Barış İçin Uzatılan Bir Dost Eli…

Geçen hafta Tekfen Flarmoni Orkestrası; Tekfen’in 60. cı kuruluş yıldönümünü için iki dev konser yaptı.  Ben de kurulduğu günden bu güne büyük beğeni ile izlediğim Tekfen Flarmoni’nin  “Barış İçin Uzatılan Bir Dost Eli” olarak başlayan  hikayesini sizlerle paylaşmak istedim.. Bedenimiz için, su, hava, yemek, nasıl elzem ise ruh sağlığımız  için de müzik olmazsa olmazımız…Hayatımızdan hiç eksik olmasın…Tekfen’e bu muhteşem projeleri ve orkestraları için sonsuz teşekkürler…

BARIŞ İÇİN UZATILAN BİR DOST ELİ…

Tekfen Filarmoni Orkestrası, müziğin gücüne duyulan inancın eseridir.

Bu güç, kavgaların, çelişkilerin ve çatışmaların önüne geçip birbirinden çok farklı medeniyetlerin aynı melodiye kulak vermelerini sağlar. Müziğin evrenselliği ve barış için uzatılan bir dost eli kadar sahicidir.

3 DENİZ, 23 ÜLKE…

Bugün Tekfen Filarmoni Orkestrası adıyla yoluna devam eden orkestranın temelleri 1992 yılında atıldı; Karadeniz Oda Orkestrası, farklı kültürler arasındaki ilişkileri geliştirmek, barış adına ortak bir dil yaratmak amacıyla, Saim Akçıl şefliğinde 11 ülkeden 17 sanatçının katılımıyla kuruldu. İlerleyen yıllarda orkestraya başka ülkelerden müzisyenlerin de katılımıyla aile giderek genişledi; Karadeniz, Hazar Denizi ve Doğu Akdeniz bölgelerinden toplam 23 ülke: Arnavutluk, Azerbaycan, Bulgaristan, Ermenistan, Filistin, Gürcistan, Irak, İran, İsrail, Kazakistan, Kırgızistan, Lübnan, Mısır, Moldova, Romanya, Rusya, Suriye, Türkiye, Türkmenistan, Ukrayna, Ürdün, Özbekistan, Yunanistan.

Tekfen Filarmoni Orkestrası, nam-ı diğer 3 Denizin Sesi…; müzisyenlerin üç farklı bölgeden gelmesinin yanı sıra orkestranın bu isimle anılıyor olmasının altında kuruluş amacı da yatıyor; farklılıkların bir arada var olabildiği ve hatta bundan da güç alarak müziğin barışın seslerinden biri olduğunu göstermek.

Tekfen Filarmoni Orkestrası, bu üç bölgenin en değerli müzisyenlerini bir araya getiriyor. Orkestra, klasik müzik repertuvarının yanı sıra, o bölgenin bestecilerinden derlenen özgün programları ve yerel müzik aletleriyle harmanlanan özel performansları da içeriyor. Geleneksel çalgılarıyla orkestraya hayat veren herbir müzisyen, farklılıkların sorunlara değil dostluğa gebe olabileceğini de bu sayede kanıtlamış oluyor. Otantik enstrümanlarıyla kendi kültürlerini temsil eden tüm solistler ise aslında bir bütünün vazgeçilmez parçası haline dönüşüp aynı dili konuşuyorlar, müziğin dilini. Bu da Tekfen Filarmoni Orkestrasının neden 3 Denizin Sesi olarak anıldığına dair bir başka cevap.

Dostluk adına kurulan Tekfen Filarmoni Orkestrası müziğiyle, zıtlıkların uyumuna, Doğu ve Batı’nın bileşiminden doğan büyülü senteze övgüde bulunuyor.

Berlirlenen projeler kapsamında, senede birkaç kere bir araya gelen Tekfen Filarmoni Orkestrası, Türkiye’nin çeşitli şehirlerinde ve İstanbul Müzik Festivali’nde sahne almaktadır. Misafir sanatçıların da katılımıyla gerçekleşen her bir konser, doğu-batı sentezinin büyüsünü ve zıtlıkların uyumunu gözler önüne seriyor. Uluslararası İstanbul Müzik Festivali’nde diğer Türk orkestraları ile dönüşümlü olarak konser veren Tekfen Filarmoni Orkestrası kuruluşundan bu yana Almanya, Azerbaycan, Belçika, Bulgaristan, Fransa, Gürcistan, İngiltere, Japonya, Katar, Kazakistan, Kırgızistan, KKTC, Özbekistan, Romanya, Rusya, Ukrayna ve Yunanistan’da sahne aldı.

Geçen haftanın konserleri de bu konserlerin en güzellerindendi…

Tekfen Filarmoni Orkestrası, Tekfen’in 60. kuruluş yıldönümünü görkemli bir konserle kutladı… 2 Kasım’da Ankara Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Konser Salonu’nda, 3 Kasım Perşembe günü ise İstanbul Zorlu PSM’de gerçekleşecek dev konserde yıldız isimler sahne aldı….

Orkestra, bu özel temsilde, Yunan kültürü ve müziğini dünyaya tanıtan Yunanistan’ın divası Alkistis Protopsalti ve etnik caz dünyasının ünlü ismi Lübnanlı Rabih Abou Khalil gibi isimlere eşlik etti. Konseri, klasik müziğin “harika çocuğu” Özbek Aziz Shokhakimov yönetti…

Konserde ayrıca, Tekfen Filarmoni’nin daimi solistlerinden, bu toprakların usta müzisyenleri Göksel Baktagir, Yurdal Tokcan ve Ercan Irmak da vardı…

 

Gelecek Vaat Eden Girişimci Aslı’nın Hikayesi…

Ekim ayında Türkiye Garanti Bankası’nın, Ekonomist Dergisi ve Türkiye Kadın Girişimciler Derneği’nin (KAGİDER) işbirliğiyle bu yıl 10. kez gerçekleştirildiği 2016 yılı Türkiye’nin Kadın Girişimcisi Yarışmasında SBS Bilimsel Bio Çözümleri”nin kurucusu Aslı Elif Tanuğur “Türkiye’nin Gelecek Vaat Eden Kadın Girişimcisi” seçildi. Sevgili Aslı’nın çok özel bir hikayesi var, çok değerli çalışmaları var, hem duygulu, hem hepimize çok yararlı olacak bir ürünün hayata geçirilmesiyle ilgili bu başarı hikayesini ben de Aslı’nın kendi anlatımıyla sizlere aktarmak istedim…Aslı’yı tebrik ediyorum, kutluyorum, başarılar diliyorum.Aslı ile beraber yola çıkan Prof. Dr.Dilek Boyacıoğlu ve Taylan Samancı’yı da kulaktan kulağa,  bir şehir efsanesi gibi başlayan bu projeyi bu günlere getirdikleri için gönülden alkışlıyorum…aslı elif tanuğur ile ilgili görsel sonucu

Aslı Elif TANUĞUR

Hayat çoğu kez bir salıncağın gidip gelmesi gibi hep aynı yerde aynı tonda akıp gider. Arada ritim değiştirir sadece. Bazen hızlanır bazen yavaşlar…

Bizim yol hikayemiz işte o salıncaktan bilerek ve isteyerek inmemizle başladı.

Birimizin inancı hepimizin yolunu değiştirdi.

“İstanbul Teknik Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldum. Uzun yıllar bal sektörünün öncü firmalarından birinde Ar-Ge ve kalite direktörü olarak görev yaptım. Bu nedenle çalışma hayatım boyunca bal ile ilgili pek çok araştırmanın ve projenin hem yaratıcısı hem de yürütücüsü oldum.
Bu dönemde özel hayatımda ise önemli bir sorunla baş etmeye çalıyordum. Henüz 5 yaşında olan oğlumun bir kaç ay arayla ateşi çıkıyordu ve her defasında antibiyotik kullanmaktan bu ilaçlara karşı alerjisi oluşmuştu. Uzun süren arayışlarımızın sonunda başvurduğumuz bir doktor oğlum için çarenin bağışıklığının artırılması olduğunu söyledi. Ben de bu nedenle bağışıklıklığı güçlendirmenin doğal yolunu aramaya başladım. Ve taradığım bir çok bilimsel yayında propolis ve arı sütünden bahsedildiğini gördüm. Arı sütü bileşiminde bir çok protein, karbonhidrat, yağ ve vitamini içeren bir ürün. Propolis ise arıların bitki sap, yaprak ve tomurcuklarından topladığı, güçlü anti-bakteriyel ve anti-oksidan etkilere sahip tamamen doğal yine bir arı ürünü. Arılar, bu yapışkan ürünü, kovandaki mikropları yok etmek ve arı ailesinin sağlığını korumak için kullanır. Ben de çocuğumun sağlığını korumak için hem arı sütünü hem de propolisi kullanacaktım.
Bu galiba hayatımda tutunduğum en önemli umuttu. Oğlumun sağlığına tamamen kavuşacağını düşünmek bile heyecan verirken, propolise ulaşmak için vakit kaybetmemem gerekiyordu. Arı ürünlerine dair en çok bilinen ve tüketilen ürün baldır. Ben de uzun yıllardır bal sektörünün içindeydim zaten. Bu nedenle hemen iletişimim olan bal üreticileri ile temasa geçtim ve onlardan daha önce üretmedikleri arı sütünü ve kovandan kazıyıp attıkları propolisi benim için üretmelerini istedim. Propolis olduğu gibi yenmediği için ekstraksiyon (özütleme) yapmam gerekiyordu. Oğluma her gün arı sütü ve propolis özütü vermeye başladıktan sonra ise sonuç inanılmazdı. Bazen tek başına propolis, bazen propolis ve bal karışımı, bazen de arı sütü, bal ve propolis karışımı verdiğim sevgili oğlum aylar geçmesine rağmen hiç hastalanmamıştı. Bu benim için bir rüyaydı, gerçekleşmesi ise bana yeniden yaşam sevincini aşılamıştı. Bu tecrübe ile ikinci çocuğumda 1 yaşından itibaren bu ürünleri düzenli olarak her gün kullanmaya başladım ve her gün iki çocuğuma da düzenli olarak vermeye devam ediyorum…
Benim propolis ile olan yolculuğum ise burada bitmedi elbette. Önce eş dost çevresinde hikayem yayıldı, sonra uzak kimseler arasında. Benzer sorunları yaşayanların doğal ve sağlıklı arı ürünlerine ulaşmasını sağlamaya karar verdim. Böyle bir ürüne duyulan ihtiyacın ne kadar büyük olduğunu gördüm. Benim kadar şanslı olmayan insanlara elimi uzatmak için başta uzun yıllar birlikte çalıştığım mesai arkadaşım Taylan Samancı ve İstanbul Teknik Üniversitesi’nden hocam Prof. Dr. Dilek Boyacıoğlu ikna etmem gerekti. Onlarsız böyle bir yola girmeye cesaret edemeyeceğimin farkındaydım. Onları ikna etmeyi başardığımda ise artık üçümüz için de yeni bir yol görünmüştü. Şimdi aradan 3 yıl kadar zaman geçti. Ve artık benim hikayeme benzer hikayelere sahip e-postalar ve telefonlar alıyoruz müşterilerimizden. Bunlar beni çok mutlu ediyor. İnsanlara bu şekilde uzanabilmek, onların hayatına böylesine dokunabilmek kelimelerle ifade edilemeyecek kadar kıymetli benim için.
Taylan SAMANCI
Üniversite eğitimimi arıcılık ve zootekni üzerine yaptım. Mezuniyetten birkaç yıl sonra bünyesine katıldığım bal firmasında uzun yıllar Projeler Takım Lideri olarak görev yaptım. Bu görevim süresince pek çok ulusal ve uluslararası projelerde yönetici olarak yer aldım. Arıcılığa dair bir çok yayın, kitap ve sunum hazırladım. Bir kere arılara hayranlık duymaya başladınız mı, bir daha vazgeçemeyeceğiniz sonsuz bir deryanın içindesiniz demektir. Gündelik koşturmalardan, iş stresinden, büyük şehirde yaşama alışkanlıklarından uzaklaştıkça kendimi arıların yanında buldum. Belki de doğaya karışmamın, öze dönmemin kestirme yolu bu oldu benim için. Arılar artık hayatıma o denli girmişti ki babam bile bana özenip, 60 yaşından sonra arıcılık yapmaya başladı.
Yaptığım işe olan gönülden bağlılığım her zaman büyük bir özveriyle çalışmamı sağladı. Ama insanın arayışı hiç bitmediği gibi ben de yeni bir şeyler deneme arzusunu uzun süre hissettim içimde. İşte böyle bir anda Aslı’nın düşüncesi, hevesi, heyecanı hemen beni de sardı. İçinde bulunduğum sarmalın dışına çıkmak her ne kadar korkutucu, sarmal ne kadar güvenli görünse de kendimi denemek görmek istedim.
Yola çıkarken yaptığımız işe elbette çok güveniyordum, ama Türkiye’de ilk defa bizim uygulayacağımız izlenebilir sözleşmeli üretim modelinin arıcılar tarafından nasıl karşılanacağı konusunda tereddütlerim vardı. İlk görüşmelerimizle birlikte bütün o soru işaretleri kafamdan dağıldı. Bir araya geldiğimiz bütün arıcılar yaptığımız işe inandı ve şimdi biz sözleşmeli arıcılık ile ürettiğimiz ürünlerin kaynağını görerek ve ne şekilde üretildiğinden emin olarak hareket ediyoruz.
Aldığımız ilk siparişler ise çevremizde hikayemizi bilen insanlardan geldi.Bizi tanıyan bilen ve güvenen herkes hayatına ürünlerimizle de girmemize izin verdi… Yakın çevremizle başlayan bu süreç zamanla çok uzaklara kadar yayıldı… Aradan altı ay gibi kısa bir süre geçtikten sonra, bilgisayar ekranında arı sütü, bal ve propolis karışımından bir kutu istendiğine dair bir mesaj okudum. Altında ise şu not vardı “Kulaktan kulağa yayılan bir öykü sizinki, umarım şehir efsanesi olarak kalmaz, bize de şifa olursunuz.”… Başka bir müşterimiz ise ürettiğimiz ham balı yediğinde, çocukluğunda tattığı balları hatırladığını ve bunun için bize çok teşekkür ettiğini yazıyordu. İşte tüm bu notlar, mesajlar doğru bir yolda olduğumuzu gösteriyordu ve atacağımız yeni adımlarda en cesaret kaynağımızdı… Hala da öyle…
Prof. Dr. Dilek BOYACIOĞLU
Çocukluğumdan bu yana bilinmeyenlere karşı hep heyecan duydum ve gizem hep merakımı çekti. Merak olmasa dünya yine de döner ama boşa bir çaba olur sanki. Bilim de, felsefe de, sanat da hep insanın duyduğu o sonsuz merak duygusu ile ilerliyor, gelişiyor. Benim hayatıma yön veren de bu oldu; bilinmeyenlere erişme heyecanı ve öğrenme tutkusu.
İstanbul Teknik Üniversitesi Gıda Mühendisliği bölümünde uzun yıllardır öğretim üyesiyim. Hayatım öğrencilerimle ve araştırma projeleriyle dolu geçti. Dünyayı besleyen gıdanın her yönüyle ilgilenmek, anlamak ve yeni bulgular elde etmek benim için mutluluk kaynağı oldu. Bu nedenle işimi hep severek yaptım ve bugün dünyanın dört bir yanında gıda alanında uzmanlaşmış, nitelikli ve donanımlı insanlar yetiştirdim, onlara yol açtım. Yetiştirdiğim öğrencilerimden biri ise yıllar sonra ortağım oldu.
Gıda sektöründe uzun yıllar deneyimi bulunan Aslı’nın mutlu sona ulaşan öyküsü ile benim için de yeni bir pencere açıldı, yine bilim ekseninde tabii… Gıda alanında kaynağını bilimden alan yenilikçi arı ürünlerini hayata geçirmek için Aslı ile birlikte SBS Bilimsel Bio Çözümler şirketini kurduk. Benim için uzun yıllara yayılan meslek hayatımda edindiğim bilgi birikimimi ve deneyimimi doğrudan doğal ve sağlıklı ürünlere dönüştürebileceğim bir fırsat oldu bu. Kovandan bal dışında da ürünler (propolis, arı sütü, polen) elde etmeyi amaçladık ve bağışıklık sistemini güçlendiren bu ürünleri İTÜ Arı Teknokent bünyesinde kurduğumuz laboratuvarlarda araştırmaya başladık ve üç yıldır devam ediyoruz. Arıcı eğitimlerinden Ar-Ge’ye kadar çok yönlü olarak çalışmalarımızı yürütüyoruz. Geride bıraktığımız zamanda ürünlerimizin insanların hayatında fark yarattığını görüyor ve duyuyoruz. Doğrusu bu başarı büyük bir gurur, ama en değerlisi mucizesi içinde saklı arı ürünlerini doğallığını koruyarak tüketicilerimize sunabilmek.

Hem Enerji Kaynağı, Hem Stres Giderici…

Şu ara manavlarda  bol bol hünnap var…Benim ağız tadıma çok  uyan bir meyve .Araştırınca da gördüm ki yorgunluğa strese iyi geliyor, ve de düşük kalorili… daha bir çok faydası da cabası…Hünnapın faydalarını okuyunca sizlerle de paylaşmak istedim.. Bu minicik yemişlerden belki siz de alırsınız..Faydalarızararları sitesinin yazısı aşağıda…Sevgiler…

Hünnap düşük kalorili bir besin kaynağıdır. Çin’de çok eski çağlardan itibaren alternatif tıp aracı olarak kullanılmaktadır. Daha sonra Asya ülkerinde aynı amaç için yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Hünnap meyvesi içerdiği besinler yardımıyla çok etkili bir enerji kaynağıdır. Hacim olarak çok küçük olmasına rağmen sağlık açısından çok büyük faydaları vardır. Hünnapın çok ince ve yenilmesi mümkün olan kabuğu vardır, hazmı kolaydır. Genelde ham olarak tüketimi tercih edilir. Olgunlaştığı zaman çok yakından tanıdığımız kuru üzüme görüntü olarak çok benzemektedir.

Hünnap, bol miktarda A ve C vitamini içermektedir.Kalsiyum, magnzeyum, fosfor ve özellikle potasyum açısından inanılmaz derecede zengindir.hünnapın sağlığa faydaları

Hünnapın Sağlığa Faydaları

Hünnap simine ülkemizde çok aza rastladığımız bir besindir ve tğketimi çok  yayğın değildir. Fakat özellikle potasyum açısından çok zengin olması kalp sağlığı açısından çok önemlidir. Bunun yanında etkili bir antioksidan olmasından dolayı  çok geniş bir yelpazede sağlığa katkı sağlama imkanı vermektedir.

Hünnap Kanser Hastalıklarını Engelleyebilir:  Çok etkili bir antioksidan olmasından dolayı kanserli hücrelerin etkisini azaltabilmektedir. Bunun yanında Çinde  çok yaygın olarak kanser vakarına engel olduğu için kullanılmaktadır.

Hünnap Kilo Vermeyi Kolaylaştırır:  Hünnap düşük kaleorili bir besin kaynağıdır, bu yüzden zayıflamak isteyenler için önemli bir besin kaynağı olabilir.  Özellikle sporcular tarafından tüketilmesi tercih edilen hünnap aynı zamanda kaynedilen enerjinin tekrar toplanması için antrenmanlardan sonra tüketilmektedir.

Bağışıklık Sistemini Güçelendirir: Yoğun mijtarda C ve A vitamini ve potasyum içeren hünnap bağışıklık sisteminin güçlenmesine ciddi anlamda katkı sağlayabilmektedir Bu nedenle özellikle kış aylarında meydana gelen öksürük, soğuk algınlığı gibi hastalıkların tedavisinde kullanılabilir ve kısa zamanda sonuç alınabilir.

Hünnap Sinir Sistemi Sağlığını Korur:  Bu mükemmel meyve siniris sistemi üzerinde direkt etkisi olan nadide meyvelerden sadece bir tanesidir.  Hünnap yaygın olarak stresle mücadelede kullanılır, aynı zamanda anti depresan özelliği olduğuna inanılır. Bu özelliğinden dolayı Hünnap stres atmak için idel bir meyvedir.

Antioksidan Deposu Hünnap: Hünnap inanılmaz bir antioksdian deposudur, bunun bir sonucu olarak neredeyse faydalı olmadığı bir hastalık yok denilebilir. Özellikle karaciğerde meydana gelen hasralara ve kansere karşı koruma sağlayabilir. Bir çok hastalığın nedeni olan serbest radikallere karşı metabolizmayı ve hücreleri korur.

Hünnap Cilt Sağlığı İçin Faydalı Bir Meyvedir:  Hünnapın etkili bir antioksidan olması cilt ve saç sağlığı açısından da önemlidir. Cilt hastalıklarına neden olan unsurları ortadan kaldırabilir. Çin’de yaygın olarak güneş yanıklarına ve kızarıklıklara karşı kullanılmaktadır. Kuru cilterin tedavisinde etkili olabilir.

Sindirim Sistemi Sağlığını Korur: Hünnap sindirim sistemi sağlığını da koruyabilir. Özellikle kabızlık sorunlarına karşı anlık sonuçlar almak mümkün. İştah açıcı özelliği olmasına rağmen hazmı kolaylaştırdığı ve bağırsak hareketlerini arttırdığı için kilo lamaya neden olmaz.

Enerji Santrali Hünnap:  Kalorisi düşük olmasına rağmen etkili bir enerji kaynağıdır.Özellikle yorucu iş günü veya antremanlardan sonra hızlı bir şekilde enerji depolamak için birmiktar hünnap tüketimi yeterlidir.

Hünnap Diş, Kemik ve Kas Sağlığını Korur:  Kalsiyum ve fosfor açısından zengin olan bu sihirli meyve kemiki diş ve kas sağlığını koruryucu özelliği vardır. Aynı zamanda iyi bir mahnezyum deposu olan hünnap kas sağlığını koruma noktasında da önemli rol üstlenebilir.

Hünnap Kan Akışını Hızlandırır: Hünnapın içerdiği niasin aynı zamanda kan dolaşımı için de faydalı bir maddedir.  Kanın dolaşımının düzenli olabilmesi için hünnap tüketimine yönelmekte fayda vardır.

Kalp Sağlığını Korur:  Hünnapın bol miktarda potasyum içerdiğini yazmıştık, bu özelliğinden dolayı özellikle kalp sağlığına ciddi anlamda katkıda bulunur, dolaylı olarak inme, kalp krizi, felç gibi risklere yakalanma seviyesini düşürür.

Hünnapın Sağlık Açısından Diğer Faydaları Şöyledir:  Anemi hastalığına iyi gelebilir, kansızlığı giderebilir, damarlarda oksijen taşıyan kan hücrelerinin sağlığını korur, serbest radikallerin hücrelere zarar vermesini engeleyebilir. Yorgunluğu gidermede çok etkili bir besin kaynağı olabilir, stres ve depresyondan kaynaklanan kötü düşüncelerden alı koyduğu için zihin yorgunluğunu giderici özelliği vardır.

Bazı sağlık uzmanları ateşi düşürücü özelliği olduğunu söylemektedirler, astım ve bronşit hastalıklarına iyi gelebilir. Alerjik hastakılara karşı bünyeyi küvvetlendirebilir. Göz hastalıklarından koruyucu özelliği vardır, histeri hastalığına iyi gelir.


Hünnapın Zararları:  Hünnapın güvenli bir besin kaynağı olduğunu söylemek mümkün. Sağlık açısından tüketilmesinin bir risk taşımadığı düşünülür. Fakat her besin maddesinde olduğu gibi hünnapın aşırı miktarda tüketilmesi bazı yan etkilere neden olabilir. Bu yüzden tüketim miktarında oldukça fazla dikkat edilmelidir.


Özel Önlemler & Uyarılar:

Hamileliik ve emzirme döneminde ne kadar güvenliği olduğu konusunda fazla bir bilgi yoktur. Bu durumda aşırı tüketilmemesi önerilir.

Hünnap tüketiminden dolayı alerji meydana gelirse doktorunuza başvurmanızı öneririz.


Tavsiyeler

Hünnapın en çok dikkat çeken özelliği yorgunluğa ve strese karşı etkili bir besin kaynağı olması. Bu yüzden özellikle stresli ve yoğun iş temposunda çalışmakta olanlar ve sprocular yorgunluğu üzerilerinden kısa sürede atmaları için tüketebilirler.

Glutensiz Beslenmenin Dayanılmaz Hafifliği…

Bir sene önce glutensiz beslenmeye başladım, arkasından uzun süre Amerika’da kaldım ve çok daha özenle ve dikkatle glutensiz beslendim, kendimi eskisinden çok daha iyi enerjik ve sağlıklı  hissederek döndüm.. Özellikle de romataid artrit sıkıntılarımdan kurtulmuş döndüm.. Türkiye ye gelince, tekrar farkında olmadan eski alışkanlıklarıma başladım..her şey yer oldum, ve tüm sağlığımı kaybettim. Tabi bunu sadece glutene bağlamıyorum, ama önemli rol oynadığını biliyorum. Üstelik geçen ay besin intolaransı testi yaptırınca özellikle buğdaya karşı hassasiyetim olduğu oradada çıktı. Şimdi yine başladım..daha bilinçliyim…glutensiz besleniyorum, arada ufak tefek kaçamaklar yapmadan uzun bir süre  yaparak beynime buğdayı unutturmaya çalışıyorum. Ama en güzeli hayatımızdan çıkarmak olduğuna da inanıyorum…Buğdaylı herşeyi hayatımızdan çıkarmak kolay değil, görünen bilinenin dışında, bilmeden yediğimiz çoğu şeyde özellikle dışarıda yenilen çorbalarda genellikle var..Dikkat etmek lazım..Glutensiz unlar marketlerde var. Evde ekmek yapabilirsiniz, ben ekmeğin yerine en çok badem ve ceviz koyuyorum.. hem tok tutuyor, hem sağlıklı..Glutensiz yaşamaya karar verirseniz de çok alternatif besinler bulacağınızdan eminim…Halk ekmekte de ekmek ve kurabiye çeşitleri mevcut..Ben de sevdiklerimi instagram sayfamda paylaştım… Bu gün sizlerle Özlem Çitçi’nin bir yazısını paylaşacağım.. ben de araştırırken keşfettim.. Sevgili Özlem glutensiz tarifler içeren çok güzel bir blog da hazırlamış, instagram sayfası da var…Aşk ve Avakado   Haftasonuna girerken belki sizler de yeni kararlar alabilirsiniz, sevgiler, güzellikler sizlerle olsun…

 Glüten hassasiyetiniz olabilir mi?

Şişkinlik, kabızlık, sürekli yorgunluk, egzama, sivilce, burun tıkanıklığı, baş ağrısı, kas krampları, eklem ağrıları, ruh hali değişkenliği… Bütün bu sorunların arkasında yatan sebep glüten olabilir.

 

Pizza veya makarna yedikten sonra bir ağırlık çöktüğünü, enerjinizin düştüğünü hisseder misiniz? Amerika’da yaklaşık 20 milyon insan glüten tükettikten sonra rahatsızlık hissettiklerini ve glüteni beslenmelerinden çıkartmaya çalıştıklarını söylüyor. Son zamanlarda başta Amerika olmak üzere pek çok ülkede, glütensiz gıda tüketiminde ciddi bir artış var. Artışın başlıca sebebi de glüten hassasiyeti farkındalığının artması. Peki nedir glüten? Glüten buğday, bulgur, arpa, çavdar, irmik gibi tahıllarda bulunan bir protein. Adı yapışkan anlamındaki ‘glue’ kelimesinden geliyor. Hamura elastikiyetini veriyor. Ekmek, pizza, kek ve kurabiyeler glüten sayesinde kabarık oluyor.

 

Glüten hassasiyeti belirtileri

Glüten hassasiyeti belirtileri

Genetik bir sindirim rahatsızlığı olan çölyak hastalarının kesinlikle glüten tüketmemesi gerekiyor. Çünkü glüten ince bağırsaklarda ciddi bir tahribata sebep oluyor. Çölyak nadir görülen bir hastalık ama benzer semptomlar veren glüten hassasiyeti veya buğday alerjisi çok daha yaygın olduğu tahmin edilen rahatsızlıklar. Çölyak hastalığı tıbbi testlerle tespit edilebiliyor. Ancak glüten hassasiyetinin ve buğday alerjisinin tespiti zor. Semptomlarına gelince: – Şişkinlik – İshal – Kabızlık – Yorgunluk – Egzama gibi deri hastalıkları – Sivilce – Burun tıkanıklığı, burun akıntısı – Baş ağrısı – Kas krampları, eklem ağrıları – Ruh hali değişkenliği

 

Glüten hassasiyeti hayal ürünü mü?

Glüten hassasiyeti hayal ürünü mü?

Bu rahatsızlıklardan glüteni beslenmelerinden çıkartarak kurtulan ve glütensiz beslenerek kendilerini daha iyi hisseden kişilerin sayısında son yıllarda önemli bir artış var. Diğer taraftan, glüten hassasiyeti ile dalga geçen, sadece kafada yaratılan bir rahatsızlık olduğunu iddia edenler de var. Tıp çevrelerinde glüten hassasiyetinin gerçekten var olup olmadığı ile ilgili tartışmalar bu konuda yeni araştırmalar yapılmasına da yol açtı.

 

Araştırma sonuçları glüten hassasiyetini doğruluyor!

Araştırma sonuçları glüten hassasiyetini doğruluyor!

New York’daki Columbia Üniversitesi tarafından yeni tamamlanan bir araştırma glüten hassasiyetinin gerçekliğini destekliyor. 40 sağlıklı yetişkin, 40 çölyak hastası ve buğday hassasiyetinden şikayetçi 80 kişiden alınan kan örnekleri ve bağırsak biopsileri karşılaştırılmış. Buna ek olarak, buğday hassasiyeti olduğuna inanan ve 6 aydır glütensiz beslenen 20 kişilik başka bir grup da araştırma kapsamına alınmış. Glütensiz beslenmenin etkilerini görebilmek için glütensiz diet öncesi ve sonrası kan ve bağırsak floralarında oluşan değişiklikler incelenmiş. Sonuçlara gelince… Buğday hassasiyeti olan kişilerde, sağlıklı deneklerden daha yüksek oranda sızıntılı bağırsak sendromu olduğu görülmüş. Bu sendrom bağırsaklardaki bakteri ve mikropların kana sızmasına ve vücutta kronik enflamasyon yaratmasına yol açıyor. Buna ek olarak, bağırsak biopsisi sonuçları çölyak hastalarında görülen epitel hücre hasarının buğday hassasiyetine sahip olanlarda da görüldüğünü tespit etmiş. İyi haber ise şu: 6 ay glütensiz beslenen kişilerin vücutlarındaki enflamasyon oranının ve hücre hasarının ciddi oranda iyileştiği görülmüş.

 

Glüten hassasiyetini nasıl anlayabilirsiniz?

Glüten hassasiyetini nasıl anlayabilirsiniz?

Çölyak hastası olup olmadığınızı doktorunuzun yaptıracağı testlerle anlamanız mümkün. Glüten hassasiyeti için ise gıda intoleransı testleri yapılmakla beraber %100 güvenilir sonuç veren bir test yok. Glüten hassasiyetiniz olup olmadığını anlamanın en iyi yolu 21-60 gün tamamen glütensiz beslenip sonrasında tekrar glütenli gıdalar tükettiğinizde rahatsızlıklarınızın geri gelip gelmediğini gözlemlemek. Eğer 21 veya 60 günlük glütensiz beslenme programını uygularsanız, program sonrası ilk aşamada buğdaylı ürünleri denemeyin. Arpa, çavdar, yulaf gibi diğer glütenli besinlerle başlayın. Eğer bu besinlerde sorun yaşamazsanız 3-4 gün sonra buğday deneyin. Buğday tükettiğinizde rahatsızlıklarınız yeniden başlarsa bütün glütenli gıdalara değil sadece buğdaya hassasiyetiniz olduğunu anlamış olursunuz.

 

Glütensiz beslenmenin faydaları ve öneriler

Glütensiz beslenmenin faydaları ve öneriler

Glüteni beslenmeden çıkartarak önemli faydalar görülebileceği bir gerçek. Benim kendi tecrübem glütensiz beslenmeye başladıktan sonra enerjimin önemli ölçüde artması, sindirimimin iyileşmesi ve kilomun istediğim noktaya ulaşması. Yüksek miktarda glüten içeren gıdalar çoğunlukla basit karbonhidrat ve şeker oranı yüksek, kan şekerini hızla yükselten ve kısa süre sonra tekrar acıktıran gıdalar. Aslında glüten hassasiyetiniz olmasa bile işlenmiş buğday unu gibi glüten içeren tahılları hayatınızdan çıkartmak sağlığınız için çok olumlu bir adım. Glüten o kadar çok gıdada mevcut ki bırakmak kadar önemlisi glütenli besinler yerine ne tüketeceğinizi bilmek. Hazır glütensiz ürünlerin çoğu lezzeti tutturabilmek için yüksek miktarda şeker veya yağ içeriyor. Ayrıca glütensiz beslenmede yeterli fiber, demir, b vitamini ve folik asit gibi ihtiyaçlarınızı karşılayamama riski var. Glütensiz beslenme tarzından gerçekten faydalanabilmek için işlenmiş gıdalar yerine meyve, sebze, fındık, badem, ceviz gibi kabuklu yemişler, bakliyatlar ve doğal olarak glüten içermeyen esmer pirinç, kinoa, karabuğday gibi tam tahılları tüketmek en sağlıklısı. Glütensiz yemek tarifleri için: askveavokado.com

2016 Kadın Girişimci Ödülleri

Türkiye'nin Kadın Girişimcisi Yarışması'nın  kazananları belli oldu
2016 nın Türkiye Kadın Girişimcileri Ödüllerini kazanan muhteşem yarışmacılarını daha  yakından tanıdıkça çok daha  fazla etkileniyorum. Hepsini sizlerle paylaşacağım. Hepsi çok güzel hayallerin peşinden gidip gerçekleştirmişler.. Çok çalışmışlar, başarmışlar… Yolları açık olsun…
A+ A13 Ekim 2016

Garanti Bankası’nın, Ekonomist Dergisi ve Türkiye Kadın Girişimciler Derneği’nin (KAGİDER) işbirliğiyle bu yıl 10. kez gerçekleştiridiği Türkiye’nin Kadın Girişimcisi Yarışması sonuçlandı.

12 Ekim Çarşamba günü düzenlenen ödül töreninde, 4 kategorinin birincileri açıklandı.

Yarışmada, Dress Best Uniforms’un kurucusu Rana Tülin Yazıcı ve Mene Research’ün kurucusu Şule Mene “Türkiye’nin Kadın Girişimcisi” seçildi.

Ayten Çöl, “Kılçak Çöl Çiftliği” ve Zeynep Arca Şallıel “Arcadia Bağları” girişimiyle “Türkiye’nin Yöresinde Fark Yaratan Kadın Girişimcisi” unvanı paylaştı. “SBS Bilimsel Bio Çözümleri”nin kurucusu Aslı Elif Tanuğur “Türkiye’nin Gelecek Vaat Eden Kadın Girişimcisi” seçilirken, “Narköy” projesini hayata geçiren Nardane Kuşçu’ya “Türkiye’nin Kadın Sosyal Girişimcisi” ödülü verildi. 10. yıl nedeniyle ilk kez verilen “Jüri Özel Ödülü”ne ise “Arslanköy Kadınlar Tiyatro Topluluğu” projesiyle Ümmiye Koçak layık görüldü.

Ödül töreninde bir konuşma yapan Garanti Bankası Genel Müdür Yardımcısı Nafiz Karadere, “Garanti Bankası olarak, kadın girişimciliğinin, Türkiye ekonomisi için en önemli itici güçlerden biri olduğu inancıyla 2006’da yola çıktık. Konuyu farklı bir segmentte ele alan ilk özel banka olarak, bu sene 10. yılımızı kutlamanın mutluluğunu yaşıyoruz. Bu süre zarfında o kadar çok şey öğrendik, kadın girişimcilerimiz ve ülkemiz için o kadar çok değer ürettik ki, heyecanımız da kadın girişimcilerin sayısı gibi her geçen sene arttı. Günümüzde “kadın bankacılığı” adıyla tanımlanan faaliyetlerin öncülüğünü yapmaktan gururluyuz. 10 yıldan bu yana hayata geçirdiğimiz ve sürdürülebilirlik politikamızın bir parçası haline gelen pek çok değerli projeyle, başka kurumlara hep ilham verdik.” dedi.

Garanti Bankası olarak, gerçekleştirilen araştırmalarla hayata geçirilen projelerin etkilerini yakından takip ettiklerine değinen Karadere sözlerini, “Garanti Bankası olarak, kadın girişimciliği alanındaki tüm çalışmalarımızın etkisinin ölçümlenebilir olmasına çok önem veriyoruz. Yaptığımız bu araştırmalar kapsamında kadın girişimcilerimizin gözünden çok değerli sonuçlar elde ediyoruz. Bunlardan bir kaçını bugün sizlerle de paylaşmak istiyorum. Yarışmaya katılan kadınların %85’i çevresindeki kadınları girişimcilik konusunda etkiledi. Yarışmada dereceye girenlerin%30’u,elde ettikleri ek finansmanın etkisi ile sağladığını belirtti Yarışmada birinci olmuş kadın girişimcilerin cirosunda ise ortalama %40 artış oldu. Her yıl, birbirinden değerli başarı hikâyelerini dinlerken gerçek anlamda “krizi fırsata çevirmiş” kadınlarla tanıştık. Tanışmaya da devam ediyoruz. Değerli proje ortaklarımız Ekonomist dergisi ve KAGİDER’e 10 yıldır süren destekleri, kadın girişimcilere de ilham verici hikâyelerini bizimle paylaştıkları için teşekkür ediyorum. Tüm finalistlerimizi cesaret ve azminden ötürü tebrik ediyorum. ” diye sürdürdü.

KAGİDER Yönetim Kurulu Başkanı Sanem Oktar da, “Kars Ardahan’dan Edirne’ye Diyarbakır’dan İstanbul’a ve İzmir’e kadar Türkiye’nin dört bir yanından kadın girişimcilere teşekkür ediyorum. 2004 yılında %4.5 olan kadın girişimci oranı, bugün %8’e çıkarak, 110 bin kadın girişimciye ulaşmış durumda. Araştırmalar, kadın girişimcilerin % 82’sinin hizmet sektöründe faaliyet gösterdiğini söylüyor. Kadın girişimcilerin yüzde 40’ı işkolu olarak ticaret ve satış alanında yoğunlaşıyor, % 70’i ise mikro işletme sahibi. Kadınların % 75’i işlerini 2000 yılı ve sonrasında kurmuş durumda. 10 yıl önce 113 kadın girişimcinin katılımı ile başladığımız Türkiye’nin Kadın Girişimcisi Yarışması’na bugüne kadar 33.000’e yakın cesur kadın başvurdu. Onlar sayesinde Türkiye iş dünyasında bugün iş kadını profili bundan 10 yıl öncesine göre bugün çok daha güçlü…” şeklinde konuştu.

Capital ve Ekonomist Dergisi Yayın Direktörü M. Rauf Ateş ise “Ekonomist dergisi olarak 10 yıl önce Garanti Bankası’yla birlikte Türkiye’de kadın girişimciliğinin geliştirilmesi için ne yapabiliriz diye yola çıktığımızda, bu yarışma fikri ortaya çıktı. İlk yıl birkaç yüz kişinin başvurusu vardı. Sonra binlerle ifade edilen rakamlara ulaştık. Birkaç on binlik ciroyla ödül alan kadın girişimcilerimizden ilk 1000 şirket arasına girenler çıktı. 10 yılın sonunda daha çok kadın girişimci katılıyor, aralarından büyüyenlerin sayısı artıyor. Bu ödülü sonraki 10 yıla taşırken, daha çok kadının yanı sıra, şirketlerini daha büyük işletmeye dönüştürmüş kadın sayısının da artmasını hedefliyoruz.” dedi.

Birinciler hakkında…

Rana Tülin Yazıcı / “Türkiye’nin Kadın Girişimcisi”
“Dress Best Uniforms”

Hacettepe Üniversitesi Yüksek Hemşirelik Okulu mezunu Yazıcı, eşinin inşaat şirketinde 8 yıl çalıştıktan sonra, erkek egemen bir sektörde olmak yerine kendi işini kurmaya karar verdi. Bir arkadaşının yönlendirmesiyle, tekstil sektöründe üniforma üretimi işine girdi. Fransız Balenciaga’ya ait Carven – Claude de Tourtour ve Balenciaga üniforma markalarının temsilciliğini alıp, Fransa’da aldığı 1,5 aylık eğitimin ardından İstanbul’da şirketini kurarak, oteller için üniforma hazırladı. 1996 yılında yapılan Habitat Konferansı için 25 günde 2.500 üniforma üretti. Ardından koleksiyon, konsept yaratma, kurumsal kimlik kazandırma konusuna ve özellikle otellere yoğunlaştı.

Hastane çalışanları için özel koleksiyon yaratarak bir ilki gerçekleştirdi. 2008’de Canan Göknil ile beraber “Dress Best Uniform” markasını kurdu ve yurtdışına açıldı. Dubai’de otel ve hastane üniformaları tasarlayıp üreterek Ortadoğu’ya açıldı. Günümüzde Accor, Fairmont Raffles, Swissotel, Radisson Blu, Marriott Group otellerinin Avrupa, Ortadoğu ve Afrika bölgelerinin üniforma tasarım ve tedarikçisi haline gelen Dress Best Uniforms, ayda 75 bin üretim kapasitesiyle çalışıyor. 2016’da Türkiye, Ortadoğu, Afrika, Avrupa ve Türki Cumhuriyetler olmak üzere geniş bir coğrafyada; uluslararası otel zincirleri, havayolları, hastaneler ve kurumsal şirketler için personel üniforması tasarlayan Yazıcı, 2017’de Londra’ya açılmayı hedefliyor.

Şule Mene / “Türkiye’nin Kadın Girişimcisi”
“Şule Mene Sağlık Araştırma Eğitim Danışmanlık”

Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdi. Batı Karadeniz’de hastaların doktora erişiminin çok zor olduğu bir yerde, Bartın Kurucaşile’de doktorluk yaptı. Bu dönemde ArGe’de çalışmak istediğini fark ederek, Harvard Business School’da işletme yüksek lisans eğitimini tamamladı ve 2 büyük Amerikan şirketinin ArGe tesislerinde çalıştı. Aynı zamanda uluslararası bir firmada 9 yıl yöneticilik yaptı. Klinik araştırmalar alanında 25 yıl çalışan Mene, proje yarışmasını kazandığı Sabancı Üniversitesi’nde girişimcilik eğitimi aldı. 2002 yılında, daha çok merkezi sinir sistemi ve onkoloji alanında yeni geliştirilen ilaçların denemelerini yapmak amacıyla, kendi şirketini kurdu. 2005 yılında, Kocaeli Gebze Organize Sanayi Bölgesi Teknoparkı’ndan teklif alarak, bugün depo ve şirketinin bulunduğu Teknopark’a taşındı.

İlk hedefi olan Türkiye’de uluslararası bir klinik araştırma merkezi kurmayı başaran Mene, Amerika Birleşik Devletleri’nin Maryland eyaletinde ve İsviçre’nin Lozan şehrinde ofisler açtı. Halen ABD ve Avrupa’daki merkezlerinde araştırmalarına devam eden Mene, bölge ülkelerde operasyon yapmak hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor. Bu yolda önemli adımlar atarak, Suudi Arabistan, Ürdün, Mısır, İran, İsrail gibi ülkelerde aktif araştırmalar yürütüyor. Mene’nin bundan sonraki hedefleri arasında, bölgede alanını biraz daha genişletmek ve ArGe parasını Türkiye’ye çekebilmek yer alıyor.

Aslı Elif Tanuğur / “Türkiye’nin Gelecek Vaat Eden Kadın Girişimcisi”
SBS Bilimsel Bio Çözümler

İstanbul Teknik Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü’nden mezun olan Tanuğur, aynı üniversitede Yüksek Mühendis unvanını kazandı. 2000 yılında çalışmaya başladığı bal şirketinde bir laboratuvar kurarak, 14 yıl ArGe ve Kalite Direktörlüğü görevini üstlendi. Daha sonra, arı ürünleri konusunda edindiği tecrübeyle, kendi şirketini kurmak üzere çalışmaya başladı. Gıda alanında uzman Prof. Dr. Dilek Boyacıoğlu ve Ziraat Mühendisi Taylan Samancı ile beraber, KOSGEB tarafından desteklenen propolis projesiyle, 2013 yılında İstanbul’da “SBS Bilimsel Bio Çözümler”i kurdu. Halen, “Sözleşmeli Model ile Arı Ürünleri Üretimi” çalışmalarıyla 60.000 kovandan bal, arı sütü ve propolis temin ediyor.

Yeni bir konsept yaratarak arı ürünlerinin tüketim algısını değiştirmeye odaklanan Tanuğur, propolis, arı sütü ve balı karıştırarak sürülebilir bir ürün elde etti. Sağlık etkisi olan doğal ve lezzetli ürün, Türkiye’nin yanı sıra ABD, Kanada, Arap Ülkeleri ve Kore’de satılıyor. Arı ürünlerini bir dünya markası halini getirmek amacıyla yola çıkan Tanuğur’un şirketi; Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’ndan Tekno Yatırım desteği aldı. Propolis, arı sütü, polen, bal gibi arı ürünlerini üretip, işleyip satan şirket; duyusal analiz ve ArGe çözüm ortaklığı hizmetleri de veriyor.

Ayten Çöl / “Türkiye’nin Yöresinde Fark Yaratan Kadın Girişimcisi”
Kılçak Çöl Çiftliği

1949 yılında doğan Ayten Çöl, dönemin siyasi atmosferinden etkilenen bir ailenin ferdi olarak büyüdü. 16 yaşında babasını kaybedince, anısını en iyi şekilde yaşatabilmek ve aileden kalan toprakları almak için hukuk mücadelesi verdi. 8 yıl devam eden süreçte Hititoloji eğitimi aldı ve Almanya’da doktora yaptı. Hukuk mücadelesini kazanınca, Amasya’daki Geldingen Ovası’nda bulunan 2 bin dönümlük Kılçak Çiftliği’nin başına geçip çiftçilik yapmaya başladı. Amasya’yı hiç tanımadan, erkeklerin egemen olduğu bir alanda var olma mücadelesi veren genç kadının pancar üretimiyle başlayan macerası, ekonomik koşulların ve araştırmacı kişiliğinin etkisiyle farklı ürünlere yönelmesiyle devam etti.

Amasya ovasında patatesi ilk yetiştiren kişi oldu. PepsiCo ile tanışması işini büyütmesini sağladı ve sürdürülebilir tarımda örnek çiftçilerden biri haline geldi. Amasya’nın en büyük ve modern çiftliklerinden birine sahip Ayten Çöl, PepsiCo ile işbirliğinin 8. ayında 200 m2’lik imalathaneye ve tam teşekküllü makinelere sahip oldu. PepsiCo’nun isteğiyle “İyi Tarım” belgesi alarak, zaten yapmaya devam ettiği iyi tarımı ve ilaç kullanım normlarını belgeledi. Bugüne kadar patates, soğan, mısır ve fasulye olmak üzere Geldingen Ovası’na 4 ürün yerleştirdi. Örtü altı sebze yetiştiriciliği yaparak, 5. ürünü yerleştirmeyi de hedefliyor. Tohum üreticiliği ve ekiciliği yapan, bölgenin en geniş ve verimli çiftliklerinden birine sahip olan Çöl, “Benim ürettiğimi yiyen insanların kanser olmalarını istemiyorum.” anlayışıyla çalışmalarını sürdürüyor.

Zeynep Arca Şallıel / “Türkiye’nin Yöresinde Fark Yaratan Kadın Girişimcisi”
Arcadia Bağları

Turizmci ailesiyle 30 yaşına kadar İstanbul’da yaşayan Zeynep Arca Şallıel, Türkiye’de turizmi üretimle iç içe sunan, kendi şarabını, sebzesini, yemeğini en üst kalitede üreten bir işletme kurmayı hayal etti. Türkiye’de şarap üretebileceği bir yer ararken, üretim süreçleriyle ilgili eğitim aldı ve yurtdışında staj yaptı. Bilimsel metotlarla üretime başlayacakları bölgeyi belirleyen Şallıel, 2006 yılında, Kırklareli’de Hamitabat Köyü’nün bulunduğu bölgede 2 yıl toprağın tekrar canlanmasını bekledi ve bağlarını oluşturdu. Bölgenin 6 bin yıllık bir yerleşim yeri olduğunu, 1. Dünya Savaşı nedeniyle üretimin durduğunu öğrendi. Bilimsel metotlarla tarihin tekerrür etmesini sağlayan Şallıel, Cumhuriyet tarihinin bölgedeki ilk kurulu şarap üreticisi oldu.

Bugün 2.000 dekarlık arazide 350 dekar dikili bağ alanı, 200 dekar armut bahçesi, 10 dekar kiraz bahçesi, bostanları ve korularıyla, Arcadia hayali gerçeğe dönüştü. Nisan 2016’da Arcadia Bağları’nın içinde açtığı Bakucha Vineyard Hotel ve SPA’da; konukların koru ve bağlarda yürüyüş yaptığı, burada üretilen ürünlerle hazırlanan yemekleri ve bağında şişelenen şarapları tadabildiği bir doğa ve lezzet durağı olarak hizmet vermeyi sürdürüyor. Şallıel ayrıca, Trakya Kalkınma Ajansı’yla beraber 12 küçük üreticiyi bir araya getirerek oluşturduğu Trakya Bağ Rotası sayesinde, bölgenin gastronomi rotasına dönüşmesi için çalışmalar yapıyor.

Nardane Kuşçu / “Türkiye’nin Kadın Sosyal Girişimcisi”
“Narköy”

Adana Ceyhan’da bir çiftlikte doğan Nardane Kuşçu, ilkokul öğretmeni olarak 42 yıl çalışıp emekli olduktan sonra bir organik tarım çiftliği kurma düşüyle yola çıktı. 2002 yılında Nar Eğitim ve Danışmanlık Merkezi’ni, 2007’de ise organik tarım çiftliği ve yaşam merkezi Narköy’ü kurdu. Kocaeli Kandıra’da 100 dönüm arazi üzerinde bulunan çiftliğin ihtiyaçları için önce tohumları ekti, ardından projenin temellerini belirledi. Ekolojik olarak sürdürülebilir, minimum karbon ayak izine sahip bir oteli bulunan ve misafirlere sunulan ürünlerin %80’inin Narköy’de yetiştiği bir çiftlik kurdu.

Büyük kısmı tamamen doğal ısıtma ve soğutmaya sahip, temeli beton olmayan, ortadan kaldırıldığında 6 ay sonra doğanın yeniden eski halini almasını sağlayacak binalar inşa etti. Atıkların büyük çoğunluğunu “permakültür” ilkeleriyle çiftlik sınırları içinde yeniden değerlendirecek sistemler kurdu ve geliştirdi. Bugün Narköy’de 1.200’ün üzerinde atalık tohum, atlar, büyükbaş ve küçükbaş hayvanlar, arılar ve sayısız bitki çeşidi bulunuyor. Atalık tohumlardan organik tarım yapılan köyde, konaklamanın yanı sıra atölye çalışmalarına katılmak da mümkün. Sosyal sorumluluk projeleri yaparak tüm dünyadan gelen gönüllüleri ağırlayan Nardane Kuşçu, yılda yaklaşık 680.000 sertifikalı organik fide yetiştiriyor, organik çiftlik kurmak isteyen kişi ve kurumlara danışmanlık hizmeti veriyor.

Ümmiye Koçak / “Jüri Özel Ödülü”
Arslanköy Kadınlar Tiyatro Topluluğu

Adana’nın Çelemli Köyü’nde 10 kardeşin 6.sı olarak dünyaya gelen Ümmiye Koçak, her aileden en az 1 kız çocuğunu okutma zorunluluğu sayesinde ilkokula gitme fırsatını buldu. Sürekli okuyan, üreten, kendini geliştiren ve çevresinde yaşananları gözlemleyen Koçak, 19 yaşında gelin gittiği Mersin Arslanköy’e yanında çeyiz olarak kitaplarını götürdü. Aslanköy’de çocuk bakıp temizliğe giderek ailesine katkı sağlayan ve komşu kadınlara örnek olan Koçak, 45 yaşında ilk defa izlediği tiyatroda aradığını buldu. Çevresinde gözlemlediği konulara dikkat çekmek için tiyatro oyunu yazmaya karar veren Koçak, 2001 yılında Arslanköy Kadınlar Tiyatro Topluluğu’nu kurdu ve büyük çabalarla yazdığı oyunu köyün kadınlarına oynattı.

Kadınların ezber yapabilmesi için onlara okuma yazma öğretti. Oyunuyla köyün erkeklerine ayna tutan Koçak, kadınların takdir edilmesini ve saygı görmesini sağladı. Daha çok kişiye ulaşabilmek amacıyla, 2005 yılında kadına karşı şiddet sorununu anlatan “Yün Bebek” filmini yazdı ve yönetti. 49. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde galası yapılan film, Ümmiye Koçak’a New York Avrasya Film Festivali’nde “Sinemada En İyi Avrasyalı Kadın Sanatçı” ödülünü kazandırdı. Bugüne kadar 11 tiyatro oyunu yazan Koçak, Arslanköy Kadınlar Tiyatro Topluluğu ile yaklaşık kez sahneye çıktı, oyunlarını Türkiye’nin dört bir yanında 30 bine yakın kişi izledi.

Kanseri Önleyen Müthiş Üçlü Karışım

Zerdaçal mutlaka karabiber ve zeytinyağı ile tüketilmeli!!!!!

american-doctor-assures-mix-these-three-ingredients-and-you-will-prevent-cancer-diseases-600x320[1]

Bu hafta öğrendiğim yeni bir haberi sizlerle paylaşmak istedim… Zerdaçal’ın çok faydası dışında özellikle romatoid arthrit hastaları için çok değerli olduğunu biliyorum, ve yarım çay kaşığını geçmemek kaydıyla her gün tüketiyordum. Meyvama, salatama, yoğurduma serpiyorum ve yiyordum. Geçen hafta tıp bilgilerine çok değer verdiğim sevgili eczacı arkadaşım Ayşe Lerzan “zerdaçalı mutlaka karabiber ve zeytinyağı ile karıştırarak tüket; etkisi o zaman ortaya çıkıyor..” dedi. Geriye dönüp bakınca daha önce benim de zerdaçal tüketimini böyle yapılması gerektiğini yazmışım, ama nedense atlamışım, uygulamamışım…Şimdi bana yepyeni bir keşif  gibi oldu.. yapması da çok kolay, her şeye yakışıyor.. Evimiz de her zaman bulunan bir üçlü…Zeytinyağı ve karabiber ekleyince çorbama da koydum…Yemeğime de koyabilirim… Sonra da bu yazıyı okudum.. Bu yazıda da özellikle kanseri önlediği vurgulanıyor…Benden söylemesi, yapması kolay, çok lezzetli… Herkese şifa olsun diyorum…

Amerikalı doktor, Carolyn Anderson, aşağıda sizler ile paylaşacağımız tarifin kanseri önlediğini iddia ediyor. Bu basit tarif hemen hemen her evde bulunan 3 maddenin karışımı.

Dr. Anderson’a göre bu 3 madde Doğu Hindistan’da 2000 yıldan bu yana kullanılmakta olup, son zamanlarda batılı tıp bilim adamları tarafından da onaylanmıştır. Dr. Anderson, bu 3 besin karıştırılıp her gün tüketildiği takdirde, kanser riskinin hemen hemen tamamen ortadan kalktığını, belirtmektedir.
Bu olağanüstü karışım, zerdeçal, zeytinyağı ve çekilmiş karabiber.
Bu karışımdaki en önemli madde zerdeçal. Zerdaçal faydaları saymakla bitmez.Zerdeçal, vücutta enfeksiyonu ve iltihaplanmayı önleyen çok kuvvetli bir maddedir.
Zerdeçalın, kolon, prostat, beyin ve göğüs kanseri başta olmak üzere bir çok kanser türünü önlediği bilimsel olarak da kanıtlanmıştır. Fareler ile yapılan deneylerde, kanserojen maddeler enjekte edilen farelere aynı zamanda zerdeçal verilmesi durumunda birçok kanser hastalığının tamamen  önlendiği ortaya çıkmıştır.
Yapılan araştırmalara göre, karabiber, zerdeçalın etkisini %200 oranında arttırmaktadır.
Kanseri Önleyen Karışımın Tarifi:
Çeyrek çay kaşığı zerdeçal, yarım çay kaşığı zeytin yağı, çeyrek çay kaşığından az taze çekilmiş karabiber.
Bu üç maddeyi bir fincanda karıştırın. Karışımı sade ya da salatalarınıza, çorbalarınıza, yemeklerinize katarak tüketebilirsiniz. Eğer, pişmiş yemeğe koyacaksanız, yemeğin sonuna ekleyin.
Bu karışımı günde en az 3 kez tüketmelisiniz. Dr. Anderson, bu karışımın kanseri önlediği gibi,  kötü huylu kanser hücrelerini de yok ettiğini belirtmektedir.
Kaynak:  healthandhomeremedies.com