığa çıkartmaktadır.

Esasında herkesin yaratıcı olduğu konusunda pek çok araştırma bulunmaktadır.

Yaratıcılığın bazı insanlarda görülmesi, diğerlerinde bastırıldığı, kalıba sokulduğu, engellendiği herkesin yaratıcı olamayacağı söylemlerinin yayılması gibi faktörler insanlardaki yaratıcılığı sınırlandırmıştır.

Eğitimle yaratıcılığın teknikleri öğretilir, farkındalığı artırılırsa o kimse yaratıcılık için aranan unsurlardan birine sahip olabilmektedir.

Yaratıcılığın önemli hale gelmesiyle, işletmeler ve diğer kurumlar çalışanlarına yaratıcılık eğitimleri düzenlemektedirler.

Bu talebi gören eğitim şirketleri de programlarına bu modülleri eklemişlerdir.

Hatta devlet ve özel eğitim kurumları her seviyedeki eğitim programlarının yapılandırılmasında yaratıcılığı daha çok dikkate almaya başlamışlardır.

Motivasyon, girişimciliğin ilk adımı motivasyondur.

Yaratıcılığın da ilk adımı motivasyondur.

Yaratıcı olduğuna inanmayan meraklı ve istekli olmayanlar yaratıcılıklarını ortaya koyamazlar.

İnsanlar dayatma, emir ve talimatlarla yaratıcılıklarını gösteremezler.

Yaratıcılıkta motivasyon gerekli üç unsurdan biridir.

Yaratıcılık için üç unsurun hepsi eksiksiz gereklidir.

Bunlardan birinin olmaması yaratıcılığı harekete geçiremez

Yaratıcılık için aynı anda faktörlerin tamamı bulunması gereklidir.

İki tür motivasyon vardır, dış motivasyon, iç motivasyon.

Yaratıcılığın artırılmasında ikisi de eşit seviyede etkili değildir.

Dış motivasyon araçları en çok kullanılan para olmak üzere işten atılma, statü verme, fazla izin kullanma, çeşitli ödüller gibi maddi karşılığı olan şeylerdir.

Yaratıcılıkta bunlar kullanıldığı zaman çalışanlar kendilerine yaratıcılık karşılığında rüşvet verildiğini

İçsel motivasyon zoru başarma duygusu, merak, araştırma, bulma zevki ve sevgisi, kendini gerçekleştirme, saygı, takdir gibi insanın psikolojik ihtiyaçlarıyla ilgili faktörlerdir.

Ayrıca soruna meydan okuma, çözümün ona verdiği tatmin duygusu içsel motivasyonu artırmaktadır.

Yöneticiler yaratıcılığı sağlamak için çalışanları için içsel motivasyon araçlarını kullanmalılar.

Üstelik işletmeye maliyeti sıfırdır.

Dışsal motivasyonun yaratıcılığa katkısı çok olmadığı gibi işletmede maliyet yaratır.

 

YARATICILIĞI ARTIRAN FAKTÖRLER

Yaratıcılığı artırmak sadece yaratıcılık yapanla ilgili değil, yaratıcılık yapanın dışındaki faktörlerle de ilgilidir.

Bu iki durum hem birbirini tamamlamakta hem de birbirini beslemektedir.

Yenilikçi kurumlar ikisine inanmakta ve ikisini de önem vermektedirler.

Farklı alan ve seviyede kendini gösteren bu faktörler çeşitli şekillerde gruplandırılabilir.

 

Çevre ve Çeşitli Ortamlar

Yaratıcılığı ateşlemek ve canlandırmak için fiziki ortamların etkisinin olduğu kabul edilmektedir

Çözmek istediğimiz sorunun yakın ve uzak çevresinde hatta merkezinde olmak o sorun ile ilgili çözüm için gözlem yapmak yaratıcılığı artıracaktır.

Fiziksel ortamlar, duyuları harekete geçirmeye yardım eden yaratıcılıkta odaklanmayı sağlayan en önemlisi de keşfin bağladığı yer olarak görülürler.

Bilindiği gibi hepimizin bulunduğu ortamlara bağlı olarak çeşitli çevrelerimiz var.

Bulunduğumuz ortamlarda farklılığı ya da çeşitliliği oluşturamıyorsak, sürekli olarak bunu yapmak pek mümkün görülmemekle birlikte bazen yapabildiklerimizle kalıyoruz.

Oysa bulunduğumuz ortamın çevresi de farklılıklarla doludur.

En az bulunduğumuz ortam kadar çevremizdeki farklıları da algılar içselleştirirsek yaratıcılık için ihtiyaç duyulan farklı malzemeyi sağlamış oluruz.

İşte çevre bize yaratıcılık için hem farklılıklar sunar hem de destek, motivasyon ve uygun koşullar sunar.

Hiç şüphesiz her ortam ve her çevre aynı şeyleri sunmaz.

Çünkü birbirinden farklıdır.

Oluşturmak için ortama daha fazla müdahale edebiliriz.

Uygun çevreyi de daha fazla seçebiliriz.

Seçtiğimiz uygun çevre oluşturduğumuz ortamlar yaratıcılığımızı artırabilir.

Ancak şirketlerin ve insanların yaratıcılık için bunları bilmesi yetmiyor bunları uygulaması gerekiyor.

Ağlar

Her bir fikrin soyağacı vardır.

Hiçbir fikir tek başına tek parça halinde oluşmaz, bir grup halindedir.

Kendisini oluşturan parçalarını başka yerlerden alır.

Ama mutlaka ağlar parçaları bulur ve bunlar arasında ilişkiler kurarak birleştirir.

İnsanlar akışkan ağları oluşturacak şekilde bir araya gelmişse yaratıcılık artmıştır.

Çünkü fikirler bu halde birbiriyle daha rahat buluşabiliyor, karşılaşabiliyor.

Bu nedenle yerleşimde nüfus yoğunluğu arttıkça akışkan ağlar artmakta ve ağlardaki fikirler başka fikirlerle karşılaşmaktadır.

Bu da yaratıcılığı yani fikirlerin birleşmesini yeni ve farklı fikirlerin ortaya çıkmasını sağlamaktadır.

 

Bellek (Kayıt)

Fikirler ve önseziler uzun yaşamazlar.

Herhangi bir yerde doğan fikirler ve önseziler kullanılmadıklarında ve kayıt yapılmadığında unutulur, kaybolup giderler

Çoğu yaratıcı insanlar düşünce günlüğü tutarlar.

Onlar bu günlüğün belleği desteklediğine inanırlar.

Düşünce günlüğüne sadece fikirler, önseziler yazılmaz okunan kitapta ilginç fikirler ve bilgiler, konferansta söylenen enteresan bir söz, yakalanan değişik bir gözlem yazılır.

Bu tür kayıtlar zaman zaman gözden geçirmeye imkân sağlayarak hem ilham vermekte hem de bağlantı kurmayı sağlamaktadır.

Çünkü her gözden geçirme fikirleri harmanlıyor, canlandırıyor, ilişkiler kurduruyor.

 

Yaratıcılık Molaları

Fikirlerin ve önsezilerin doğmasına ve gelişmesine imkân veren yaratıcılık molaları uygulanmaktadır.

Firmada çalışanlarına günlük çalışma saatlerinin yüzde onbeşini serbest yaratıcılık çalışması sayılabilecek projelerde çalışmasına imkân sunmaktadır.

Buna da “İnovasyon molası” adı vermişlerdir

Günde sekiz saat yasal olarak çalışmak zorunda olan mühendis günde iki saatini yaratıcı projelerde çalışır.

Yaptıkları çalışmalar ve ilerlemeler konusunda yetkililere bilgi vermek zorundadırlar.

Fikirlerini üzerinde denemeler yaparlar, fikirden fikire atlayabilirler.

Pek çoğundan ürün çıkmaz ama yine önemli ürünler bu moladan çıkmıştır.

Ortak Alanlar

Buna resmi olmayan insanların biraraya geldikleri yerler demek daha doğru.

Ev, işyeri dışında olan bu yerler yaratıcılığın yeşerdiği alanlar olarak görülebilir.

Bu yerler içinde fiziksel ve entelektüel özelliği olan cafeler her dönemde farklı insanların buluştuğu yer olmuştur.

Bu mekanlar farklı fikirlerin çarpıştığı, fikir kalabalıkların olduğu yerler olmuştur.

Resmi olmayan yerler olduğu için hiyerarşisi, bürokrasisi olmayan daha özgür yerlerdir.

Buralarda fikirler daha rahat söylenir ve paylaşılır. Farklı fikirler daha rahat buluşur.

Aynı zamanda iletişim geri dönüşümlü olur. Fikirler birbirlerini uyarır ve fikirlerdeki eksik parçalar tamamlanır.

Aynı şekilde üniversitelerin yurt odaları, kantinler farklı alanlarda eğitim gören öğrencilerin buluştuğu, konuştuğu, paylaştığı, etkileştiği ve işbirliği yaptığı yerlerdir.

Buralardan çok keşifler ve markalar doğmuştur.

Pek çok işletmenin buralarda doğduğu görülmektedir. Çünkü iş fikri buralarda doğmuştur.

Günümüzde ise bu mekanlara Facebook, Twitter ve Linkedin eklenmiştir.

Bunlarda çift taraflı iletişim ve etkileşim vardır.

Önceki mekanlar, sanal ortamlar şeklinde de yapılabilmektedir.

Dolayısıyla hem bilginin, fikirlerin arttığı ve hem de aktığı bir ortam oluşmuştur.

Aynı zamanda insanların daha çok insanla hızlı ve yoğun iletişim kurma olanakları yaratıcılığı her zamankinden daha çok artırmaktadır.

Belki de yaratıcılığın bu kadar çok bütün dünya tarafından gündeme gelmesinin nedenlerinden biridir. Bu gelişmeler arttıkça yaratıcılıkta artacaktır.

Piyasalar

Devletçi ekonomiler daha hiyerarşik ve bürokratik oldukları için fikirlerin doğuşu ve çarpışması bakımından elverişli özellikler göstermemiştir

Piyasa ekonomisi yaratıcılığı destekler çünkü kâr ve rekabet güdüsü bu ekonomilerde vardır.

Kapitalist ekonomilerde kâr edebilmek ve rekabette güçlü olabilmek hatta rekabet dışı kalabilmek için farklı olmak gerekir.

Bu da yaratıcılığı getirir.

Oysa piyasa yerine devlet ekonomisinin olduğu sosyalist ve komünist ekonomilerde yaratıcılık daha az olmaktadır

Küreselleşme olgusu, tek kutuplu dünya, kapitalizmin dünyaya yayılması, küresel rekabet, yaratıcılığa olan ihtiyacı artırmış ve yaratıcılık çok değerli hale gelmiştir.

Dolayısıyla yaratıcılığı artıran en büyük faktör olmuştur.

Mikro ölçekte işletmeler açısından bakıldığında yaratabilme gücün kadar piyasada gücün vardır anlayışına teslim olmuşlardır.

Yoksa piyasada uzun süre kalmak mümkün değildir.

Onu işletmeler müşteri (tüketici) merkezli politikalar izlerler.

Herkesten önce müşterinin farkedilmemiş bir ihtiyacını ve sorununu bulmak ve herkesten önce bu ihtiyacı giderici sorun çözücü ürün ve hizmet üretmek şeklinde hareket eder hale gelmişlerdir.

Onun için yeni yaratıcı fikirlere ihtiyacı vardır (iç girişimcilik).

Diğer taraftan piyasaya çıkmaya çalışan ve yeni iş kurmaya çalışanlar da aynı anlayışla hareket ederler.

Düşünce özgürlüğü girişimcilik ve inanç özgürlüğü temelinde oluşan kapitalist sistem bu özellikleri itibariyle de yaratıcılığı destekleyen koşullar sunmaktadır.

Tek kutup dünyanın ülkeler arasındaki eşikleri alçaltması, herşeyin geçişini ve hareketini artırmasına, ülkeleri karşılıklı olarak birbirlerine daha bağımlı hale gelmesine neden olmuştur.

Bu değişimi de yaratıcılığı artıran bir faktör olarak görmek mümkündür.

 

 

 

 

Eğitim

Yaratıcılığı artıracak şekilde tasarlanmış bir eğitim yaratıcılığı artırır.

İnsanlar çocukluk dönemlerinde daha yaratıcıdırlar.

Çünkü kalıba germemişlerdir.

Çok soru sorarlar.

Çok meraklıdırlar.

Yaş ilerledikçe sordukları sorular ve merakları azalır.

Çünkü genellikle eğitim sistemi her soruya tek doğru cevap bulmayı öğretir.

Tek doğru cevap bulundu mu başarılıdır

Başka cevap bulmaya gerek yoktur.

Oysa başka doğru cevap aramalıyız, yaratıcılık tam da burada başlıyor.

Fikir üretiyoruz.

Aynı soruyu farklı sorarak farklı doğru cevaplar bulmaya çalışıyoruz.

O zaman yaratıcılık artıyor.

Yaratıcılığın artırılması konusunda eğitimin önemi olacaktır.

Eğitimle yaratıcılık artırılabilir de azaltılabilir de, eğitimle önce bu bilincin verilmesi gerekir.

Yaratıcılığı destekleyen bir faktör olmayı sağlayacak eğitimin, güvenli, hata yapma korkusu olmayan, soru soran, farklılığın değerli olduğu bilen, resmin tamamını görebilen, hayal kurabilen, yeni kavramlar yaratabilen şekilde insanı yetiştiren bir yapıda olması lazımdır.

Yoksa bütün düzeylerdeki eğitimler insanı kalıba sokma çabası gütmüşse böyle bir eğitimden çıkmış insanın yaratıcılığını ortaya çıkarmak pek kolay olmamaktadır.

Diğer taraftan günümüzde geçerlilik kazanan yaşam boyu eğitim de yaratıcılığı artıran ve onu besleyen içerikte olmalıdır.

Böyle eğitimin yapıldığı ülkelerde yaratıcılık artmakta, yaratıcı ekonomiyle birlikte gelişme ve kalkınma sağlanmaktadır.

Diğerleri de taklitle yetinmektedirler.

Teknolojik ve Akademik Değişmeler

İşletmelerin piyasada tutunabilme ve güçlü olma kaygısı, rekabetin küreselleşmesi ve sertleşmesi, teknolojik ve bilimsel gelişmeler; sezgisel olarak düşünebilen, yaratıcı ve yenilikçi, iletişimi güçlü, takım halinde çalışabilmeye yatkın, uyum gösterebilen, esnek ve özgüvenli özelliklere sahip insan kaynaklarına olan ihtiyacı artırmıştır.

Eğitim kurumları da özellikle üniversiteler bir taraftan bilimsel ve akademik bilgi üretme fonksiyonlarını yerine getirmeye çalışırken bir taraftan da piyasanın talep ettiği özellikteki insan kaynaklarını sağlayabilmek için programlarında yeni tasarımlar yapmaktadırlar

Yaratıcılığın değeri artınca işletmeler için yaratıcı insanların önemi de artmaktadır.

Akademik kurumlar da bu tip insanları nasıl yetiştiririz? sorusunu cevaplandırabilmek için yaratıcılıklarını kullanmaya başladılar.

Artan yaratıcılık her zaman yaratıcılığı artırmıştır. Bu artış hem yaratıcılığın kendisinde hem de yaratıcılık yöntem ve tekniklerindedir.

İşletmeler üretim faktörü olan emeğin kas gücünden çok, beyin gücünü kullanmaya başlamışlardır.

Kas gücünde yaratıcı olmak gerekmiyor ancak beyin gücünde yaratıcı olmak kendiliğinden ortaya çıkıyor.

Bu durum teknolojik ve akademik bilgiyi artırmış bu artış da yaratıcılığın artışını gerekli kılmıştır.

Gelişmiş ekonomilerdeki artan hizmetler sektörü yaratıcı beyin gücünü alan talebi artırmıştır.

Gelişen teknoloji tarım ve sanayi sektöründe kas gücüne dayalı emek yerine geçince kas gücünün değeri düşmüş, henüz teknolojinin yerine geçemediği beyin gücü değerli hale gelmiştir.

Üstelik katma değeri yüksek ürün ve hizmetler için kas gücü değil beyin gücü gerekli olmuştur.

Bunda da yaratıcı beyinler en değerli hale gelmiştir.

Yaratıcılığın insan tarafından yapılması ve bunun teknoloji tarafından yapılamaması üretimde insanı çok değerli hale getirmiştir.

Hiç kuşkusuz bu insan, yaratıcılık ruhu gelişmiş yaratıcılık becerileri oluşmuş iyi eğitimli olandır.

Fikirlerin önemli bir kısmının temelinde akademik araştırmalar yatmaktadır (

. Akademik olarak üretilen bilgiler başka araştırmalar için platform oluşturmaktadırlar.

Bir bakıma bilim için bilim çalışmaları piyasa için bilimin kaynağını oluşturmaktadır.

Temel bilimlerdeki araştırmalar, ürüne, hizmete ve herhangi bir sürece çevrilebilecek iş fikirleri yaratıcılığını artırmaktadır.

Bunun için üniversitenin ürettiği akademik bilgiyle girişimcinin buluşmasını sağlayan teknoparklar, silikon vadisi ve kuluçka merkezleri gibi yaratıcılık ortamları artmaya başlamıştır.

Çünkü bu tür platformlar yaratıcılığın artmasını sağlarken çıkan fikirlerin de uygulanmasını desteklemektedir.

YARATICILIĞI ENGELLEYEN FAKTÖRLER

Yaratıcılığı bazı faktörler destekler bazı faktör de ezer.

Çoğunlukla yöneticiler bunun farkında bile değillerdir.

Çünkü neler yaratıcılığı engellemektedir, bilememektedirler.

Onun için önem vermezler

Bir taraftan yaratıcılığı engelleyen faktörleri ortadan kaldırmak bir taraftan da yaratıcılığı artıran faktörleri uygulamak gerekir.

Örgütsel Engeller

Günümüzde bireysel yaratıcılıktan çok örgütsel yaratıcılık ön plana çıkmıştır.

Çünkü örgütsel yaratıcılık fikir üretmede daha başarılıdır.

Ancak örgütlerde yaratıcılığın engellendiği durumlar da vardır. Genellikle örgütün yapısı ve yönetimiyle ilgilidir.

Örgütlerde yönetim genellikle üretim, işbirliği, denetim, verimlilik gibi konulara aşırı düşkündür.

Yaratıcılık gözardı edilir. Bunda kasıt yoktur.

Yönetim fonksiyonlarının üzerinde çok durulması yaratıcılığa ilgiyi azaltır.

Örgüt olarak işletme verimli ve iyi denetlenen örgüt olarak iyi tasarlanmış olsa bile çok başarılı olduğu söylenemez.

Bunların yanında yaratıcı değerleri olan bir kültüre sahip olması gerekmektedir.

Ayrıca yaratıcılığın da iyi yönetilmesi gerekir

Yaratıcılık sanatsal olaylarla ilgilidir.

Yani sanatta yaratıcılık yapılır. “İşletmecilikte yaratıcılık pek olmaz” anlayışı yaratıcılığı engeller.

Oysa yaratıcılığın en çok kullanıldığı alan işletmeciliktir.

Hem kuruluşundaki iş fikirleri hem de gelişimi büyümesi ve sürdürülebilirliği konusundaki iş fikirleri bakımından her zaman yaratıcılığa ihtiyaç duyulmuştur.

Yaratıcılığı oluşturan uzmanlık (bilgi) motivasyon ve yaratıcı düşünce becerisi unsurlarının tamamı ve bir kısmı ile ilgili yetersizlikler yaratıcılığı engeller.

Örneğin bilgi bakımından yeterlisiniz, yaratıcılık konusunda motivasyonunuz da var, ama hayal gücüne dayalı yaratıcı düşünme becerileriniz yetersizse yaratıcılık istenilen şekilde olmayacaktır. İşte bunun bilinmemesi yaratıcılığı engelleyecektir.

Örgütte özgürlüğün kısıtlanması, yok edilmesi, imkan verilmemesi yaratıcılığı engeller.

Yönetim tarafından hedefler gösterilir ve bu hedeflere hangi yollardan nasıl varılır bu da bildirilirse yaratıcılık engellenir.

Oysa sadece hedefler gösterilir, bu hedeflerin nasıl yakalanacağı konusunda çalışanlar özgür bırakılırsa çalışanlar daha yaratıcı olmaktadırlar.

Yaratıcılık için yeterli zaman ve kaynak desteği verilmezse yaratıcılık ölür.

Örneğin yaratıcılık için zorlayıcı bitim tarihi yaratıcılığı engeller

Aşırı bürokrasiye ve hiyerarşiye uygun fiziksel ortamlar, aşırı departmanlaşma ve departmanlar arasında izolasyon yaratıcılığı engeller.

Örgütlerde türdeş kurulan fikir ve proje ekipleri, kendimize ve birbirine benzer insanların işe alınması yaratıcılığı engeller.

Bireysel ve örgütsel olarak yaratılan fikirlere kayıtsız kalmak ve takdir etmemek yaratıcılığı yok eder.

Yaratıcılığı Ar-Ge gibi belirli bir alt birime ya da departmana bırakılması ve örgütteki tüm çalışanların sürece dahil edilmemesi yaratıcılığı bir birime hapseder, bu birimde çalışanlar yaratıcı diğerleri yaratıcı değildirler duygusunu yaratır.

Çalışanların yaratıcı çalışmalar sonucu başarısız olması halinde onların sürülmesi, yerinin değiştirilmesi, statüsünün düşürülmesi şeklinde cezalandırılması yaratıcılığı caydırarak engeller.

Çünkü başarısızlık korkusu ve risk alamama kültürü oluşur.

Örgüt içi çekişmeler, hizipler, kavgalar, dedikodular, soruşturmalar, hem motivasyon bakımından hem de yaratıcı enerjinin boşa harcanmasına ve yaratıcılık gerekli olan işbirliği, bilgi ve fikirlerin paylaşımını yok ettiği için yaratıcılığı engellemiş olur ().

Çeşitliliğin ve farklılığın zenginlik olduğu anlayışının örgütte yaygınlaşamaması yaratıcılığın en büyük engeli olarak görülmektedir.

Bireysel Faktörler

Yaratıcılığı engelleyen bireysel engeller genellikle yaratıcı tutum ve davranışlarıyla ilgilidir.

Kalıbın içine girmiş, çıkmayı denemeyen ve çıkmakta istemeyen kimse yaratıcı olamaz.

Çünkü kalıpçılık yaratıcılığı engeller.

Otoriteye saygı, itaat, kalıbın sınırların dışına çıkma korkusu kurallara aşırı uyma (kuralcı) sürüden ayrılanı kurt kapar misali diğerlerinden farklı düşünmek ve farklı davranmanın sakıncalı olacağı bilinci, hata yapma, risk alma korkusu yaratıcılığı engelleyen faktörlerden bazılarıdır.

Bu engellere bakıldığında insanın özgürlük alanı daraltılmış olduğu görülmektedir.

Oysa insanlar özgürlük alanlarının genişliği kadar düşünce alanları genişliğine sahip olurlar.

Sınırların ve kalıpların kalkabileceğine ve dışına çıkılabileceğine hiçbir zaman inanmazlar.

Onlar için tek doğru vardır o da sınırların içindeki doğrudur.

Tek doğruyu bulunca başka doğrunun olmadığına inanırsanız ikinci bir en iyi doğru aramazsınız yani yeni bir doğru olmadığına göre düşünmenize ve tek doğruyu eleştirmenize sorgulamanıza gerek kalmaz. Bu durum yaratıcılığa engeldir.

Genellikle eğitim sistemi de tek doğru cevabı bulabilmeye göre tasarlanmıştır.

Hiç şüphesiz bu durumda sistemin bir parçasıdır.

İşte fikirleri serbest bırakamama, sınırsız, kalıpsız, engelsiz ortamların yaratılamaması bireylerin yaratıcılığını engellemektedir.

Bireysel olarak farklılıklara, çeşitliliğe, başkalarına kapalı (izole) olmak yaratıcılığı engellemektedir.

Yaratıcılık farklılıklardan beslenmektedir. İnsanı farklılıklara bağlayan onlarla karşılaştıran ağlar, bağlantılar, ilişkiler de yaratıcılığı arttırır.

Bu durum toplum seviyesinde düşünüldüğünde açık toplumların, kapalı toplumlara göre daha geliştikleri görülmüştür.

Günümüzde iletişimdeki gelişmeler kişileri birbirine bağlayan ağlara sahip olma ve onları kullanabilme gücünü artırmıştır.

Ağların çoksa bunlarla yoğun ilişkiler kuruyorsan yaratıcılık için önemli bir şeye sahipsin demektir.

Farklılıklara ve çeşitlilikle karşılaşma yetmemekte, bunun bir zenginlik olduğunun farkına varılması ondan yararlanması gerekmektedir.

Farklı fikirlerin değerli olabileceğini anlamak, onlara toleranslı davranmak, neden olmasın diyebilmek yaratıcılığı artıracaktır.

Fikirlerle alay etmek, onlara ön yargılı davranmak, doğar doğmaz hemen mantık süzgecinden geçirmek yine neden olmasın demek yerine mantıksız demek yaratıcılığı engeller.

Başkalarının sağ beyniyle yarattığı fikirlere hemen sol beyin ile karşılık vermek yaratıcılığı öldürmektedir.

Genellikle fikir katilleri çoğunlukla sol beyni çok kullanırlar.

Sol beyin çok kullanılırsa kasların gelişimi gibi sol beyin de gelişmektedir.

Bu durumdaki kişiler de sağ beyin pek gelişememektedir.

Hiç kuşkusuz burada egonun da önemli payı vardır. Çünkü ego da yaratıcılığı engeller.

Takım ruhuna sahip olamamak, işbirliği yapamamak, paylaşmamak yine yaratıcılığı engelleyen faktörler arasında görülmektedir.

Takımlar fikir üretim motorlarıdır. Takımlarda bulunanların takım ruhuyla hareket etmesi gerekmektedir.

Başkalarının fikirlerine hep karşı çıkan, kimseye konuşma fırsatı tanımayan, takımların farklılıklarını kabul etmeyen, heyecanını takıma geçiremeyen hep kendi fikrinin önemli diğerlerinin önemsiz ve değersiz olduğu önyargısıyla hareket eden kişiler yaratıcılığın en büyük düşmanıdır.

Bireysel alışkanlıklar, rutinler, esnekliğin ve uyumun yetersiz oluşu yaratıcılığı engellemektedir.

Gerek örgütsel yaratıcılık gerekse bireysel yaratıcılık uygun kültürel ortamda yeşerir. Bu ortamların bulunmaması bireysel yaratıcılığı engeller.

Çünkü yaratıcılığın uyarılmaya, desteklenmeye ve başarılı yaratıcılıkların görülmesine ihtiyaç vardır.

YARATICILIKTA DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLIKLAR

Yaratıcılık konusunda doğru olduğu varsayılan yanlışlar elbette yaratıcılığı engeller.

Bunların doğru olduğuna inanmak yaratıcılığı sınırlandırır.

İnsan yaratıcı olduğuna inanıyorsa yaratıcıdır. Yaratıcı olmadığına inanıyorsa yaratıcı değildir.

Bu yanlışlıklar şunlardır:

 

Her insan yaratıcı değildir. Bazı insanlar doğuştan yaratıcıdır.

İnsanları kısa boylu, uzun boylu, sarı saçlı, siyah saçlı şeklinde ayırdığımız gibi yaratıcı ve yaratıcı olmayan diye kesin bir ayırım yapamayız.

İnsanların bir kısmı yaratıcı diğer kısmı yaratıcı değildir denemez

Herkesin yaratıcılık potansiyelinin olduğu bilinmektedir. İnsanın yaratıcı olduğu ancak açığa çıkarılması ve harekete geçilmesi konusunda koşulların ve uyarıcıların yeterince var olup olmamasına bağlı olarak değiştiği görülmektedir.

Doğuştan yaratıcı olan insanın aldığı eğitimin, yaşadığı çevrenin etkisiyle yaratıcılığını koruduğu gibi yaratıcılığının bastırıldığı, üzerinin örtüldüğü, yaratıcı olmadığına inandırıldığı gibi yaratıcı potansiyelinin kullandırılmadığı, yeterli motivasyonun sağlanmadığı durumlarla insanın yaratıcılığı azaltılmakta ve pasif hale getirilmektedir.

Ama hiçbir zaman yok edilmemektedir.

İnsanın yaratıcılığı devam etmekte ancak farkına bile varılamayan alanlarda olduğu için hiç yokmuş gibi algılanmaktadır.

Yaratıcılık öğrenilebilen bir özelliktir.

Her insan öğrenebilir.

Yoksa yaratıcılık kapasitesi olan ancak öğrenebilir diye bir şey yoktur

Demek ki var olan ama açığa çıkarılamamış yaratıcılık ilerki bir dönemde eğitimle açığa çıkarılmaktadır.

Diğer bir deyişle, eğitimle, kültürel çevreyle kapattığımız yaratıcılığı yine eğitimle kullanabilir hale getirebiliriz.

“Yaratıcılık sanal olarak sınırsızdır ve hayatınız boyunca genişletip, geliştirebileceğiniz bir şeydir”

Zaten araştırmalar yaratıcılığın yaklaşık %80’inin öğrenilebilir ve elde edilebilir olduğunu göstermektedir.

“Her insanda yaratıcılık doğuştan vardır.

Miktarı insandan insana değişebilir. Sonuçta herkes yaratıcıdır” demiştir.

Yaratıcılık yaş ilerledikçe düşmektedir.

Başlarda örneğin beş yaşına kadar %98, 10 yaşında %30, 20 yaşında %10’a ilerki yaşlarda ise %2’ye kadar düşmektedir.

Düşen yaratıcılıkta eğitimin ve çevrenin önemli payı vardır. Yaratıcılığın geliştirilmesi yanında var olan yaratıcılığın korunması da en önemli amaç olmalıdır.

 

Her alanda yaratıcılık yapılamaz.

Yaratıcılığın resim, müzik, tasarım, tiyatro, reklam ve sinema alanlarında yapılabileceği, diğer alanların yaratıcılığa pek ihtiyaç olmadığı anlayışı yanlıştır.

Yaratıcılık her alanda yapılabilir ve her alanın ihtiyacı vardır.

Yaratıcılık ihtiyaçları giderir, sorunları çözer, o halde sorunlar ve ihtiyaçlar bazı alanlarda değil her alanda vardır.

Hepsi çözüm arar bu da yaratıcılıkla çözülür.

Aksi takdirde bazı alanlar hiç gelişmezdi ve değişmezdi.

Yaratıcılığın yapıldığı ve ihtiyaç duyulduğu alanlardan biri işletmeciliktir. İşletmeciliğin de her alt fonksiyonuna yaratıcılık eskisinden daha çok gereklidir.

Reklamcı nasıl yaratıcı olması gerekirse girişimcinin de yaratıcı olması gerekir.

Pazarlamacının nasıl yaratıcı olması gerekirse muhasebecinin de yaratıcı olması gerekir.

Yaratıcılık tüm meslekler için gereklidir.

 

Yaratıcılık sadece üst yönetimde ve Ar-Ge’de gereklidir.

Bir yönetimde sadece karar vericiler, bir işletmede ya da kurumda araştırma ve geliştirme (Ar-Ge) de çalışanlar yaratıcı olmalıdır diğerlerinin yaratıcı olması gerekmez şeklindeki bir anlayış doğru değildir.

Klasik yönetimlerde üsttekiler yaratırlar aşağıya gönderirler işin nasıl yapılacağını söylerlerdi.

Yukarıdakiler beyin gücünü kullanır, alttakiler kas gücünü kullanırlardı.

Günümüzde bu anlayış değişmiştir.

Şimdi yönetimin her kademesinde çalışanların hatta yönetilenlerin de yaratıcı olması istenmektedir.

Bunun yanında bir işletmede ya da başka bir kurumda sadece Ar-Ge’de çalışanlar yaratıcıdır, yaratıcı olmalıdır, diğerleri yaratıcı değildir, olmak zorunda değillerdir anlayışı da geride kalmıştır.

İşletmede her birimin yaratıcılığa ihtiyacı olduğu gibi çalışanların hepsinin yaratıcılıklarına ihtiyaç vardır.

Hatta bu yetmemekte tedarikçilerin, tüketicilerin daha da ileri giderek toplumun yaratıcılığına başvurulmaktadır.

Onun için günümüzde yaratıcılık daha önemli hale gelmiştir.

Talep olduğu için arz tartışılmaya başlanmıştır.

 

Yaratıcı düşüncenin değeri, mantıklı olup olmadığına bağlıdır.

Mantıksız fikirler kötüdür.

Değeri yoktur.

Onlardan hiçbir şekilde yararlanılmaz anlayışı yanlıştır.

Yaratıcı fikir doğar doğmaz mantıklı olup olmadığına bakılırsa sonradan çok değerli olduğu anlaşılacak pekçok fikir çöpe gidecektir.

Fikirlerin mantıklı olup olmadığına bakılacaksa fikrin doğuşundan çok zaman sonra bakılabilir. İşte doğuştan sonraki bu süreye kuluçka dönemi denmektedir.

Mantık konusunda George Bernard “Mantıklı adam kendini dünyaya uydurur.

Diğeri, dünyayı sadece mantığı ile hareket eden insanlar olsaydı dünya bu kadar değişmezdi.

En iyi fikir en çok fikirden çıkar.

En çok fikir ise fikirleri öldürmemekten hatta geliştirmekten, olgunlaştırmaktan geçer bu da kuluçka süresiyle olur.

Ayrıca şimdilik mantıksız gibi gelen fikir hem kendisi gelişebilir hem de başka fikirlerin doğuşunu tetikleyebilir.

İyi bir uyarıcı olabilir.

Ayrıca kimin mantığına göre fikir geçerli olacaktır.

Bu yönüyle değişkendir.

Mantık dayatılacaksa onu yeri ve zamanı iyi ayarlanmalıdır.

Her yeni fikrin sonrasında hemen mantığı dayatmak mantıklı değildir

 

Yaratıcılık uçukluk, hayalcilik, çılgınlıktır.

Böyle bir yaratıcılık algısı vardır.

Bu algı da yaratıcılığı değersizleştirmektedir.

Önemsiz ve değersiz algı insanların buna kayıtsız kalmalarına ve ilgisiz davranmalarına neden olduğu için yaratıcılığı öldürmektedir.

Günümüzde hala bu algı geçerlidir.

Bunu değiştirmek epeyce zaman alacaktır.

Çünkü bundan önce hayal etmenin ne kadar önemli olduğunun anlaşılması gerekir.

Hayaller yaratıcılığın kaynaklarıdır.

Yaratıcılık hayallerden beslenir.

Einstein hayal konusunda şunları söylemiştir: “Hayaller bilgiden daha kıymetlidir.

Hayal edemeyen toplumlar kalkınamazlar”.

 

Alan bilgisi (teknik bilgi) ve becerilerim yeterli

Sıkı çalış, bilgili ol, kurala uy, başarılı olursun

Hayatın kurtulur. İnsanlar hep buna inandılar.

Artık bu yetmemekte buna yaratıcı düşünce becerisini de eklemek gerekmektedir.

Bilindiği gibi yaratıcılık için şu üç şey gereklidir. Uzmanlık (bilgi), motivasyon ve yaratıcı düşünce becerisi.

Hiç kuşkusuz tek başına yaratıcı düşünme becerisi de yetmemektedir.

Onun yanında bilgi ve motivasyon gereklidir.

Yaratıcı beceri önemli olduğu için işletmelerdeki en değerli kaynak insan olmuştur.

İşletmenin sermayesinin yeterli olması teknolojinin en yüksek olması yetmemektedir.

Girişimci için de aynı şey geçerlidir.

Yaratıcı fikir üretmek için bu özelliklere sahip olmaktadır.

Yaratıcı olmak için dahi olmak gerekmiyor.

Üç özelliğe sahip herkes yaratıcı olabilmektedir.

Yeter ki yaratıcı olduğuna inansın.

YARATICILIK ÇEŞİTLERİ

Yaratıcılık, ortaya çıkışı bakımından bireysel ve örgütsel olarak ikiye ayrılabilir.

Ama ikisinde de insan rol almaktadır.

Birisinde tek başına diğerinde kalabalık halindedir.

İkisinde de bağlantı kurulmamış fikirler, anlayışlar, sözcükler vb. şeyler arasında bağlantı kurmak vardır.

Yani farklılıkların birleştirilmesi bulunur.

Bireysel Yaratıcılık

Yaratıcılığın temeli olan farklılıkların birleştirilmesi bireysel bazda yapılırsa buna bireysel yaratıcılık denir.

Burada önemli olan yaratıcılıkta girdi olarak kullanılan farklılıkların çokluğudur.

Bireylerin yaratıcılık kapasiteleri ve alanları da farklıdır.

Tek bir alandaki yaratıcılık için farklı girdiler kullanmak zorundadır.

Bir insanın her alanda yaratıcı olması mümkün değildir.

Farklılıkları bulma ve bu farklılıklardan kombinasyonlar üretme sadece kendi alanıyla ilgili ve bireysel bazda olduğu için daha azdır.

Girdi bulmada beş duyu ile sınırlıdır.

Havuzu daha küçüktür.

Kendi yaratıcılığımız için başkalarının yarattıklarına ve başkalarının düşündüklerine, hayallerine ihtiyacımız var.

Onlarla karşılaşmamız, buluşmamız gerekir.

Bunları bizimle en çok karşılaştıran, buluşturan ortamlar yaratıcılığımızı artıran ortamlardır.

İnsanlar kendini soyutlayarak, odalara kapayarak etkileşimi önlemekte ve yaratıcılığına engel olmaktadır.

Onun için kalabalık şehirlerde insanlar daha yaratıcı olmaktadırlar.

Çünkü her gün her an karşılaşacağı farklılık daha fazladır.

Yerleşim yerlerinin nüfusu arttıkça farklılıklar da artmaktadır.

Hiç kuşkusuz iletişim ve ulaşım imkânlarının artması da bu karşılaşmayı hızlandırmıştır.

Bireysel yaratıcılıkta tek bir beyin bu farklılıkları tek başına bulmaya çalışmaktadır.

Geçmişte genellikle bireysel yaratıcılık daha çok kullanılırdı.

Buna da dahi denilirdi.

Yaratıcılığı sadece dâhiler yapar diğer insanlar yaratıcı değildir gibi bir kabullenme yaşanırdı.

Bunun için insanlar yaratıcı olmadıklarını kabullenerek bu konuda hiç çaba göstermezlerdi.

Ancak şimdi her insanda bir yaratıcılık kapasitesinin olduğu bilinci yayılmaya başlayınca biz de yaratabilirmişiz diye söylemler duyulmaya başlanmıştır.

İnsanların yaratıcılığı güçlendirilebilir olduğu anlaşılınca yaratıcılık eğitimi gibi yaratıcı beceri geliştirme programları tasarlanmaya başlandı.

Ama bu konuda hâlâ yeterince oluşmuş hem sistematik hem de kuramsal bir bütünlük olduğu söylenemez.

Yaratıcılıkta birey önce aklını kullanırken, şimdi duygularını da kullanmaya başladı.

Akıl ile duygu ilişkisi bilim ve sanatta daha açık görülmeye başlandı

Bireysel yaratıcılıkta insan yapısıyla ile ilgi akıl ve duygu gibi sistemlerin birbirleriyle olan ilişkisi görülmektedir.

Hepsi eşgüdüm içinde çalışır

Ancak uyarıcıların rolünün önemli olduğu görülmektedir.

Onun için yaratıcılık sadece bireysel bir süreç değil kültürel çevrenin varlığına ve özelliğine bağlıdır.

Çevreden soyutlanarak yaratıcı olunamaz.

Çevre tarafından yaratıcılık boğulabilir de geliştirilebilir de.

Bilim, kültür ve sanatın birbirlerini etkilemesi bireysel yaratıcılığı etkiler.

Bireysel yaratıcılık çevreyi etkiler. Karşılıklı bu etkileşim yaratıcılığın, birikerek arttığını gösterir.

Bireysel yaratıcılığı artıran ortamlar ve tutumlar;

–          Özgün düşüncenin teşvik edildiği ortamlar

–          Farklı disiplinlerin birbirleriyle karşılıklı alışveriş yaptığı ortamlar

–          Fikirlerin teşvik edildiği, cesaretlendirildiği ortamlar

–          Farklılıkların çok olduğu ortamlar

–          Denemelerin cesaretlendirildiği ortamlar

–          Hata yapmanın kötü bir şey olmadığı ancak aynı hatanın bir kez yapıldığı ortamlar

–          Ölçülebilir, kontrol edilebilir bir riskin alınmasının izin verildiği ortamlar

–          Sağ ve sol beynin birlikte kullanıldığı ortamlar

–          Akıl ve mantık yanında duyguların da önem verildiği ortamlar

–          Kaos ve belirsizliği yaratıcılık fırsatı olarak değerlendiren ortamlar

–          Hayallere değer veren, hayal kurmayı destekleyen ve önem veren ortamlar

–          İnsanlar arasında etkileşimi sağlayan ortamlar

–          Yaratıcılığı ateşlemek için kışkırtan

–          Egoyu, benmerkezciliğini bırakan

–          Odaklanan

–          Dinleyen

–          Muğlaklığa tahammül eden

–          Doğru ve yanlış cevaplardan kaçınan

–          Katı ve inatçı olmayan

–          Girdilerinizin miktarını ve çeşitliliğini artıran

–          Sorunu tersine çeviren

–          Sorunu yeniden tanımlayan

–          Ortamınızı yaratıcı tutkuyu destekleyecek şekilde hazırlayan

–          Fikirleri öven

–          İşbirliğini destekleyen

–          Oyun ve eğlenceye yer veren

–          5-6 yaşındaymış gibi davranan

–          İlişkilendiren

–          Sorgulayan

–          Gözlem yapan

–          Ağa katılan

–          Şu üç soruyu sık sorun: Neden?, Neden olmasın?, Peki ya şöyle olsaydı?

–          Meraklı olan ve arkasından giden.

Örgütsel Yaratıcılık

Bireysel yaratıcılıkta farklılık bireyin kendi çabasıyla sağlanırken kurumsal, örgütsel ya da grup yaratıcılığında bireylerin sağladığı farklılıklar biraraya getirilerek farklılıklar çoğaltılır.

Çoğalan farklılıklar farklı çıktılara neden olur. Yani farklı fikirlerin yaratılmasını sağlar.

Örgütsel yaratıcılık takım, ekip, grup, kalabalık, topluluk gibi çeşitli seviyelerde ortaya çıkar.

Bunların bir kısmı örgüt içinde iken, diğerleri örgüt dışındadır.

İşletmeler yaratıcılığı önce bireysel düzeyde yaparken daha sonra örgütsel düzeyde yapmaya başlamıştır.

Örgütsel düzeydeki yaratıcılıklar oluşturdukları sinerji nedeniyle iyi yönetildikleri takdirde daha fazla yaratıcı sonuçlar çıkarmaktadırlar.

Gruptakilerin farklılıkları birbirine uyarıcı etki yaparak hem farklı hem de daha çok fikrin ortaya çıkmasını sağlamaktadır.

Bilindiği gibi en iyi fikir, en çok fikirden çıkmaktadır.

İyi fikir bulabilmek için önce nicelik olarak fikirleri artırmak sonra nicelikten nitelik bulunur ilkesinden hareketle en iyi fikri bulmak gerekmektedir.

Diğer yandan yaratıcılıkları artırdığı için çok fikir daha çok fikrin yaratılmasını sağlamakta ve böylece belki de dünyayı değiştirecek en iyi fikir yakalanmaktadır.

Olayı tersinden düşünürsek en iyi fikri bulabilmek için en çok fikri bulmak gerekmektedir.

İşletmeler ihtiyacı olan yaratıcı fikri bulmak için örgütün tamamını örgütsel yaratıcılık kapsamına dahil etmesi gerekir. Burada kapsayıcılık önemlidir.

Yoksa çalışanların bir kısmını bu sürece dahil etmek diğerlerini dışarda bırakmak örgütsel yaratıcılık iklimi bakımından pek uygun olmamaktadır.

Örgütte yaratıcılık kültürü örgütün tamamını içine alacak şekilde oluşturulmalıdır.

Yoksa dışarda kalan insanların yaratıcı olmadıkları için dahil edilmedikleri gibi bir algı doğar ki bu da iki grup arasında çatışmaya yol açar ve yaratıcılık engellenmeye çalışılır.

Yaratıcılar yaratıcı olmayanları, yaratıcı olmayanlar yaratıcıları işten, örgütten atmaya kalkarlar.

Madem ki herkes yaratıcı o zaman herkes yaratıcılığa dahil edilmelidir.

İşletme içinde herkesin yaratıcılığa katılmasının yanı sıra işletme gerisinde ve ilerisindekilerinde sürece dahil edilmesi günümüzde uygulanmaya çalışılmaktadır.

En kıymetli kaynak haline gelen fikirler, nasıl yönetilmelidir? sorusu yine gündemdeki konular arasındadır.

Farklılıkların yönetimi, yeteneklerin yönetimi, fikirlerin yönetimi, yaratıcılık yönetimi ve sonunda da inovasyon yönetimi işletmelerin ve yönetim disiplininin en yeni alanları şeklinde ortaya çıktığı görülmüştür.

Ama şimdi ne teoride ne de uygulamada oluşmuş sistematik modeller ve kuramlar yeterince ortaya çıkmamıştır. İşletmeler kendi örgütsel yapılarına uygun yaratıcı sistemler tasarlamaya çalışmaktadırlar.

“Deneme ve başarısız olma özgürlüğü; çalışanların statükoya meydan okuma hakkı; müşterilerle dış teknoloji kaynaklarıyla ve şirket içinde açık iletişim.

Ticarileştirme ya da uygulamaya yönelik olarak ekip çalışması, esneklik, güven ve sıkı çalışma” örgütsel yapısını buna göre tasarlamamıştır.

Çünkü firma örgütsel ve kültürel mirasıyla çatışma yaşayabilir kaygısı vardır.

Örgütsel yaratıcılığın başarısı, yaratıcılık kültürünün bazı temel koşullarının varlığına bağlıdır

Herkes fikrini yazılı olarak getirdikten sonra içinden tesadüfen biri seçilir, masanın etrafında sıralanan katılımcıdan elden ele geçer.

Fikir size gelince mutlaka genişletmeniz gerekmektedir.

Süreç masadaki tüm fikirler bitinceye kadar devam eder.

2. BÖLÜM GİRİŞİMCİLİKTE İŞ FİKRİ GELİŞTİRME

(TASARIMYARATICILIK)

Yaratıcılık, bilimde, sanatta ve hayatın pek çok alanında olduğu gibi girişimcilikte de daha çok kullanılabileceği bilinci yerleşmeye başlamıştır.

Hatta yaratıcılığın en çok kullanıldığı alanların başında işletmeciliğin geldiğini ileri sürenler vardır.

İşletmelerin sağlıklı doğması ve hayatını sağlıklı sürdürmesi bakımından yaratıcılık günümüzde en dikkati çekici ve en aranır yetenek olarak algılanmaya başlanmıştır.

Sanki insanoğlu yaratıcılığı tekrar yaratmaya başlamıştır.

Günümüzde girişimci adayları ve işletmeler nasıl yaratıcı fikirler üretiriz, yaratıcılığımızı nasıl arttırırız sorusunu daha sık sormaya ve bunun cevabını aramaya başlamışlardır.

Bazı toplumlar yaratıcılığın önemini anladıkça biz niye daha önce bunun farkına varamamışız niye insanlarımızın yaratıcılığını köreltmişiz, ne yapalım da yaratıcılık gelişsin demeye başlamışlardır.

İnsanoğlu günümüzde fikrin ne kadar önemli ve değerli olduğunu anlamaya başlamıştır.

Her boyutta sorunlar arttıkça ve değiştikçe, günümüzün sorunlarının geçmişin fikirleriyle çözülemeyeceği anlaşılmıştır.

Bu nedenle yaratıcılığa olan ihtiyaç gün geçtikçe artmaya başlamıştır.

Ürettikleri ürünleriyle, hizmetleriyle sorun çözmeyi amaçlayan yenilikçi işletmeler artan rekabet karşısında güçlü olmak ve rekabet dışı kalmak için farklı olmak gerektiğini bunun da yaratıcılıkla mümkün olabileceğini anlamışlardır.

Rakiplerinden önce bu konuya önem vermeye başlayarak rekabet avantajı sağlamaya çalışmaktadırlar.

Piyasadaki yerleşik işletmeler gibi henüz piyasaya çıkmaya çalışan işletmelerin de güçlü ve sağlıklı doğması ve kalıcılığını sürdürebilmesi için yaratıcı fikirler bulma ve onları geliştirme ihtiyacı bulunmaktadır.

İşte dün olduğu gibi bugün hatta yarın da işletmelerin başlangıç ve ondan sonraki aşamalarda her zaman yeni fikirlere ihtiyaçları olacaktır.

Yeni fikirlere ihtiyaçları olduğu müddetçe de yaratıcı olmak zorunda kalacaklardır.

Hatta bu yaratıcılık da kesik kesik değil sürdürülebilir şekilde devam edecektir.

Yaratıcılık arttıkça yaratıcılığı olan ihtiyaç daha da artacak ve işletmeler önceki dönemlere göre daha yaratıcı olacaktır.

 

 

 

GİRİŞİMCİLİKTE İŞ FİKİRLERİ VE YARATICILIK

İŞ FİKRİ

Müşteriye değer, girişimciye kâr, topluma fayda sağlayacak, ürün ve hizmete dönüşebilecek fikirlere iş fikri denir. Müşteriyi de toplumu da, girişimciyi de ayakta tutacak olan iş fikirleri birçok ihtiyacı giderme, sorunları çözme özelliğine de sahiptir.

 

İş fikri, işletmenin ilk adımı ve başlangıcıdır. İş fikri insan odaklıdır. İnsanların çeşitli ihtiyaçları ve sorunları vardır. İnsanlar sorunlarını çözdükçe, ihtiyaçlarını giderdikçe hayatları kolaylaşır. Karşılanamayan ihtiyaçlar, çözülemeyen sorunlar insan hayatını zorlaştırır. İnsan hayatının kolaylaşması belli bir refah seviyesi ortaya koyar. İnsanların ihtiyaç ve sorunlarının her zaman değişen önem sırası vardır. Çünkü teknolojik, ekonomik, toplumsal, kültürel gibi değişimler bu sıralamayı da değiştirir. İşte bu değişimden kaynaklanan sıralama fırsatları, fırsatlar da iş fikirlerini ortaya çıkarır. O halde iş fikirlerini bulmak için değişimle ilgili sinyalleri algılamak ve anlamak bundan fırsatları yakalamak, fırsatları da iş fikrine çevirmek gereklidir.

Sürekli evrim içinde olan sektör ve pazarları, girişimciler ve işletmeler anlayamadığı veya onlara cevap veremediği durumlarda fırsatları kaçırmaya başlarlar. Değişimin nereden geldiğini bilen, fırsatları ve dalgayı tüm rakiplerinden önce fark eden girişimciler, gelişen ihtiyaçları da herkesten önce yakalamış olacaklardır. Hiç şüphesiz trendlerin de içinde bulunduğu bu durum herkes tarafından kolayca fark edilemez. Bu durumu öngöremeyen girişimcilerin yaptıklarıyla müşterinin beklenti, istek, ihtiyaç ve sorunları farklı olacaktır. Girişimciler için esas aranan şey kendilerinin yapmak istediği şey ile müşterinin istediklerinin ayrı olması hatta girişimcinin yapmak istediklerinin müşteri beklentilerini aşmasıdır.

Hiç şüphesiz her fırsat belirli seviyede riskleri de içerir. Her girişimcinin risk alma yelpazesi farklıdır. Bazen risk doğru ölçülememiş de olabilir. İşte burada başkalarının risk alamamaktan korktuğu boş pazarlar risk alabilen diğer girişimciler tarafından kâra dönüştürülür.

İş fikri olarak üretilen her ürün ve hizmet mutlaka bir ihtiyacı giderir, bir sorunu çözer. Eğer bir ürün ve hizmet ihtiyaç gideriyor, sorun çözüyorsa faydalıdır. Burada bahsedilen fayda iktisat teorisinde bahsedilen faydadır. Zaten fayda, iktisat biliminde, “Malların ve hizmetlerin gereksinme ve istekleri giderme özelliğine yarar denir.” (Karalar, 2009,s.8) şeklinde tanımlanmıştır. Üretilen mal ve hizmetlerin sağlayacağı fayda hem müşteri için hem de girişimci içindir. Girişimcinin de ihtiyacı kâr etmektir. O halde iş fikri şu üç kriteri sağlamalıdır:

1. Müşteriye bir fayda sağlamalı

2. Rekabet avantajı getirmeli

3. Paydaşlarımıza ve bize bir kazanım getirmeli

Ayrıca iş fikrine şu üç soru da sorulabilir:

1. Müşteri bunu talep edecek mi?

2. Bunu üretebilir miyiz?

3. Bundan para kazanacak mıyız?

 

İş fikirleri müşterilerin günümüzde ve gelecekteki ihtiyaçlarına cevap vermeli ve sorunlarını çözmelidir. Bu durumda iş fikri bulmak için ihtiyaçlardan ve sorunlardan hareket etmelidir. Bunları da sadece tüketicilere sorarak öğrenmek mümkün değildir. Müşteriler gerçekten bilmeyebilirler ya da kendilerini ifade edemeyebilirler. Bunun için müşterilerin iç görüsünden yani müşterinin söylemekte zorlanacağı istek, ihtiyaç ve sorunlarını anlayabilmeyi sağlamak gerekmektedir. Bunun için yenilikçi firmalar müşteriyle yaşamak, müşteriyle çalışmak gibi müşteri yakınlık programları uygulamaktadırlar. Bu konuda elemanlar yetiştirmektedirler. Ayrıca açık inovasyon, birlikte tasarım gibi programlar kullanılmaya başlanmıştır. Bunları yapmakla herkesten önce müşterinin değişen ihtiyaç ve isteklerini yakalayıp iş fikrine dönüştürmeyi amaçlamaktadırlar. Böylece farklılığı da yakalamış oluyorlar.

İyi düşünülmüş ve iyi iş planı yapılarak sunulmuş iş fikirleri, her zaman kendini finanse edecek yatırımcısını bulmuştur. Güçlü öngörülerle yaratılan iş fikirleri daima melek yatırımcıları ve risk sermaye şirketlerini kendilerine çekmesini bilmiştir. Bunun yanında potansiyel başarısı ve performansı düşük iş fikirleri uygulansalar da ömürleri çok kısa olmaktadır.

Bu nedenle de yenilikçi şirketler, sürekli ve sürdürülebilir iş fikirleri üretmek için içerden ve dışarıdan katılımcıları dahil eden kalıcı inovasyon sistemleri kurmaktadırlar. Bunlar üründe olduğu gibi diğer alanlarda da yaratıcı iş fikirleri üretmektedirler. Bu organizasyonel tasarım gün geçtikçe artmaya başlamıştır. Bunun da en büyük nedenlerinden birisi rekabet baskısıdır.

Bilindiği gibi rekabetten kaçabilmenin en iyi yolu farklı olmaktır. Farklılık, yaratıcılıkla kazanı

lan şeydir. Yaratıcılığın da inovasyonla sonuçlanması gerekmektedir. Bu nedenle yenilikçi firmalar birbirine benzemek yerine farklılaşarak güçlü olabilmişlerdir. Buna mavi okyanus stratejisi denmektedir. Bu strateji rakiplerle çarpışarak, mücadele ederek galip gelmek değil çekişmesiz pazar yaratarak hiç kimsenin olmadığı pazarlara girerek rekabetten uzaklaşmayı temel alır. Çünkü bu tür firmalar fırsatları maksimum düzeye çıkarmış riskleri minimum seviyeye indirmiş olurlar (Kim, Mauborgne, (2006), s.2). Maksimum seviyeye çıkan fırsatlardan da iş fikirleri çıkarırlar. Bütün bunlar firmaların pazar sınırlarını kırarak yeni pazar yaratma, sebep sonuç ilişkisine dayanmaktadır. Temelinde de inovasyon bulunmaktadır.  İnovasyonun olduğu her yerde iş fikri, yeni iş fikrinin olduğu her yerde de inovasyon vardır.

Hiç kuşkusuz işletmelerin her zamankinden daha çok fikre ihtiyacı olacaktır. Bu fikirleri kendisi üretemiyorsa dışarıdan alacaktır. İşlenmemiş de olsa dışarıdan alınan fikrin bir maliyeti olacaktır. Şimdilik fikirlerin bir piyasası olmasa da ileride fikir arzı ve talebi olması ve belki de en hareketli piyasa olması düşünülebilir.

Şimdiye kadar üretimde insanın kas gücüne dayalı emeği çok kullanıldı ve insanlar bundan doğan gelirleriyle yaşadılar. Şimdiden sonra beyin gücüne dayalı üretimlerden gelir elde ederek yaşayacaklar. Bu durum kendi içinde ikiye ayrılır. Birincisi, bilgiye dayalı beyin gücü ikincisi ise düşünceye, fikre dayalı beyin gücüdür

Bilgi tek başına rekabette yeterli değil, bilginin yanında fark yaratma anlayışı, cesareti ve inancı, takım halinde çalışabilme davranışı ve yeteneği de gereklidir. Bunlar iş fikrini yaratan özelliklerdir. İş fikri işletmeler ve girişimciler için bu kadar önemli hale gelince şu sorular oldukça sık sorulur olmuştur; iş fikri nasıl yaratılır, kimler ve hangi koşullar daha yaratıcıdır? Ne yapalım da yaratıcılık ve dolayısıyla iş fikirleri artsın? Bununla birlikte organizasyon tasarımlarını, insanları yönetme becerilerini, fiziki ve sosyal ortamları, iletişim ve etkileşim yapılarını, ilişki biçimlerini ve uyguladıkları güdüleme faktörlerini değiştirmişler ve bu konuda daha neler yapabiliriz diye arayış içine girmişlerdir.

Müşteriye değer, girişimciye kâr, topluma fayda sağlayacak, ürün ve hizmete dönüşebilecek fikirlere iş fikri denir.

İş fikirleri işletmelerin ve girişimcilerin itici gücünü, hareket gücünü sağlayan yakıtıdır.

Toplumsal değişme sorunları, ihtiyaçları beraberinde getirmektedir. Bu değişiklik yeni çözüm arayışlarını da güdülemektedir.

İhtiyaçlar ve sorunlar dönemsel olarak geçmiş, bugün ve gelecek olmak üzere üçe ayrılır.

Her dönemin kendi sorunları ve ihtiyaçları vardır.

Bunlar mutlaka o dönemin çözümleriyle ortadan kalkmaz.

Örneğin geçmişin sorunları, geçmişin çözümleriyle ortadan kalkmaz.

Geçmişin sorunları günümüzün çözümleriyle, günümüzün sorunları günümüzün ve geleceğin çözümleriyle hatta geleceğin sorunları, geleceğin çözümleriyle ortadan kalkacaktır.

İşte bütün bunlar için yaratıcı iş fikirlerine ihtiyaç vardır.

Aksi takdirde tüm sorunlar hala geçmişin çözümleriyle çözülmüş olacaktır.

Değişim yaşandığı müddetçe her zaman yeni iş fikirlerine ve bunu ortaya çıkaran yaratıcılığa ihtiyaç olacaktır.

Sorunlar gibi ihtiyaçlar ve bunu karşılama biçimleri de sürekli değişecektir.

Değişiklik, müşterilerin ihtiyaçlarını etkilemektedir.

Bu değişime cevap verebilmek ve fayda üretebilmek için, yeni ürün, hizmet ve iş modeli bulmak için yaratıcılığa ihtiyaç duymaktadırlar.

Yaratıcılık ile iş fikri arasında böyle bir ilişki vardır.

Değişimin sürekliliği yaratıcılığı da sürekli hale getirmektedir.

Konjonktürel olarak değişimin frekansı farklılık gösterse bile sürekliliği hiçbir zaman değişmemektedir. Değişimler fırsat ve tehdit üretirler.

Fırsatlar iş fikirlerinin en büyük kaynaklarıdır. İş fikri yaratabilmek için değişimleri iyi anlamak ve barındırdığı fırsatları görebilmek gerekir.

Hiç kuşkusuz bu durum küresel ölçekte de olabilmektedir.

İş fikirleri, yerel bir sorunun ya da ihtiyacın giderilmesi için düşünülmektedir.

Bu da küresel markaları, uluslararası ve çok uluslu girişimciliği gündeme getirmektedir.

.

Tüketicilerin aradığı faydayı sağlayan işletmeler ya da girişimciler kahraman olmakta, bu yüzden de değerli ve güçlü markalar haline dönüşmektedirler.

İş fikri her zaman girişimcinin ispat edilmeyi bekleyen hipotezi olmaktadır.

En iyi fikir en çok fikirden çıkar.

Dünyayı değiştirebilecek önemli ve değerli bir fikir için çok fikir üretmek gerekmektedir.

Bu durum altın madenciliğine benzemektedir.

Az miktarda altın için pek çok toprak kazmak ve işlemek, belki de dağları devirmek gerekmektedir.

Olabildiğince çok fikrin birbiriyle çarpışması, parçası eksik fikirlerin parçalarının bulunması belki de pek çok fikir üretmekle mümkün olmaktadır.

Aksi takdirde parçası bulunamamış, eksik parçalı ya da olgunlaşmamış fikirler olacaktır.

Bu nedenle işletmeler dışarıdan teknoloji, sermaye, emek alıyorlarsa günümüzde dışarıdan fikirler de almaya da başlamışlardır.

Onun için günümüzde fikirler en değerli şey haline gelmiştir.

Hiç kuşkusuz işletmelerin her zamankinden daha çok fikre ihtiyacı olacaktır.

Bu fikirleri kendisi üretemiyorsa dışarıdan alacaktır.

İşlenmemiş de olsa dışarıdan alınan fikrin bir maliyeti olacaktır.

Şimdilik fikirlerin bir piyasası olmasa da ileride fikir arzı ve talebi olması ve belki de en hareketli piyasa olması düşünülebilir.

Şimdiye kadar üretimde insanın kas gücüne dayalı emeği çok kullanıldı ve insanlar bundan doğan gelirleriyle yaşadılar.

Şimdiden sonra beyin gücüne dayalı üretimlerden gelir elde ederek yaşayacaklar.

Bu durum kendi içinde ikiye ayrılır.

Birincisi, bilgiye dayalı beyin gücü ikincisi ise düşünceye, fikre dayalı beyin gücüdür.

İşte sonuncusu henüz doğmakta.

Günümüzde bilgiye dayalı beyin gücü eğitimi yapılmakta ancak fikir üretimine (yaratıcılığa) dayalı eğitim henüz yapılmamaktadır.

Bu konuya talep arttıkça eğitim de bu içeriği oluşturacaktır.

Bilgi tek başına rekabette yeterli değil, bilginin yanında fark yaratma anlayışı, cesareti ve inancı, takım halinde çalışabilme davranışı ve yeteneği de gereklidir.

Bunlar iş fikrini yaratan özelliklerdir.

İş fikri işletmeler ve girişimciler için bu kadar önemli hale gelince şu sorular oldukça sık sorulur olmuştur; iş fikri nasıl yaratılır, kimler ve hangi koşullar daha yaratıcıdır?

Ne yapalım da yaratıcılık ve dolayısıyla iş fikirleri artsın?

Artık güç, insanların, işletmelerin ve ülkelerin ne kadar yaratıcı olduklarına bağlıdır.

Kısacası iş fikirleri iş yaratıcılığını gerektirmektedir.

Her yeni iş, bir iş Planının geliştirilmesiyle başlar.

Bir iş kurarken aşağıda belirtilen sorulara cevapların verilmesi gerekir.

YAPILABİLİRLİK (FİZİBİLİTE)

Yapılabilirlik, girişimcinin amaçlarını gerçekleştirmek için önünde engellerin olmadığı ya da kalmadığı anlamındadır. İş fikrinin testten geçerek yapılabilir ya da yapılamaz olduğunu sonuçlandırmak için gerçekleştirilir. Girişimcinin hangi iş fikrinin kabul edilmesi konusundaki kararını vermesinde destekleyici olduğu söylenebilir.

Adeta iş fikirlerinin sınavdan geçmesi anlamındadır.

Yapılabilirlikte genel olarak şu araştırmalar yapılır

1. Pazar

2. Teknolojik

3. Finansal / Ekonomik

4. Örgütsel

5. Yasal

Pazar Araştırması

İş fikrinin içinde yer alan ürün / hizmetin pazar durumu araştırılır. İş fikri yaratırken zaten müşteriden ve pazardan hareket etmiştik. Burada biraz daha ayrıntılı inceleme yapıyoruz. Pazarda bizden başka kimse var mı? Doymuş bir pazara mı yoksa doymamış bir pazara mı giriyoruz? Girmek istediğimiz pazarın büyüklüğü ne kadar? Pazarın büyüme potansiyeli nasıl? Şeklinde sorulan sorular yol gösterici niteliktedir. Çünkü bundan hareketle işletmemizin kapasitesini de tespit etmiş oluyoruz. Bizim ürün ve hizmetlerimizin diğerlerinden farkı nedir? Tüketiciler neden bizimkini tercih etsinler? Ürünlerimiz ve hizmetlerimiz için beklediğimiz müşteriler ne kadar fiyat ödemeye razılar? Kısa, orta ve uzun dönemde ne kadar satabiliriz. Müşterimiz nerede? gibi soruların cevapları aranır. Bu araştırma bize işletmenin nereye kurulacağı konusunda da bilgi verir.

Teknolojik Araştırma

İş fikrinde bulunan ürünün üretimiyle ilgili donanım ve teknoloji seçimi, lisans, patent olanakları, üretimin, üretim yerinin seçimi, teknolojinin yerleştirilmesi, bakım, servis, onarım olanaklarının araştırılması, ayrıntılı maliyet hesabı ve kritik kaynak, süreçlerle ilgili durum ve işlerin yapılabilirliği konularında gerekli araştırmalar yapılır. Bu araştırmalarda, ayrıca teknoloji, yetenek değerlemesi, kalite fonksiyon gibi teknikler kullanılmaktadır.

Finansal/Ekonomik Araştırmalar

İş fikrini gerçekleştirmek için gerekli finans miktarının ne kadar olduğu, bunun hangi kaynaklardan sağlanacağı, öz kaynak/ dış kaynak oranının ne olacağı finansal fizibilitede ortaya çıkar.

Girişimciliğin finansmanı konusunda yeterli düzenlemeler olmayan ülkelerde girişimciler yaratıcılıklarını, iş fikri yerine finansı nasıl buluruz konusunda kullanmaktadırlar.

Finansal fizibilitede, işletmenin kuruluş finansmanı (sabit yatırımlar) ve işleyiş Finansmanı (işletme sermayesi ) ihtiyacının ne kadar olduğu tespit edilir. Bu araştırmada işletmenin nakit akışı, kâr formülü, başabaş noktası tespiti gibi finansal bilgiler üretilmektedir. Ayrıca araştırmada maliyet fayda analizi, değer analizi gibi araçlar da kullanılmaktadır.

Örgütsel Araştırmalar

İş fikriyle ilgili kurulması düşünülen organizasyonun yapısıyla ilgili bir araştırmadır. Diğer bir deyişle, yaşayan bir işletmede yeni iş fikrimiz işletmemizin organizasyon yapısında nasıl bir değişiklik yaratacaktır gibi konularda varsayımlara dayalı olarak kestirimlerde bulunulur. Burada iş analizi, uzmanlaşma, yetki ve sorumlulukların dağılımı, prosedürler, kritik insan kaynakları, ücretler gibi konuları araştırır. Bu konularda bir engelin olup olmadığını bulmaya çalışır. Engel varsa zaten bizim iş fikrimiz buraya takılmış olur ve “yapılamaz” şeklinde sonuçlanır.

Yasal Araştırmalar

Belirlediğimiz iş fikrinin ürün ve hizmet içeriğinin mevcut yasal yapıyla uygun olup olmadığını araştırmak için yapılır. Her ülkede her ürün/hizmetin üretimi ve satışı serbest değildir. Bu konuda kurallarla sınırlamalar getirilmiştir. Sizin iş fikriniz çok kârlı görülebilir ancak yasal olmayabilir. O zaman bu iş fikri yapılabilir (fizibil) değildir. Örneğin tefecilik kârlı gibi görünse de yasal değildir.

Girişimci iş fikrini uyguladığı yerde (ülke, bölge, eyalet, şehir vb) tüketiciyi koruma, rekabet, sözleşme ve tazminat hukuku, vergi yasaları, patent ve markayı koruma hukukunu da araştırıp bu konuda da engellerin olup olmadığını öğrenmelidir. Bu süreç sonunda karar verilmiş olur. Bu konuda karar verilinceye kadar, sıralanmış fikirleri için yapılabilirlik yapılır. Bu aşamada fikirler üzerinde değişikliklerin yapılabileceği yeni bir fikir de çıkabilir. Uygulamada yapılabilirlikten sonra ön projenin de yapıldığı görülür. O zaman seçim ve karar ön projeden sonra olur. Kimi durumlarda da yapılabilirlik ve ön proje birbirlerini destekleyecek şekilde iç içe veya yan yana yürüyebilir. Bu sürecin sonunda iş modeli de şekillenmiş olur.

Karar olarak aşağıdaki seçenekler ortaya çıkar

• En uygun iş fikri seçilebilir.

• Uygun iş fikri olmadığından seçim yapılamamıştır.

• Seçim yapmakta zorlanılan birkaç fikir üzerinde ek çalışma yapılması istenilebilir.

• Yeni fikirler aramak ve bulmak için karar verilebilir.

Bazı iş fikirleri o dönem için yapılabilir olmayabilir. Bunları çöpe atmak yerine zamanı gelince tekrar değerlendirilmek için dondurularak korunmak üzere fikir bankasında saklanır. Müşteri ve tüketicilerle ilgili ortaya çıkan sorun ve ihtiyaçlarla karşılaştıkça o fikirler de kullanılır. Öyle iş fikirleri vardır ki sundukları ürün ve hizmetlerin maliyeti yüksek olabilir. Maliyeti düşüren herhangi bir inovasyon sonunda bu iş fikirleri de uygulanabilir hale gelebilir.

TASARIM KAVRAMI

Müşteri istek ve gereksinimlerinin giderek arttığı günümüz pazarlarında tasarımın yeri de artan bir şekilde önem kazanmaktadır. Başarılı olan ve olmayan işletmeler analiz edildiği zaman aralarındaki en önemli fark olarak göze çarpan etkenlerden birisi de tasarım ve sürecine verdikleri önem olmaktadır. Müşterilerin bir ürünü almalarını sağlayan birçok faktör bulunmaktadır. Bunlar arasında kalite, paranın algılanan değeri, estetik çekicilik, değişik ve eşsiz özellikler, uygunluk ve fiyat sayılabilir. Bu faktörler kendiliğinden ortaya çıkmamaktadır, ancak bu faktörler tasarımın sonuçlarıdır.

 

GİRİŞMCİLİKTE TASARIMIN ÖNEMİ

Ekonomik mal ve hizmet üretip, pazarlamak amacıyla üretim faktörlerini organize eden ve kâr amacı güden, ancak risklerine de katlanan girişimci için tasarım çok önemli faktör olmaktadır. Tasarım günümüzde insan zekâsı ve yeteneğinin, yaratıcılığın ve hayal gücünün mal ya da hizmete dönüştürülmesinin güçlü bir ifadesi olarak kabul edilmektedir. Girişimciliğin en önemli hedeflerinden birisi olan kâr elde edilmesi rekabetin yoğun yaşandığı günümüz pazarlarında gittikçe zorlaşmaktadır. Fırsat gördüğü alanlarda atıl kaynakları değerlendirmeye çalışarak risk alan girişimci pazara sunduğu mal ve hizmetler ile farklılığını ortaya koymak durumundadır. Bu farklılığın ortaya konulmasında tasarım önemli bir yer tutmaktadır. Küreselleşmenin sonuçlarından birisi olan rekabet artışından işletmeler en az etkilenmek için ayırt edici ve fark yaratan mal ve hizmetler sunmak durumundadır. Bunun en önemli paydaşlarından birisi de tasarım ve inovasyondur.

Tasarım ile söz edilen başta ürünün tasarımı olmak üzere ürünün ambalaj tasarımından raf tasarımına, logosundan satıldığı alanın tasarımına kadar birçok konu dahil olmaktadır. Ancak burada ağırlık daha çok en önemli olduğuna inanılan ürün tasarımına verilmektedir. Ürünün pazarda tutundurulmasında ürünün ambalajı, sunuluş şekli önemli olurken esas konu ürünün kendisidir.

Girişimci düşüncenin ana bileşenlerinden olan yenilikçi ve yaratıcı olma doğrudan tasarım ile ilişkilidir. Girişimcilik, özünde risk almak olurken üretip pazarlayacağı mal ya da hizmetlerde yenilikçilik ve yaratıcılık istemektedir. Burada görev ve sorumluluk tasarım bölümüne düşmektedir. Tasarımın özünde de yaratıcılık bulunmakta ve bu yaratıcılığın kullanılmasıyla pazarda ses getirecek yenilikçi ürünler ortaya çıkabilmektedir.

Girişimciliğin diğer ana bileşenlerinden biri olan öncülük de tasarım ile doğrudan ilişkili olmaktadır. İşletmeler açısından öncülüğün önemli faktörlerinden birisi sunulan mal ya da hizmetlerdir. Mal ya da hizmet açısından baktığımızda farklı ve yeni tasarımlar ile girişimci kendi pazarını kendisi yaratabilir ve pazarda ilk olarak bunun avantajından faydalanabilir. Böylece, pazara liderlik ederek pazarı istediği gibi yönlendirebilir. Ayrıca, ürünü sunuş şekli ve ambalajında yapacağı farklılıklar ile ürününün pazarda fark edilir olmasını sağlayabilir. Bunun en iyi örneklerinden birisi Apple firmasının İpod ile başlayan çalışmalarıdır. Girişimci, gireceği yeni pazarda büyük bir rekabetle karşılaşabilir. Bu nedenle, bu pazara girmeden önce rakip ürünlerin özelliklerini ve potansiyel müşterilerin istek ve gereksinimlerini çok iyi araştırıp, ürettiği mal ya da hizmetler ile müşterilerini memnun ederek rekabet avantajı sağlamaya çalışmalıdır.

Girişimci, sürekli gelişen küresel ekonomilerde üretimi organize etme, ürün çeşitliliği sağlama, istihdam yaratma ve yeni pazarlar sağlama gibi çeşitli işlevleri yerine getirmektedir. Artan rekabet koşulları işletmeleri girişimcileri ürün çeşitliliğine ve uzmanlaşmaya zorlamaktadır. Bunu sağlayamayan işletmeler zor duruma düşmektedir.

İşletmeler ancak tasarım ve inovasyon faaliyetlerini yerine getirerek bu duruma ayak uydurabilirler. AR-GE çalışmaları sonucunda elde edilen bilgiler ışığında yeni ürünler tasarlanabilmekte ve rekabet avantajı sağlanmaktadır. Ürün ömrünün kısalması işletmeleri kısa sürelerde daha fazla ürünü pazara sunmaya zorlamakta ve bu durumda da görevin büyük kısmını AR-GE ve tasarım bölümlerine yüklemektedir. Ayrıca günümüzde pazara çıkan yeni bir ürünün kısa sürede taklitleri yapılmakta ve bu durumda bu yeni ürün için büyük yatırımlar yapmış olan girişimcileri zor durumda bırakabilmektedir.

Yenilik yaratarak yeni ürünlerle yeni pazarlara giren girişimciler gelişen teknolojiyi tasarım sürecinin yardımı ile mal ve hizmetlerine yansıttıkları ölçüde başarılı olabilmektedirler. Aksi takdirde, yapılan çalışmalar pazardaki diğer mal ve hizmetlerden çok farklı olmayacak ve rekabet avantajı yaratmayacaklardır. Sonuç olarak, yukarıda sayılan girişimcilik ile ilgili tüm bileşen ve işlevler tasarım ve yenilik olmadan çok fazla anlam taşımamakta ve rekabetin arttığı günümüz pazarlarında girişimcinin beklentilerine yanıt verememektedir. Tasarımın yeri ve önemini kavrayan girişimciler girdikleri mevcut ya da yeni pazarlarda başarılı olma olasılıklarını arttırmaktadırlar.

YARATICILIK VE İLGİLİ KAVRAMLAR

 

Yaratıcılık

Yaratıcılık fikir bulunmasıyla ilgili bir kavramdır.

Girişimcilikte yaratıcılık sorun bulma ve sorunu giderme ile ilgilidir.

Teolojik anlamda yaratıcılık, Allah’ın yoktan var eden yüce sıfatlarından birisidir.

Burada işlenen yaratıcılık, var olan şeylerden bir şey elde etmek, var olup da şimdiye kadar hiç kimse tarafından bir araya getirilmemiş parçaların bir araya getirilmesidir.

Yoksa yoktan var etmek değil, var olanı ortaya çıkarmaktır.

Yaratıcılığın çeşitli tanımları yapılmıştır.

“Bilginin alınması ve yeni bir şekil alana ya da yeni bir düşünce oluşturana kadar şekil verilmesi ve yeniden düzenlenmesi sürecidir. ”

İş yaratıcılığı zaten yoktan var etme değil var olanlardan bir kombinasyon elde etmektir.

Birçok bilimsel buluş da böyle ortaya çıkmıştır.

Burada işlenen yaratıcılık, var olan şeylerden bir şey elde etmek, var olup da şimdiye kadar hiç kimse tarafından bir araya getirilmemiş parçaların bir araya getirilmesidir.

Yoktan var etmek değil, var olanı ortaya çıkarmaktır.

Yaratıcılığın daha pek çok tanımı yapılmıştır.

Ancak her yapılan tanım yaratıcılığı sınırlandırmaktadır. Zaten yaratıcılık sınırlandırmayı sevmez.

Yapılan tanımlara bakıldığında yoktan var edilemeyeceği ve farklı şeylerin bir araya getirilmesi, ilişkilendirilmesi gerektiği söylenmektedir.

Burada iki temel kavramın yaratıcılıkla ilişkili olduğu görülmektedir.

Birincisi farklılık ikincisi ilişkilendirmektir.

Yani bunları birleştirdiğimizde farklılıkların ilişkilendirmesi çıkmaktadır. Şimdi bunları açıklayalım.

Farklılık

Farklılıkların bir araya getirilmesi yaratıcılığı oluşturur.

Homojen olan yani aynı olanların bir araya getirilmesiyle yaratıcılık meydana gelmez.

Farklı olan şey, bilgi, veri, sözcük, kavram, kültür, fikir gibi bir bütünün parçaları olabilecek şeylerdir.

Elde etmek istediğimiz şey olan farklılık, bu ise yaratıcılık ile yaratıcılık da farklılıkla oluşmaktadır.

O halde farklılığı farklılıkla yapıyoruz.

Aynı şeylerden yaratıcılık olmamakta yine aynı şeylerden aynı şeyi yapıyoruz.

Çünkü yaratıcılık, yapılmış bir şeyi yapmak değil yapılmamış bir şeyi yapmaktır.

Bunun için bazı toplumlar farklılığın zenginlik olduğunu daha yeni fark etmeye başlamışlardır.

Aynı şekilde kent toplumları izole değildir yani diğer toplumlarla ilişkileri vardır. İlişkiler kurduğu toplumların farklı ya da aynı olması önemli değildir.

Geleneksel toplumlar diğer toplumlarla genellikle izole olmuşlardır.

Ayrılıklarını korurlar.

Kent toplumları da farklılıklarını artırırlar.

Onun için kent toplumları diğerlerine göre daha yaratıcıdırlar.

Hatta kentlerin büyümesi yaratıcılığı daha hızlı artırmaktadır.

Buna “süper lineer ölçeklendirme” denmektedir.

Yapılan araştırmaya göre beş milyonluk bir kentte yaşayan bir kişi yüz bin nüfuslu bir yerleşim yerine göre yaklaşık üç kat daha yaratıcıdır.

Diğer bir deyişle büyük kentler kalabalık ve aşırı gürültüsüne rağmen küçüklere göre daha yaratıcı olabiliyorlar.

Bu durumda kentte oturanlar kasabada ve köyde oturanlardan daha yaratıcıdırlar. Böyle bir sonuç da farklılıkların artmasından doğmaktadır.

Farklılığın değerli olmadığı toplumlarda farklılık yıkıcılıktır, bozucudur, sürtüşme yaratır.

Görüş ayrılığı kişiseldir.

Farklılığın değerli görüldüğü toplumlarda ise farklılık zenginliktir ve güçlendirir.

Görüş ayrılığı kişisel değil düşünseldir

Mikro ölçekte bakıldığında kişisel yaratıcılıkta farklılık yine göze çarpar çünkü farklı çevresi, farklı alanlarda ilgisi ve uzmanlığı olmayan kendisini farklılıklar içinde zenginleştirmeyen insan pek yaratıcı olamaz.

O da yaratıcı olabilmesi için farklı girdilere sahip olması gerekir.

Farklı girdilerden farklı çıktılar olur.

Aynı girdilerden farklı çıktılar olmaz.

Örgütsel yaratıcılıkta da aynı şey geçerlidir.

Yaratıcılık çalışmalarında en iyi takımlar en büyük çeşitliliğe sahip takımlardır.

Herkesin herkesle aynı fikirde olduğu takımlardan farklı fikir çıkmaz.

İlişkilendirmek

Farklılık bulunduktan sonra bunların birbiriyle ilişkilendirilmesi yaratıcılığı tamamlar.

Bilimin amaçlarından birisi de olayların, nesnelerin birbirleriyle olan ilişkilerini açıklayabilmektir.

Var olan farklı parçaların ilişkilendirerek birleştirilememesi yaratıcılığı ortaya koymaz.

Burada yapılan şey kombinasyondur. Bu da denemeyle ortaya çıkar.

Her ilişkilendirme anlamlı olmayabilir.

Fırsatları, onlardan sorunları ve çözümleri yaratmak için elimizdeki mümkün olduğunca farklı parçaları kullanarak anlamlı açıklamalar elde edebilmektir.

İlk seçenekten çok en iyi seçeneği yakalayabilmek gerekmektedir.

Bunun için çok deney yapmak gereklidir.

İlk denemede doğrunun ve en iyisinin bulunma ihtimali çok düşüktür.

Denemelerin çoğu hatalı olacak, iyi sonuç vermeyecektir.

Ama her deneme ve hata bizi doğruya ve en iyiye daha yaklaştıracaktır.

Hata yapmaktan korkmayan, hatanın da doğru gibi değerli olduğu, hata yapmadan doğrunun bulunamayacağı anlayışı yaratıcılıkta önemlidir.

Hata yapmaktan korkan denemeden de korkar.

Denemeyen hiç hata yapmaz ama o da hiçbir şey yapmamış olur.

Yaratıcılığı geliştirmek için hata kültürünü kabul etmek gerekmektedir.

Hata yapma olasılığı riski gündeme getirmektedir.

Hata yapmaktan korkan kimsenin risk alma yelpazesi düşüktür.

Yaratıcılıkta, çalışanların deney yapmasına, hata yapmasına ve risk üstlenmesine izin vermek gerekmektedir.

Fikirleri fikirlerle buluşturmak birleştirmek için güçlü ağlar gereklidir.

Günümüzde de iletişimin gücü yapılandırılan ağlarla kendini göstermektedir.

Ağların çokluğu ve yoğun kullanımı bu anlamda yaratıcılığın artmasını sağlamaktadır.

Yani ilişkilendirme eskiye göre daha çok ve daha rahat olmaktadır.

Ne kadar fazla ağda iseniz yaratıcılığınız o kadar artmaktadır.

Çünkü fikirlerinizi ağdaki fikirlerle birleştirerek, ilişkilendirerek yeni fikirlerin çıkmasını sağlamaktasınız.

Fikirler önemli ve eksik parçaları ağdaki başka fikirlerden tedarik etmektedir.

İlişkilendirme, fikirlerin birbirini tamamladığı gibi birbirini tetiklemekte ve uyarıcı etki yaparak yeni fikirlerin doğmasına neden olmaktadır.

Fikirler ne kadar çok hareket halinde ise başka fikirlerle buluşma ihtimali varsa yaratıcılığın artma ihtimali fazladır

Bir kültürde yöneticiliğin olup olmadığı etkileşimi sağlayan ağların varlığına, yoğunluğuna ve açık olup olmadıklarına herkesçe erişilip olup olmadığına bağlıdır

 

 

YARATICILIK SÜREÇLERİ

Yaratıcılığın olay değil bir süreç olduğu bunun ise yaratıcılık yapan bireyin doğasına göre değiştiği söylenmektedir.

Bu süreç dinamiktir insan bilincinin tüm alanlarından yararlanırlar

Yaratıcılık, akıl, duygu ve mantıktan yararlanır.

Son yıllarda yaratıcılıkta duygular, sezgiler, içgüdüler çok kullanılmaktadır.

Bilindiği gibi bilim açıklamalarda bulunur, sanat tarif eder.

İkisinin de işleyiş süreçleri birbirine benzer.

İkisinde de yaratıcılık vardır. İlişkileri gittikçe artmaktadır.

Onun için yaratıcılık süreçleri kapsayıcıdır.

Yaratıcılık süreçleri çok aşamalı birden fazla model olarak görülmektedir.

Birbirine benzer ve birbirinden farklı modellerin olması yaratıcılığın ruhundan kaynaklanmaktadır.

Tek bir modeli kabul etmek yaratıcılığı sınırlandırmak anlamına gelir ki bu da pek doğru olmaz.

Bu modellerin sayısı artırılabilir. Ancak mevcut modellerden dört aşamalı ortak bir model oluşturmak daha açıklayıcı olacaktır.

  1. Hazırlık
  2. Kuluçka
  3. Yaratıcılıkların çıkması
  4. Fikirlerin değerlendirilmesi ve seçimi

Yaratıcılığı dört aşamalı bir model olarak görmek klasik bir yaklaşım olacaktır. Şimdi bu aşamaları başlangıçtan itibaren tek tek açıklayalım.

Hazırlık

Bu aşamada sorun hem bulunur hem tanımlanır hem de sorunun çözümüyle ilgili malzeme bulunur.

Sadece bulunmuş bir sorunu çözmek için yaratıcılık yapılmaz, sorun bulmak için de yaratıcılık yapılır.

Bulunan sorunu iyice açıklayabilmek gerekir.

Sorunu sözlü ve yazılı hatta görsel olarak ifade etmek, farklı açılardan yaklaşmak ona çeşitli sorular sormak, değişik şekillerde tekrar tekrar tanımlamak gerekir.

Çünkü doğru tanımdan ziyade değişik ve farklı tanımlar bu konudaki perspektifleri artıracaktır.

Her farklı perspektif kolay ve daha iyi çözümün yaratılmasına katkı sağlayacaktır.

Sorun konusunda yapılan bu çalışmaların amacı yaratıcılık faaliyetlerinde düşünce gücünün yoğunlaşacağı hedefi net bir şekilde ortaya koymaktır.

Bu aşamada hedef belirlendikten sonra sorunun çözümü için her türlü girdi toplanır.

Bunlar mümkün olduğu kadar farklı olmalıdır.

Çünkü farklı girdilerle farklı çıktılar elde edilir.

Kuluçka

Bu aşamada sorun belli, malzemeler bellidir.

Beyin hazırlık aşamasında topladığı ve toplamaya da devam ettiği girdilerle belirlediği hedefe ulaşmaya yani sorunu çözmeye çalışır.

Bu hemen üst bilinç düzeyinde başlar ve bununla da yetinmeyerek konuyu bilinçaltına gönderir. Bilinçaltı topladığı girdilerle sorunu çözmeye çalışır.

Bu aşamada hem bilinç düzeyinde hem de bilinçaltı düzeyinde çözüm için fikirler çıkmaya başlar.

Ancak en iyi fikir için her düzeydeki fikir üretme çabaları için zaman tanınır.

Fikirler fikirlerle çarpışır.

Yeni uyarıcılar devreye girer, düşünceler olgunlaşır.

Bu aşamada mümkünse mantık fikir çıktıktan hemen sonra değil de epeyce sonra devreye sokulmalıdır.

Mantığın devreye girmesi kuluçka dönemini kısaltır.

Aynı zamanda mantıksız olması bahanesiyle pek çok fikir heba olur.

Bazı fikirler doğmadan ortaya çıkmadan, büyümeden tomurcuk halindeyken yok edilir.

Oysa kuluçka süresi fikirlere bu şansı verir.

Yaratıcılıkların Çıkması (Evraka)

Kuluçka dönemiyle birlikte kıvılcımlar şeklinde parlamaya başlayan fikirler akmaya başlar.

Kıvılcımları canlandırmak, güçlendirmek için fikirler yargılanmaz, yorum yapılmaz, düzeltilmez, endişelenilmez, geriye bakılmaz, odak yitirilmez, enerji baltalanılmaz

Bu aşamada analitik, mantıksal, yargısal, doğrusal sol beyin değil, akışkan, yaratıcı, doğrusal olmayan özelliklere sahip sağ beyin devrededir

Fikir patlaması yaşarken zaman zaman “işte, Buldum” (evraka) anları ortaya çıkar.

Yine burada da fikirler fikirleri tetikler, fikirler arasında köprüler kurulur.

Bazen çözüm sunan parlak fikirler çıkar ve en iyisinin bulunduğu akla gelir.

Fakat daha sonra çıkan yaratıcı fikirlerle bu yargı kırılır.

Böylece fikir üretim süreci yakaladığı yeni algılarla anlık sıçrama şeklinde devam eder.

Gökyüzünde patlayan havai fişek gösterisinde olduğu gibi kimi fişekler cılız kimi fişekler gücü yüksek olduğu için gök bombası şeklinde yüksek gürültü ve ışık saçarak patlamaktadır.

Yaratıcılıktaki fikirler de böyledir.

Kimisi cılız kimisi güçlü bir şekilde anlık olarak parlamaktadırlar.

Burada amaç hedef olarak gösterilen sorunu en iyi çözebilecek fikri bulabilmektir.

 

 

Fikirlerin Değerlendirilmesi ve Seçimi

Büyük küçük ortaya çıkan fikirlerin en iyilerini seçip uygulamaya konulduğu aşamadır. İşte burada beynin hem sağ hem de sol tarafı birlikte kullanılır.

Fikirler seçilirken hedeflere en uygun olan tercih edilir.

Fikirler, fizibilite, pazara sunma zamanı, geri dönüş oranı ve risk gibi geleneksel etmenlere göre değerlendirildiği gibi akıllı, nitelikli, yenilikçi, dostça ve eğlenceli özelliklerine bakarak da değerlendirilir.

Hatta tuhaf, çekici ve uygulanabilir olması dikkate alınmaktadır

En iyi fikirleri seçerken Matris şeklinde puan tablosu, jüri yargılaması, değer haritacılığı, yaratıcılık puan tablosu şeklinde yöntemler uygulanmaktadır

Seçilenleri test etmek için prototip oluşturma canlandırma, simülasyon gibi teknikler kullanılmaktadır.

Bütün bu aşamalardan sonra seçilen fikrin uygulanması için iş planı ve eylem planı yapılarak uygulamaya geçilir.

Şunu da burada belirtmek gerekir. Çeşitli kriterlere göre seçilen ve fizibilitesi yapılan iş fikrinin iş planı yapılır.

İş planından sonra fizibilite yapılmaz.

Çoğu zaman iş planı ile fizibilite karıştırılır.

Girişimcilikte şu söz sık söylenir “uygulanmış kötü bir fikir uygulanmamış iyi bir fikirden daha iyidir”.

Uygulamada risk vardır.

Her seçilen iyi fikir uygulanmaz çünkü bu durum uygulayanın risk alma yelpazesine bağlıdır.

Çeşitli yaratıcılık ortamlarında pek çok iyi fikrin risk alınmadığı için uygulanamadığı görülmüştür.

Onun için seçilen her iyi fikir mutlaka uygulanır diye bir anlayış olamaz.

 

 

YARATICILIĞIN TEMEL UNSURLARI

İnsanların yaratıcılıkları üç şeye sahip olmalarına bağlıdır.

Diğer bir deyişle insanlar şu üç şeye sahipse daha yaratıcıdırlar.

Uzmanlık (bilgi alanı), yaratıcı düşünce konusundaki beceriler ve motivasyon.

Uzmanlık, alan, entellektüel ve teknik bilgidir.

Sadece alan bilgisi değildir. Alandışı bilgi de vardır.

Bu iki alanın gelişmesi yaratıcılığı artırmaktadır.

Sadece uzmanlık bilgisi yaratıcılık için yetmemektedir.

Uzmanlık bilgisinin olmaması da yaratıcılığı engellemektedir.

Birbiriyle pek ilgisi olmayan farklı alanlardaki bilgi yaratıcılıkta kullanılan girdilerin farklılığını göstermektedir.

Birbirlerinde farklı ve çeşitli olan bilgiler, ilişkiler kurma, köprüler oluşturma bakımından yaratıcılığı artırmaktadır.

Disiplinler, aralarındaki duvarları kaldırmış ve birbirleriyle daha yakın ilişkiler içine girmeye başlamışlardır.

Yaratıcılık, disiplinlerin birbirlerine yaklaştıkları alanlarda daha çok görülmeye başlanmıştır.

Aynı şekilde sektörler, kültürler ekonomik ve siyasal sistemler de birbirlerine yakınlaşmaya ve ilişkiler içine girmeye başlayınca yaratıcılık artmıştır.

Yaratıcı düşünme becerileri, yaratıcılık doğuştan mı? öğrenilebilir mi hep tartışılmıştır.

Hala daha tartışılmaktadır.

Ancak araştırmalar yaratıcılığın öğrenilebilir olduğunu daha çok desteklemektedir.

Yani insanlara yaratıcılık konusunda eğitim verilirse kişinin yaratıcılığı artar.

Bu durumda hemen şu soru sorulabilir.

Yaratıcılık eğitimi almayanlar yaratıcı değil mi ya da şu anda yaratıcı olanlar mutlaka bu konuda eğitim mi almışlardır?

Eğitim, bastırılmış, üzeri örtülmüş, boğulmuş yaratıcılığı açığa çıkartmaktadır.

Esasında herkesin yaratıcı olduğu konusunda pek çok araştırma bulunmaktadır.

Yaratıcılığın bazı insanlarda görülmesi, diğerlerinde bastırıldığı, kalıba sokulduğu, engellendiği herkesin yaratıcı olamayacağı söylemlerinin yayılması gibi faktörler insanlardaki yaratıcılığı sınırlandırmıştır.

Eğitimle yaratıcılığın teknikleri öğretilir, farkındalığı artırılırsa o kimse yaratıcılık için aranan unsurlardan birine sahip olabilmektedir.

Yaratıcılığın önemli hale gelmesiyle, işletmeler ve diğer kurumlar çalışanlarına yaratıcılık eğitimleri düzenlemektedirler.

Bu talebi gören eğitim şirketleri de programlarına bu modülleri eklemişlerdir.

Hatta devlet ve özel eğitim kurumları her seviyedeki eğitim programlarının yapılandırılmasında yaratıcılığı daha çok dikkate almaya başlamışlardır.

Motivasyon, girişimciliğin ilk adımı motivasyondur.

Yaratıcılığın da ilk adımı motivasyondur.

Yaratıcı olduğuna inanmayan meraklı ve istekli olmayanlar yaratıcılıklarını ortaya koyamazlar.

İnsanlar dayatma, emir ve talimatlarla yaratıcılıklarını gösteremezler.

Yaratıcılıkta motivasyon gerekli üç unsurdan biridir.

Yaratıcılık için üç unsurun hepsi eksiksiz gereklidir.

Bunlardan birinin olmaması yaratıcılığı harekete geçiremez

Yaratıcılık için aynı anda faktörlerin tamamı bulunması gereklidir.

İki tür motivasyon vardır, dış motivasyon, iç motivasyon.

Yaratıcılığın artırılmasında ikisi de eşit seviyede etkili değildir.

Dış motivasyon araçları en çok kullanılan para olmak üzere işten atılma, statü verme, fazla izin kullanma, çeşitli ödüller gibi maddi karşılığı olan şeylerdir.

Yaratıcılıkta bunlar kullanıldığı zaman çalışanlar kendilerine yaratıcılık karşılığında rüşvet verildiğini

İçsel motivasyon zoru başarma duygusu, merak, araştırma, bulma zevki ve sevgisi, kendini gerçekleştirme, saygı, takdir gibi insanın psikolojik ihtiyaçlarıyla ilgili faktörlerdir.

Ayrıca soruna meydan okuma, çözümün ona verdiği tatmin duygusu içsel motivasyonu artırmaktadır.

Yöneticiler yaratıcılığı sağlamak için çalışanları için içsel motivasyon araçlarını kullanmalılar.

Üstelik işletmeye maliyeti sıfırdır.

Dışsal motivasyonun yaratıcılığa katkısı çok olmadığı gibi işletmede maliyet yaratır.

 

YARATICILIĞI ARTIRAN FAKTÖRLER

Yaratıcılığı artırmak sadece yaratıcılık yapanla ilgili değil, yaratıcılık yapanın dışındaki faktörlerle de ilgilidir.

Bu iki durum hem birbirini tamamlamakta hem de birbirini beslemektedir.

Yenilikçi kurumlar ikisine inanmakta ve ikisini de önem vermektedirler.

Farklı alan ve seviyede kendini gösteren bu faktörler çeşitli şekillerde gruplandırılabilir.

 

Çevre ve Çeşitli Ortamlar

Yaratıcılığı ateşlemek ve canlandırmak için fiziki ortamların etkisinin olduğu kabul edilmektedir

Çözmek istediğimiz sorunun yakın ve uzak çevresinde hatta merkezinde olmak o sorun ile ilgili çözüm için gözlem yapmak yaratıcılığı artıracaktır.

Fiziksel ortamlar, duyuları harekete geçirmeye yardım eden yaratıcılıkta odaklanmayı sağlayan en önemlisi de keşfin bağladığı yer olarak görülürler.

Bilindiği gibi hepimizin bulunduğu ortamlara bağlı olarak çeşitli çevrelerimiz var.

Bulunduğumuz ortamlarda farklılığı ya da çeşitliliği oluşturamıyorsak, sürekli olarak bunu yapmak pek mümkün görülmemekle birlikte bazen yapabildiklerimizle kalıyoruz.

Oysa bulunduğumuz ortamın çevresi de farklılıklarla doludur.

En az bulunduğumuz ortam kadar çevremizdeki farklıları da algılar içselleştirirsek yaratıcılık için ihtiyaç duyulan farklı malzemeyi sağlamış oluruz.

İşte çevre bize yaratıcılık için hem farklılıklar sunar hem de destek, motivasyon ve uygun koşullar sunar.

Hiç şüphesiz her ortam ve her çevre aynı şeyleri sunmaz.

Çünkü birbirinden farklıdır.

Oluşturmak için ortama daha fazla müdahale edebiliriz.

Uygun çevreyi de daha fazla seçebiliriz.

Seçtiğimiz uygun çevre oluşturduğumuz ortamlar yaratıcılığımızı artırabilir.

Ancak şirketlerin ve insanların yaratıcılık için bunları bilmesi yetmiyor bunları uygulaması gerekiyor.

Ağlar

Her bir fikrin soyağacı vardır.

Hiçbir fikir tek başına tek parça halinde oluşmaz, bir grup halindedir.

Kendisini oluşturan parçalarını başka yerlerden alır.

Ama mutlaka ağlar parçaları bulur ve bunlar arasında ilişkiler kurarak birleştirir.

İnsanlar akışkan ağları oluşturacak şekilde bir araya gelmişse yaratıcılık artmıştır.

Çünkü fikirler bu halde birbiriyle daha rahat buluşabiliyor, karşılaşabiliyor.

Bu nedenle yerleşimde nüfus yoğunluğu arttıkça akışkan ağlar artmakta ve ağlardaki fikirler başka fikirlerle karşılaşmaktadır.

Bu da yaratıcılığı yani fikirlerin birleşmesini yeni ve farklı fikirlerin ortaya çıkmasını sağlamaktadır.

 

Bellek (Kayıt)

Fikirler ve önseziler uzun yaşamazlar.

Herhangi bir yerde doğan fikirler ve önseziler kullanılmadıklarında ve kayıt yapılmadığında unutulur, kaybolup giderler

Çoğu yaratıcı insanlar düşünce günlüğü tutarlar.

Onlar bu günlüğün belleği desteklediğine inanırlar.

Düşünce günlüğüne sadece fikirler, önseziler yazılmaz okunan kitapta ilginç fikirler ve bilgiler, konferansta söylenen enteresan bir söz, yakalanan değişik bir gözlem yazılır.

Bu tür kayıtlar zaman zaman gözden geçirmeye imkân sağlayarak hem ilham vermekte hem de bağlantı kurmayı sağlamaktadır.

Çünkü her gözden geçirme fikirleri harmanlıyor, canlandırıyor, ilişkiler kurduruyor.

 

Yaratıcılık Molaları

Fikirlerin ve önsezilerin doğmasına ve gelişmesine imkân veren yaratıcılık molaları uygulanmaktadır.

Firmada çalışanlarına günlük çalışma saatlerinin yüzde onbeşini serbest yaratıcılık çalışması sayılabilecek projelerde çalışmasına imkân sunmaktadır.

Buna da “İnovasyon molası” adı vermişlerdir

Günde sekiz saat yasal olarak çalışmak zorunda olan mühendis günde iki saatini yaratıcı projelerde çalışır.

Yaptıkları çalışmalar ve ilerlemeler konusunda yetkililere bilgi vermek zorundadırlar.

Fikirlerini üzerinde denemeler yaparlar, fikirden fikire atlayabilirler.

Pek çoğundan ürün çıkmaz ama yine önemli ürünler bu moladan çıkmıştır.

Ortak Alanlar

Buna resmi olmayan insanların biraraya geldikleri yerler demek daha doğru.

Ev, işyeri dışında olan bu yerler yaratıcılığın yeşerdiği alanlar olarak görülebilir.

Bu yerler içinde fiziksel ve entelektüel özelliği olan cafeler her dönemde farklı insanların buluştuğu yer olmuştur.

Bu mekanlar farklı fikirlerin çarpıştığı, fikir kalabalıkların olduğu yerler olmuştur.

Resmi olmayan yerler olduğu için hiyerarşisi, bürokrasisi olmayan daha özgür yerlerdir.

Buralarda fikirler daha rahat söylenir ve paylaşılır. Farklı fikirler daha rahat buluşur.

Aynı zamanda iletişim geri dönüşümlü olur. Fikirler birbirlerini uyarır ve fikirlerdeki eksik parçalar tamamlanır.

Aynı şekilde üniversitelerin yurt odaları, kantinler farklı alanlarda eğitim gören öğrencilerin buluştuğu, konuştuğu, paylaştığı, etkileştiği ve işbirliği yaptığı yerlerdir.

Buralardan çok keşifler ve markalar doğmuştur.

Pek çok işletmenin buralarda doğduğu görülmektedir. Çünkü iş fikri buralarda doğmuştur.

Günümüzde ise bu mekanlara Facebook, Twitter ve Linkedin eklenmiştir.

Bunlarda çift taraflı iletişim ve etkileşim vardır.

Önceki mekanlar, sanal ortamlar şeklinde de yapılabilmektedir.

Dolayısıyla hem bilginin, fikirlerin arttığı ve hem de aktığı bir ortam oluşmuştur.

Aynı zamanda insanların daha çok insanla hızlı ve yoğun iletişim kurma olanakları yaratıcılığı her zamankinden daha çok artırmaktadır.

Belki de yaratıcılığın bu kadar çok bütün dünya tarafından gündeme gelmesinin nedenlerinden biridir. Bu gelişmeler arttıkça yaratıcılıkta artacaktır.

Piyasalar

Devletçi ekonomiler daha hiyerarşik ve bürokratik oldukları için fikirlerin doğuşu ve çarpışması bakımından elverişli özellikler göstermemiştir

Piyasa ekonomisi yaratıcılığı destekler çünkü kâr ve rekabet güdüsü bu ekonomilerde vardır.

Kapitalist ekonomilerde kâr edebilmek ve rekabette güçlü olabilmek hatta rekabet dışı kalabilmek için farklı olmak gerekir.

Bu da yaratıcılığı getirir.

Oysa piyasa yerine devlet ekonomisinin olduğu sosyalist ve komünist ekonomilerde yaratıcılık daha az olmaktadır

Küreselleşme olgusu, tek kutuplu dünya, kapitalizmin dünyaya yayılması, küresel rekabet, yaratıcılığa olan ihtiyacı artırmış ve yaratıcılık çok değerli hale gelmiştir.

Dolayısıyla yaratıcılığı artıran en büyük faktör olmuştur.

Mikro ölçekte işletmeler açısından bakıldığında yaratabilme gücün kadar piyasada gücün vardır anlayışına teslim olmuşlardır.

Yoksa piyasada uzun süre kalmak mümkün değildir.

Onu işletmeler müşteri (tüketici) merkezli politikalar izlerler.

Herkesten önce müşterinin farkedilmemiş bir ihtiyacını ve sorununu bulmak ve herkesten önce bu ihtiyacı giderici sorun çözücü ürün ve hizmet üretmek şeklinde hareket eder hale gelmişlerdir.

Onun için yeni yaratıcı fikirlere ihtiyacı vardır (iç girişimcilik).

Diğer taraftan piyasaya çıkmaya çalışan ve yeni iş kurmaya çalışanlar da aynı anlayışla hareket ederler.

Düşünce özgürlüğü girişimcilik ve inanç özgürlüğü temelinde oluşan kapitalist sistem bu özellikleri itibariyle de yaratıcılığı destekleyen koşullar sunmaktadır.

Tek kutup dünyanın ülkeler arasındaki eşikleri alçaltması, herşeyin geçişini ve hareketini artırmasına, ülkeleri karşılıklı olarak birbirlerine daha bağımlı hale gelmesine neden olmuştur.

Bu değişimi de yaratıcılığı artıran bir faktör olarak görmek mümkündür.

 

 

 

 

Eğitim

Yaratıcılığı artıracak şekilde tasarlanmış bir eğitim yaratıcılığı artırır.

İnsanlar çocukluk dönemlerinde daha yaratıcıdırlar.

Çünkü kalıba germemişlerdir.

Çok soru sorarlar.

Çok meraklıdırlar.

Yaş ilerledikçe sordukları sorular ve merakları azalır.

Çünkü genellikle eğitim sistemi her soruya tek doğru cevap bulmayı öğretir.

Tek doğru cevap bulundu mu başarılıdır

Başka cevap bulmaya gerek yoktur.

Oysa başka doğru cevap aramalıyız, yaratıcılık tam da burada başlıyor.

Fikir üretiyoruz.

Aynı soruyu farklı sorarak farklı doğru cevaplar bulmaya çalışıyoruz.

O zaman yaratıcılık artıyor.

Yaratıcılığın artırılması konusunda eğitimin önemi olacaktır.

Eğitimle yaratıcılık artırılabilir de azaltılabilir de, eğitimle önce bu bilincin verilmesi gerekir.

Yaratıcılığı destekleyen bir faktör olmayı sağlayacak eğitimin, güvenli, hata yapma korkusu olmayan, soru soran, farklılığın değerli olduğu bilen, resmin tamamını görebilen, hayal kurabilen, yeni kavramlar yaratabilen şekilde insanı yetiştiren bir yapıda olması lazımdır.

Yoksa bütün düzeylerdeki eğitimler insanı kalıba sokma çabası gütmüşse böyle bir eğitimden çıkmış insanın yaratıcılığını ortaya çıkarmak pek kolay olmamaktadır.

Diğer taraftan günümüzde geçerlilik kazanan yaşam boyu eğitim de yaratıcılığı artıran ve onu besleyen içerikte olmalıdır.

Böyle eğitimin yapıldığı ülkelerde yaratıcılık artmakta, yaratıcı ekonomiyle birlikte gelişme ve kalkınma sağlanmaktadır.

Diğerleri de taklitle yetinmektedirler.

Teknolojik ve Akademik Değişmeler

İşletmelerin piyasada tutunabilme ve güçlü olma kaygısı, rekabetin küreselleşmesi ve sertleşmesi, teknolojik ve bilimsel gelişmeler; sezgisel olarak düşünebilen, yaratıcı ve yenilikçi, iletişimi güçlü, takım halinde çalışabilmeye yatkın, uyum gösterebilen, esnek ve özgüvenli özelliklere sahip insan kaynaklarına olan ihtiyacı artırmıştır.

Eğitim kurumları da özellikle üniversiteler bir taraftan bilimsel ve akademik bilgi üretme fonksiyonlarını yerine getirmeye çalışırken bir taraftan da piyasanın talep ettiği özellikteki insan kaynaklarını sağlayabilmek için programlarında yeni tasarımlar yapmaktadırlar

Yaratıcılığın değeri artınca işletmeler için yaratıcı insanların önemi de artmaktadır.

Akademik kurumlar da bu tip insanları nasıl yetiştiririz? sorusunu cevaplandırabilmek için yaratıcılıklarını kullanmaya başladılar.

Artan yaratıcılık her zaman yaratıcılığı artırmıştır. Bu artış hem yaratıcılığın kendisinde hem de yaratıcılık yöntem ve tekniklerindedir.

İşletmeler üretim faktörü olan emeğin kas gücünden çok, beyin gücünü kullanmaya başlamışlardır.

Kas gücünde yaratıcı olmak gerekmiyor ancak beyin gücünde yaratıcı olmak kendiliğinden ortaya çıkıyor.

Bu durum teknolojik ve akademik bilgiyi artırmış bu artış da yaratıcılığın artışını gerekli kılmıştır.

Gelişmiş ekonomilerdeki artan hizmetler sektörü yaratıcı beyin gücünü alan talebi artırmıştır.

Gelişen teknoloji tarım ve sanayi sektöründe kas gücüne dayalı emek yerine geçince kas gücünün değeri düşmüş, henüz teknolojinin yerine geçemediği beyin gücü değerli hale gelmiştir.

Üstelik katma değeri yüksek ürün ve hizmetler için kas gücü değil beyin gücü gerekli olmuştur.

Bunda da yaratıcı beyinler en değerli hale gelmiştir.

Yaratıcılığın insan tarafından yapılması ve bunun teknoloji tarafından yapılamaması üretimde insanı çok değerli hale getirmiştir.

Hiç kuşkusuz bu insan, yaratıcılık ruhu gelişmiş yaratıcılık becerileri oluşmuş iyi eğitimli olandır.

Fikirlerin önemli bir kısmının temelinde akademik araştırmalar yatmaktadır (

. Akademik olarak üretilen bilgiler başka araştırmalar için platform oluşturmaktadırlar.

Bir bakıma bilim için bilim çalışmaları piyasa için bilimin kaynağını oluşturmaktadır.

Temel bilimlerdeki araştırmalar, ürüne, hizmete ve herhangi bir sürece çevrilebilecek iş fikirleri yaratıcılığını artırmaktadır.

Bunun için üniversitenin ürettiği akademik bilgiyle girişimcinin buluşmasını sağlayan teknoparklar, silikon vadisi ve kuluçka merkezleri gibi yaratıcılık ortamları artmaya başlamıştır.

Çünkü bu tür platformlar yaratıcılığın artmasını sağlarken çıkan fikirlerin de uygulanmasını desteklemektedir.

YARATICILIĞI ENGELLEYEN FAKTÖRLER

Yaratıcılığı bazı faktörler destekler bazı faktör de ezer.

Çoğunlukla yöneticiler bunun farkında bile değillerdir.

Çünkü neler yaratıcılığı engellemektedir, bilememektedirler.

Onun için önem vermezler

Bir taraftan yaratıcılığı engelleyen faktörleri ortadan kaldırmak bir taraftan da yaratıcılığı artıran faktörleri uygulamak gerekir.

Örgütsel Engeller

Günümüzde bireysel yaratıcılıktan çok örgütsel yaratıcılık ön plana çıkmıştır.

Çünkü örgütsel yaratıcılık fikir üretmede daha başarılıdır.

Ancak örgütlerde yaratıcılığın engellendiği durumlar da vardır. Genellikle örgütün yapısı ve yönetimiyle ilgilidir.

Örgütlerde yönetim genellikle üretim, işbirliği, denetim, verimlilik gibi konulara aşırı düşkündür.

Yaratıcılık gözardı edilir. Bunda kasıt yoktur.

Yönetim fonksiyonlarının üzerinde çok durulması yaratıcılığa ilgiyi azaltır.

Örgüt olarak işletme verimli ve iyi denetlenen örgüt olarak iyi tasarlanmış olsa bile çok başarılı olduğu söylenemez.

Bunların yanında yaratıcı değerleri olan bir kültüre sahip olması gerekmektedir.

Ayrıca yaratıcılığın da iyi yönetilmesi gerekir

Yaratıcılık sanatsal olaylarla ilgilidir.

Yani sanatta yaratıcılık yapılır. “İşletmecilikte yaratıcılık pek olmaz” anlayışı yaratıcılığı engeller.

Oysa yaratıcılığın en çok kullanıldığı alan işletmeciliktir.

Hem kuruluşundaki iş fikirleri hem de gelişimi büyümesi ve sürdürülebilirliği konusundaki iş fikirleri bakımından her zaman yaratıcılığa ihtiyaç duyulmuştur.

Yaratıcılığı oluşturan uzmanlık (bilgi) motivasyon ve yaratıcı düşünce becerisi unsurlarının tamamı ve bir kısmı ile ilgili yetersizlikler yaratıcılığı engeller.

Örneğin bilgi bakımından yeterlisiniz, yaratıcılık konusunda motivasyonunuz da var, ama hayal gücüne dayalı yaratıcı düşünme becerileriniz yetersizse yaratıcılık istenilen şekilde olmayacaktır. İşte bunun bilinmemesi yaratıcılığı engelleyecektir.

Örgütte özgürlüğün kısıtlanması, yok edilmesi, imkan verilmemesi yaratıcılığı engeller.

Yönetim tarafından hedefler gösterilir ve bu hedeflere hangi yollardan nasıl varılır bu da bildirilirse yaratıcılık engellenir.

Oysa sadece hedefler gösterilir, bu hedeflerin nasıl yakalanacağı konusunda çalışanlar özgür bırakılırsa çalışanlar daha yaratıcı olmaktadırlar.

Yaratıcılık için yeterli zaman ve kaynak desteği verilmezse yaratıcılık ölür.

Örneğin yaratıcılık için zorlayıcı bitim tarihi yaratıcılığı engeller

Aşırı bürokrasiye ve hiyerarşiye uygun fiziksel ortamlar, aşırı departmanlaşma ve departmanlar arasında izolasyon yaratıcılığı engeller.

Örgütlerde türdeş kurulan fikir ve proje ekipleri, kendimize ve birbirine benzer insanların işe alınması yaratıcılığı engeller.

Bireysel ve örgütsel olarak yaratılan fikirlere kayıtsız kalmak ve takdir etmemek yaratıcılığı yok eder.

Yaratıcılığı Ar-Ge gibi belirli bir alt birime ya da departmana bırakılması ve örgütteki tüm çalışanların sürece dahil edilmemesi yaratıcılığı bir birime hapseder, bu birimde çalışanlar yaratıcı diğerleri yaratıcı değildirler duygusunu yaratır.

Çalışanların yaratıcı çalışmalar sonucu başarısız olması halinde onların sürülmesi, yerinin değiştirilmesi, statüsünün düşürülmesi şeklinde cezalandırılması yaratıcılığı caydırarak engeller.

Çünkü başarısızlık korkusu ve risk alamama kültürü oluşur.

Örgüt içi çekişmeler, hizipler, kavgalar, dedikodular, soruşturmalar, hem motivasyon bakımından hem de yaratıcı enerjinin boşa harcanmasına ve yaratıcılık gerekli olan işbirliği, bilgi ve fikirlerin paylaşımını yok ettiği için yaratıcılığı engellemiş olur ().

Çeşitliliğin ve farklılığın zenginlik olduğu anlayışının örgütte yaygınlaşamaması yaratıcılığın en büyük engeli olarak görülmektedir.

Bireysel Faktörler

Yaratıcılığı engelleyen bireysel engeller genellikle yaratıcı tutum ve davranışlarıyla ilgilidir.

Kalıbın içine girmiş, çıkmayı denemeyen ve çıkmakta istemeyen kimse yaratıcı olamaz.

Çünkü kalıpçılık yaratıcılığı engeller.

Otoriteye saygı, itaat, kalıbın sınırların dışına çıkma korkusu kurallara aşırı uyma (kuralcı) sürüden ayrılanı kurt kapar misali diğerlerinden farklı düşünmek ve farklı davranmanın sakıncalı olacağı bilinci, hata yapma, risk alma korkusu yaratıcılığı engelleyen faktörlerden bazılarıdır.

Bu engellere bakıldığında insanın özgürlük alanı daraltılmış olduğu görülmektedir.

Oysa insanlar özgürlük alanlarının genişliği kadar düşünce alanları genişliğine sahip olurlar.

Sınırların ve kalıpların kalkabileceğine ve dışına çıkılabileceğine hiçbir zaman inanmazlar.

Onlar için tek doğru vardır o da sınırların içindeki doğrudur.

Tek doğruyu bulunca başka doğrunun olmadığına inanırsanız ikinci bir en iyi doğru aramazsınız yani yeni bir doğru olmadığına göre düşünmenize ve tek doğruyu eleştirmenize sorgulamanıza gerek kalmaz. Bu durum yaratıcılığa engeldir.

Genellikle eğitim sistemi de tek doğru cevabı bulabilmeye göre tasarlanmıştır.

Hiç şüphesiz bu durumda sistemin bir parçasıdır.

İşte fikirleri serbest bırakamama, sınırsız, kalıpsız, engelsiz ortamların yaratılamaması bireylerin yaratıcılığını engellemektedir.

Bireysel olarak farklılıklara, çeşitliliğe, başkalarına kapalı (izole) olmak yaratıcılığı engellemektedir.

Yaratıcılık farklılıklardan beslenmektedir. İnsanı farklılıklara bağlayan onlarla karşılaştıran ağlar, bağlantılar, ilişkiler de yaratıcılığı arttırır.

Bu durum toplum seviyesinde düşünüldüğünde açık toplumların, kapalı toplumlara göre daha geliştikleri görülmüştür.

Günümüzde iletişimdeki gelişmeler kişileri birbirine bağlayan ağlara sahip olma ve onları kullanabilme gücünü artırmıştır.

Ağların çoksa bunlarla yoğun ilişkiler kuruyorsan yaratıcılık için önemli bir şeye sahipsin demektir.

Farklılıklara ve çeşitlilikle karşılaşma yetmemekte, bunun bir zenginlik olduğunun farkına varılması ondan yararlanması gerekmektedir.

Farklı fikirlerin değerli olabileceğini anlamak, onlara toleranslı davranmak, neden olmasın diyebilmek yaratıcılığı artıracaktır.

Fikirlerle alay etmek, onlara ön yargılı davranmak, doğar doğmaz hemen mantık süzgecinden geçirmek yine neden olmasın demek yerine mantıksız demek yaratıcılığı engeller.

Başkalarının sağ beyniyle yarattığı fikirlere hemen sol beyin ile karşılık vermek yaratıcılığı öldürmektedir.

Genellikle fikir katilleri çoğunlukla sol beyni çok kullanırlar.

Sol beyin çok kullanılırsa kasların gelişimi gibi sol beyin de gelişmektedir.

Bu durumdaki kişiler de sağ beyin pek gelişememektedir.

Hiç kuşkusuz burada egonun da önemli payı vardır. Çünkü ego da yaratıcılığı engeller.

Takım ruhuna sahip olamamak, işbirliği yapamamak, paylaşmamak yine yaratıcılığı engelleyen faktörler arasında görülmektedir.

Takımlar fikir üretim motorlarıdır. Takımlarda bulunanların takım ruhuyla hareket etmesi gerekmektedir.

Başkalarının fikirlerine hep karşı çıkan, kimseye konuşma fırsatı tanımayan, takımların farklılıklarını kabul etmeyen, heyecanını takıma geçiremeyen hep kendi fikrinin önemli diğerlerinin önemsiz ve değersiz olduğu önyargısıyla hareket eden kişiler yaratıcılığın en büyük düşmanıdır.

Bireysel alışkanlıklar, rutinler, esnekliğin ve uyumun yetersiz oluşu yaratıcılığı engellemektedir.

Gerek örgütsel yaratıcılık gerekse bireysel yaratıcılık uygun kültürel ortamda yeşerir. Bu ortamların bulunmaması bireysel yaratıcılığı engeller.

Çünkü yaratıcılığın uyarılmaya, desteklenmeye ve başarılı yaratıcılıkların görülmesine ihtiyaç vardır.

YARATICILIKTA DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLIKLAR

Yaratıcılık konusunda doğru olduğu varsayılan yanlışlar elbette yaratıcılığı engeller.

Bunların doğru olduğuna inanmak yaratıcılığı sınırlandırır.

İnsan yaratıcı olduğuna inanıyorsa yaratıcıdır. Yaratıcı olmadığına inanıyorsa yaratıcı değildir.

Bu yanlışlıklar şunlardır:

 

Her insan yaratıcı değildir. Bazı insanlar doğuştan yaratıcıdır.

İnsanları kısa boylu, uzun boylu, sarı saçlı, siyah saçlı şeklinde ayırdığımız gibi yaratıcı ve yaratıcı olmayan diye kesin bir ayırım yapamayız.

İnsanların bir kısmı yaratıcı diğer kısmı yaratıcı değildir denemez

Herkesin yaratıcılık potansiyelinin olduğu bilinmektedir. İnsanın yaratıcı olduğu ancak açığa çıkarılması ve harekete geçilmesi konusunda koşulların ve uyarıcıların yeterince var olup olmamasına bağlı olarak değiştiği görülmektedir.

Doğuştan yaratıcı olan insanın aldığı eğitimin, yaşadığı çevrenin etkisiyle yaratıcılığını koruduğu gibi yaratıcılığının bastırıldığı, üzerinin örtüldüğü, yaratıcı olmadığına inandırıldığı gibi yaratıcı potansiyelinin kullandırılmadığı, yeterli motivasyonun sağlanmadığı durumlarla insanın yaratıcılığı azaltılmakta ve pasif hale getirilmektedir.

Ama hiçbir zaman yok edilmemektedir.

İnsanın yaratıcılığı devam etmekte ancak farkına bile varılamayan alanlarda olduğu için hiç yokmuş gibi algılanmaktadır.

Yaratıcılık öğrenilebilen bir özelliktir.

Her insan öğrenebilir.

Yoksa yaratıcılık kapasitesi olan ancak öğrenebilir diye bir şey yoktur

Demek ki var olan ama açığa çıkarılamamış yaratıcılık ilerki bir dönemde eğitimle açığa çıkarılmaktadır.

Diğer bir deyişle, eğitimle, kültürel çevreyle kapattığımız yaratıcılığı yine eğitimle kullanabilir hale getirebiliriz.

“Yaratıcılık sanal olarak sınırsızdır ve hayatınız boyunca genişletip, geliştirebileceğiniz bir şeydir”

Zaten araştırmalar yaratıcılığın yaklaşık %80’inin öğrenilebilir ve elde edilebilir olduğunu göstermektedir.

“Her insanda yaratıcılık doğuştan vardır.

Miktarı insandan insana değişebilir. Sonuçta herkes yaratıcıdır” demiştir.

Yaratıcılık yaş ilerledikçe düşmektedir.

Başlarda örneğin beş yaşına kadar %98, 10 yaşında %30, 20 yaşında %10’a ilerki yaşlarda ise %2’ye kadar düşmektedir.

Düşen yaratıcılıkta eğitimin ve çevrenin önemli payı vardır. Yaratıcılığın geliştirilmesi yanında var olan yaratıcılığın korunması da en önemli amaç olmalıdır.

 

Her alanda yaratıcılık yapılamaz.

Yaratıcılığın resim, müzik, tasarım, tiyatro, reklam ve sinema alanlarında yapılabileceği, diğer alanların yaratıcılığa pek ihtiyaç olmadığı anlayışı yanlıştır.

Yaratıcılık her alanda yapılabilir ve her alanın ihtiyacı vardır.

Yaratıcılık ihtiyaçları giderir, sorunları çözer, o halde sorunlar ve ihtiyaçlar bazı alanlarda değil her alanda vardır.

Hepsi çözüm arar bu da yaratıcılıkla çözülür.

Aksi takdirde bazı alanlar hiç gelişmezdi ve değişmezdi.

Yaratıcılığın yapıldığı ve ihtiyaç duyulduğu alanlardan biri işletmeciliktir. İşletmeciliğin de her alt fonksiyonuna yaratıcılık eskisinden daha çok gereklidir.

Reklamcı nasıl yaratıcı olması gerekirse girişimcinin de yaratıcı olması gerekir.

Pazarlamacının nasıl yaratıcı olması gerekirse muhasebecinin de yaratıcı olması gerekir.

Yaratıcılık tüm meslekler için gereklidir.

 

Yaratıcılık sadece üst yönetimde ve Ar-Ge’de gereklidir.

Bir yönetimde sadece karar vericiler, bir işletmede ya da kurumda araştırma ve geliştirme (Ar-Ge) de çalışanlar yaratıcı olmalıdır diğerlerinin yaratıcı olması gerekmez şeklindeki bir anlayış doğru değildir.

Klasik yönetimlerde üsttekiler yaratırlar aşağıya gönderirler işin nasıl yapılacağını söylerlerdi.

Yukarıdakiler beyin gücünü kullanır, alttakiler kas gücünü kullanırlardı.

Günümüzde bu anlayış değişmiştir.

Şimdi yönetimin her kademesinde çalışanların hatta yönetilenlerin de yaratıcı olması istenmektedir.

Bunun yanında bir işletmede ya da başka bir kurumda sadece Ar-Ge’de çalışanlar yaratıcıdır, yaratıcı olmalıdır, diğerleri yaratıcı değildir, olmak zorunda değillerdir anlayışı da geride kalmıştır.

İşletmede her birimin yaratıcılığa ihtiyacı olduğu gibi çalışanların hepsinin yaratıcılıklarına ihtiyaç vardır.

Hatta bu yetmemekte tedarikçilerin, tüketicilerin daha da ileri giderek toplumun yaratıcılığına başvurulmaktadır.

Onun için günümüzde yaratıcılık daha önemli hale gelmiştir.

Talep olduğu için arz tartışılmaya başlanmıştır.

 

Yaratıcı düşüncenin değeri, mantıklı olup olmadığına bağlıdır.

Mantıksız fikirler kötüdür.

Değeri yoktur.

Onlardan hiçbir şekilde yararlanılmaz anlayışı yanlıştır.

Yaratıcı fikir doğar doğmaz mantıklı olup olmadığına bakılırsa sonradan çok değerli olduğu anlaşılacak pekçok fikir çöpe gidecektir.

Fikirlerin mantıklı olup olmadığına bakılacaksa fikrin doğuşundan çok zaman sonra bakılabilir. İşte doğuştan sonraki bu süreye kuluçka dönemi denmektedir.

Mantık konusunda George Bernard “Mantıklı adam kendini dünyaya uydurur.

Diğeri, dünyayı sadece mantığı ile hareket eden insanlar olsaydı dünya bu kadar değişmezdi.

En iyi fikir en çok fikirden çıkar.

En çok fikir ise fikirleri öldürmemekten hatta geliştirmekten, olgunlaştırmaktan geçer bu da kuluçka süresiyle olur.

Ayrıca şimdilik mantıksız gibi gelen fikir hem kendisi gelişebilir hem de başka fikirlerin doğuşunu tetikleyebilir.

İyi bir uyarıcı olabilir.

Ayrıca kimin mantığına göre fikir geçerli olacaktır.

Bu yönüyle değişkendir.

Mantık dayatılacaksa onu yeri ve zamanı iyi ayarlanmalıdır.

Her yeni fikrin sonrasında hemen mantığı dayatmak mantıklı değildir

 

Yaratıcılık uçukluk, hayalcilik, çılgınlıktır.

Böyle bir yaratıcılık algısı vardır.

Bu algı da yaratıcılığı değersizleştirmektedir.

Önemsiz ve değersiz algı insanların buna kayıtsız kalmalarına ve ilgisiz davranmalarına neden olduğu için yaratıcılığı öldürmektedir.

Günümüzde hala bu algı geçerlidir.

Bunu değiştirmek epeyce zaman alacaktır.

Çünkü bundan önce hayal etmenin ne kadar önemli olduğunun anlaşılması gerekir.

Hayaller yaratıcılığın kaynaklarıdır.

Yaratıcılık hayallerden beslenir.

Einstein hayal konusunda şunları söylemiştir: “Hayaller bilgiden daha kıymetlidir.

Hayal edemeyen toplumlar kalkınamazlar”.

 

Alan bilgisi (teknik bilgi) ve becerilerim yeterli

Sıkı çalış, bilgili ol, kurala uy, başarılı olursun

Hayatın kurtulur. İnsanlar hep buna inandılar.

Artık bu yetmemekte buna yaratıcı düşünce becerisini de eklemek gerekmektedir.

Bilindiği gibi yaratıcılık için şu üç şey gereklidir. Uzmanlık (bilgi), motivasyon ve yaratıcı düşünce becerisi.

Hiç kuşkusuz tek başına yaratıcı düşünme becerisi de yetmemektedir.

Onun yanında bilgi ve motivasyon gereklidir.

Yaratıcı beceri önemli olduğu için işletmelerdeki en değerli kaynak insan olmuştur.

İşletmenin sermayesinin yeterli olması teknolojinin en yüksek olması yetmemektedir.

Girişimci için de aynı şey geçerlidir.

Yaratıcı fikir üretmek için bu özelliklere sahip olmaktadır.

Yaratıcı olmak için dahi olmak gerekmiyor.

Üç özelliğe sahip herkes yaratıcı olabilmektedir.

Yeter ki yaratıcı olduğuna inansın.

YARATICILIK ÇEŞİTLERİ

Yaratıcılık, ortaya çıkışı bakımından bireysel ve örgütsel olarak ikiye ayrılabilir.

Ama ikisinde de insan rol almaktadır.

Birisinde tek başına diğerinde kalabalık halindedir.

İkisinde de bağlantı kurulmamış fikirler, anlayışlar, sözcükler vb. şeyler arasında bağlantı kurmak vardır.

Yani farklılıkların birleştirilmesi bulunur.

Bireysel Yaratıcılık

Yaratıcılığın temeli olan farklılıkların birleştirilmesi bireysel bazda yapılırsa buna bireysel yaratıcılık denir.

Burada önemli olan yaratıcılıkta girdi olarak kullanılan farklılıkların çokluğudur.

Bireylerin yaratıcılık kapasiteleri ve alanları da farklıdır.

Tek bir alandaki yaratıcılık için farklı girdiler kullanmak zorundadır.

Bir insanın her alanda yaratıcı olması mümkün değildir.

Farklılıkları bulma ve bu farklılıklardan kombinasyonlar üretme sadece kendi alanıyla ilgili ve bireysel bazda olduğu için daha azdır.

Girdi bulmada beş duyu ile sınırlıdır.

Havuzu daha küçüktür.

Kendi yaratıcılığımız için başkalarının yarattıklarına ve başkalarının düşündüklerine, hayallerine ihtiyacımız var.

Onlarla karşılaşmamız, buluşmamız gerekir.

Bunları bizimle en çok karşılaştıran, buluşturan ortamlar yaratıcılığımızı artıran ortamlardır.

İnsanlar kendini soyutlayarak, odalara kapayarak etkileşimi önlemekte ve yaratıcılığına engel olmaktadır.

Onun için kalabalık şehirlerde insanlar daha yaratıcı olmaktadırlar.

Çünkü her gün her an karşılaşacağı farklılık daha fazladır.

Yerleşim yerlerinin nüfusu arttıkça farklılıklar da artmaktadır.

Hiç kuşkusuz iletişim ve ulaşım imkânlarının artması da bu karşılaşmayı hızlandırmıştır.

Bireysel yaratıcılıkta tek bir beyin bu farklılıkları tek başına bulmaya çalışmaktadır.

Geçmişte genellikle bireysel yaratıcılık daha çok kullanılırdı.

Buna da dahi denilirdi.

Yaratıcılığı sadece dâhiler yapar diğer insanlar yaratıcı değildir gibi bir kabullenme yaşanırdı.

Bunun için insanlar yaratıcı olmadıklarını kabullenerek bu konuda hiç çaba göstermezlerdi.

Ancak şimdi her insanda bir yaratıcılık kapasitesinin olduğu bilinci yayılmaya başlayınca biz de yaratabilirmişiz diye söylemler duyulmaya başlanmıştır.

İnsanların yaratıcılığı güçlendirilebilir olduğu anlaşılınca yaratıcılık eğitimi gibi yaratıcı beceri geliştirme programları tasarlanmaya başlandı.

Ama bu konuda hâlâ yeterince oluşmuş hem sistematik hem de kuramsal bir bütünlük olduğu söylenemez.

Yaratıcılıkta birey önce aklını kullanırken, şimdi duygularını da kullanmaya başladı.

Akıl ile duygu ilişkisi bilim ve sanatta daha açık görülmeye başlandı

Bireysel yaratıcılıkta insan yapısıyla ile ilgi akıl ve duygu gibi sistemlerin birbirleriyle olan ilişkisi görülmektedir.

Hepsi eşgüdüm içinde çalışır

Ancak uyarıcıların rolünün önemli olduğu görülmektedir.

Onun için yaratıcılık sadece bireysel bir süreç değil kültürel çevrenin varlığına ve özelliğine bağlıdır.

Çevreden soyutlanarak yaratıcı olunamaz.

Çevre tarafından yaratıcılık boğulabilir de geliştirilebilir de.

Bilim, kültür ve sanatın birbirlerini etkilemesi bireysel yaratıcılığı etkiler.

Bireysel yaratıcılık çevreyi etkiler. Karşılıklı bu etkileşim yaratıcılığın, birikerek arttığını gösterir.

Bireysel yaratıcılığı artıran ortamlar ve tutumlar;

–          Özgün düşüncenin teşvik edildiği ortamlar

–          Farklı disiplinlerin birbirleriyle karşılıklı alışveriş yaptığı ortamlar

–          Fikirlerin teşvik edildiği, cesaretlendirildiği ortamlar

–          Farklılıkların çok olduğu ortamlar

–          Denemelerin cesaretlendirildiği ortamlar

–          Hata yapmanın kötü bir şey olmadığı ancak aynı hatanın bir kez yapıldığı ortamlar

–          Ölçülebilir, kontrol edilebilir bir riskin alınmasının izin verildiği ortamlar

–          Sağ ve sol beynin birlikte kullanıldığı ortamlar

–          Akıl ve mantık yanında duyguların da önem verildiği ortamlar

–          Kaos ve belirsizliği yaratıcılık fırsatı olarak değerlendiren ortamlar

–          Hayallere değer veren, hayal kurmayı destekleyen ve önem veren ortamlar

–          İnsanlar arasında etkileşimi sağlayan ortamlar

–          Yaratıcılığı ateşlemek için kışkırtan

–          Egoyu, benmerkezciliğini bırakan

–          Odaklanan

–          Dinleyen

–          Muğlaklığa tahammül eden

–          Doğru ve yanlış cevaplardan kaçınan

–          Katı ve inatçı olmayan

–          Girdilerinizin miktarını ve çeşitliliğini artıran

–          Sorunu tersine çeviren

–          Sorunu yeniden tanımlayan

–          Ortamınızı yaratıcı tutkuyu destekleyecek şekilde hazırlayan

–          Fikirleri öven

–          İşbirliğini destekleyen

–          Oyun ve eğlenceye yer veren

–          5-6 yaşındaymış gibi davranan

–          İlişkilendiren

–          Sorgulayan

–          Gözlem yapan

–          Ağa katılan

–          Şu üç soruyu sık sorun: Neden?, Neden olmasın?, Peki ya şöyle olsaydı?

–          Meraklı olan ve arkasından giden.

Örgütsel Yaratıcılık

Bireysel yaratıcılıkta farklılık bireyin kendi çabasıyla sağlanırken kurumsal, örgütsel ya da grup yaratıcılığında bireylerin sağladığı farklılıklar biraraya getirilerek farklılıklar çoğaltılır.

Çoğalan farklılıklar farklı çıktılara neden olur. Yani farklı fikirlerin yaratılmasını sağlar.

Örgütsel yaratıcılık takım, ekip, grup, kalabalık, topluluk gibi çeşitli seviyelerde ortaya çıkar.

Bunların bir kısmı örgüt içinde iken, diğerleri örgüt dışındadır.

İşletmeler yaratıcılığı önce bireysel düzeyde yaparken daha sonra örgütsel düzeyde yapmaya başlamıştır.

Örgütsel düzeydeki yaratıcılıklar oluşturdukları sinerji nedeniyle iyi yönetildikleri takdirde daha fazla yaratıcı sonuçlar çıkarmaktadırlar.

Gruptakilerin farklılıkları birbirine uyarıcı etki yaparak hem farklı hem de daha çok fikrin ortaya çıkmasını sağlamaktadır.

Bilindiği gibi en iyi fikir, en çok fikirden çıkmaktadır.

İyi fikir bulabilmek için önce nicelik olarak fikirleri artırmak sonra nicelikten nitelik bulunur ilkesinden hareketle en iyi fikri bulmak gerekmektedir.

Diğer yandan yaratıcılıkları artırdığı için çok fikir daha çok fikrin yaratılmasını sağlamakta ve böylece belki de dünyayı değiştirecek en iyi fikir yakalanmaktadır.

Olayı tersinden düşünürsek en iyi fikri bulabilmek için en çok fikri bulmak gerekmektedir.

İşletmeler ihtiyacı olan yaratıcı fikri bulmak için örgütün tamamını örgütsel yaratıcılık kapsamına dahil etmesi gerekir. Burada kapsayıcılık önemlidir.

Yoksa çalışanların bir kısmını bu sürece dahil etmek diğerlerini dışarda bırakmak örgütsel yaratıcılık iklimi bakımından pek uygun olmamaktadır.

Örgütte yaratıcılık kültürü örgütün tamamını içine alacak şekilde oluşturulmalıdır.

Yoksa dışarda kalan insanların yaratıcı olmadıkları için dahil edilmedikleri gibi bir algı doğar ki bu da iki grup arasında çatışmaya yol açar ve yaratıcılık engellenmeye çalışılır.

Yaratıcılar yaratıcı olmayanları, yaratıcı olmayanlar yaratıcıları işten, örgütten atmaya kalkarlar.

Madem ki herkes yaratıcı o zaman herkes yaratıcılığa dahil edilmelidir.

İşletme içinde herkesin yaratıcılığa katılmasının yanı sıra işletme gerisinde ve ilerisindekilerinde sürece dahil edilmesi günümüzde uygulanmaya çalışılmaktadır.

En kıymetli kaynak haline gelen fikirler, nasıl yönetilmelidir? sorusu yine gündemdeki konular arasındadır.

Farklılıkların yönetimi, yeteneklerin yönetimi, fikirlerin yönetimi, yaratıcılık yönetimi ve sonunda da inovasyon yönetimi işletmelerin ve yönetim disiplininin en yeni alanları şeklinde ortaya çıktığı görülmüştür.

Ama şimdi ne teoride ne de uygulamada oluşmuş sistematik modeller ve kuramlar yeterince ortaya çıkmamıştır. İşletmeler kendi örgütsel yapılarına uygun yaratıcı sistemler tasarlamaya çalışmaktadırlar.

“Deneme ve başarısız olma özgürlüğü; çalışanların statükoya meydan okuma hakkı; müşterilerle dış teknoloji kaynaklarıyla ve şirket içinde açık iletişim.

Ticarileştirme ya da uygulamaya yönelik olarak ekip çalışması, esneklik, güven ve sıkı çalışma” örgütsel yapısını buna göre tasarlamamıştır.

Çünkü firma örgütsel ve kültürel mirasıyla çatışma yaşayabilir kaygısı vardır.

Örgütsel yaratıcılığın başarısı, yaratıcılık kültürünün bazı temel koşullarının varlığına bağlıdır

Herkes fikrini yazılı olarak getirdikten sonra içinden tesadüfen biri seçilir, masanın etrafında sıralanan katılımcıdan elden ele geçer.

Fikir size gelince mutlaka genişletmeniz gerekmektedir.

Süreç masadaki tüm fikirler bitinceye kadar devam eder.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s