Bodrum’da Renklerin Dansı

Bodrum’un mavisine, yeşiline, moruna,tüm renklerine hayranım,  her gün  yüzdüğüm koya,evimizin plajına, aşığım. Beni Bodrum’a tutku ile bağlayan en önemli özellik, doğasının nefes kesen renkleri, yeşillerin içinde maviler, aralarda penbeler, turuncular, onlara daha da anlam katan beyazlarla, kahvelerle,rüya gibi,büyüleyici manzaraları  ve muhteşem denizi.Güvercinlikten şehre girerken olağanüstü güzellikteki  koylar önümüzü keserek, bizi kendine hayran ediyor,ve sonra hiç umulmadık bir köşeden tekrar, tekrar çıkarak devam ediyor.

Her gün iki kere yüzdüğüm koy,plajdan otele

Bodrum da hayat hızlı başladı , hızlı devam ediyor.Hiç  soluk almadan günler geçiyor Senelerdir, Temmuz’un ikinci yarısı ile Ağustos ayında Bodrum’da yaşayıp,işe de oradan gidip gelip, takip eden, ben, yine aynı programla yaza başladım.Bu sene yaz,biraz fazla sıcak ve eskisinden daha da hareketli başladı, ve öyle de devam ediyor.Çünkü artık daha çok sevdiğim, yakınım, ailem, dostlarım da, yazları Bodrum’da. Her hafta hergün birkaç tanesi ile farklı farklı programlar yapıyoruz, beraber oluyoruz Yazlar çok daha sosyal geçiyor.Herkes tatil moodunda, yaz geceleri, gündüzleri dostlarla, sevdiklerimizle daha keyifli

Güne sabahları bir saat  yüzerek başlıyorum, keyifli kahvaltı ve günlük çalışmalar, üçten sonra yine deniz ve bir saat yüzme, okunacaklar, sohbetlerle gün devam ediyor. Sonra akşam için hazırlanma,evde veya dışarda, program neyse. İlk geldiğimizde büyük  aile biraradaydık. En büyüğümüz doksanüç, en küçüğümüz yakında üç yaşlarda olacak. Aile  fertlerinin ve arkadaşlarımızın çoğu aynı koyda, ve yakın mesafede yaşıyor.Bazen kahvaltıda, bazen kahve sonrası sohbette,ya da plajda. Plaj da ki yemek seromonilerin de, İğde ağacının altında Kaptanın Yeri’nde,bazen akşam yemeklerinde çeşitli mekanlarda, bazen evimizde beraber oluyoruz.

Çarşambaları, Gündoğan’ın pazarı. Taze meyva sebze alışverişimizi, İnci‘den peynirlerimizi, otlarımızı, sabah erken gidip aldığımız gün. Bu sene geçtiğimiz senelere göre, biraz farklı besleniyoruz. Artık sadece keçi peyniri yiyoruz,çok da lezzetli.Eskiden mandalin reçelsiz Bodrum’da  kahvaltı olmaz derken, bu sene organik keçi boynuzu pekmezine takılıyoruz.Belki mandalin reçelini kendim organik tatlandırıcılarla yapsam mı, diye de düşünüyorum.Tüm zeytinyağlılar, salatalar, meyvalar, vazgeçilmezlerimiz.İçecek soda limon, buzlu çay, naneli ayran, şekersiz limonata, favorim.Her şeye yakışan naneler, sevgili yan komşumuzun bahçesinden, Akşam üstleri hoşgeldiniz, davetleriyle her sene çeşit çeşit, yaz içkileri yapıp ikram eden,   ben, bu sene kahvaltı sonrası, kahve sohbetlerine daha itibar eder oldum.

Akşamları dışarıda isek, bizim koyda, Küçükbük Mehmetin yeri, Gündoğan Koyunda isek Reana, Yalıkavak, da Bodrum ‘da Tango  favorimiz. Klasik balıkçıları, hiç saymıyorum, herkes bilir, her koyda çok alternatifler var, hepsi birbirinden farklı güzel, cazibeli. Hepsinin özel menüleri ritüelleri var. Kiminde güneşi batırmak, kiminde dolunayı izlemek, kiminde olağanüstü balık yemekleri servisi, bazılarında mezeler ve otlar. Zaman olursa hepsini  anlatacağım.

Sertab Erener Konser sonrası Yalıkavak Marina’da. Bütün kızlar toplandık…

Yalıkavak, Marina, Bodrum Marina her zaman en sevdğimiz kafe, kitapçı, konser, yemek alternatifleri ile en çok  vakit geçirdiğimiz mekanlar.

Gündoğan daki kuaförüm,Yavuz İstanbul daki kuaförümü aratmayacak kalitede.Bazen fark bile attığı oluyor.Ayrıca ünlü müşterileri de çok.Bodrum da alışveriş, hep çok alternatifli ve keyifli.Ev için, bahçe için giyim, kuşam için, yiyecekler, davetler için, hediyeler için alternatifler sonsuz.Yok yok, hatta daha kolay ve rahat alışveriş yapabildiğim çok keyifli yerler, markalar, mekanlar var.Bütün bilinen markalar zincirler, Mudolar, Paşabahçeler, yaz çeşitleri ile çok renkli ve güzel. Oasis çok hareketli, aktiviteleri markaları ile , her aradığınızı kolayca bulabiliyorsunuz. Kitapçı azdı, hatta çok çok azdı, bu sene o da arttı.Bodrum benim için briç cenneti, konser, festival cenneti.

Bodrum’da ilk gün prensimle başladı, ilk davet Gliss Otel de idi, ilk misafir Begüm’dü. Sonra  hergün bir iki çok farklı programla hayat devam etti.

Geçen hafta prensim ve annesi  İstanbul’a döndü, teyzeler yok, yeğenler yok, arkadaşların bazıları yok, bazıları yeni geldi. Aybaşında gidecekler ve yeni yeni gelecekler var. Her gün tiyatro, show,gösteri, konser var, seçmek , yetişmek her zaman kolay olmuyor.

Ben hep güzellikleri, mutlulukları sizlere paylaşıyorum, ama hayat sadece pür neşe sağlık ve mutlulukla geçmiyor.Çok önemli hastalıklarla rutin uğraşıyoruz, Günün önemli bölümü onlarla geçiyor.Araya giren extra kazalar,sıkıntılar da oluyor. Hastaneler, tedaviler, terapiler, yeni yöntemler, umutlar, hep hayatımızın içinde.Yine hiç beklemediğimiz aile içi zor kararlar, ultra değişiklikler,ya da umulmadık, hızla hayatımızı sarsan olaylar hep günlük yaşantımızın içinde.

Ama yaşam böyle her rengiyle var.Hepsini bir arada yaşıyoruz. Gücümüzü, direncimizi, yitirmeden. Günlerin değil, anların mutluluğunu kovalayarak.Harika bir yüzmeden sonra hastaneye koşmak, ya da prensimle geçirdiğim doyumsuz saatlerden sonra yeni bir terapiyi denemek için farklı bir ortama ait olmak. Bazen kocaman aşkım bir cephede, ben bir cephede,savrulup duruyoruz.

Ama bir yerden bir yere koşarken bile arabanın önünü kesercesine yolu kesen müthiş Bodrum manzaraları, mavisiyle, yeşiliyle, içinde  renkli tekneleri sörfleri ile nefeslerimizi kesiyor.Bazen sevdiğimiz mekanlara, bazen dostlara bazen hastanelere hepsi bir arada Bodrum’u yaşıyoruz.

Reklamlar

Derya Gönülden İsteyince

Sevgili Derya Türkkorkmaz ile ilk Kagider Oryantasyon’da tanışdım. O gün katılan tüm yeni arkadaşların hepsi ayrı bir değer oldu benim için. Hepsini yazacağım dedim. Zaman içinde hepsini biraz daha tanımak istedim, hepsi ile çok güzel anlarımız buluşmalarımız hep oluyor, böylece yazacaklarım da biraz daha artıyor, derinlik kazanıyor.

Bugün Derya’yı anlatmak istiyorum. İlk gördüğüm, ilk dinlediğim andan itibaren beni de grubu da  çok olumlu etkiledi, ve hepimiz her anlattığını hayranlıkla dinledik. Çok genç, pırıl, pırıl, gözlerinin içi parlıyor, ve gülerek içten, yüreğimize dokunarak bakıyor.Hem iş hayatında, hem sosyal çalışmalarla  yaptıkları ve de yapmak istedikleri çok değerli önemli katkılar yaratıyor. Hem de  mutlu bir evliliği ve iki oğlu var. Tümü bir arada olunca başarı  daha kolay geliyor, zaten.Gençlere kariyer seçme aşamasında yardımcı olmak gibi çok önemli bir misyonu var. Genelde yaptığım gibi,Derya ‘yı da  biraz kendi  anlatıyor, biraz ben, biraz da resimler.

Derya 1998 yılında İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesinden mezun olduktan sonra dil eğitimini tamamlamak için İngiltere’ye St. Oakland Collage’a gidiyor. İş hayatına 2000 yılında Uzel Makine AŞ’de Dış Satışlar departmanında Uzman olarak başlamış, 2003 yılında Xerox Büro Makineleri AŞ’de sırasıyla Planlama Uzmanı- Bayi Kanal Satış Uzmanı ve Bayi Kanal Satış Müdürü pozisyonlarında görev almış. 2008 yılında Kelly Services İnsan Kaynakları firmasının Ülke Satış Müdürü, 2009 yılında Genel Müdürü olmuş. 2010 yılı Ocak ayında Kelly Services’in Türkiye’den çekilmesi kararı ile Derya’nın hayatında yepyeni bir sayfa açılıyor. Çünkü Derya çalıştığı şirketini satın almaya karar veriyor.Bunu onun anlatımından aldım.

Bence Derya gönülden öyle bir istemiş ki, gerisi gelmiş ………….

“Oradaki hikaye; Kelly Services İnsan Kaynakları ve Danışmanlık şirketinde 1 yıllık genel müdürken ve herşey çok iyi gidiyorken global krizin çıkması ve firmanın gidiyoruz demesi ile başladı.

Yıkıldım tabii. Yaptığınız heykeli birinin balyozlaması gibi birşey.. Başkanı aradım ve bana satın şirketi dedim..

Firma 66 yıllık tarihinde hiç banka kredisi kullanmayan, hep likidde kalan ve karlı olmayan hiçbir yerde zaman kaybetmeyen

çok dinamik ve bir o kadar da muhafazakar bir yapıdaydı. Kalsalar dayanırlardı ama riski sevmiyorlardı. Bizimle birlikte Ukrayna, Finlandıya ve İspanya’dan da çıktılar..

Benim olduğum 1 yıllık yönetimde çok yol katetmiş bir büyük bankanın  ve aynı zamanda IMF ve Dünya Bankası’nın ihalesini kazanmıştık.

Firmanın durmu çok pozitif ilerliyordu ve bunu da görüp gerçekten çok defalar takdir ettiler. Ama dediğim gibi beklentileri yüksekti ve kriz gelmişti.

Benim gördüğüm onların göremediği birşey yoktu aslında. Bir yıllık yönetimim süresince kazandığım başarı, işime duyduğum sevgi ve inancımdı beni güdüleyen. Biraz da deli cesaretiydi galiba!

Sağolsun eşim de çok destek oldu bu süreçte.. Bir de kader seçimdir bana göre. Kaç kere böyle bir kavşağa gelir ki insan.. Ve tarihlerinde ilk kez bir çalışanlarına şirketi sattılar. Krizin göbeğinde danışmanlık firması almak çok riskliydi. Zor ve uykusuz bir yıl geçirdim ve sonrasında krizi atlattık. Tabii dümen sağlamlaştı, ustalığım arttı ve fırtına azaldı. Sevgili eşim Oğuz’un çok sevdiğim bir lafı vardır: Hayatta neyin hayır, neyin şer olduğunu bize zaman gösterir der. Bir şeye çok üzüldüğüm için sonradan üzüldüğümde bu lafı hatırlamışımdır hep. Gerçekten bir kapı kapandığında bir diğeri açılıyor.. Yeter ki niyet iyi olsun. En büyük derdim işimi nasıl daha iyi yaparım, nasıl fark yaratırım oldu hep..

Birikimler gitti, kredi de kullandık biraz da onlar destek olup vadeye yaydılar ve çok şükür bugünlere geldik.

Ve hala Kelly Services’in Türkiye’deki straejik ortağı olarak devam ediyoruz.

Birlikte çalıştığım insanlar harika.. Ailem gibiler.. Çok seviyorum onları…

Şans mı denir, başarı mı denir, bal mı denir hikayeme bilemem ama benim reçetem:

Hedeflemek, planlamak, çok çalışmak, pozitif düşünmek, paylaşmak ve şükretmek.

Bir yandan akademik alanda da ilerlemeye devam ediyorum. İstanbul Üniversitesi’nde kariyer danışmanlığı yüksek lisansı yapıyorum. Öğrencilerle konferanslarda tecrubelerimi paylaşıyorum. Yeni mezun birsürü gence ücretsiz kariyer danışmanlığı yapıyorum ve çoook mutlu oluyorum.. Bana göre; mutluluk da, başarı da, para da paylaştıkça çoğalır..

5 ve 10 yaşlarında iki oğlumuz var. Evcimenimdir, aile hayatta en değer verdiğim, en huzurlu ve güvende hissettiğim yerdir, benim için çok önemlidir..Yemek yapmayı ve yeni ülkeler görmeyi severim. TED konferanslarını izlerim zaman buldukça. Yeni trendler, teknolojiler, belgeseller, fantastik bilim kurgu filmler ve uzay bilimleri her zaman ilgimi çeken konular olmuştur. Kişilik olarak kanaatkar bir yapım vardır, şikayet eden biri değilimdir. Genelde pozitif ve proaktif düşünürüm. Çocuklar konusunda çok hassas bir yapım var. 2 yaşındaki çocuğunu saçından kavrayıp havaya kaldıran bir çingene gördüğümde arabayı trafikte durdurup inip kadını ittiğim ve çocuğu elinden aldığım olmuştur. Bu tamamen dürtüsel ve içgüdüsel, mantığımı yitirdiğim yer.. Gerçekten dengem alt üst oluyor çocuklarla ilgili kötü bir haber okuyup izlediğimde. Ama ne faydam oluyor, hiç.. Gençleri eğitelim destek olalım, yeni nesillere yatırım yapalım istiyorum. Mevcudu değiştirmek çok ama çok zor..Ama gelenleri eğitebilir ve gelecekte daha iyi insanların olduğu bir toplum olabiliriz diye düşünüyorum..”

Derya çok genç, umut dolu, sevgi dolu, neşe dolu,ve paylaşmak için Kagider’de

Onu ilk tanıığım gün yandaki notu  yazmışım.

Derya Türkkorkmaz da tam hiperaktif yapısı, fütürist yaklaşımı,  sahip olduğu İnsan Kaynakları şirketinin  kuruluş öyküsü, sosyal çalışmaları ile dinlerken yorulduklarımızdan, harika ışıl ışıl gözleriyle müthiş yoğunluğuna Kagider’i özellikle Genç Kagider’i keyifle ekledi. X Kuşağı, Y Kuşağı ile ilgili bizlerle özel  paylaşımlar yapacak, söz verdi. Aramıza katıldığın için çok mutluyum, Derya. Hem gençlerin hem bizlerin senden çok öğreneceği şeyler var.İyi ki seni tanıdık, tekrar hoşgeldin. Sevgiler, sevgiler

Rüzgarı Arkasına Alınca

İzmir’in kadınları bir başka güzel, cazibeli çekici. Daha özgür ruhlular, daha özgüvenleri  yüksek. Sevgili arkadaşım Ferda Boyar‘da tipik, özgür ruhlu, İzmir kızı.

Yaşamdan keyif almayı,tutkularının, heyacanlarının arkasından gtmeyi sevenlerden.Böyle olunca da çok dolu, dolu hep hareketli adrenali yüksek bir yaşam hikayesi var.Emeklilikten sonra girişimci olanlardan. Girişimci olmadan hem doğduğu yaşadığı şehri değiştiriyor.Sonra da  kendi işini kuruyor.Ferda’nın özgür, korkusuz, heyacanlara açık  ruhunun en güzel göstergelerinden biri  de iyi bir motorcu olucu. Hem de göstermelik değil, sıkı bir motorcu. Arkadaşımı Kagider’e girdiği günden beri tanıyorum. Birbirimize hep yakın olduk, işlerimiz aynı sektörde, Kadıköy yakasında aynı grupdayız, beraber seyahatler ettik. Her sene Bodrum’da buluşuyoruz.Heyacanlarının tutkularının peşinden gidişini hep zevkle mutlulukla takip ediyorum. Ferda’yı Harley’ci  Girişimci arkadaşımı biraz ben anlatacağım, biraz resimler, biraz Ferda. Siz de okuyunca motorunuzla rüzgara doğru özgürce sürme hevesine kapılabilirsiniz, bence.

 Ferda’ nın hikayesinde öncelere gitmedik. Girişimci olma kararı aldığı, günlerle,yepyeni bir sayfayla, yeni bir  dönemle başladık. 2004 ve İstanbul.

“Bankacılık ve Gemicilik Şirketinde 20 yıl çalıştıktan sonra 2004 yılında emekli oldum.En Son çalıştığım şirket nedeniyle İzmir’den o güzel İzmir’den sonra Büyülü Şehir İstanbul’a yerleştim.Zaten hayalim hep İstanbul’a yerleşmekti .İstanbul’a yerleştikten sonra emekli olup kendi şirketimi kurmaya girişimci olmaya karar verdim.6 aylık bir araştırma sonucunda Mali Müşavirlerim bana Geleceğin Sektörü Emlak işini yapmamı söylediler.2004 Aralık ayında Remax Altunizade Deniz ofisini açtım.

Tabii zor bir dönem Emlak işi Çevre ve Yer Bilgisi gerektiren bir iş.Remax’da koşuşturmalarla geçen koca 5 yıl .Fakat bu işi öğrenmek için Remax doğru bir adresti.Zorlandığım ve keyifaldığım bir dönemdi.Kadın olmanın verdiği zorlukları ve kolaylıkları yaşadım.Rotary gibi büyük  bir Sivil Toplum Örgütüne ve Kagider’e üye oldum.Çok doğru yerlerde olduğumu zamanla daha iyi anladım.Aynı dönemlerde Harley Davidson 

(Harley Owners Grup ) HOG grubuna üye olup Sporster 883 C model motor alıp hayatımın yönünü değiştirip bir hobi edindim.Adrenalin ve Rüzgar muhteşem vazgeçilmezim oldu.Uzun seyahatler ,yurtdışı seyahatlere katılıyorum.İnanılmaz keyif alıyorum.Benim çocukluğum motor üzerinde geçti.Babamda bir motorcuydu.Zannedersem beni çeken genler var !

Remax ile başladığım hayatıma 5 yıl sonunda Remax Franchıse’ı bitirdim .Kendi şirketim Mare Real Estate’i kurdum.Bunun yanında Rennak Nakliyat Gay.Yat.Dan.Ltd.Şti’ni kurup nakliye işine girdim.5 tane Treyler aldım.Ayrıca Partnerimiz olan Reks Frigo Kont.Hizmt.şirketine Finans ve Muhasebe Danışmanlığı yapıyorum.

Motorcu hayatıma gelince 2008 yılında İtalya’dan ST.TROPEZ ‘e Harley Festivaline gittik. 16 günlük bir seyahetti.

Yunanistan Turlarına katılıyorum.2011 Eylül’de yine İtalya’dan Cortina,Avusturya faaker see Harley Festivaline ordan yola devam edip Budapeşte ,Sırbıstan,Bulgaristan,Türkiye çok keyifli bir o kadar da yorucu 10 günlük bir tur yaptık.2012 yılı Mart ayında Amerika’ya Daytona Harley festivaline katılmak üzere Florida’ya gittik.15 Günlük bir seyahatti Daytona Harley festivalinde hayatımda bir daha bu kadar çok Harleyci’yi birarada göremem  heralde diye düşünüyorum.7 gün Florida eyaletini Harley Motor Kiralayarak gezdik.” 

Sevgili Ferda beni kırmadı, Harley’i ile olan öyküsünü, girişimciliğini özetledi. Kısacık, anlatımında başarısının, sırları hep satır aralarında var. Doğru zamanlarda, iş seçimi, sosyal faaliyetlere katılımları, kendi arzuları tutkuları hepsi birbirini tamamlayan bir bütün.İş kurup, hızla başarılı olmasındaki  en önemli etken de  daha önceki  profesyonel çalışmalarındaki deneyimleri, sonra iş kurmaya karar verirken, konusunda başarılı bir markayla işbirliği yaparak başlaması. Hepsinin önünde özgür, özgüveni yüksek, kararlı, planlı, bilinçli,  tutumu.Ferda artık belli bir olgunluğa geldiğini hissettiğinde kendini rüzgarın önüne bırakmaktan çekinmiyor, ve başarı da onu takip ediyor.

Bu rüzgarın içinde büyük aşkı, desteği İbrahim de var. Harley tutkuları onları birbirlerine çok daha iyi kenetliyor.Bu güzel, ortak tutku neticesinde işlerinde de birbirlerini tamamlama kararı alıyorlar.

Kızı Hazal en değerli enerji kaynağı,her zaman  yanında, yakınında. Güzel arkadaşımın hep enerji ,serüven başarı, heyacan dolu günlerde sevdiklerinle olması dileklerimle. Harley’i ona, işine yaşamına başarılarına, özgür ruhuna  çok yakıştırıyorum.                                Ben de samimi anlatımları çok değerli bulduğum  için, yazdıklarını olduğu gibi aldım. Tüm yeni iş kurmak isteği olanlarla gönülden paylaşmak için. Sevgiler, sevgiler

 

 

 

Bodrum Gliss Otel Daveti

Bodrum’da aşık olduğum şehirdeyim. Her zamanki büyüleyici,sabahı, gecesi,denizi, havası, davetleri  ile her an başka heyacanlarla dopdolu.Bodrum’da hayat,benim için  Güvercinlik’de  köşeyi dönünce gözüken mavilikleriyle başlıyor, ve beni her noktada, renkleri,kokusu, tadı, müziği, anıları ile içine çekiyor. Artık ayrılana kadar, bambaşka bir dünyadayım. Dünyadaki çok beğendiğim cennet köşelerden biri.

Burada olduğum sürece benim Bodrum’umu sizlere anlatmaya çalışacağım. Bugünün konusu, ilk Bodrum daveti .Gündoğan Küçükbük  Gliss Hotel &Spa da sevgili Gülden’in (Türktan) Kagider grup yaz daveti.Bodrum’da buluşmak çok güzel bir duygu.

Bu resimde ben de varım. Ahu Serter, Nilgün Keleş,Devrim Erol, Berrin Kuleli, Ayşegül Demirağ, Güzin İlker,Ferda Boyar, Yasemin Tutal,Nilgün Erdem,Hürriyet Özçelik,Begüm Özdoğularlı,Orkide Gökhan,Münteha Adalı çoğumuz bir aradayız. Bir o kadar da resme girmeyen arkadaşımız daha vardı.

Bodrum’da uzun yaşayan bir grup olarak biz bazı Kagider’li arkadaşlar  yazları hep beraber oluyoruz zaten.Bedriye’nin Gülseren’in  klasik doğum günü partilerine katılanlar, Gündoğan ve yakın çevresinde oturanlar grubu, İstanbul’da birbiriyle yakın görüşenler, yazları  hep Bodrum’da da buluşuyoruz. Bu buluşmalar neticesinde bir kaç arkadaşımız da Bodrum’da evi olanlar, ya da ev kiralayanlar, grubuna katıldı. Bodrum ortak heyacan, ortak tutku nedenimiz.

Yaz, Bodrum, tatil, cennet köşe, ve çok özel bir otel’de sevgili başkanımızın daveti.Bizi misafir eden otelin diğer ortağıda Kagiderin  kuruluşunda çok emeği olan ilk  üyelerinden sevgili Yasemin Tutal. Böyle olunca da ayarlayabilen herkes bu güzel davetteydi.. Tuğba Jabban teknesiyle gelmiş, bazı arkadaşlar, iki üç gün daha ekleyip tatil fırsatı yaratmış. Bazıları benim gibi evine gelmiş. Bazıları hem tatil, hem davet hem iş organizasyonu yapmış. Hepimiz Bodrum için çok erken bir saatte akşamüstü beşbuçuktan itibaren Gliss’deydik. Eşleri ile gelenler de çoktu.Nilgün Erdem, Ferda Boyar, Ayşe Özsan,Berrin Kuleli, Özlem Duyar Aytemiz bu grubun temsilcileri oldu. Ev sahibi olarak Gülden’in eşi Cüneyt Türktan’da bizlerle idi.Gülden kırmızı elbisesi ve ayakkkabıları, özellikle de taşlı gözlükleri ile her zamanki renkli ve farklı tarzını sergiledi.Orkide’cim mavileri Diara’cım sarı kıyafeti ile tam yaz daveti hoşluğu içindeydiler. Herkes cıvıl cıvıl , keyifli ve eğlenmek hoşça vakit geçirebilmek için oradaydı. Benim tatlı misafirim, Begüm’ümün beyaz elbisesinin sırt dekoltesi , ona çok yakışmıştı.Ayşegül Özsan çoğunluğa göre daha iddialı  bir akşam daveti kıyafeti seçmişti.Ayşegül Demirağ ve Güzin İlker kardeşler her zamanki  kendilerine özel tarzları ile,   davetin hep gülen neşe saçan ikilisi idi. Hürriyet her zamanki tarzından  farklı, çok çekici bir tatil kadını olmuştu.

Gülden’in oteli çok özel bir otel. Yirmialtı  birbirinden farklı konumda, metrekarade ve farklı konseptte döşenmiş,odasıyla, spası, alternatif , ya da koruyucu, önleyici tıp seçeneklerinden yararlanabileceğiniz,sıcacık ev  tadında bir butik otel. Plajı manzarası , bitki örtüsü harika.Benim senelerdir, evimizin olduğu plajdan Gülden’in oteline yüzdüğüm koyda.İki sene önce Gliss otele, ilk Gülden’i ziyarete  gittiğimde şaşırıp kalmıştım             Ama nasıl olur burası her gün iki kere yüzdüğüm otel diye. Sevgili Gülden Bodrum’a ve Gündoğan’a çok güzel bir otel kazandırdı. Uzun seneler yarım bir inşaat halinde olan oteli satın alıp, koyun değerini artırdı. Artık her Bodrum’a gelen arkadaşlarıma ilk otel tavsiyem Gliss Otel oluyor. Benim çok sevdiğim koyda, çok özel bir bir otel. İlk gezdiğimizde hepimiz hem şaşırdık, hem hayran olduk. Sevgili Gülden her odayı birbirinden çok ayrı şekilde döşemiş. Kimi romantik, kimi modern, kimi rüyalar alemi, kimi masal dünyasındaymış hissi veriyor.Hiç bir eşyadan bir tane daha yok. Gülden hem ailenin eşyalarını değerlendirmiş, hem çok özel bir otel yapmış. Anlatmakla değil mutlaka görmeniz yaşamanız lazım. Yine hayretle gezerken, bir ara Burhan Doğançay’ın bir tablosuna rastladım, Gülden onu da evden getirmiş, ve böylece çok değerli, hikayeleri olan, anıları olan bambaşka bir otel yaratmış.                               Bu harika yaz davetinden sonra bu neşeli grubun büyük bir çoğunluğu, Bodrum gecelerinde de hep beraber olmaya karar vermiş, Bülent Özdemir’e de rezarvasyon yapmışlar, davet sırasında  başka bir grup da onlara katılma kararı aldı. Biz de, kocaman aşkımla, daha geç bir vakitte tüm yapmamız gerekeleri halledip, bu özel grupla olma şansı yarattık.

Bodrum da da konser festival, keyifli sohbetler yapılan  yemekleri, Marinaları ve çevrelerini daha çok tercih eden  biz de, klasik bir Bodrum gecesi ile sezonu açmış olduk. Herşey Bodrum’a özgü, ve çok keyifli geçdi.Bülent Özdemir hepimizin ayrı ayrı şarkılarını çaldı,herkesi güzel besteleri yorumları ve partneri Hande’nin güzel sesi ile aldı uzaklara taşıdı.

Gece eve oldukça geç dönmemize rağmen sabah annemle deniz sefamıza Begüm de katılmak istedi..Odasının kapısını tıklatmamla şapkası mayosu ile anında hazır, aşağıya indi.Sabahları bizim koyda yüzmek benim için sanki kendimi ayindeymişim gibi hissettiriyor.Deniz, gök, doğa ve ben hepsi bir bütün bir haline geliyor. Begüm’cüm ile bu büyülü sabahta, o kadar keyifle sohbet ederek yüzmeye başladık, ki yirmibeş dakika sonra Gliss Otel’in sınırındaydık. Bu işe en çok şaşıran Begüm oldu, yine aynı sohbet ve deniz keyfi ile geri dönüp, hep beraber hazırladığımız kahvaltı da da sohbete devam ettik.Bodrum, geçen hafta böyle başladı, İstanbul’daki yaşamdan  çok daha yoğun bir tempo ile devam ediyor, anlatmaya çalışacağım.Sevgiler, sevgiler

Prens ile Tavla ve Bodrum

Prens’im Temmuz başı, biz de on gün sonra Bodrum’daydık.İstanbul’da başlayan hafta sonu, deniz sefaları Bodrum’da her gün yapılmaya başlandı.Eğlenceler, oyunlar, oyuncaklar, mekanlar, arkadaşlar, plajlar, klüpler, evler, her şey değişti.                           Her an onun için yepyeni öğretilerle geçmeye başladı.Yazın ona kazanırdığı yeni öğretilerden, biri de aile erkeklerinin geleneksel oyunu tavla oldu. Aslan tavlayı çok kısa sürede keşfetmek de, gecikmedi.

Tavlanın gözlüksüz keşfi

Pulları isteyince,

Hafif bir fırça sonrası ilgiyle oyunu seyretmeye devam.

Artık taktik veriyor.

Yeter artık ben oynuyacağım.

Aşkımla Bodrum’da buluşmak, denizde bahçede, onunla oynamak, sohbet etmek, müzik dinlemek,hamak da şezlongda uyumak, salıncak keyfi yapmak, yeni latin şarkılar keşfetmek keyiflerin, sevgilerin mutlulukların en güzeli.

O bize verilen en güzel armağan, hem de gözlüklü bir armağan

Leyla’m Evlendi

Leyla’m (Perim Vefkioğlu) Cumartesi akşamı Çırağan’da masallarda ki gibi bir düğünle evlendi. Prens’i Kıbrıs’tan onu almaya gelmişdi.İkisini de sevgisi aşkı, düğünün de keyfi neşesi oldu. Pamirim,Tülinim, Umut  hep çok,  mutlu ve keyifli idi, biraz da üzgün tabii, kızlarından ayrılmak kolay mı!                  Necil’le ben de çok mutlu idim. Çok sevdiğimiz, Leyla’mız sevdiğinle evleniyor diye. Ama biz de karı koca her düğün de anne babaların heyacanını hisseder, buruk oluruz, gözlerimiz hep nemlenir.Düğünler, nikahlar, çok duygusal anlar,hem ağlarım, hem giderim, hem ağlarım, hem veririm dedirten.Darısı tüm gençlere, anne babalara.

Herşey çok şık çok güzeldi.Sarayın bahçesinde, deniz kenarında, nikah organizasyonu yapılmıştı, kokteyl de yan tarafta idi.

Gelinle damadın gelişi muhteşem oldu.Işıklar müzik, havaii fişekler, sarayın ihtişamı, iki birbirini seven güzel yürek, ve tüm konukların heyacanı, mutluluğu hepsi birbirine karıştı.Nikah başladığında artık hava da kararmış çok daha büyüleyici bir ortam oluşmuştu.Selami (Öztürk) Başkanımın nikahı kıyacak olması bana sürpriz oldu. Sevgili Sevgi Öztürk yanımda yedi nikah şahidi, gelin damat yerlerine yerleşirken başkanım esprileri yapmakta gecikmedi.

Nikah çok sıcak, tatlı  sohbet ortamında başladı. Selami Bey kız tarafı ve kız babası olduğunu,belli etmekte sakınca görmedi, ya da ben öyle görmek istedim, öyle yorumladım.Çok neşeli bir nikah oldu.

Murat Hakkı üç kez evet, evet, evet  dedi,Leyla altında kalmadı, sonsuza dek evet dedi.

İlk ayak basan Leyla oldu, ama arkasından Murat da basınca Selami Bey bir rahatsızlık varsa tekrar baştan kıyalım önerisinde bulundu.Leyla’ya adınız diye sorduğunda, Perim,  Leyla Hakkı cevabını almak, hepimizi çok mutlu etti.Kahkalarla nikah da sonlanmış  oldu.

Nikah sonrası hepimiz masalarımıza yerleştik, biz liseli kızlar bir arada idik. O kadar zaman  birbirinden hiç ayrılmayan bizler Pamir’in de katılmasıyla, poz verirken de tüm düğün boyunca da çok neşeli idik.Keyifli gecede hiçbirimiz saatlerin nası geçtiğinin farkına varmadık.

Bu senenin renkleri harika,biz lisedeyken bu kadar renkli değildik.

Gelinle damat Sevgi ve Selami Öztürk’ün masasında

Heryerdeki muhteşem çiçeklerin, güzelliğini bolluğunu,nikah şekerlerimizin şıklığını güzelliğini masaların şıklığını anlatmak göstermek paylaşmak istedim, çektim de ama hiç biri gerçeği kadar güzel değildi. Ya yemeklerin lezzeti,menüyü Pamir ben seçtim, sadece orada karıştım, diğer herşeyi Leyla seçti dedi.

Pamir’in seçimi burada da kendini hemen farkettirmişti. Her zaman yenilenlerden çok daha  lezzetli olduğu ortak kanımızdı.

Yemek sonrası, gelinle damadın dansı, pasta seromonisi,şampanya ile kutlama, sonra karnaval tadında eğlenceler,hepimizin özgür mutlu dansı, bol renkli mutluluk, neşe shotları  ve Orhan Baba hepsi bu düğünde vardı.

Pasta kesilmiş sıra şampanyada

Orhan Gencebay gelini kırmıyor, şarkı söylüyor.

Pamir ve Umut çılgınca dans edebilir artık.

Çok lezzetli buğay çimi shot mı acaba,bir daha sefere kırmızı mı alsam, yine yeşil mi!

Necil kırmızıya dayanamamış,

Sanki karnavaldayız.

Hep beraber söylenmez mi!

Şarkılarla, kahkalarla, sağlıkla, ömür boyu mutluluklar Leyla’m. Her şey gönlünce olsun, sonsuza dek.

Mardin’in Güçlü Kadınları

Mardin’in  çok başarılı girişimci  kadınlarından yakından tanıdığım,altı tanesini özellikle, uzun uzun anlatmak istiyorum.İlk Mardin’li girişimci yazım sevgili Yasemin Kalya Künteci oldu. 2012 Yılının Bölgesinde Fark Yaratan Girişimcisi olan Yasemin’i ilk kez 2006 da tanıdım.

Sevgili ortağım Ayşe Lerzan’ın yakın arkadaşı ve hemşehrisi olan Yasemin bize ofise ziyarete gelmişti.O günler de işini henüz kurmamıştı. Bize 2.derece tarihi eser bir Han dosyası ile ilgili neler yapabiliriz diye sormaya gelmişti. Çok dost, samimi ve sıcakkanlıydı. Kafasında da bir sürü farklı proje vardı.Projelerin birbiriyle hiç ilişkileri de yoktu.Ben iş hayatında çok fazla dağılmaktan yana olmamışımdır. Hep içinde olduğum, tercih ettiğim, hedeflediğim işe bütün enerjimi kanalize edenleren oluğum için, bu birbirinden farklı projelerin nasıl hayata geçeceğinin, hangisinin öncelikli olacağını merakla bekler oldum. Ayşe’den Yasemin ile ilgili güzel haberler almak, çok mutlu eder oldu. 2012 yılının Girişimci Kadın ödülünü de alması harika oldu.Ödül gecesinde beraber olduk, kendisini  kutlamak , beraber sohbet etmek şansım oldu. Tanışmamızın ardından geçen altı seneden sonra da artık, Kagider etkinliklerinde biraraya gelebiliyoruz.Şaşırtıcı hikayesini hem ödül gecesi, hem de Temmuz  Kahvaltı toplantımız da kendinden çok esprili, akıcı anlatımıyla tekrar dinledim. Aşağıda da kendi anlatımıyla gönderdiği hikayesini paylaştım.Bu çok güçlü, özel kadının karpuz çekirdeği ile karpuz kadar iş diye benzettiği girişimcilik hikayesini sizlerin de şaşırarak, beğenerek  okuyacağınıza inanıyorum.

Sadece ‘Taş’ı Değil Anadolu’da Kaybolmaya Yüz Tutmuş Bir Kültürü Yeniden Gün Yüzüne Çıkaran Bir Kadın:

Yasemin KALYA KÜNTECİ

Hayatım 1965 yılında, bir medeniyet beşiği olan Mardin’de başlayıp; babamın memuriyeti sebebiyle Anadolu’nun başka şehirlerinde devam etti. Mardin’in ezan ve çan sesinin eşsiz beraberliği ile bu beraberliğe olan özlemim, beni bu şehre çeken en önemli faktördü. İlk nefes aldığı şehre âşık bir kadınım. İlk nefes aldığım şehirde, ilk nefes aldığım ev ise zihnimden hiçbir zaman silemediğim mimariye ve estetiğe sahip bir evdi. Belki de Mardin taşıyla inşa edilmiş bu evin geçmişime kazıdığı izleri takip ederek; bu gün Mardin taşı çıkaran bir girişimci olarak ülkeme ve memleketime hizmet vermekteyim.

Gelişen ülkemde ve giderek sınırların kalktığı dünyada, kültürler birbirleriyle yarışıyorken; yaptığım bu işin sadece taş çıkarmak olmadığının farkındayım. Zira Mardin de  taş evler ve bu taş evlerin üzerindeki tarihi taş oymacılığı sanatı; şehre kişilik katan, geçmişin ruhunu bugüne taşıyan, Mardin’i 2500 yıldır Mardin yapan en önemli özelliklerden biri.

Her şey bir saat kulesiyle başladı.

Maden ocağı kurma fikri, Tekirdağ / Çerkezköy İlçe Belediyesi’nin Mardin’deki taş saat kulesini görüp; bana, aynısını ilçe meydanına yapmak istediklerini söylemeleri ile başladı. Bu işten hiç anlamadığım halde, Doğu kültürünü Batı’ya taşıma fikri ve Mardin taşını tüm ülkeye tanıtabilme ihtimali bu işe başlamamda önemli en önemli faktördü.

Hayaller kurmaya başladım!
Belediyenin bu talebinin hemen arkasından geçirdiğim bir rahatsızlık sonucu bir ay boyunca Kütahya ve Bolu Devlet Hastanesi’nde kaldım. Gündüzleri yapacağım saat kulesinin hayalini kuruyordum fakat bir sorun vardı; kuleyi yapmak için taşa ihtiyacım olacaktı. Gündüzleri kuracağım taş ocağının hayallerini kuruyor, akşamları ise hasta yatağımda telefon görüşmeleri yapıp; Mardin de taşı çıkarabileceğim bir arazi araştırıp, bu işin nasıl yapılacağına dair bilgiler topluyordum.

Ardından, Saat Kulesi projesini uygulamak üzere Mardin’e geldim. Bir yandan saat kulesini inşa etmek için çalışırken, bir yandan da Mardin için ne yapabilirim diye düşünmeye başladım. Mardin’i gecekonduların ele geçirmekte olduğunu, yenileşme adına yozlaştığını, tarihi dokusunun tamamen bozulma sürecine girdiğini ve devletimizin bu durumu düzeltmek için Mardin’i eski yapısına kavuşturmak amacını heyecanla öğrendim. Yeni inşa edilmesi planlanan tüm binaların, Mardin’in eski dokusuna uyumlu olması için taştan yapılacağı ve restore edileceği söyleniyordu. , TOKİ’nin yapacağı bazı  inşaatlarda taş kullanılmasının mecburi olması, Hilton Oteli’nin taş ile kaplanacağı gelişmesi, Artuklu Üniversitesi’nin tüm kampüs binalarında taş kullanılması kararı, beynimde görünmeyen bir ampulün yanmasını sağladı. Bu gelişmelerin hepsi bir iş potansiyelini gösteriyordu. Ama tüm bu taş ihtiyacını karşılayacak bir taş üretimi henüz Mardin’de yoktu. Bu işteki potansiyeli görüp, kazançlı olduğunu düşünerek; bu dağlara verilecek  emekle hem Mardin’i güzelleştirmek ve ekonomisine katkıda bulunmak, hem de memleketimde istihdam yaratmak amacıyla Mardin’de bir maden ocağı açma konusunda girişimde bulunmaya hızla karar verdim. Uygun bölgeyi araştırarak tespit ettim.  Maden İşleri Genel Müdürlüğü’ne başvurarak; 99 hektarlık arazi için Mardin taşı çıkarmak üzere madencilik ruhsatı aldım.

Artık Mardin taşım vardı ama…

Böylece Mardin’de, yüzyıllar sonra Mardin taşı tekrar piyasaya girmiş olacaktı. Ancak esas mücadelenin şimdi başladığını bilemezdim. Artık taşım vardı. Ama onu nasıl çıkaracaktım? Elimdeki  sermaye, sadece taşı kesen bazı makineleri almama yetiyordu. Ama taş, öylece dağın içinde beni bekliyordu. Ruhsatlı ocağımdan taş çıkarabilmek için yol lazımdı. Elektrik, iş makinaları ve ustalara ihtiyaç vardı. Yol ve elektriğin ocağa getirilmesinin ardından satın aldığım kesme makinaları, kiraladığım bir loder ve 10 işçiyle işe başladım.

Devlet can suyum oldu!

İş pahalı bir işti. Param ve ipoteklerim de yatırımlarıma yeterli olmayınca imdadıma, Kredi Garanti Fonu (KGF) yetişti ve bana kefalet vererek; Halk Bankası aracılığıyla, eksik olan iş makinelerimin kredisini sağladı. Böylece  aylarca uğraştığım kredi sorunu da çözülmüştü. Bu arada, bana  nakit ihtiyaçlarım için tam zamanında can veren KOSGEB-CANSUYU kredisinden de söz etmeden geçemeyeceğim.

İlk müşterim Sabancı!

Bayramda ziyaretime gelen kızıma, küçükken okuduğum okulu gezdirirken; okulun hemen arkasındaki binada bir restorasyon çalışmasının yapıldığını fark ettim. Bekçiye burayı kimin yaptırmakta olduğunu sordum. Bana, buranın Sabancı Müzesi olduğunu ve Sabancılar tarafından restore edildiğini söyledi. “Size taş lazım mıdır?” diye sordum. Cevap şaşırtıcıydı. Bekçinin, “Hem de çok lazımdır” cevabının ardından sorumlu kişiyle tanıştım. İlk satışımı yapmıştım ve Sabancılar artık müşterimdi.

Bu arada yapmış olduğum saat kulesi bitti ve Tekirdağ Çerkezköy’de görücüye çıktı. Mardin, Türkiye’nin Batı’sında gururla 2500 yıllık tarihini, mimarisini ve ihtişamını sergiliyordu. Ancak bu benim için yeterli değildi. Mardin taşını tüm Türkiye, hatta tüm dünya öğrenmeliydi. Onu kendi anıtlarında, binalarında kullanmalı; Türkiye’nin derin kültürel kökleri, Mardin ustalarının taş oymacılığı sanatı, binlerce yıllık sivil taş mimarisi başarısı ile tanışmalı ve ona hayran kalmalıydı. Bu tanıtıma, iki web sitesi oluşturup; hem Mardin’i hem de taşımı tanıtan kataloğun basımıyla başladım. Taşımın fiziksel ve kimyasal özelliklerini 24.10.2008 de Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı  Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü’ne götürdüğüm numune ile  Analiz-Testlerini yaptırarak; çıkan değerleri web sitesi aracılığıyla ilgililerin bilgisine sundum. Kısa sürede çok sıkı bir çalışmayla, sektörün en iyi tanıtım platformu olan fuarlara hazırlandım. Eylül 2008’de üretime geçirdiğim taş ocağımdan çıkan taşları, Mardin’in okumamış ama heykeltıraş kadar yetenekli ustalarına oya gibi  işleterek; KOSGEB’in de değerli destekleriyle; 6 Kasım’da Diyarbakır Ortadoğu Fuarı’nda, 13 Kasım İstanbul CNR Natural Stone Fuarı’nda ve ondan sadece birkaç hafta sonra Şam’daki Marble Fuarı’nda ve İzmir Naturel Stone Fuarı’nda görücüye çıkardım. Artık Mardin taşı, fuarların gözbebeği haline gelmişti. Şam Fuarı’nda bu taşla gördüğüm ilgiyle; önce yakın bölgem ve Ortadoğu da, ardından da tüm Dünyada büyük bir potansiyelin beni beklediğini hissettim. Bu ilgi taşı isteklere göre işlemeye ve pazara sunmaya hızla beni itiyordu. Trend Dünya da natürel malzeme kullanımın artması yönünde idi. Bu da başka bir rüzgârımdı. Ocakta biriken taşların bazılarını siparişlerim doğrultusunda Diyarbakır da fason kestirerek pazarlamaya başladım. Şu an Türkiye’den ve Dünyadan mimarlar, yatırımcılar ve pazarlamacılar sürekli beni arayarak  ilgilerini göstermekte; projelerini bu taşı kullanacak şekilde oluşturmaktadırlar.
 

Hayallerim gerçek oluyor!
Fabrika hayallerim başlamıştı. Tası Mardin de kesip işlemeliydim. Onu da yaptım. Fabrikada kurdum. Artık taş Mardin de kesiliyordu. Öncelik, taşın yapıda kullanacak ustaların eğitimi diye düşündüm. Mardin’in tarihi taş evlerinin en önemli özelliği olan, taş oymacılığı sanatını icra eden sadece 2-3 ustanın kaldığı ve onların da epey yaşlanmış oldukları gerçeği ile karşılaştım. Bunun üzerine Mardin Taş İşlemeciliği Derneği’ni kurdum.  Mardin’e taş işi, bu ustalara yatırım yapmak, yenilerine yol açmak, onları eğitmek ve bu sanatın devamını sağlamak demekti. Bunun için atölyelerin kurulmasının önemini vurgulamak istiyorum. Birçok konuda yanımızda yer alan Mülki İdaremizin de ilgi ve desteğiyle atölyeler kurulması ve yeni nesil sanatçıların, bu geleneksel sanatı icra etmelerinin devamını sağlamak içinde uğraşıyorum.

Ben mi Mardin mi?

Herkes: “Bu taş ocağına kendi adını vermelisin” dedi. Ben ise bu ismi Mardin’in hak ettiğini söyleyip, adını  MARDİN TAŞ koyarak; ismi tescil ettirdim. Zira Mardin, geçmişinden ve toprağından bizlere sunduğu gelecekle, bunu hak ediyor diye düşündüm. Bu işe girdiğimde: ‘Eğer batarsam bunun cezasını tek başıma çekeceğim ama çıkarsam hem ben, hem tüm Mardin kazanır’ dedim. MARDİN TAŞ sayesinde, Mardin’in geçmişini geleceğine taşıyacak bir yol açtığımı ümit ediyorum.

“Gold Mardin Taşı”  sanattır!

Madencilik sektörünü Mardin’e yeniden kazandırmak,  bu sektörü büyütmek arzusundayım. Mardin’in en büyük sermayelerinden biri olan bu taş  işleme kolaylığı, sağlamlık, dayanıklılık ve yalıtım özelliklerinden dolayı eşsiz bir özelliğe sahiptir. Mardin Taşı sahip olduğu bu özelliği ve güzelliği sayesinde; binaların temel bileşenlerinden olan kapılar, pencereler, küçük sütunlar, kemerler ve diğer bileşenlerde, zengin ve çeşitli motiflerle kolayca uygulanmaktadır.

Garantide olmak güzel!

Garanti Bankası’ndan aldığım, ‘Bölgesinde Fark Yaratan Girişimci Kadın Ödülü’ yaptığım işe olan inancımı bir kez daha perçinledi. Zira cesaretle çıktığım bu yolda, yaptıklarım farkına varılması ve buna “fark yaratan kadın” şeklinde bir taçlandırma yapılması ne kadar garantide bir yolda yürüdüğümün de açık göstergesidir diye düşünüyorum. Garanti Bankası’na ikinci can suyu olduğu için teşekkür ederken; ‘kadın isterse her şey olur!’ mesajını da tekrarlamak isterim.

 

Neler yaptık!

Mardin Valiliği, sabacı müzesi, Van-Gevaş’ta Cami, Hakkari Yüksekova’da Cami, Tekirdağ Çerkezköy Belediyesine ve İstanbul Bağcılar Belediyesine  Saat kulesi, beş yıldızlı Erdoba Elegas otel, yürütmüş olduğumuz projelerimizdir.

Şimdi…

Anadolu’nun medeniyet haritasında, medeniyetimize ışık tutan bu girişim; sadece bir madeni, ticari olarak olduğu yerden çıkarmak değildir. Bunu fark eden bir müşteri profiline ulaşma hedefimizi en kısa zamanda arttırarak sürdüreceğimizden eminim. Taşım ve ben, devasa hayatın içerisinde, kendimize daha özel ve daha anlamlı bir yer aramaya devam edeceğiz: Dünya, ülkemizin her alandaki yükselişini izlerken; bizlerde bu yükseliş içerisinde, hak ettiğimiz yerde olma çabamızı ve inancımızı hiçbir zaman kaybetmeden; geleceğe, kültürümüzün izini taşımaya söz veriyoruz!