Can Tursan Hande Subaşı Evlendi

Prensimin Can abisi, çocukların kankası,ailemizin her zaman güleryüzlü konuğu, dostu, sevgilisi, Can Tursan oyuncu, manken Hande Subaşı ile geçen hafta  evlendi.

Hande’ye ne giyse çok yakışır, ama A46&Tuvanam gelinliği çok güzel duruyor.

Erkek tarafıyım diye söylemiyorum, Can her zamanki gibi çok yakışıklı ve muhteşem gülüşüyle süper.

Hande tescilli güzel, Can çok yakışıklı,mekan Suada, organizasyon A46 dan, ses ışık Disc Müzik ,fotoğraflar Big Times Photography, daha ne olsun demeyin,Can gönderince çok güzel resim ilaveleriyle tekrar  paylaşacağım.

Şahitleri bol nikahlar bu sene revaçta, bu nikahta da öyle olmuş.Alp Yalman, İzzet Özilhan, Mete Tiryakioglu, Mustafa Kamar, Metin Özülkü,  Yusuf Agel, Ugur Karabayir ve de kanki Mehmet Varuy

Hande’nin de hem  neşeli hem heyacanlı olduğu kesin.Nurseli İdiz, Hande’yi gelinliği ile  Pamuk Prenses’e benzetmiş,gerçekten masal gelinleri gibi duruyor.

Düğüne tava show ve gençlerin Galatasaray marşlarıyla  showları çok heyacan, çoşku, enerji, eğlence  katmış.

Su Soley ve orkestrasi, sonrasinda Yalın ve  Murat Dalkilic’ın  sahne alması hepsi farklı güzellikler,eğlenceler,duygusal anlar nedeni…

                                                                                                                                   Davetliler,konuklar da farklı tatlar ekliyor tabi. 

Yalın’ın şarkıları ile  sahnede olmak başka keyif.

Düğün sonrası gençler Anjelik’te eğlenceye devam ederken Hande rahat kıyafet seçmekte ne iyi etmiş.Artık çok daha özgür.

Hande ile Can’ın balayı için Çeşme Alaçatı’yı seçmesi de herhalde daha önce yaşadıkları güzel anıları sanırım ne dersiniz.Mutluluklar Can, mutluluklar Hande,sevgiler, tebrikler,

Sevgili Can,balayı dönüşü farklı resimlerinizle bekliyorum,ben de blogumda  paylaşmaktan çok  keyif alacağım.

Gaziantep’den Müthiş Bir Kadın

Gaziantepli iş kadını sevgili Serpil Karuserci’yi, ilk kez Garanti Bankası, Ekonomist Dergisi ve Türkiye  Kadın Girişim Derneği (KAGİDER) işbirliğiyle düzenlenen “2011 yılı Türkiye’nin Kadın Girişimcisi” yarışmasında “Yöresinde Fark Yaratan Kadın Girişimci” kategorisinde birincilik ödülüne layık görüldüğü ödül töreninde tanıdım. O günden sonra da bu çok başarılı çok özel kadını, daha çok tanımak istedim. Hep de çok güzel fırsatlarım, karşılaşmalarımız,yol arkadaşlığımız oldu.Antalya’da Trabzon’da İstanbul’da hep bizlerleydi.  Kagider üyesi olarak etkinliklerimize Gaziantep’den gelerek, katıldı.Serpil çok doğal, çok tatlı dilli, çok çalışkan,çok özel bir kadın.
En son beraber olduğumuz Temmuz Kagider toplantısında ise konuşmasına,”En güzel konuşma mini etek gibi, kısa ve seksi olmalıdır,”diyerek tatlı bir uslupla başladı, ve girişimcilik hikayesini baştan sona, aynı tatlı, esprili diliyle anlattı.  Serpil liseyi bitirdikten sonra, Adana Devlet Güzel Sanatlar Akedemisi sınavlarına girmek için babası ile Adana ya beraberce gidiyorlar, Serpil sınavda iken,babası sınav  sırasınca sürekli dua ediyor.Serpil sınavda başarılı olmasın diye.Çünkü kazanırsa onu Adana’ya yollamak istemiyor.Serpil Adana Devlet Güzel Sanatları Akademisini kazanıyor, ama bir müddet sonra terör olaylarından dolayı okulu bırakmak zorunda kalıyor.Ama vazgeçmiyor, çok etkileyici, hikayesini aşağıda kendi anlatımıyla yazdım.
Temmuz Buluşmamız da Serpil Karuserci, Handan Ercengiz ile
Gaziantep Belediyesi’nde çalışırken kız meslek lisesinin akşam kurslarına gitmeye başladım. Meslek öğrenmek istiyordum. Dikiş nakış, vitray v.s. Zaten çocukluktan itibaren tasarıma çok meraklıydım. Evdeki eski kumaşları çarşafları keser üzerlerindeki desenleri denk getirip bebeklerime elbise dikerdim. Yine eski malzemelerden çok güzel çiçekler yapardım. Kurslara giderken de hocalarım ‘seninle bir yer açalım para kazanalım’ derlerdi.
Serpil Karuserci, Harika Batallı,Münteha Adalı ve Gülden Türktan ile beraber

Evlendikten bir süre sonra ilk oğlum oldu ve memurluğu bıraktım. İkinci oğlum oldu onu da biraz büyüttükten sonra artık ‘kendim birşeyler yapayım’ diye düşünmeye başladım. En kolayı mağaza açmaktı. 1988’de 55 metrekarelik küçük bir butik açtım. Birkaç aylık kira ödeyecek gücüm vardı. Amacım hazır aldığımız gelinlikleri satmaktı. Üretim aklımda yoktu. Butikte gelinlik satarken Almanya’dan gurbetçi bir ailenin kızı geldi ve elindeki bir kataloğu bana uzatıp ‘Bu gelinliği bana dikermisin’ dedi. Ben de ‘dikerim tabi’ dedim. Evdeki dikiş makinemi işyerine getirdim ve çok güzel bir gelinlik ortaya çıktı. Müşteri de çok sevindi. Bu ilk üretimden sonra artık ‘kendimiz üretebiliriz’ diye güvenimiz geldi. Gaziantep’teki özel okulların özel günleri için kıyafetler hazırlamaya başladık. Sezonluk işlerimiz oluyordu.

2000 yılıydı ve ilk kez yurt dışında bir fuara katıldım. Düsseldorf’daki bu fuarda ayak üstü bir yer vermişlerdi ama bizim gelinlikler büyük ilgi gördü ve çok yüksek siparişler aldık. Bu sirapişleri yetiştirmek için makine sayısını artırdık, yeni elemanlar aldık. Böylece ilk kez ihracata da başladık.

Hep biraradayız.

Bir süre sonra da Gaziantep’te Avrupa Birliği İş Geliştirme Merkezi (ABİGEM) açıldı ve ben de hemen müracaat edip danışmanlık istedim. İtalyan bir danışmanımız oldu. Kendisi bizi inceledi ve ‘Bütün ürünlerinizi ihraç ediyorsunuz oysa Türkiye de çok iyi bir pazar ve içerde de güçlenmelisiniz’ dedi. Mersin, Adana, Diyarbakır zaten gelip toptan alıyordu. Ankara, İzmir, Samsun, Konya ve Kayseri’ye de yayıldık. Hem mağaza açtık hem de bayilikler verdik. Sonra ABİGEM’den marka ve üretim danışmanlığı da aldık. Hollanda’dan bir danışmanımız oldu. Onur Moda olarak DreamOn markasını tasarladık ve bu markayla ihracatı artırmaya başladık.                                                             Bizim doğrudan 45 kişilik istihdamımız var. Ancak gelinliklerimizin bazı işlemleri için evlere de iş veriyoruz ve böyle 100-150 kadar kanıda dönemsel olarak gelir de sağlıyoruz. Bir kadın girişimci olarak kadınlara pozitif ayrımcılık yapıyorum. Çalışanlarımızın yüzde 90’ı kadın”  Şehrin girişinde yedi katlı 3 bin 750 metrekarelik yeni bir üretim ve showroom yatırımını da tamamlayan Karuserci, İstanbul’da da bir mağaza açmayı planlıyor.

Serpil Karuserci, en çok ihracatı İtalya’ya yaptıklarını belirterek, şunları söyledi: “Fransa, Hollanda, Almanya, Yunanistan , iyi pazarlarımız. 22 ülkeye gelinlik gönderiyoruz. Şimdi Ortadoğu’ya da açılıyoruz. Toptana yılda 10 bin civarında gelinlik veriyoruz.İtalya’ya yılda 1500’ün üzerinde gelinlik gönderiyoruz. Kızım Çağnur’u da tasarımcı yetiştirdik. Londra’da ve Milano’da tasarım okudu. Ayrıca İspanyol tasarımcımız Isis Carel Baroni Canizares de koleksiyon hazırlarken Gaziantep’e geliyor ve birlikte çalışıyoruz. 250-300 farklı gelinlik yapıyoruz; bunlardan 150 kadarı kataloğa giriyor ve satıyoruz.

“Bir genç kızın hayali, istediği gibi kendine yakışan bir gelinliği, hayatının en anlamlı, en özel gününde giymektir. Bu gelinliğin içinde kendini rüyada, prenses gibi hisseder” diyor

Karuserci “DreamOn’ un yol haritası devam ettiği süre içerisinde asla pes etmedim” diyor. Hep çıtayı yüksek tutmuş. Sadece kalifiye eleman konusunda zaman zaman sıkıntı yaşasa da, personelini kendi yetiştirerek bu sorunu da kısmen çözdüklerini söylüyor. “Yıllar önce kendi gelinliğimi de ben tasarlamıştım. Özel dikildi. Beyaz ipek kadifeden yapılmıştı. Etek ucu ve pelerini için uçuk pembe tonlarında çiçekler tasarlamıştım. Kabarık olmayan, kuyruklu bir gelinlikti. Başımda güllerle yapılmış yarım bir kep ve uzun bir duvakla tamamlanmıştı gelinliğim” diyor.

2011 ve 2012 Bölgesinde Fark Yaratan Kadın Girişimci Birincileri Serpil Karuserci ve Yasemin Künteci iki başta, aralarında, Fisun Usta,Aydan Baktır,Selen Erdeniz, Handan Ercengiz 

Serpil henüz yolun başındayım ,daha yapacak çok şeyim var diyor.Kocası oğulları kızı onunla çok gurur duyuyorlar,onunla çalışmaktan çok mutlular.Çok güzel bir aile işbirliği içindeler.Hepsi yeni girişimciler olmuşlar,annelerinin izinden daha geliştirmek, daha mükemmelleştirmek, farklılaştırmak için didiniyorlar.Onları da tek tek sizlere tanıtmak aktarmak istiyorum.Oğulları Onur ve Özgür ihracatı üstlenmişler,kızı Çağnur ise tasarımda destek,hepsi de ayrı ayrı çok özgün başarıların peşinde.Kutluyorum seni Serpil, seni tanıdığım için çok mutluyum, seni yazabildiğim paylaşabildiğim için çok mutluyum, ama senin için yazılacak, söylenecek çok güzel hikayeler var, yolun açık olsun,  kucaklar dolusu.sevgiler.

Yaşamdan Renkler

23 Ağustos kardeşimle benim için çok zor bir sabahdı. Annemiz mecbur kalındığı için, çok riskli, zor bir ameliyata alındı. Ameliyat olması ihtimalinin çok tehlikeli olduğunu bildiği için kendisi de hiç ameliyata girmek istemedi.Çırpınarak, yalvararak beni göndermeyin diyerek ameliyata alındı. Ama başka türlü yaşama şansı kalmadığı için biz iki kardeş de bu ameliyata onay vermek zorunda kaldık.Hatta ameliyat alınma saati önceden belirlenmiş bir saatte değil de aniden kesinleşince, annemi, götürürlerken,kardeşim tek  başına idi. Çaresiz, perişan, annemin arkasından ağlayarak. Ben ise, arabaya  benzin almak, hastaneye götürülecekleri toparlamak, hastane otoparkında yer bulmak gibi, o an için çok gereksiz işlerle uğraşırken, annem ameliyata girmişti bile, ve sonra ameliyat sırasında geçen  üç saatte biz iki kardeş, çoğunda sessiz,sessiz, ara sıra, hafif çıkan hırıltılı sesimizle hıçkırarak ağladık.

Dua ettik, tanrıdan  annemin ızdıraplarından kurtulması için yardım istedik.Üç saat sonra annecim, umulmadık bir direnç ve güçle ameliyattan çok iyi neticeyle çıktı.Günlerdir yaşanan, koyu gri, sonunda simsiyah  tablonun ortasında, bir ışıltı, parıltı oluştu, bizi yaşadığımız anların içinde, sevinçlere boğdu.İnşallah önümüzdeki günleri de ayni güçle, umulmayan bir şekilde, daha kolay atlatır.

Bu çok zor ve özel günün, akşamüstü de ise bir senedir görmediğim  kızım Los Angeles’dan geldi.Onunla bambaşka programlar yapmıştık, ama bambaşka bir şekilde buluştuk.İlk anlarımızı sonra ilk günümüzü beraberce hastahanede geçirdik.Biraz kendimize geldiğimiz de yaptığımız sohbetin en ilgi çekici, konusu, fotoğraflar, fotoğraf kitapları üzerine oldu.Bu seneki beraberliğimizde bol bol fotoğraf çekmeyi planlıyorduk, ama bu şartlar da beraber ne kadar çekeriz tam bilemiyorum. Ama birlikte çok özel bir proje yapacağımız kesin, konusu kafamızda şekillenmeye başladı, ikimizi de çok  heyacanlandırıyor, biraz şekillenince anlatacağım ve paylaşacağım.Bu çok özel günü Başak’ın çektiği Big Bear Lake Fireworks gösterisinden havai fişek resimleriyle  tamamlamak istedim.

Gecenin siyahlığı içinde göl üzerinde showu seyretmeye gelen  teknelerin minik ışıkları ve sonra gökyüzünü ışık şölenine dönüştüren havai fişeklerin muhteşem renkleri, ışıkları. Aynen insan bedeninin mucizevi çalışması, ya da hayatımızın, evrenin kainatın  her anı gibi. Yaşamın akıl almaz çeşnisi, renkleri. Ne dersiniz, ne diyeceksiniz, ne düşüneceksiniz, bilmiyorum…….           Sevgiler,

Yeşil Haberler

Yeşil Dergiler, Yeşil Yayınlar,Yeşil Binalar,Yeşil Ekran, bugünde Yeşil Haberlerden bir derleme yapmak istiyorum.Haziran Ayında  Dünya Çevre Günü kutlandı. Biraz  o yüzden, biraz her geçen gün farkındalığımız artıyor, o yüzden, her gün her an bir çok Yeşil Habere rastlamak mümkün.

Varyap Plaza, Pendik’te ‘yeşil ofis’ sunuyor.                                           Varyap Ataşehir’deki çok ödüllü, çevreci,konut projesinden sonra, şimdide, İstanbul Pendik’te 100 milyon liralık yatırımla hayata geçirilecek olan Varyap Plaza, tersanenin arkasında E-5’e yakın bir lokasyonda konumlanıyor. Doktor, avukat ve bankacıların ilgi göstermesi beklenen proje İngiliz yeşil bina değerlendirme sistemi BREEM sertifika standartlarına uygun olarak inşa edilecek. Varyap Plaza BREEM kaspamında; bina yönetimi, sağlık, enerji, ulaşım, su, malzeme, atıklar, arazi kullanımı, ekoloji gibi kritler doğrultusunda çevreye uyumlu olarak tasarlandı.

Ekolojik Sosyal Girişimcilik Yaz Okulu Çok Anlamlı                                                                   Buğday Derneği ve Bilgi Üniversitesi, Çamtepe Ekolojik Yaşam Merkezi’nde Ekolojik Sosyal Girişimcilik başlıklı bir yaz okulu düzenledi. “Ekonomi,Tarım, Turizm ve İnsan Yerleşimlerinde Ekolojik Yaklaşımlar Üzerine” alt başlığı taşıyan, 11-17 Ağustos 2012 tarihlerinde düzenlenen dersin koordinatörlüğünü İstanbul Bilgi Üniversitesinden Yrd.DoçDr.Alper Akyüz ve Buğday Ekolojik Yaşam Derneğinden Güneşin Aydemir tarafından yürütüldü.

Çevreci Torba                                                                                                                         Çevreye saygı ilkesinden yola çıkan ABC deterjan, Türkiye çapındaki semt pazarlarında bir kampanya başlattı. Pazarlarda açılan ABC standlarındaki görevliler, yeni ürünlerin tanıtımını yaparken, bir taraftan da alışveriş yapan halka ve tüm pazar esnafına geri dönüşümlü bez çantalar dağıtıp, bez torba kullanımını özendirmeye çalışıyorlar.

Çevreci Twizy

Renault Twizy, hem konforlu, hem eğlenceli hem cesur, yenilikçi iki koltuklu tasarımıyla, tamamen elektrikli dönemin başlangıcını müjdeliyor. %100 elektrikli bir ultramobil olarak tasarımı yapılan bu quadricycle / 4 tekerlekli otomobilin hedefi şehiriçi ulaşım… Twizy büyükşehirlerdeki trafik sorununa en uygun çözüm! Renault; Scénic, Espace gibi modellerin tasarımı ile olduğu gibi, Twizy ile kendi segmentini yaratıyor. Twizy, Renault Spor Teknolojilerinin geliştirdiği olağanüstü bir UDO (Unidentified Driving Object / Tanımlanamayan Ulaşım Cismi) ve Renault‘nun İspanya‘nın Valladolid şehrinde üretiliyor. Renault satış şebesinde 15 Mart 2012 tarihinden itibaren satışa sunuluyor. Vergi dahil fiyatı 6,990€’dan* (vergi teşvikleri ve batarya kirası hariç), batarya kirası ise 50€’dan başlıyor. Bu yepyeni tasarım, şehiriçi ulaşım alanında bir devrim niteliğinde… Sıfır Co2 salımı ile çevreci Twizy, güvenlik, konfor ve kolay ulaşım özgürlüğünü bir arada sunuyor. Piyasada eşi benzeri olmayan Twizy, adını da en büyük iki özelliğinden aldı: kullanım kolay (EASY- KOLAY) ve iki kişilik bir ultramobil (TWIN- İKİZ).

ELLE YEŞİL SAYISINDAN BAŞLIKLAR

Yeşilini Koruyan Büyük Şehir Tokyo , dünyanın en kalabalık ve büyük şehirlerinden biri olmasına rağmen; yemyeşil parklarla yaşayanların rahatça nefes de alabildiği bir düzenlemeye sahip

Mükemmel Bir Dönüşüm Projesi Manhattan’ın yeni parkı High Line

Çürümekte olan emiryolundan halkın yaralanabildiği,şehrin nefes aldığı bir parka dönüşen High Line ‘ı şehre kazandıran mimarlık ofisi Diller Scofidio+Renfro, sadece park tasarlamakla kalmayıp şehrin en göze mahallesini de yaratmış oldular…..

Doğaya Uygun Mimari Fasano Boa Vista                                                          Sao Paulo dışında 100 hektarlık arazi içinde konumlanan,otele, doğal orman,15 göl,bahçeler, golf sahaları,otele organik ürün sağlayan çiftlikler ve haralar var. Doğanın içine çok güzel entegre edilmiş bu otel Brezilya’lı mimar Isay Weinfel elinden çıkmış.Organik mutfağı , spor imkanları olan otelde her türlü konforda mevcut.

Sadece Altı Ay Var Olan Otel Aman’i Khas                                                                                          Hindistan’da Ulusal Park Ranthambore’nın kıyısında ki bu lüks resort sadece 13 özel çadırı var.Burası vahşi yaşamı, kaplanları ve kültürel güzellikleriyle ün yapmış. Her birir 108 m2 alana sahip birbirinin aynı çadır, misafirlerin konaklaması için ayrılmış.Diğer bölümlerde dinlenme alanı, yemek salonu,ve spa.Kampın merkezinde dev bir ateş alanı,bunun çerçevesinde de rahat divanlar yer alıyor.Aman-i  Khas diğer tüm Aman oteli gibi, çevresindeki, yaşama benzersiz şekilde uyum gösteriyor. Çalıların arasından,bir patikayla, kuşları,ve geyikleri izleyebileceğiniz insan yapısı bir gölete ulaşıyorsunuz.Tüm bu yerleşim, sene içinde sadece Ekim-Nisan ayı içinde faal. Muson yağmurları zamanı, bahar ve yaz aylarında tüm çadırlar toplanıyorlar ve bölge adeta insan eli değmemişçesine doğaya bırakılarak terk ediliyor.

Hepsi umut veren, heyacan veren,dikkat çeken, gidelim, görelim, kullanalım, uygulayalım denilecek cinsten haberler. Daha niceleri var, çevremiz de farkında olduğumuz , çok çaba, çok emek, çok proje, çok çözüm var. Ben bugün sadece benim okuduğum, birkaçını yazdım,daha çok yeşil haber var.Gelecek bana çok umutsuz gözükmüyor.Ne dersiniz….

 

Güne İyi Başlamak

Sabah kalkınca ne yaparsınız, duş mu, kahve mi,yürüyüş mü,gazeteler mi,

Ben sabah kalkınca ya yazarım ya okurum.Hep sabahları kafamda iş çözümleri, günün plan programları,toplantıda söyleyeceklerim, raporlarda, sözleşmelerde  yazacaklarım,yeme içme planlarım……sırayla, sürüyle dolu bir beyinle uyanırım. Onları hemen yazmak kaydetmek isterim. Gazetemi, okumak isterim.Maillere, tweetlere facebooka bakmak isterim.Tüm bunlara başlamadan da birşeyler yemeliyim içmeliyim moodunda olurum. Çünkü gözünü açınca kendini mutfakta bulanlardanım. Bu karışık düşünceler içinde güne doğru bir beslenme ile başlamak çok önemli tabi.Dolabı açınca ilk gördüğüm meyveye ya da tatlıya, belki kurabiyeye  uzanmak, çok olabilecek bir durum.Yanlış başlayınca da, yeme düzeni o gün hep yanlış gidiyor.Ne kadar dikkat etsem tam istediğim gibi olmuyor.Halbuki sabahları ilk iş olarak yapılacak çok güzel bir formülüm var. Güne ılık limonlu suyla başlamak,koca bir bardak ılık, ılık, istersen, nane yaprağı da  koy, zencefil de  koy.Ne şartda olursak olalım,yapabileceğimiz çok kolay, çok sağlıklı bir formül.İster çocukları okula yolcu ediyor olalım, ister uçağa yetişecek olalım, ister spora koşuyor olalım. Ilık bir bardak limonlu su ile güne başlamak her derde deva. Keyif, sağlık, düşünme toparlanma fırsatı,enerji, mutluluk.Ben kendimi bildim bileli elma delisiyim özellikle küçük Amasya elmalarının, benim için yegane meyva elma.Sabah kalkar kalkmaz elma yedim, senelerce. Ama artık önce ılık limonlu su diyorum, elma belki gece yatarken,belki ara öğünlerde.Ilık limonlu su ile çok iyi bir toparlanma kendine gelme şansı doğuyor, güne doğru başlamak da sonra bütün güne çok olumlu yansıyor.Eger sizde denerseniz, başlarsanız, ya da zaten yapıyorsanız, sağlılkla afiyetle, güzel güne diyorum. Limonun faydaları saymakla bitmiyor,her derde deva cinsinden.Aşağıda bununla ilgili bir yazı ekledim.

Limon içerisinde bol miktarda asit bulunmaktadır. Bu asit, limonun faydalarının da bazılarını sağlayıcı etki göstermektedir. Örneğin, limonun faydaları arasında, Okumaya devam et

Bodrum Favorilerimden

Her an aklımda yazmayı düşündüğüm bir çok konu, bir çok kahraman ya da duygu, anı oluyor.Yazılarımla da  kullanmayı  düşündüğüm resimler ise, ya varolan resimler, ya yeni çekiceğim resimler oluyor.  Reana Bodrum Gündoğan ‘da  çok sevdiğim bir restorant. İşletenlerde çok sevdiğim bir aile. Ailenin resimlerini çekeyim, yazımı öyle yazayım diye bir süredir, planlamıştım. Uygun bir zamanda kafamdaki resimleri çekmek istiyordum. Biz sık sık gidiyoruz. Ama şimdi yaz çok yoğunlar, rezervasyonsuz yer bulmak mümkün değil,o telaşın arasında, vakitlerini almak istemedim,bir gündüz uğrar çekerim dedim. Ama gündüzler de hep dolu geçti,onlar içinde benim içinde. Ama hep bu hafta yapmalıyım derken birden olağanüstü şartlar gelişti ve acilen İstanbul’a döndük.Resimleri çekemedim.Daha böyle uygun zamanda çekeyim dediğim ne resimler kaldı, çekemeyip hayıflandığım. Aslında çok acele etmeden, daha sakin yaşayayım diyorum ama hep hızlı yaşama devam, ve niye daha hızlı olmadım diye de üzülüyorum. Ben yazgımın peşinden gitmeye karar verdim ama yine dayanamıyorum, bazen yazgıyı  benim peşimden  koşturuyorum. Sonunda çekemedim diye hayıflanma, çekemedin ama yazabilirsin, o zaman bunu bekletme hemen yaz komutu devreye girdi. Klasik Meral , acele et komutu  hep devrede.

Diana, Lara ve Lara’nın naneli dondurması Reana’dayız.Mekan, yediklerimiz, güzel dostlar,Lara ile beraber olmak,  her şeyiyle çok keyifli bir akşam

Gelelim Reana’nın hikayesine bir varmış bir yokmuş, Gündoğan’da çok eskilerde sahilde bir bakkal varmış. Gündoğan’ın tek bakkalı, sahibi de bir hanım Ayşe Akbaş.Daha sonraları bakkalı çocukları işletmeye başlamış.Gel zaman, git zaman Bodrum’da sahiller restorant, kafe  olmaya,bakkallar mini marketler de,büyük  marketler açılınca iş yapamaz hale gelmeye başlamış. Hal böyle iken 2003 de Ayşe Akbaş‘ın çocukları Zafer Akbaş ile Remziye Akbaş yirmisekiz yıllık  bakkalı,mini marketi, güzel bir restoranta dönüştürdüler.Dönüştürmeden önce bizim de  bakkalımız oldular, o zaman ki adı Zafer Market’di .O dönemden aileyi tanıyoruz.  Bir mimar eli ile, bembeyaz, tertemiz,zarif hoş bir restorant oldu, Zafer Market. Remziye  Hanım (Re-Ana) mutfakta yöresel yemekleri, mezeleri benim için tüm ot yemeklerini ve çiğ  balıkları yapıyor.Hepsi çok lezzetli.Çünkü çok taze ve iyi malzeme kullanıyorlar,ve Remziye Hanım çok titiz,gönülden aşkla yapıyor.Ben tüm yaptıklarını nasıl özlüyorum,seviyorum,çeşitleri çok, her seferinde değişik birşeyler yiyebiliyorum.Hepsi son derece taze minik servis tabaklarında sergileniyor, seçip sipariş ediyorsunuz. Salatalar da harika.  Kocası Zafer Akbaş ızgara başında balık pişiriyor.Hem her balığı özel marine edip,çok başarılı, çok lezzetli  ızgaralar.Tatlılar da kendilerine özel,portakallı irmik tatlısı,tel kadayıflı sakızlı muhallebileri benim favorım.Ara sıcakları en beğenilenler grubunu oluşturuyor ama benim için onlara hiç yer kalmıyor.

Bu yıl üniversiteyi bitiren oğulları  Hüseyin Akbaş ise servisi yönetiyor.Tabi 2003 den beri, okurken de hep servise yardımcıydı.Hüseyin de her zaman dikkatli, güleryüzlü, iyi bir yönetici. Reana, başarılı bir işletme,harika lezzetler, her yer pırıl,pırıl, her şey de özen zerafet, farklılık var. Harika bir iş bölümü ve paylaşım, Remziye Hanım’ın tüm yaptıklarıyla Reana benim Gündoğan değil, Bodrum favorim. Bodrum’da böyle aile dayanışması ile çalışan çok beğendiğim birkaç yer daha var,çoğunda da kadınların başarısı çok değerli. Ama kadının ismini restoranta veren özel yerlerden biri Reana .Mutlaka denemelisiniz dediklerimden.Tekrar gittiğimde ailenin resimlerini de ekleyeceğim, inşallah.Biz tüm aile Reana’yı, yemeklerini  çok seviyoruz.Hepimizin favorileri lezzetleri var.Annemde çok seviyor, çocuklarda. Reana yaz kış açık, yazın hep kalabalık, ama kalabalıkken de son derece huzurlu.Gelenler genelde o çevrede yaşayan, insanlar,onun için herkes birbirine tanıdık, ünlüleri ise genelde, gazeteci, yazar, bilim adamı, hepsi huzuru lezzeti arayan insanlar.Masalar genelde kalabalık, ailece ya da dostlarla gelenler çok.Gürültüsüz, dingin, sohbet eden, mutlu insanlar.

Biz ailece Reana’da her aradığımızı buluyoruz,

Bayram da Bodrum’da Gündoğan yakınlarında iseniz, bayram keyiflerinizden, neden olmasın.                                                                                                                                   Bayramınız,  mutlulukla, neşeyle, kahkalarla, kalabalık sofralarda, harika lezzetlerle, hoşluklarla dolu  geçsin. Sevgiler, sevgiler

550567_10151159066946941_1711223469_n

 Genç patron Hüseyin Aktaş sevgili arkadaşım Uğurkan Erez ile

Mardin’in Şaşırtan Kadınları

“Bir toplumu değiştirmek istiyorsanız işe kadınlardan başlamanız lazım”böyle diyor, EbruSevgili Ebru Baybara’nın girişimcilik hikayesini her dinlediğimde daha çok etkileniyorum. İlk kez büyülendiğim şehir Mardni’i görmeye gittiğimde, Cercis Murat Konağı’nda harika bir atmosfer  içinde, benim için hiç bilmediğim,çok değişik tatlar,lezzetler, sonra çok özel bir kına gecesi gösterisi,  Ebru’nun hikayesini Ebru’nun muhteşem anlatımıyla dinleme ve Ebru’yu tanıma şansım oldu. Daha sonra Ebru ile birkaç kere daha beraber olduk, hikayesini tekrar tekrar dinleme fırsatım oldu.Ebru’yu her dinlediğimde, her beraber olduğumda daha çok hayran oldum, sevdim.Sonunda o da Kagiderli oldu, bizleri sevdi, aramıza müthiş bir enerji ile katıldı.Onu yazmak, anlatmak da dinlemek kadar keyifli heyacan verici, ben kendi anlatımından çok etkilendiğim için özellikle kendi anlatımıyla paylaşıyorum.Sevgili gazeteci yazar, çok beğenerek takip ettiğim, Ayşe Aydın‘ın ropörtajından aktardım.
“Babam karşı, birlikte yaşadığım aile karşı, kocam terk etmiş gitmiş, çocuğumdan ayrıyım. Henüz 23 yaşındayım. ‘E ben neyin savaşını veriyorum ki…’ dedim kendi kendime…”
Yukarıda okuduğunuz satırlar bir romandan değil, az sonra soluk soluğa okuyacağınız röportajdan bir alıntıdır.
Olağanüstü güçlü bir genç kadın…
Başına her türlü iş geliyor…
Pes etmiyor, yıkılmıyor…
Mardin ve İstanbul’daki Cercis Murat Konağı lokantalarının sahibi, 16 ülkenin en önemli 4 kadın liderinden biri Ebru Baybara Demir’in film gibi öyküsüyle sizi başbaşa bırakıyorum.
2010 yılının bu son röportajının tüm kadınlara ilham vermesini diliyorum.* Mardinli bir ailenin kızısınız. Küçükken aileniz Mardin’e dair neler anlatırdı?Babamın hayatı boyunca tek amacı bizi okutmak olduğu için İstanbul’a göç etmişiz. Köy Hizmetleri’nde çalıştığı yıllarda köylere nasıl su götürdüğünü, Mardin’in evlerini anlatır, televizyonda Mardin ile ilgili bir belgesel çıktığında gözleri dolardı. Biz dört kardeş onun Mardin özlemiyle büyüdük.* Mardin’i ilk ne zaman gördünüz?Turizm ve Rehberlik mezunuyum. 98 yılında bir meslektaşımla evlendim. O yıllarda turizm sektörü darboğaza girince, yurt dışı rehberliği yapanlar iş bulamıyordu. Aklıma Mardin’de kültür turu yapmak geldi. Babam “Hayatta bir amacınız olsun ve onun peşinden gidin” derdi. Karşısına “Ben Mardin’e gidiyorum” diye çıktım.* Ne dedi?

Kabul etmedi. “Bölgenin koşullarına alışamazsın. Sen yapsan, eşin yapamaz” dedi. Dinlemedim, gittim. Ben kendimi acayip işe kaptırmıştım. Fakat etrafımdakiler eşimin aynı heyecanı paylaşmadığını söylüyordu. Umursamıyordum, bu uğurda babamla küstüm. 1.5 yıl hiç görüşmedik… Bir süre sonra eşim bırakıp gitti.

Gelinlerine kötü örnek oluyorum diye evden gitmemi istediler 

* Ne yaptınız peki, tek başınıza?

Yengemin oğulları ve gelinleriyle yaşadığı dört katlı konakta kalıyordum. Tabii gelinler için kötü örnek… Akşam 8’de erkekler bile eve dönerken ben “Yok otobüs geldi, yok uçak kalktı” durumundayım. Bir gece mesajlarıma bakmak için internet kafeye gittim. Gece on ikiydi döndüğümde. Bütün ev ayakta… Bir süre sonra babamla aramdaki kopukluğu da kullanarak “Ebru burada kalmasa daha iyi olur” demeye başladılar. Ama hiçbir yere gidemedim. Gidecek yerim yoktu çünkü…

* Tam olarak ne iş yapıyordunuz?

Mardin’e gelen yabancı grupları gezdiriyordum. Zaten iş böyle başladı. 2000 yılında bir Alman turist grubunu ağırlayacağım. Mardin’de üç yıldızlı bir otel ve bir esnaf lokantası var sadece… Grup lideri “Otelde yemek yedirtmem. Bana alternatif bul” dedi. Esnaf lokantasına gittik. Ama götürmeden önce lokantada temizlik filan yaptım, masa örtülerini ütüledim… Yemekler berbattı ve grup lideri bana, “Yarın başka bir yer bul. Yoksa bizim şirketten bir daha iş alamazsın” dedi.

* E ne yaptınız peki?

Başka hiçbir yer yok. Restoran sahibine yalvardım. Adam bana “Yarın cuma. Seninle de, grubunla da uğraşamam” dedi.

* Eyvah!

Eve gittim ve ağlamaya başladım. Babam karşı, birlikte yaşadığım aile karşı, kocam terk etmiş gitmiş, çocuğumdan ayrıyım. Henüz 23 yaşındayım. “E ben neyin savaşını veriyorum ki…” dedim kendi kendime… Yengem ne olduğunu sordu. “Yarın 28 kişiye öğle yemeği yedirtmem lazım. Ve böyle bir yer yok” dedim. Yengem “O zaman buraya getir onları” dedi.

* Sonra…

Ertesi gün grup liderine, “Size Mardin’in yerel lezzetlerini tattırmak için bir konakta yemek ayarladım” dedim. Neyle karşılaşacağımı bilmiyorum. Mahallenin kadınları bizi karşıladı. Avluda bir yer sofrası kurmuşlar, muhteşem yemekler hazırlamışlar. Grup bayıldı.

KADINLAR DA BENİ TERK ETTİ 

* Sizin de üzerinizden büyük yük kalktı herhalde…

Tabii. Yengemin teklifi hayatımı değiştirdi. Bulaşıkları yıkarken onlara dedim ki: “Ben size grup getireceğim. Siz de yemek yapacak ve para kazanacaksınız.” Tüm kadınlar çok heyecanlandı ve “Tamam” dediler.

* ”Kadın başınıza ne işler yapıyorsunuz” diyen çıkmadı mı?

O restoranı açınca oldu. O sırada erkekler memnun, çünkü eve para giriyor.

* Restoran fikri nasıl çıktı peki?

Bir gün İtalyan bir grup geldi. Yaşı yetmiş ve üzeri… Yer sofrasında oturamazlar. Masa sandalyeler konağın kapısında sığmayınca valiye gidip yardım istedim. Yemeği valiliğin kafeteryasında vermeye başladık. Ama bir süre bizi valiye şikayet etmişler ve orası da elimizden alındı.

* Eeee….

Yine yıkıldım. Bu sefer mahallenin kadınları da benimle ağlıyor. Alıştılar para kazanmaya… Cercis Murat Konağı’nın kiralık olduğunu duyuyordum. Her şeyi göze alıp kiraladım. Yengem yine işin başında, buranın tadilatını yaptırdık. 8 Haziran 2001’de Mardin’in ilk birinci sınıf lokantasını açtık. İşte tepkiler o zaman başladı. Mardin’de bir kadın içkili bir restoran açıyor, gece çalışıyor. Üstelik bekar… Mahallenin kadınlarını da ayartıyor. Çok sıkıntı çektim o dönem… Birgün kadınların hiçbiri işe gelmedi. “Kusura bakma abla. Dansöz var, müzik var, içki var. Beyler izin vermiyor” dediler. Bunun bir savaş olduğunu anlamıştım. Yeni bir ekip kurup devam ettim. Babam geldi, burayı gördü ve “Kızım, sen çok şeyler yapmışsın” dedi. Babamla barışmak bana moral verdi. O sıralar şimdiki eşimle tanıştım.

Cercis Murat Konağı’nda aşkı da buldum

O nasıl oldu?
Eşim Mardinli ve büyük bir aileye mensup. Bir akşam kalabalık birgrup restorana geliyorlar. Benim işim başımdan aşkın, mutfaktan dahi çıkamıyorum. Eşim arkadaşlarına “Nasıl olur da bu kadınbenimle ilgilenmez. İlgilenene kadar ben buraya geleceğim.” demiş. Beni araştırmaya başlamış. Farkında değilim. Hatta bizim
gay bir garsonumuz var; Soner… Soner’in bir dönem evi olmadığı için benim yanımda kalıyordu. Ona sormaya başlamış beni… Soner de bu ilgiyi yanlış anlayıp Fatih’e aşık olmuş.

* Hadi canım!

Ben de öyle dedim. Endişelendim de… Benim kabul görmediğim bir yerde, Soner aşk yaşamaya çalışıyor. “Göster bakayım kim bu aşık olduğun adam” dedim ve Fatih’le öyle tanıştık. Tabii
kısa süreli bir muhabbetten sonra durumu anladım. Gel zaman git zaman çok iyi anlaştığımızı fark ettim. Bu arada zavallı Soner
aşkından ölüyor. Fatih onu karşısına alıp konuştu: “Ben ablanla ilgileniyordum. Bir yanlış anlaşılma olmuş” dedi. Hayatımdaki önemli bir boşluk da bu şekilde doldu. Fatih hayatıma girdikten sonra her şeye karar vermek zorunda olmamanın çok müthiş bir şey olduğunu gördüm. Bugün burada ayakta dimdik durabiliyorsam
onun sayesindedir. Ama tabii ki bu aşk da başıma iş açtı.

* Nasıl?

Fatih’in evliliği çok önceden bitmiş olsa da, kağıt üstünde bitmemişti. “Yuva yıkan kadın” oldum. Çalışanlarım ayrıldı, yine insanlar restorandan elini eteğini çekti. Bir süre sonra evlendik. Ama benimle çalışacak kadın bulmakta zorlanıyordum. “Bari kendim eğiteyim” dedim ve 25 Mayıs 2003’te Mutfak Atölyesi’ni açtım.

* E yok artık! Siz hiç pes etmez misiniz?

İş kısa sürede personel eğitiminden çıktı, turistlere de yöresel yemekleri öğretmeye başladık. Zamanla tepkiler unutuldu ve kadınlar yine benden iş istemeye geldi. O günden beri kadınların burada ekonomiye büyük katkısı oluyor. Bir sene sonra yemeklerde kullandığımız malzemeleri makine kullanmadan kendimiz üretmeye başladık.

* Bir iş daha çıktı yani…

Evet. Eşime ait fabrikanın terasında bir grup kadınla kurutulmuş domatesler, kekikler, pekmez, reçel, bulgur, nar ekşisi üretimine başladık. İstanbul’daki restoranlara satıyorduk. 2004’te reçel fabrikası kurduk ve “Cercis Murat Konağı” markalı reçellerimizi marketlere pazarlamaya başladık. Yine kendi markamızla Süryani şarabı üretmeye ve bunu restoranlara satmaya başladık.

* Vallahi siz anlatırken ben yoruldum. 

Daha bitmedi. 2008’de İstanbul’da Cercis Murat Konağı’nın şubesini açtım. 2007 yılında Güney Amerika’da bir üniversite beni 16 ülkenin en önemli 4 kadın liderinden biri seçti. Sonra bir gazetenin düzenlediği ankette “yılın kadın girişimcisi” ödülünü aldım. Şu anda Orta Doğu’daki iki yerde ve Londra’da şube açmak için görüşmeler yapıyoruz.

* Sırada ne var?

Valiliğin desteğiyle Mutfak Okulu açacağım. Elimde 352 tarif var. 87 yaşındaki kayınvalidemden çok özel tarifler öğrendim. Tabii yengemden de… Şimdi bunları yapabilecek kişiler yetiştireceğiz.

* Yenge ne yapıyor bu arada…

Kendi restoranını açtı. Önce burada sonra Ankara’da… Ailenin önüne geçtiği için oğulları tepki gösterdi. Ama tam bir Osmanlı kadınıydı. Bana mısın, demedi.

“Bir toplumu değiştirmek istiyorsanız işe kadınlardan başlamanız lazım” diyen Baybara, şimdilerde onunla çalışan on sekiz kadının öyküsünü kitap yapıyor. “On Bin Yıllık Kültürün Yemekleri, On Bin Yıllık Kültürün Kadınları” isimli kitap çalışmaları sonlanmak üzere.

Ebru’nun girişimcilik hikayesi çok özel hikayelerden,her gün  yaşadıkları da öyle, o Mardinli bir kadın, anne, gelin, eş. Ne kadar başarılı çok özel bir kadın da olsa, aile içi konumu değişmiyor.Kocasının,ailesinin, kayınvalidesinin, yakınlarının çocuklarının da her zaman sevgiyle, saygıyla,  yanlarında. Tüm sorumluluklarını da kolayca, hem espriyle, neşeyle hallediyor.Mardin’in kadınlarının gücü herkesin hayal etmekte bile zorlanacağı  cinsten.Onun için sizlere Mardin’in Kadınları Başka Güçlü diyorum. Tanıdıkça şaşırıyorsunuz.Anlamak için Mardinli olmak lazım.

Cerciş Murat da yemek yemek, benim her zaman favorim.Suadiye şubeleri açıldıktan sonra, yurt içi yurt dışı  tüm misafirlerimi,sevdiklerimi, genç yaşlı, tüm ailemi , ekibimi orada  ağırlamaktan çok keyif aldım.Ataşehir’e taşındıkların da en çok üzülenlerden oldum.Cerciş Murat’da sadece lezzetler değil, sunum şekilleriyle de çok özel bir restorant. Mardin yemeklerine tarçın, kişniş, mahlep, zencefil, yeni bahar, sumak, pul biber başta olmak üzere baharatlar çok farklı tatlar katıyor. Tatlısı, tuzlusu, kurabiyesi, limonatası,hep çok özel,Kişk ÇorbasıTarçınlı Mahlepli Patlıcanlı PilavAlluciye (ekşili erik yahnisi), Incasiye (pekmezli erik tavası), Kitel Raha (Süryani içli köftesi), Hımmısiye (ekşili nohut yemeği), Kazan KebabıKaburga İçinde Sarmısaklı Yaprak SarmasıDobo (kuzu but, badem, sarımsak, yeni bahar) en çok talep alan yemekler arasında.Eğer henüz gitmediyseniz, hemen , gitmelisiniz diyorum.Hiç vakit kaybetmeden.Cerciş Murat’da  yemek yemek hiç başka yerlerle kıyas edeceğiniz bir yer değil.Girdiğiniz andan sonuna bambaşka bir dünya, sunum, lezzet.