Çok Hoş Bir Film Gibi…

 Orkide’yi gördüğümde içim ısındı, çok sevdim, hikayesini dinlediğimde de onun heyacanını yaşadım. Serüven  tutkusunu cesaretini çok benimsedim, ben de o yaşlarda  benzer şeyler yapmak isterdim,ama bambaşka yollara gittim. 0nu dinlerken, kendimi çok hoş bir film seyrediyormuş gibi hissettim. Sonra karşılaşmalarımız da ondan da çok güzel  ve sıcak tepkiler aldım. Zaman için de daha çok birlikte olma, projelerde beraber çalışma, seyahatler edebilme şansımız olursa çok sevineceğim. Sevgili Orkide yeni Kagider üyesi ama Genç Kagider çalışmaları ile bize hemen aktif katıldı.Hikayesini yazdı yolladı, ben de keyifle paylaşırken, bu heyacanlı, serüven dolu hikayeye, onun rengarenk resimlerini ekledim.

“Haşarı Bir Kız Çocuğunun “Büyüme” Öyküsü”                                                                         Benim hikayem, ailenin en yaramaz ve haşarı çocuğunun zaman içinde kendini ve dünyayı keşfetmesi,  sorumluluk almayı öğrenmesi ve başarılı bir iş kadına dönüşme hikayesi. Etrafıyla çok ilgili biri olarak gezmeyi, sinemaya gitmeyi, eğlenmeyi ve sosyal yaşamı çocukluğumdan beri çok severim. Yaşam enerjimi, beni iş hayatında da başarıyairi taşıyan parlak fikirleri buralardan alıyorum. Bana göre kendini tamamlamış ve kendiyle barışık ve mutlu biri iş hayatında da başarılı olacaktır. Bu kadar sosyal biri olmamla birlikte iş hayatımda yakaladığım başarı, tüm Gökhan Ailesi için de sürpriz oldu diyebilirim. Benim iş hayatında bu kadar azimli olabilmeme hem seviniyor hem de bu durumu hayretle karşılıyorlar. 

Orkide, herşeyi Mehveş ve Coffe ile

Çocukluktan büyümeye doğru geçişimdeki kırılma noktası sanırım Anadolu Lisesi’ni bitirip üniversiteye girince oldu; kendime farklı bir kariyer hikayesi çizmem gerektiğine o zaman karar verdim. Sorumluluk almak ve başarmak istiyordum. Şöyle bir geriye baktığımda, öncelikle İzmir Bornova Anadolu Lisesi’nin hayatımın akışında önemli bir rolü olduğunu belirtmek isterim. Anadolu Lisesi’nde Almanca ve İngilizce öğrendikten sonra Dokuz Eylül Üniversitesi Turizm Bölümü’nü bitirdim. Yaklaşık 4 sene kadar bu alanda çalıştım. Sırasıyla ön büro elemanı, rezervasyon sorumlusu, sonrasında rezervasyon şefliği gibi görevler üstlendim. 4 senenin sonunda kendime hayatımın o döneminde ne yapmak istediğimi sorduğumda, yabancı dil öğrenmeye devam etme arzusunda olduğumu anladım; daha fazla eğitim görüp, daha farklı kültürler tanımalıydım.

O dönemde Almanca ve İngilizce bildiğimi düşünerek yeni bir dil öğrenmem gerektiğine karar verdim ve Fransızca üzerine araştırmalar yaptım. Tabii ilk akla gelen üniversite olan Sorbonne’u ben de çok istiyordum. Ancak okula kabul edilmek için Fransızca bilmek şart olduğundan, ilk etapta Paris’te Belitz özel dil kursunda yaklaşık 3 aylık bir dil eğitimi aldım. Öğretmenimle birebir tek kişiydim ve çok çalışıp Fransızcamı hızla geliştirdim. Sonrasında Sorbonne beni bu kadar kısa sürede Fransızca’yı konuşabildiğim için almaya karar verdi. Sorbonne’da da Fransız dili ve edebiyatı üzerine okudum. Ancak üniversitenin son yarım dönemini annemin geçirdiği bir rahatsızlık nedeniyle tamamlayamadan Türkiye’ye geri dönmek zorunda kaldım. O son dönemi de yakın zamanda bitirip diplomamı almayı istiyorum. Bunun yanında kısa bir dönem Los Angeles’taki UCLA’da yazın İngilizce’mi geliştirmek üzere 3 aylık kısa süreli bir eğitimim de oldu.

Kararlılık, Azim ve Cesaret: Yeni Bir Hayatın Anahtarları

Esasında Fransa’ya gidişim oldukça ilginç bir öyküdür. Galiba biraz da yaşama verdiğim değer ve yaşamdan ne beklediğimle ilgili. Ortaokul-lise döneminde ağabeyim İzmir Saint Josef’te okurken onun Fransızca konuşmasına hayran kalmıştım ve ben de Saint Josef’e girebilmeyi çok istemiştim. Ancak benim dönemimde kız öğrenciler maalesef okula alınmıyordu. Bu nedenle ben de tercihimi Anadolu Lisesi’nden yana kullanmıştım. Almanca ve İngilizce öğrenince aileler çocuklarının öğrendikleri diller üzerine yurtdışında eğitim yapmaları gerektiğini düşünüyorlar. Ama ben Fransızcamı geliştirmek istediğim için biz de bu konudaki ikna süreci oldukça zor, hatta biraz da emrivaki oldu denebilir. Sonuçta, ailem bunu ne kadar çok istediğimi görünce yapacak bir şey kalmadı; tüm okul işlemlerimi hallettim, hatta bir de yanında kalacak arkadaş buldum kendime. Bütün plan bunun üzerine olduğu için son hafta yanında kalmayı planladığım Fransız arkadaşımdan gelen ve odasını başkasına kiraladığını belirten mektubu ailemle paylaşmadan uçağa binip doğru Paris’in yolunu tuttum. Şimdi 22 yaşında gösterdiğim bu cesareti düşünüyorum da kendime inanamıyorum. Bir kelime Fransızca bilmeden başlayan filmlerdeki gibi bir hayat.

Orkide ile Gliss Otel Bodrum davetinde birlikteydik. Bu çok güzel mavi elbise ile tüm güzel ve renkli kadının arasında bile hemen farkedilen oldu.

İlk gece otelde kaldıktan sonra, okumayı planladığım Belitz’e kalacak yer sordum. Yerleri olmadığını öğrendiğimde ise Aliance Française’ın kapısını çaldım. Tabii Alliance Française doğal olarak kendisinde okumam konusunda ısrar etti; fakat ben ne yapıp edip onlara bağlı ailelerden birinde kalmayı başardım. Sonra orayı da beğenmeyip iki hafta kedi bakıcılığı yaptım. Sonunda hâlâ kız kardeşim gibi olan Violette Duclos ile tanışıp kalacak bir yer buldum kendime. Bu arada ailemi ise hiçbir sıkıntım olduğunu söylemeden, gayet keyifli bir eğitim aldığıma ikna ettim.

Paris benim için çok anlamlıdır… Hayatta tamamen yalnız başıma ayakta kalmayı, para kazanmak için nasıl çalışılması gerektiğini ve gerçek arkadaşlığın ne olduğunu hep orada öğrendim. Bence çok keyifli bir tecrübe oldu. Aileme Paris’teki ilk dönemlerinde yaşadıklarımı geçen sene anlattım. Annem ve babam şu an 76 ve 77 yaşındalar. Ben bunları anlatınca tabii ki hayatlarındaki en büyük şoku yaşadılar.

Dünyanın Her Yerinden Dostlar

Yurtdışında yaşarken, ben her zaman çok dışa dönük ve sosyal bir insan olmuşumdur. Herkesle o kadar barışıktım ki, yolda yürürken yüzümde bir gülümsemeyle dolaşırdım. Sanırım o yüzden, birçok ülkeden arkadaşım oldu. Fransa’da yaşarken doğal olarak Fransızlar başta olmak üzere Brezilyalı, İngiliz, İtalyan ve İspanyol arkadaşlar edindim. Yurtdışında eğitim görmek farklı kültürleri tanımak, kısacası bir “dünya insanı” olmak adına bana çok şey kattı.

Yurtdışında aldığınız eğitimin bugünkü iş yaşamınıza ve kişiliğime çok şey kazandırdığını düşünüyorum. Yukarıda da belirttiğim gibi, hayata bakış felsefem farklı. İş hayatında doğal olarak önümüzdeki dönemi planlamayı, öngörülerimi daha net bir şekilde koymayı başarırken, özel hayatımda da hayatı en güzel şekilde yaşamanın, her günün yeni bir başlangıç olduğunun inancıyla yaşıyorum. Sanırım üzerimdeki en büyük etkisi bu.

Paris, İzmir, İstanbul Hattı

Türkiye’ye döndükten sonra, 4 yıllık Paris yaşantısı sonrası İzmir’e adapte olmak başlarda zor gelse de halkla ilişkiler alanındaki çalışmalarıma devam ettim. Sonrasında bir gün İstanbul’a kardeşimi ziyarete geldim ve geliş o geliş.

İlk etapta medya sektöründe işe başladım, o dönemin en ünlü anchormanlerinden birinin yardımcılığını yaptım. Bana o işin çok şey kattığına inanıyorum. Çok zordu ama çok eğiticiydi. İşim, o kişinin röportajlarını ayarlamak, haberlerini diğer haber programlarıyla karşılaştırmak,  raporlamak, katılacağı kokteylleri ayarlamak gibi çok iyi organize olmayı gerektiren çalışmaları gerektiriyordu.

Gazetecilik yapmak yerine, onlarla birlikte çalışmak bana daha ilgi çekici geldi. Ama öncesinde reklam sektöründe biraz çalışmak istedim ve 1 yıl kadar below-the-line işler yapan bir ajansta yöneticilik yaptım. Danışmanlık verdiğim firmaların hepsi Bluechip olarak adlandırabileceğimiz firmalardı. Yabancılarla çalışmak iş disiplini açısından çok önemli. Hızlı, çevik ve verimli çalışmayı öğreniyorsunuz. Ardından o dönemin iki büyük halkla ilişkiler ajansında çalıştıktan sonra kendi işimi kurdum.

Kendi İşinin Patronu

8 senenin sonunda artık kendi işimi kurmaya karar verdiğimde, etrafımda yardım alabileceğim kimse yoktu, bürokrat bir aileden gelince ailenizin sizi desteklemesi zor. Ama kafanıza koyarsanız yapamayacağınız hiçbir şey yok. O dönem param sınırlı ve hatta çok azdı diyebilirim. Tek sermayem, aklım ve benimle çalışmak isteyen müşterilerimdi. 20 metrekarelik bir oda içinde şirketimi kurdum; ama hayalim hep büyük oldu. Beş müşteriyle başladığım 2004 yılı Temmuz ayında, bugün 32 kişilik ekipten oluşan 50 müşterilik bir şirkete dönüştük. Bu süreçte şirketimin herhangi bir yatırım almadığını ve bugünlere kendi çabalarımızla ve çok çalışarak geldiğini de belirtmek istiyorum.

Tüm iş yaşamım boyunca dikkat ettiğim bazı noktalar, bugün artık iş felsefem haline geldi. Hem iş hem özel hayatımda yakaladığım başarı ve mutluluğu bunlara borçlu olduğuna inanıyorum. Ben bunlara kısaca “7 Yol” adını veriyorum:

  1. Etik değerler
  2. Dikkat
  3. Hız
  4. Verimli düşünce                                                                             
  5. Aile ol
  6. Saygı
  7. Sevgi                                                                                                                                      Orkide Gökhan / Contactplus Ajans Başkanı
Reklamlar

One thought on “Çok Hoş Bir Film Gibi…

  1. bu okuduğum hayat hikayenle seni tebrik ediyorum ve çok gurur duydum başarılarının daha da devam etmesini temenni ediyorum arkadaşım sevgiler……

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s