İpek Hanım Çiftliği-Pınar Kaftancıoğlu

2014-09-29
Sevgili Pınar yarışma günü kızı  İpek ve Garanti Bankası Genel Md. Yardımcısı Nafiz Karadere ile ödülünü aldıktan sonra...
İpek Hanım Çiftliğini duyduğum günlerde yazmıştım, yani 2012 Ocak ayında; o günlerden sonra hep de takipçisi oldum. Her hafta bana çok tatlı mailleri gelir,neler yaptı, neler yapıyor, anlatır, sevgili Pınar Kaftancıoğlu. Yarışmaya girdiğini de o maillerden öğrenmiştim. Benim için hep süper girişimci oldu. Çevresi için efsane oldu. İyi ki yarışmaya da katıldı, kendisini tekrar  kutluyorum. Sevgili Pınar o günlerden bu güne işini çok daha büyüttü, çalışanları arttı. Ama o hep aynı kaldı, mütevazi, çalışkan, zor nedir bilmeyen, keyifle neşeyle çalışıp yoluna devam eden. O günlerde yazdığım yazımı tekrar paylaşıyorum. Bu senenin Çevresinde Fark Yaratan Kadın Girişimcisi olarak…
Çok keyifli bir girişimcilik öyküsü

Www.ipekhanim.com adresinde herşey çok güzel anlatılmış. Pınar Kaftancıoğlu’nun  şehirden kaçışı, doğa yaşamı, sonra da girişimcilik öyküsü çoğumuzun hayali. O da istemiş ve başarmış. Sevdiği mutlu olduğu yaşamı iş yaşamı haline de getirerek mutluluğunu kat kat artıranlardan. Bize de sipariş vermek kalmış. Her alan çok memnun. Sürekli basında hakkında yazılar, övgüler çıkıyor,herkes fısıltı gazetesi ile birbirlerine anlatıyor, tavsiye ediyor. Hem öyküyü okuyun hem sipariş verebilesiniz diye bende sizlerle paylaştım. Ayşe Arman’da da  çok güzel bir röportajı çıkmıştı. Pınar Kaftancıoğlu, çok özgür ruhlu bir kadın. Aklına koyduğunu gerçekleştirmek için ne gerekiyorsa yapıyor, sınır tanımıyor. Neticesi başarı,huzur, mutlu ve arzu ettiği yaşam.

Minik İpek hanım bamyalarla

Webe girerek Pınar Kaftanoğlunun hikayesini okuyabilirsiniz.Pınar hanım Çiftliğinede kızının adını vermiş.

Aşağıda Pınar Kaftanoğlu’nun kendi  ağzından anlatımı var.
Dört sene öncesiydi sanırım. Nazilli’deki su fabrikasının satışından hemen sonraki günlerim… Baştan sona erkeklerin hakim olduğu bir sektörden galip çıkmış genç bir emekli kadın olarak evimde, her köşeye koyduğum divanlara uzanıyordum. Hayattaki yegane uğraşımın tavuklarım, kedilerim ve kızım olduğu günlerden biriydi. O günlerde sağ kolum, şu günlerde ise hem sağ hem sol kolum olan Ganimet Abla, bahçelerimizden biber ve patlıcan koparıp gelmiş, çardağın hemen altında iki tuğla bir de ızgara ile hazırladığı ocağı çalı çırpı ile tutuşturup gelecek misafirler için hazırlık yapmaya başlamıştı. Koca bir tepsi ocak kızartması hazırlandı. İkisi de ODTÜ’de profesör olan Yıldız – Mehmet Ecevit idi misafirlerim. Harikulade bir bahar akşamı hep birlikte oturduk çiftliğin bahçesine kurulan masaya. İpek için alınmış iki inekten sağılan süt ile hazırlanmış yoğurt, taş fırınımdan çıkan bir ekmek, bir de Ganimet Abla’nın hazırladığı Ocak Kızartması ile harika bir yemek yedik. Yıldız Hoca çatalını hangi sebzeye batırsa ”ayy ne lezzetli, ay ne muhteşem” sözleriyle neş’eleniyorduk. :) Uzun uzun büyük şehirlerde dürüst gıda bulma sorunu hakkında konuştuk. 

Ama Ayhan Hanım bu!

jumeirahda-aysen-zamanpur-ile-kasmir-yolu_17102012130132Sevgili Ayşen Zamanpur‘un kitabı Kaşmir Yolu‘nu aldığımda inanılmaz keyifle okudum.Hatta tekrar tekrar okudum, hiç elimden bırakmak istemedim. Çok tanıdıkdı, çok sıcaktı, çok özeldi, çok heyacanlandırdı, anlatılanları sanki ben de oradaymış gibi yaşattı. Kitap’da çok etkilendiğim, hatta her seferinde gözlerimin dolduğu; bölümlerden birini paylaşacağım bu gün.Başarısız Olmanın Dayanılmaz Hafifliği mi? dersiniz ; cazibesi mi ? dersiniz ; extra gücü mü dersiniz? tutku mu ? aşk mı? hayaller mi? ne derseniz deyin. Ayhan Hanımın hikayesi böylesine çarpıcı.Tabi kitapta  ve sevgili Ayşen Zamanpur’un girişimcilik hikayesinde  böyle inanılmaz, çarpıcı bölümlerden çok var.

Hikayeyi okurken, Ayhan Hanım’a hayran oldum; üstelik Caddebostan Silk&Cashmere mağazası açıldığından beri de tanıdığım, alışveriş yaptığım tatlı zarif, çok çalışkan her zaman mağazada rastladığım Ayhan Hanım’dı, o. Sonra ziyaretine gittim. kitabı okuduğumu ve kendisini kutlamak istediğimi söyledim. O ise her zamanki zerafeti ve mütevaziliğiyle gülümsedi; Ayşen Hanım’ın yazısının güzelliği dedi.Şimdi sizi Ayhan Hanım ve Bağdat Caddesi bölümü ile başbaşa bırakıyorum. Sevgiler, sevgiler…

381857_10150434895702689_259906902_n

Ayhan Hanım ve Bağdat Caddesi

Mimar Sinan’ın 1554-64 yılları arasında yaptığı muhteşem tarihi bentlere bakan Kemrburgaz ‘daki odamın kapısı aralanıyor.Merkez Mağaza Müdürümüz Murat, sizi Ayhan Hanım’la tanıştırmak istiyorum diyor.

Kemerburgaz satış noktamız, açıldığı ilk günlerde showroom olarak hizmet verirken, daha sonra mağazaya dönüştürüp, gerek çevrenin hızlı gelişimi gerekse mağazayı büyütmemiz nedeniyle, olağanüstü yükselişe geçen başarılı bir noktamız. Merkez ofisimiz de aynı yerde olduğu için çok sıkı takip ediyor, biraz da pilot mağaza olarak kullanıyoruz.İndirim pankartlarını, yeni vitrinleri, yeni mağaza görsellerini, başka mağazalar için eğitilecek elemanları, yeni dekorasyon gibi yenilikleri orada deniyoruz.Bahçeli otoparklı oluşu, kapısının önünde soluklanacak  oturma gruplarının bulunuşu, bahçedeki renkli, sevimli kütük evlerde outlet mantığında eski ürünleri sunmamız va ara ara yaptığımız minik ikramlar bu mağazamızı çok özel bir mekana dönüştürüyor.Çevrede yaşayan çok eski, çok sadık müşterilerimiz olmasının yanı sıra, Kemerburgaz’a misafir olarak gelenlerin de şehrin bu yakasını veya Belgrad Ormanları’nı gezenlerin de uğrak yeri.Kemer Country’de golf oynayan japonlardan ise, uğramayan yoktur sanırım.Ara sıra işten bunalıp koşarım bu mağazaya…Mağazalarımızı zaten çok severim, işin özü, can damarıdır çünkü mağazalar. Elemanlarımızla keyifle sohbet eden, rafları karıştıran, kabinlerde kıyafet deneyen, kendi evlerindeymiş gibi vakit geçiren müşterileri görmek bana hep mutluluk verir.

31015_10151109794912689_566644808_n

 

Murat’ın tanıştırmak istediği Ayhan Hanım da sanıyorum o müşterilerden biri, çok tanıdık geliyor bana. Kısacık kesilmiş sarı-beyaz saçları, çok sevimli yüzü ile zarif bir kadın…Kaşmir kadını diye tanımladığımız kadınlardan…Haklı çıkıyorum.Murat, haftada en az bir kere geldiğini ve çok iyi müşterilerimizden biri olduğunu ekliyor.Ne mutlu bize, böyle zarif bir hanımefendinin tercih ettiği marka olabilmişiz.Samimi bir sohbete dalıyoruz. Marka hakkında konuşuyoruz. Sevda’nın elinden içtiğimiz taze çayın ardından Ayhan Hanım gidiyor.Daha doğrusu ben onu gitti sanıyorum!

Ertesi gün kapım yine aralanıyor, bu kez Murat’la değil, asistanımla Ayhan Hanım…Güzel sözler, sohbet ve iltifatlar sonrası, baştan aşağı Silk&Cashmer’ler içindeki bu güzel hanımefendi,  hiç beklemediğim bir şey söylüyor; İstanbul’da bir mağaza açarak bayimiz olmak istediğini…Şaşırıyorum.”Mümkün değil” diyorum kibarca, “İstanbul’da mağazalarımızı biz açıyoruz ama başka kentler  için düşünebiliriz isterseniz.” Bağdat Caddesi’nde mağaza arıyoruz o dönem ama henüz bulmuş değiliz. “Ben bulurum, ben açayım.” diyor hevesle…Ayhan Hanım’la aramızdaki bu sohbet, aynı şekilde, aynı kelimeler ve cümlelerle yaklaşık bir sene sürüyor.Ayda bir veya iki kez geliyor, sohbet ediyoruz, ben başka kentler diyorum, o İstanbul diyor. O dönemde pek çok mağaza açıyoruz ama Bağdat Caddesi’nde henüz yer bulamamışız. Aramaya da  vakit bulamıyoruz açıkcası. Türkiyen’nin en uzun alışveriş caddesinde, çok uzun yıllar önce çok küçük bir yerimiz olmuş ama sapa kaldığı için kapatmış, caddenin çok iyi noktasında mağaza açmaya karar vermişiz, tüm emlakçılara talebimizi ilettiğimiz halde uygun bir mağaza denk gelmemiş bir türlü…Hava paraları AVM’lerde alışık olmadığımız bir gider ve Bağdat Caddesi’ndekiler dudak uçuklatıyor. Ama bulacağız nasılsa…Her yerde bulmadık mı?

1567363_silk_foto2_typ

Bir sabah ofise gelmiş,park ederken bakıyorum Ayhan Hanım yine bizim mağazada.Sanki bizim ekipten biri…Erkenden gelmiş, yeni gelen ürünlere bakıyor, elemanlarla neşe içinde sohbet ediyor. Uzaktan selam veriyor, içeri giriyorum. Henüz ilk toplantıma başlamamışken , yani selamımdan üç dakika sonra yine kapımda.Çok heyacanlı. Çok neşeli. Sanki ben ona “evet” demişim, “Git mağaza ara, bul gel ” demişim gibi, “Bağdat Caddesi’de yer buldum, ne olur gelin görün” diyor tatlı tatlı…

Hayır demek zordur.Size hayır denilmesinden daha zordur bazen.Ama demiştim ya, marka olmak sık sık “hayır ” demektir. Ama Ayhan Hanım bu!

Uzun uzun yeri anlatıyor, kirayı söylüyor,açıkçası beni dinlemiyor, rüyasını anlatıyor bana…Nasıl bir mağaza olacağını, vitrini, kapının önünü nasıl düzenleyeceğini anlatmaya başlıyor.Mağazalar Koordinatörüm Gonca’da yanımda. Şaşkınız. O bana “Siz mi onay verdiniz?” der gibi sorar gözlerle bakıyor, ben ona…Birbirimizden şüpheleniyoruz artık.Ayhan Hanım ise hala cıvıl cıvıl, dekorasyon detayına geçmiş. “Hayır” diyorum son kez. “Kusura bakmayın ne olur. İstanbul olmaz. Bursa verelim, Antalya, Adana verelim. Ya da siz seçin önerin.

Boynu bükük çıkıyor.”Teşekkür ederim, vaktinizi aldım,sizi zorladım” gibi bir şeyler söylüyor.Gerçekten üzülüyoruz tabii…Ama olamaz ki…Bağdat Caddesi gibi bir yer  merkeze ait olmalı. Çok stratejik. Zaten İstanbul’da organizasyonumuz o hale geldi ki her yerde mağaza veya corner açılabiliyor, kolaylıkla yönebiliyoruz. Gonca kadar bu işe gönül koymuş,zehir gibi bir koordinatörüm varken, sistemi kurmuşken, neden o noktayı ona verelim? Gonca’yla , “Üzülmeyelim biz haklıyız” der gibi birbirimize bakıyoruz ama neşemiz kaçıyor, en az Ayhan Hanım kadar…Onun bizden daha üzgün olduğunu düşünüyorum.

Ama Ayhan Hanım bu!

İki ya da üç gün sonra telefondaki ses yine ona ait.”Bir gelip görseniz ama…”diyor. “Belki zaten yer doğru değildir, boşuna heves etmişimdir.” Hiç abartmıyorum. Ayhan Hanım’a ret cevabı verdik diye üç gündür için için üzülürken, onun zaten bu cevabı kabul etmediğini o telefondan anlıyorum. Ben bunları düşünürken, o heyacanla, istersem hemen o anda ya da yarın sabah gelip beni alabileceğini anlatıyor.”Yer çok güzel ama, yarına kalmazsa daha iyi olur” diyor. Ben ona hiç olmayacak diyorum, o bir gün daha beklemeyecek kadar inanmış.

Birden bana birşey oluyor.Garip bir his.”Ayşen” diyorum, “bir daha hiç kimse ama hiç kimse bu hanımefendinin istediği kadar markanı isteyebilir. Bir daha hiç kimse için bu kadar önemli olmayabilir Silk&Cashmere bayiliği…Bu nasıl bir tutkudur! Tutkuyu en iyi sen anlarsın Ayşen…Bu güzel kadın markana tutkun. Anlasana. Tıpkı senin gibi…Hatta şu an sanki senden bile çok…”

Ne olacak merkeze bağlı bir mağaza eksik ya da fazla olursa? Ama onun için çok önemli bu…Tamam, İstanbul merkezimiz ama ne olur ki bir tane mağazayla?

Gonca’nın numarasını tuşluyorum.Beni çok iyi tanıyan ve Bağdat Caddesini çok isteyen sevgili koordinatörüm, ben demeden anlıyor konuyu, “Ben de aynı şeyi düşünmüştüm inanın diyor. Kalbimizden vurmuş bizi…

480374_10151107437042689_815679656_n

 Kitap tanıtımında içlerinde Ayhan Hanım’ın da olduğu küçük bir Silk&Cashmere grubu bir arada;

Ertesi sabah Ayhan Hanım’a, “Hadi gidelim bakalım şu meşhur mağazaya” dediğimde ondan çıkan sesi hiç unutmadım.Nasıl bir mutluluktu o!Ayhan Hanım yıllardır, ve Silk&Cashmere Caddebostan ve Suadiye mağazalarının bayii…İlkinin hemen ardından ikinci mağazasını da açtı.Çoğu zaman satışta ilk üçe girmeyi başarıyor.Son derece başarılı, çünkü işinin başında…Ekibi de çok iyi. Hala haftada en az iki gün merkez ofise geliyor, hala çok keyifli, çok neşeli ve gerçekten sağlam bir bayi.En önemlisi iyi bir dost. İyi ki, diyorum, iyi ki evet dedik.

Geçenlerde bana dediği şeyi bir hazine gibi gönlümde saklıyorum.”Siz bana sadece bayilik değil, bir hayat verdiniz, bu işi o kadar severek yapıyorum ki, yürümem, konuşmam değişti.Sanki kendimi yeniden tanımaya başladım, evde ve dışarda başarılı ve mutlu bir kadın oldum  Silk&Cashmere ile…” ” Helal olsun Ayhan Hanım” dedim içimden. Sesim pek çıkmadı ama .Göründüğümün aksine çok çabuk duygusallaşırım ben. Boşuna balık burcu değiliz herhalde. Bazen anlaşılmasın diye sertliğe ya da şamataya vururuz, anlamazlar.

O bunu sonuna dek hak etti.

Her görüşümde,”İyi ki evet demişiz” diyorum.

“Yaradana; Verdikleri ve Aldıkları İçin Şükrediyorum”

565308_10151216371499671_374484394_nAyşegül Ekti genç yaşında büyük zorluklar yaşamış, hayata sıfırdan tekrar başlamış; olgunlaşmış, yeniden iş, ev, düzen kurmuş.Tüm yaşadığı olumsuzlukları, da bugün yaşadığı mutlulukların nedeni olarak görüyor, ve şükrediyor.Ve hikayesini aşağıdaki sözlerle bitiriyor.

“Var olan ve yaratıcı büyük enerjiye tüm verdikleri ve aldıklarından dolayı minnettarım… 

Yeni vereceğim ve alacaklarımı sevgiyle, sabırla, aşkla bekliyorum…”   

IMGP2658Başarısız Olmanın Dayanılmaz Hafifliği projesine başladığımız günlerde  ilk gelen hikaye Ayşegül’ün hikayesi idi.Bu müthiş hikaye beni çok etkiledi. Ama daha faydalı,etkileyici  örnek oluşturması için,sadece zorluklardan sonra  gelen başarı kısmını  değil, girişimcilik hikayesini de eklemenin daha doğru olduğunu düşünüp, Ayşegül’den tekrar yazmasını bekledim.O ara bir araya geldik, çok güzel bir çevre gezisiyle “Çilek Toplamaya Gittik.” Hem de dünya tatlısı oğlu, Umut ile.Sonra komite çalışmalarında, bazı toplantılarda beraber olduk.Zaman çabuk geçiyor,Ayşegül’ün yaptığı bir çok etkinliklerin duyurusunu okudum, katılmak istedim, ama vakit bulamadım.Sonrada bu özel hikayeyi;  2014’ün ilk girişimcilik hikayesi olarak hem de Başarısız Olmanın Dayanılmaz Hafifliği  projesine de ilave ederek, kendi anlatımıyla, sizlerle paylaşıyorum.

711476_10151216359809671_2050545002_n

“1976 Kasım ayında İstanbul’da dünyaya mücadele ederek, annemi  üzerek zor bir doğum ile dünya ya geldim…Sonraki dönemlerin habercisi gibi olan bu  dünyaya gelişi bilinçaltım hatırlasa da ben  hatırlamamaktayım. Sonraki dönemde 5- 6 yaşlarımda bahçede boyadığım taşları ve çizdiğim resimleri hatırlıyorum. Sanırım gelecekte seçeceğim mesleki o zaman seçmıs olabilirim. Her çesit boya, tebeşir, kalem ve boyanacak herşey  kağıt, duvar, taş zemin vb.Yıllar sonra Ortaokul dönemine ait bulduğum günlüğümde ‘’ben grafik tasarımcısı ‘‘ olmak istiyorum diye yazmışım.IMG_8714Bugün bile saşkınlık ile değerlendirdiğim bir anıdır. Ergenlik döneminde bir çok resim sergisi, karikatür sergisi ve dergilerde çizilen resimlerden sonra, babamın hiç istememesine rağmen Yetenek sınavı ile girdigim Güzel Sanatlar fakültesi sınavlarını derece ile kazanıp  yine derece ile bitirdim. Yüksek Lisans ve çalışma hayatına hızla giriş yapmıstım ve çok keyif alıyordum.Beraberinde psikoloji ve altenatif spirütuel konular ilgilimi cekiyordu. Reklamcılığın psikolojik bir iş olduğunu düşündüğümden hem grafik tasarım hem psikoloji egitimleri  keyifle devam etti. 15 sene grafik ve reklamcılık 12 senedir de Kisisel Gelisim ve psikoloji konuları ile haşır neşir olmaktayım.Bunlar tabi cabucak ve steril olmadı.

Seçtiğim meslek 23 yaşımda eski eşimle tanışmam hayatımın en önemli  dönüm noktaları idi. 7 sene profesyonel büyük orta ölçekli reklam ajanslarında çalıstım, evlenince yoğun iş hayatıma 1 sene ara verdim ama bu arada başta eğlenceli gibi  gelen bu  sureç sonra oldukça sıkıntılı olmaya basladı.IMG_7372 Bu  süreçte 32 tane tablo yaptım şimdi evimin duvarlarını süslüyor. Başlangıcında büyük bir başarı gibi  görünen evliligimin kabusa dönüşü ise uzun sürmedi Borderline olan eşimin yasattığı  baskı altında farklı bır sehırde 3,5 sene kaldım. Basarısızlık ıle ılgılı nereden başlayayım diye düşünürken, aklıma ilk gelen görüntü, başarılarımla  böbürlendiğim bir kare oldu. Yıllar önce Reklam Verenler Derneğinin bir eğitimine katılmıştım, eğitmen ilk gün bir soru sordu. Aranızda başarı olduğunun düşünen var mı? Ve başarısı nelerdir diye?

Ben çok güvenle el kaldırdım parmağımda parlayan tek taşıma birlikte sıralayı verdim; 26 yaşındayım üniversiteyi dereceyle bitirdim, yüksek lisansımı çok iyi bir hocaya tamamladım, kendi tasarım atölyemi açtım,  fabrikatör beni çok seven bir adamla evlendim,çok güzel bir evim var, dünyada görmek istediğim bir çok yere gittim çok mutluyum diye….nerden bilebilirdimki ki hayatın bundan sonrasın da bana yaşayacağı süprizleri…:)))

Sonraki 10 sene sanki hergünü her yaşı bir ders niteliğinde yaşadım. Kardeşim dediğim İş ortağım bir gecede ofisi boşaltıp kaçtı;))) IMG_73778 aylık hamileyken ayrıldığım eşim boşanmanın ilk celsesinin doğumuma denk geldi günlerde işinin iflası verdi. Arabamı, birikimlerimi , mücevherlerimi, evi herşeyi satarak sevgiyle aldığım oğlumun yatağını bile kullanmamadan hayata sıfıra sıfır yeniden başladık;))) artık tek kişi de değildim… İyikide değilmiştim şimdi görüyorum… Umut’un( canım oğlum) kırkı çıkınca hemen profesyonel hayata geri döndüm ve evime yakın güzel bir maaş ile çalışma hayatına başladım(meleklerime teşekkür). Kısa bir  toparlanıştan  sonra tekrar ve daha güçlü kendi reklam ajansımı açtım.Kadin girisimci olarak mücadelem bu zamandan sonra basladi. Istanbul Pendik Kadin is gelistirme merkezinde 40 metre karelik  ilk ofisimi tuttum.2009 nisan ayinda da TOBEISTANBUL REKLAM VE TANITIM HIZMETLERI adında bir reklam ajansi 2011 de DHARMAISTANBUL KISISEL GELISIM VE DANIŞMANLİK MERKEZINI acarak devam ettirmekteyiz. 2.5 sene pendikteki kurumsal olan olmayan her markanin kapisini caldim.Pendik Belediyesin’den aldigim kucuk bir ihale ile biraz daha yol alarak KOSGEB’ten yeni girisimci kredi destegi aldim. Ben KİŞGEM den mezun olurken yerime yeni girisimciler bularak Kartal daki yeni ofisime gectim.Artik 1+1 guvenlikli residance bir ofisim vardi hatta birde assistanim.Hala ayni ofiste devam etmekteyim 4 kisilik ama yeri geldiginde esneyen cogalan bir kadro ile ve yeni musteriler ile yolumuza devam ediyoruz.KISGEM, ÖZYEGIN UNIVERSITESI, KAGIDER girisimcilik hayatimda bana destek veren kurumlar oldu.944891_10151625037459781_1845027296_n

Yasadigim her engel garip bir şekilde beni güçlendirdi sanki bir matematik sorusunu çözer gibi bunuda çözdüm şimdi bir sonraki diye devam ettim durdum. Sorun yaratan değil sorun çözücü olmanın ne kadar önemli olduğunu yaşayarak öğrendim, güvenilir olmak için yeniden yeniden güvenmek gerektiğini, sabrın sonunun hep mükafat olduğunu öğrendim. Keskin köşeleri yuvarlaklaştırmak gerektiğini, yoga yaparken sadece kasları değil ruhumuzda esnetmek gerektiğini öğrendim…Başkalarına deli gibi kendini anlatmak yerine kendime kendimi anlatmak üzere keyifli bir yolculuğa giriştim…Sevgili eski eşime bu kadar kötü bir eş olduğu için teşekkür ettim, kendi ailemi beni şekillendirirken bıraktıkları eksiklikler için şükrettim ve bunu kalbimden canı gönülden yapmayı öğrendim.

309881_171436696269933_1521493780_n

Şimdi öğrenmelerim devam ediyor bunun sonu yok, başarınında sonu yok ama say derseniz bugün geçmişteki gibi sayar mıyım bilmem;)) ama biliyorumki çok mutluyum…var olan ve yaratıcı büyük enerjiye tüm verdikleri ve aldıklarından dolayı minnettarım…

702510_10151216728339671_302276155_n

Yeni vereceğim ve alacaklarımı sevgiyle, sabırla, aşkla bekliyorum…

Ayşegül’cüm okuduğum an da içimi titreten hikayen, aynen senin dediğin gibi kazandırdıkları ile  sevince, mutluluğa dönüşen bir hikaye. Hele sevgili Umut’u da tanıdıktan sonra, mutluluğunun ne kadar gerçek ve değerli olduğunun farkındayım.Sana 2014 ve sonrası gelecek günlerde; başarılarının   mutluluklarının sürekli olmasını  diliyorum. Çalışmalarına da en yakın zamanda katılmayı  çok arzu  ediyorum. Sevgiler, sevgiler…

1504104_10151753953276266_937586659_n

Başarısızlığı Yeni Bir İş Nedeni Oldu

Zor Demek Hafif Kalıyor,                                                                                                       Çok Etkilendim,                                                                                                                 Müthiş Bir Girişimcilik Hikayesi Daha,                                                                           Sabır Bazen En Önemli Meziyet,                                                                                         Hayaller Dosyası İşi Oldu,

Sevgili Muazzez Bodur ile buluşup  ondan dinledikten  sonra aklımdan çok farklı başlıklar geçti, hikayesini tekrar tekrar okudum, anlattıklarının her karesini  kendim yaşarcasına hissettim. Sonunda da biran önce  yazıp sizlerle de duygularımı, hissettiklerimi ve hikayeyi paylaşmak istedim.

fotograf (113)

Muazzez ile  harika güneşli bir günde Karaköy’de buluştuk. Onun ofisinin bulunduğu,  işlerinin, müşterilerinin yoğun olduğu, günümüzün popüler semti Karaköy’de. O da işini kurup ofis açacak duruma geldiğinde; ben burada olmalıyım demiş, ve ofisini kiralamış.Karaköy’ün restore edilmiş, yeniden çok farklı bir hayat bulmuş, her köşesinin, duvarının, kaldırımının tarihten bize çok şey anlattığı  sokaklardan, pasajlardan  geçerek, Meryem Ana Kilisesinin yan sokağında ki kafede  oturduk. Daha doğrusu, kafenin önü doluydu, karşısındaki duvar dibine konulmuş sıralanmış  masalardan birinde biz de yan yana  oturduk. Buluştuğumuz andan itibaren ben merakla sordum, o sakin sakin anlattı. Anlattıklarının hepsi çok heyecan vericiydi,hikayeyi bilmeme rağmen, o anlattıkça, ben de onunla tekrar yaşadım.O da  sakin, sakin anlatmasına  kendi de hayret ettiğini itiraf etti.Sakinliğini ise, ben bu işte sabretmesini öğrendim diyerek anlattı.

koleksiyonerim_logo

Muazzez iyi bir iş de çalışırken kendi işini kuruyor. İnternet üzerinden sanat, tarih ve antika değeri olan  eşya satan bir site açıyor.Çocukluğundan beri  bu tip bir uğraşı olmasının en büyük nedenlerinden biri de babasının bu tip eşyalara, objelere  olan ilgisi. İki sene evden,hem çalışıp hem işini götürmeye gayret ediyor. Bu arada evli bir çocuğu var, ama satışlar istediği gibi olmuyor, her geçen gün  karşılaştığı zorluklar, sorular, onu başka bir iş yapmaya yönlendiriyor. Hikayeyi aşağıda biraz da Muazzez’den dinleyelim.

“1975 doğumluyum, babam girişimciydi, Türkiye’de ilk likit deterjanı üreten kişidir. Kobiydi, ufak sermayeyle başlayıp, iki çocuğunu kolejde okutacak kadar para kazanabilmiş, dürüst, araştırmacı bir adamdı. Çocukluğum sabun kazanlarının içinde geçti, imalathaneye bayılırdım. Halen işin üretildiği yerleri çok merak eder severim.

Benim girişimci olmak yolundaki serüvenim, 2010 yılında amatör denemelerle başladı. 13 yıl kurumsalda .çalışmaktaydım. Öğrenciliğim çok başarılı olmasa da iş hayatında hızlı adımlarla yürüdüm ama hep bir tatminsizliğim vardı. Benim sanatla ilgili bir iş yapma hissiyatım, artık beni çok zorluyordu.

Önce bilgisayarımda bir “Hayaller” dosyası açtım. Hedefim tutkuyla bağlı olduğum  sanat eserleri ile ilgili bir iş yapmaktı. Bu dosyaya olmak istediğim, içinde yaşamak istediğim bütün hayallerimi yazdım. Keşke hayal edilenler gibi de devam etseydi. İşle devam edebilir bir yol bulmalıydı. İnternet üzerinden bir satış sitesi kurmaya karar verdim. 4 ay site adı, paket program, ürünler, içerikler derken, gece gündüz demeden siteyi 150 ürünle açmayı başardım. Hatta son hafta sonu 48 saat makinanın başından kalkmadım. Koleksiyonerim.com bir pazartesi sabahı online olacaktı.

antika-resim

8 yıllık evliydim, oğlum 3 yaşındaydı. Siteyi açacağımın akşamı eski eşim gelip boşanmak istediğini söyledi. Benim 48 saat uykusuzluğumun ardından olayın ciddiyetini anlamam oldukça geç oldu. Çok malum sebepler, akabinde mal mülk tartışmaları. 1 yıl sürdü boşanmamız, koleksiyonerim o dönemde beni mutlu eden tek uğraşımdı. Ancak o da, iş, boşanma, maddi imkansızlıkladan nasibini aldı.

2 yıl süren koleksiyonerim.com’ da her ay yeni antika ve koleksiyon objeleri koyarak zenginleştirmeye çalıştım. Ama sadece ürün bulmak yetmiyordu, reklam vereceksin, banka anlaşmaları, kampanyalar vs, hele ki benim kaybetmemdeki en büyük etken sektörü yeterince tanımıyorsan başarısızlık kaçınılmaz bir hal alıyor.

Siteyi ziyaret edenler eserleri çok beğeniyorlardı ancak bir türlü satın almıyorlardı. İlk satışım bir Gülabdan’dı. İnanamamıştım sitenin en pahalı eserlerinden biriydi ve 1000 TL idi.

SAM_1276

Gelen mesajlarda insanlar elindeki eşyalar ile ilgili sürekli soru soruyordu.   “Halım var kaç para eder? Dedemden bir el yazması kitabım var anlamıyorum? Tablom orijinal mi?,”

Bu soruların cevabı ise bende yoktu.

Gelenekselden başlayıp; internet üzerinden satış yapma maceram 2 yılı aşkın süre devam ettiğim denemeler başarısızlıkla sonuçlandı. Ancak bu başarısızlık, probleme teşhisi koymama ve Türkiye’de hiç yapılmayan bir işe adım atmamı sağladı.

Türkiye’de koleksiyon objeleri, antikalar, sanat eserleri gibi taşınabilen eserlerin ekspertizini yapan bir kurum yoktu. İnsanlar internet üzerinden bu eserleri alırken güven problemi yaşıyordu ve herkes elindeki eşyanın gerçek değerini merak ediyordu. İş riskli, uzman bulmak ise oldukça zordu.”

SAM_2887

Muazzez, başladığı iş de başarısız oluyor, eşinden ayrılıyor, ama özgüvenini, cesaretini kaybetmiyor, çok daha zor bir yolu seçiyor.Yeni bir iş kurmak için yola çıkıyor. Hem de bu sefer çalıştığı işinden de ayrılarak,kendi isteği ile işsiz kalarak.Bundan sonra başlayan yeni mücadelesi çok daha önemli. Evini geçindirmesi lazım, işini kurup sürdürmesi için paraya ihtiyacı var.Elindeki para çok sınırlı. Ama iş fikrine, kendine çok güveniyor ve sanat dünyası ve sanat severler içinde  olmayı çok arzu ediyor, sabırla dayanıyor, her zora bir çözüm buluyor, kendini, işini anlatıp yatırımcı arıyor. 

ekonomist

“Sonunda doğru iş modelini bulmuştum ve sanat eserlerinin değerlemesini yapan bir ekspertiz şirketi kuracaktım. İşten ayrılmış, çok küçük bir sermaye ile işe başladım. Enkuba adlı bir kuluçka yatırım yapan firmadan kuruluş sermayesi almayı başardım ve   2012 yılında Değerli Eşya Danışmanlık A.Ş’yi kurdum. Türkiye’de ve yurtdışında, kendi alanında uzman 100 ün üstünde tarafsız eksper aracılığıyla, istenirse sanal ortamdan ( www.bukacparaeder.com), istenirse yerinde ekspertiz hizmeti veriyorum.”

Muazzez en önemli kısmı  altı satırda yazmış, ama onun Enkuba’yı bulması, yatırımcı bulmak için  çalışmaları, bulduktan sonra işinin geliştirilip ilk müşteriyi kazanana kadar yaşadıkları bir film gibi.Önce iş fikrinin doğru olup olmadığını, başkalarının buna ne kadar değer verdiğini görmek için, yarışmalara katılıyor, eğitimler alıyor, kendini tanıtmak, anlatmak için sunumlar yapıyor. Start Up Weekend fayda gördüğünü söylediği önemli girişimcilik yarışmalardan biri. Kendi değerlendirme  ekibini kurmak için çok araştırma yapıyor, her araştırmada bir şeyler öğreniyor, birilerini tanıyor. Yurt dışında nasıl yapılıyor, araştırıyor, yardım istiyor.Bu çabaların içinde bir gün Enkuba ile tanışıyor. Ama iş fikrinin hayata geçmesi için de süreye ihtiyaç var. Enkuba grup dayanabilecek misin? diye soruyor.Muazzez heyacanla her zora dayanacağım deyip,hep birlikte çalışmaya başlıyorlar.İlk müşteri Osmanlı Bankası, oluyor, sigorta şirketlerinden, önemli yatırımcılardan teklifler, işler geliyor. Sonrası devam ediyor, şimdi sırada değerli eşyaların satışının büyütülmesi, hızlandırılması var.Muazzez bu her anı heyacan dolu hikayesinde, hissettiklerini,duygularını, inandıklarını, gelecek hayallerini aşağıda anlatmaya devam ediyor.

7lvgtbyg7hzar2pk3cz1

“Şimdi tekrar bir satış sitesi kurmak istiyorum, insanların elindeki eşyaların ekspertiz hizmetini aldıktan sonra değerinde satış hizmetini verecek bir site. Artık biraz daha şanslı hissediyorum. Çünkü artık insanlara elindeki eski eşyaların değerini söyleyebilecek bir alt yapım var ve piyasayı takip edebiliyorum. Oyun alanınızın kurallarını, rakiplerinizi tanımıyorsanız bütün çabalarınız boşa gider. Kahve pişirmeyi bilmeyen insanların restoran açma fikirlerine bayılıyorum!!!!!!!

Genel kural hep geçerli; iyi olan kazanıyor.

Temelinde bir ihtiyaca cevap veren fark ve faydası net olarak tanımlanabilen, iyi planlanmış bir iş fikri, yatırım kaynaklarının da desteğiyle hayata geçirilebilir. Ayrıca girişimcinin donamı, tecrübesi, inancı, vizyonu, yönetim becerileri ve sürekliliği çok önemli. Bugün her 12 girişimden sadece 1’ i ayakta kalabiliyor.  Yolun uzun ve zor şartlar barındırdığını unutmamak, hatta başlamadan önce hazırlanmak gerekiyor.

star gazetesi (1)

Genel kural hep geçerli; iyi olan kazanıyor.

Karar almak, fikri içinde yaşamak ve her türlü dış etkene rağmen kararlılığını koruyabilmek bazen çok zor gelebiliyor. Ben şu anda  kendi işini yöneten biri olarak profesyonel hayata göre çok daha fazla zamanımı işim için harcıyorum .İçimde hiç bitmeyen bir heyecan ve dinamizm var. Bence bu gücü kendinde hisseden herkes kendi işini kurmalı.

Girişimcilikte beni başarıya götüren bazı davranışları paylaşmak istiyorum

Önce kendinden emin olmalı insan, özgüveni onu yarı yolda bırakmamalı,
Girişimci ( en çaresiz hissedilen anda dahi ) kendi kendini motive edebilmeli,
Her sabah kalktığında evet ben bu yola baş koydum diyebilmeli,
Sürekli büyümeye kafa yormalı ve elindekiyle yetinmemeli,
Her gün işiyle ilgili yeni bir fikri not almalı
İletişimde açık olmalı ve doğasındaki üretkenliği yansıtmalı
İşletmenin her sürecine vakıf olmalı, teknolojiden korkmamalı
Ve mutlaka işini çok sevmeli

Ben 15 yıllık profesyonel iş hayatımı arkada bırakıp  bilinmeyen bir yolculuğa adım attım.  Babam gibi, Türkiye’de hiç yapılmayan bir işe baş koydum. Hem internet hem yerinde, 13 ayrı ülkede 100 ün üstünde uzman ile çalışıyorum. İşimin büyük bir bölümünü internet ve teknolojiyi yoğun kullanarak yapıyorum. Artık çevremde o hep hayalini kurduğum ve içinde olmak istediğim sanat eserleri ve sanata aşık insanlar var.

deville freres

“Hayaller” dosyası halen yapılacak bir sürü yeni fikirle dolu. Bence bu dosya hiçbir zaman

kapanmayacak.”

Sevgili Muazzez, yepyeni bir iş fikrini çok zorluklarla hayata geçirmiş,  ve azimle yeni hayallerinin peşinden gidiyor, çok etkilendim, işine olan tutkusuna hayranlık duydum, heyecanla dinledim, yazdım. Daha çok yazılacak şey var, melek yatırımcısı ile olan tanışma ve çalışma hikayesini ayrıca paylaşmak istiyorum. Hiç umut bağlamadan  katıldığı ,ama sonunda çok farklı  sürprizlerle karşılaştığı yarışmalar, birinci olana kadar inatla katılmaya devam etmek istedikleri, idolleri, tüm çabalarının ona kazandırdığı hayat tecrübesi olgunluğu hepsi farklı hikaye konuları olacak nitelikte. Belki blogundan işlerinden paylaşacağım çok şey olacak, Muazzez tanıdığım için çok mutluyum, başarılarını takip etmek, en büyük keyfim olacak, kutluyorum.

Zorluklar Avantaj,Gençler Enerji Oldu

Sevgili Münteha  Kagider‘e üye olduğu günden beri,  çok renkli, bana göre çok farklı kültürle büyümüş, sıra dışı,  orjinal, katkısız,Urfa’lı arkadaşım.İstanbul’da Kalamış’da  ve Bodrum’ da evlerimiz çok yakın. Birbirimizi  çok  kolay görebiliyoruz. Çok sevdiğim tatlı kızları ve eşi Alpaslan ile de beraber her zaman keyifli vakit geçirme şansına sahibiz. Özellikle de ortak toplantılar için karşıya geçerken, yoğun  trafikte, çoğu zaman beraber geçerek, uzun uzun bir arada olmanın keyfini çıkarıyoruz. Beraber çok seyahat ettik, zaman zaman  oda arkadaşı  olduk. Çok güldük eğlendik, bazen üzüldük, endişelendik. Bazen ortak projelerde gönüllü olduk. beraber  çalıştık.

Bu gün, bu çok renkli, çok sesli, çoşkulu, heyacan dolu, çok farklı özellikleriyle sevgili  arkadaşım,  Münteha Adalı‘nın  girişimcilik öyküsünü paylaşacağım. Genelde yaptığım gibi, biraz onun anlatımıyla aktaracağım, biraz ben  anlatacağım.Bu hikayede ;ortak proje konumuz Başarısız Olmanın Dayanılmaz Hafifliği‘nde  olduğu gibi; başarıları da, başarısızlıkları da,   hataları da   Münteha’nın anlatımını da ekleyerek paylaşmaya çalıştım.

Hikayeye önce aşağıda sevgili Münteha ile ofisinde yapılan bir röportajı ekleyerek başladım.

İSTANBULA GELİŞ ;

1977-1978 yıllarında Güneydoğu’da terör olayları başlayınca çoğu aile gibi onlarda Urfa’dan İstanbul’a göç ediyorlar.İlk izlenimlerini “sanki  ülkeler arası değişim yaşamış gibi hissettim,” diye anlatıyor.Toprak sahibi, köyleri olan geniş  aile kültürü içinde büyük evlerde tüm aile ve akrabalarla hep bir arada yaşanılan düzenden; çocuklarının, ailesinin  güvenliği için babalarının  kararı ile Erenköy’de üç oda bir salon apartman katına gelmek, tüm aile için travma etkisi yapıyor.

20131023_204018_resized

Yukarıdaki resimde kucakta olan minik güzel kız Münteha, ailenin sekiz çocuğundan yedincisi. Sekizinci çocuk henüz doğmamış.Böyle bir aileye sahip olmak da kolay değil, çocuk olmak da.

Sevgili Münteha  1979 da ailece İstanbul’a gelişini böyle anlatıyor.Kalabalık ailesinin içinde sekiz çocuktan yedincisi olmak (6 kız, 2 erkek, kardeş.)  Münteha’nın   küçük yaşlardan itibaren bir  örgütlenme içinde olmasını  sağlamış.

20131023_204619_resizedÇocuk yaşlardan itibaren kendini kalabalıklar içinde; yalnız ve hep olgun olmak zorunda  hissediyor. Destek almayı bilmiyor.İçinde olduğu durumdan biran önce çıkmak, televizyonlarda seyrettiği farklı, özel bireysel, özgür  yaşama kavuşmak istiyor.“İlk günler attan inip eşeğe binmek gibi birşeydi.” diyor.Annenin güçlü liderlik özelliği onu etkiliyor.Evdeki geleneksel yapıyı kırmak için hep iyi bir gözlemci oluyor. Anne babayı hiçbir zaman karşısına almadan çözüm üretiyor.Özgürlüğü için mücadele ediyor.Bunun için bedel ödemesi gerektiğine inanıyor. Koşulsuz başarılı olmaya şartlanıyor.Lise yıllarında geldiği Erenköy lisesinde Güneydoğu Anadolu’dan gelmiş olması kendini eksik ve yalnız hissettiriyor. Arkadaşları ile uyum sağlamakta zorlanıyor. Lisede ilk arkadaşı kendi gibi Güneydoğu Anadolu’dan gelen sevgili Ayşe Lerzan oluyor. Birbirlerini anlamaları çok daha kolay oluyor. Ailesinin köklerinde  Kafkas Türkleri de var.Siverek’te yaşayan büyük aile de kürtçe, arapça, zazaça konuşuluyor. Geldiği bölgenin farklı şartları ve farklı  kültür zenginliği, onun ilerideki dönemlerde hep artıları ve başarı nedenleri oluyor. Dezavantaj gibi gözüken her durumu  avantaja dönüştürmeyi keşfediyor..

İLK İŞ HAYATI,YKB’NİN HAYATINDAKİ ÖNEMİ;

Abisinin yönlendirmesi ile açık Öğretim Üniversitesinde normal bir öğrenci gibi okuyup mezun oluyor.Sonra da Yapı Kredi Tarlabaşı  şubesinde çalışmaya başlıyor,kendi anlatımıyla Tarlabaşı sonrası Taksim şubesine tayin oluşunu “ önce pavyona düştüm sonra assolist oldum”  diyerek bu süreci esprili şekilde  özetliyor.

Memurluğun ona uygun olmadığını daha ilk günden fark edip müşteri iletişimini sevdiğinden bu sürece katlanıyor, Bankada çalışmaya başladığı ilk günden itibaren bu süreci üstüne para aldığı bir kurs olarak gördüğünü ifade ediyor.

20131023_232250_resized

Bankada eğitimci olduğu dönem de iş arkadaşlarıyla.

Bankada çalışmaya başladıktan sonra dış işlemler  departmanına geçerse kariyerinin farklı olacağını hissediyor .  Tarlabaşı şubesinde bilgisayar sisteminin ve dış işlemler departmanı olmamasına rağmen bu bölümün kurulmasına, ne yapıp edip dış işlemleri öğreneceğini şube müdürüne söyleyerek ikna ediyor, 3 yılda şef ve kariyer planlamada ithalat-ihracat ve kambiyo dersleri vermek üzere eğitimler veren eğitmen oluyor..

EVLİLİK VE GÜVENSAN’A GEÇİŞ;

Bankada; üçüncü senesinde kocası ile tanışıyor, 1994 de de sevgili Alparslan ile evleniyorlar. Kocası 1992 de arkadaşları ile ( sanayi tipi temizlik makineleri ve temizlik sektörünün ihtiyaçlarına yönelik ürün  ithalatı ve temizlik hizmeti veren)   kendi şirketini  kuruyor, Münteha şirket kurulduktan sonra, ilk seneler bankada çalışmaya devam ediyor. Bir müddet sonra bankada ki çok başarılı kariyerine hiç umulmadık( aslında içinde planladığı kariyer planı ile)  herkese göre   bir anda alınmış karar gibi  dokuz sene sonra son veriyor.

1996 da kendi işini yapmak isteği ( girişimciliği özgürlük olarak tanımlıyor ) yani özgürlüğe geçişi eşinin yanına giderek ve  yavaş yavaş kendini kabul ettirerek  çok farklı konulara el atma,yönetimde ve iş de devrim niteliğindeki çalışmaları sonunda; şirket Münteha ile bambaşka başarılı bir yola giriyor.

Bankadan ayrıldığının 1.ayında Eczacıbaşı-Baxter ihalesine girerek ilk büyük işini, 1 yıl sonrada ( 13 yıl devam edecek olan )  çalıştığı banka olan Yapı Kredi  bankasını ihalesine katılıp tedarikçisi olarak  çalışmaya başlaması , orada profesyonel olarak çalışırken yazılan performans raporları neden oluyor. “ İş hayatında patronlar için çalışmadığımızı kendi ahlakımız ile iş ürettiğimizi” söyleyen Münteha yani ektiğini biçiyor. “Herkes ne yaparsa kendine yatırım yapar.” sözünün burada çok güzel bir örneği oluyor.

Eşi ortaklarından ayrılıyor ve beraberce bu zor iş de,  dengeli, bir sorumluluk paylaşımı ile devam ediyorlar. Kim hangi alanda iyi ise o işi yapsın mantığından hareket ederek iş bölümü yapıyorlar.

Girişimcilik günlerinin başlangıcını Münteha aşağıdaki sözleriyle anlatıyor.

“Sektör karışık, merdiven altı tabir edilen firmalar çoğunlukta, iş güvenliği ve işçi sağlığı konularında hem rakipler, hem müşteri,  hem de çalışan bilinçli değil, ya  SGK  vicdanlara kalmış bir durum.. O kadar çok boşluk vardı ki ticaret yapan her firmanın yapması gereken yasal zorunluluklar , bizim farkımız oldu.  Bu haksız rekabet ortamında kendi yolumuzu belirleyerek bu acımasız rekabet içine girmeden  nerede ve kimlerle  nasıl  yol alacağımız konularında  taviz vermeden bugünlere geldik.

Bankacı -Müşteri iletişimini  maalesef bu sektöre geçtiğimiz de uzun süre bulamadık. Temizlik firması olarak iş almanın zorluğu ile karşılaştığımda şok oldum, uzun saatler kapıda beklemeler, yaptığınız işin önemsenmemesi aslında bu iş için kimse zeka ,iş bilgisi  beklemiyordu .Müşteriler tarafından yönetilen sektörde yapacağım çok şey olduğunu gördüm, yılmadan, bu sektörde çalışmamın nedenlerinden biri bu, diğeri ise vasıfsız eleman; çok ama temizlikçi olmanın  kariyer planlaması olmadığından kimse uzun sürede çalışmak istemiyordu.

Vasıfsız eleman en büyük sorundu. Bankadaki eğitmenlik deneyimimi Güvensan da harekete geçirdim ve “ GÜVENSAN AKADEMİ” nin ilk temellerini o yıllarda attık..

1377454_647627048603360_2099965307_n

Bu durumda; tercih edilen firma olmamıza neden oldu. Çalışan herkesi yakından tanımak, onları anlayarak  birlikte çalışarak  sektörü ,işi ve kendi yönetim şeklimizi oluşturmamızı sağladı.  Temizlik elemanı olarak çalışmaya başlayan arkadaşlarım şu anda bölge müdürü olarak bizimle birlikteler. Verdiğim sözlerin arkasında durma, verilmeyecek sözler vermeme hassasiyetlerimiz ile bu konudaki farkımız da sektörde bizi hep farklı bir yere taşıdı.

21 yılın içinde olan Güvensan da ki çalışmalardan elde edilen birikim ile bu yıl iki sosyal girişimcilik projesini  hayata geçirdik. Bu sektörün boşlukları nedeniyle  ev hizmetlerinde çalışan kadınların eğitimi ve yasal   haklarının güvenceye  alınmasından yola çıkarak housekeeper (kususrsuz ev işleri eğitim projesi) ile greenstep(sistemli tesis hizmetleri eğitim projesi)  projeleri hayata geçti.

Bu iki proje ile hem çalışanların, hem  müşteri haklarının  korunması hedeflenmiştir.

Girişimcilik sürecinde  başarısızlığım ve başarım;

Kaygılarımı yönetememem nedeniyle çok hatalarım oldu özellikle müşteri ilişkisinde. Kendimi yönetmem için öncelikle  kaygılarımın nedenlerini bulmam gerektiğini fark ettim  ve  bunları  belirleyip yendiğim gün hayatımda başka bir dönem başladı hafifledim ,yaratıcılığım ve girişimciliğim daha da gelişti.

Ticari hayatımızda  yaptığımız  maliyet ve  analizleri kendimiz için de yapmalıyız , ara ara durup soluklanmamız gerektiğini ve faydasını gördüğümü söyleyebilirim.

20131023_204632_resized

Münteha’nın evlilik yıldönümünlerinin  15. yılında yaptığı kutlama partisi hiç unutulmayacak, kadar güzel ve sürprizlerle doluydu.

Yukarıdaki süreçte 1998 yılında  evlendikten 4 yıl sonra Zeynep dünyaya geldi,1994-1998 arasında Zeynep’ten büyük olan ilk çocuğum  GÜVENSAN ‘nın doğumu ve gelişimi süreci beni  bayağı yormuştu.

2. kızım Miran 2004’te aramıza katıldı.

Çocuklarım ile yoğun tempo arasında ilgilenmeye çalışıyordum, koşullar neyi gerektirirse onu yapmaya koşullandığım  için bu durum beni ara ara rahatsız etse de, yoluma devam etim.

İş kadını, anne, kadın olmak, hedef ve tutkularım ve karışan duygularım… Bu  karmaşık durumda işte kendimi yalnız hissetmeme neden oluyordu, benimle aynı sorunları yaşayan diğer kadınlara ,arkadaşlara ihtiyacım vardı bu durum beni Kagider ile buluşturdu..

STK SÜRECİ NASIL BAŞLADI;

STK’yla tanışmama biraz geç oldu,2004 yılında ki  yardımcım  (şu anda Genel müdür yard.) Sevgili Funda’nın gazetede gördüğü KAGİDER haberini bana göstermesi ile Kagider süreci başladı.Kagider üyesi olduktan  6 ay sonra derneğin kurucusu ve ilk başkanı Meltem Kurtsan’ın 2.dönem  başkanlığında ki Yönetim Kurulunda yedek YK üyesi olarak  görev aldım .İlk STK  tecrübesini farklı bir kariyer yolculuğu olarak gördüm.Yoğun iş hayatı içinde  kendime uzun zamandır yatırım yapmadığımı  fark ettim. Farklı  ortamlarda bulunmayı da  eğitimin bir parçası olarak algıladım. Çok güzel dostluklarım oldu her paylaşımın kıymetini bilerek yol aldım.

Ve sonra TOBB’nin İstanbul Kadın Girişimciler Kurulu’nun oluşumunda  Meltem Kurtsa’ın  liderliğinde Kagider’den (Zehra Güngör, Selma Akdoğan, Melek Bar Elmas  inşallah ismini unuttum yoktur  )   birkaç arkadaşla görev aldık..

Hep proje üretmeye ve yapılmayanları yapmaya dikkate ederek  STK’cı  yönümü keşfettim etkili çalışmaya  gayret gösterdim.

61671_376865389068208_1378937900_n

Derneğe katıldığım ilk günden beri GENÇLER’ in mutlaka aramızda olması gerektiğini  iki tarafın  ihtiyacı olarak görüp bu düşüncemi ilk 2005 yılında paylaştığımda derneğin buna hazır olmadığını fark edip ama GENÇLER fikrinden hiç uzaklaşmadan her ortamda bu konunun gerekliliğini paylaştım.. Ta ki 2011 itibari ile YK üyesi olma sürecinde;  eğer seçilirsek bu projeyi hayata geçireceğim diyerek tutkumun gerçeğe dönüşmesine daha yakınlaşmıştım.

Bu fikrime yıllar önce ilk  destek veren de sendin sevgili Meral ..”

270263_323553541084196_227808184_n

Ve projenin hayata geçmesinde ki en büyük şans, JPM’ın sponsor olmasıyla hız kazanıyor..  Genç Kagider projesinin Koordinatörü olması ve gençlerin gönlünde taht kurması, hep çoşkulu samimi, azimli, çalışmalarının neticesi oluyor.Süreci ve krizi  iyi yönetim becerisi ve gelenek göreneklerle akıllı mücadelesi, çalışkanlığı, zorun üstüne gitmesi onu hep daha başarılı yapan en önemli özellikleri olmuştur.

Bu sürecide aşağıda yine Münteha’nın anlatımıyla ekledim.

“Gençlerle iyi anlaşmamı şuna bağlıyorum evin küçüğü olduğumdan ailede  bir konuda fikrimi söylemeye kalktığımda duyduğum ve aklımda kalan ilk cümle ”kendini küçük çayda büyük balık mı zannediyorsun ” du . Büyüsen de küçük olmak ve küçük kalmak hem iyi hem kötü bir durumdu tek sevdiğim kısmı ” AİLEDE HEP KÜÇÜK KALMAK “ .

417984_10200249791555307_1987506415_n

Her yaştan her konumdaki  kişilerle iletişim kurmak ve bu yönümü farklı şekilleri ile keşfetme sürecime destek ve neden olan GENÇ KAGİDER’in   hayatımda yeri hep farklı olacaktır. Yüzünü görmediğim gençlere liderlik etmek , iletişimde olmak mesafelere rağmen bir amaç etrafında toplanmak ve hızlı organizasyon ile 10 farklı üniversitede etkinlik yapma keyfi tüm yorgunlukları unutturuyordu.

Bu projenin başarısını senin de dediğin gibi  doğal, samimi, açık ve tutkunun peşinden gitmek dışında birilerine dokunmak, onların hayatında yer edinmek, rol model olmak, inanmak ve inandırmak olarak özetleyebilirim. Başarının asıl ve en önemli kısmı dernekteki tüm arkadaşların bu projeye olan inancı, maddi ve manevi desteğiydi. Kagider olarak güzel bir takım çalışması sergiledik.

251016_474789555887111_383410517_n

Gezi olaylarındaki genç hareketi herkesi büyülemişti ama biz bu gücü daha önceden fark etmenin gururu içindeydik.. Gençlere yapılan her yatırım ve destek geleceğimize yatırımdır. Şirketimde de gençlerle çalışmayı ,staj imkanı sağlamayı kişisel gelişimim dışında şirketimin ve genç tecrübenin kazancı olarak görüyorum..”

Münteha 2012 de WPO Ttürkiye Chapter  üyesi oluyor.

Münteha  hem kendi işinde hem Genç Kagider ile çok çarpıcı projeleri ile gençlerin olduğu kadar, tüm Güneydoğulu kadınların, Kagider’in hepimizin gururu, mutluluğu olmaya devam ediyor.

Hem güçlü, tuttuğunu koparan,zor nedir bilmeyen bir  kadın, hem gelenek ve görenekler içinde bunu dengelemek başarısının en önemli sırlarından.Harika bir anne ve eşiyle   birbirlerini çok iyi tamamlayan,   anlayan destekleyen bir aile düzenleri var.Bu güzel aileyi tanımaktan çok mutluyum.

1380733_442992672473615_1594839959_n

Sevgili Münteha Başarısızlığın Dayanılmaz Hafifliği projesiyle, sadece başarıları değil, başarısızlıkları da anlatalım, bu konuda da  örnekler hikayeler paylaşalım, dediğinde kendi girişimcilik ve hayat hikayesinde de zorlukların nasıl avantaja çevrildiğini yürekten hissetmiş ve anlatmak istemişti. Hikayenin tümünde zorluklar nasıl aşılmalı diye yola çıkıldıkça,  başarı kendiliğinden geliyor. Ama zorluklar olmasa idi; Münteha şimdi nasıl yaşıyordu? diye sorsak; bize ne anlatırdı, acaba?

Girişimcilikte zorluklarla savaşmak olmazsa olmaz zaten. Girişimci her zaman iyi bir savaşçı olmak zorunda. Benim de  onunla her dönemini  anlattıklarıyla paylaştığım; yaşadığım, geçtiğimiz yıllarda; onu sonunda  pes ettiren, artık yeter dedirten, çok önemli cirolara sahip müşterisi ile yaşadığı zorluklar karşısında aldığı karar ve sonrasını belki bize bir başka zaman artı ve eksileri ile  anlatacaktır. Neleri göze aldı? neler yaşadı? bu gün neler oldu?

Çok teşekkürler, başarılar Münteha’cım. Bundan sonra zorluklarla değil keyifle yapılan uğraşlar ve mücadeleler ile  kazanacağın başarıların olsun diyorum. Çocukların eşin güzel ailenle mutlu ve huzurlu ol. Sevgiler, sevgiler…

Hayat Altüst Olursa…

Onu  ilk kez 2010 Yılı  Garanti Bankası ve Ekonomist dergisinin işbirliğinde, Türkiye Kadın Girişimciler Derneği’nin (KAGİDER) katkılarıyla  dördüncüsü düzenlenen ‘Türkiye’nin Kadın Girişimcisi Yarışması’nda birincilik ödülünü aldığı gün gördüm ve dinledim, kısacık ama çok etkileyici hiç aklımdan çıkmayan anlatımıyla onu tanıdım. O günden sonra da Gamze Cizreli’nin  her gün yeni başarı  haberleri gelmeye devam etti. Hayranlıkla takip ettiğim sevgili Gamze Cizreli‘yi  ben de sizlerle son günlerde okuduğum, haberleri ile  paylaşmak istedim.

fft5_mf428923

Yarışmada suni deri üreten Perihan Çöçelli ikinci, Bonny Food Lezzet Çiçekçisi Didem Güney Alsoy da üçüncü olmuştu.Anikya İznik Çini ve Seramik’in kurucusu Nejla Anıl ise sosyal girişimcilik ödülünün sahibi oldu.

Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden iyi olmadığını ?

Hakkın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. Düzenim bozulur, hayatım alt üst olur diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden iyi olmayacağını?

3 bin 600 girişimci arasından birinci  seçilen Gamze Cizreli“Şems-i Tebrizi”nin ,  bu çok değerli  sözleri ve anlatımıyla başladı konuşmasına; mutlu tebessümü, parlayan gözleriyle böyle  özetledi, işini, yaşamını.Aşağıda önce o günlerde ki kendi anlatımıyla Gamze Cizreli’nin hayat hikayesinin minik bir özetini, sonra da geçen ay Elif Kurgu‘nun yaptığı  röportajını ekledim. Hala okumadıysanız severek okuyacağınızdan eminim.

1045298607

Gamze Cizreli kimdir?
1968 doğumluyum. Orta Doğu Teknik Üniversitesi İşletme Bölümü mezunuyum. Ailemde bir girişimcilik öyküsü yok. Annem ev hanımı, babam akademisyen. Biz 3 kız kardeşiz. Her aile gibi bizim ailemiz de okuyup güzel bir işe girmemizi istedi. Mezun olduktan sonra 3 yıl Türk-Amerikan ortak savunma sanayi projesinde yer aldım. Orduya zırhlı araç üretiyorduk. Ankara’da çalışabileceğim en iyi yerlerden birinde çalışıyordum. Sonra baktım bu iş bana göre değil. Eski eşimle aynı zamanda da ortağımla, 1994 yılında Ankara’da Cafemiz isminde ilk kafeteryamızı açtık. Ankaralıları ilk defa cappucino’yla, kreple, elmalı pay’la tanıştırdık. Bir anlamda Ankara’nın yaşam tarzını değiştirdik. Cafemiz’i Arjantin Caddesi’nde açmıştık. Şimdilerde bu cadde çok popüler ama o zaman caddede evler dışında hiçbir şey yoktu. Cafemiz çok başarılı oldu. Önünde kuyruklar oluştu ve biz duyurmadık. Tamamen kulaktan kulağa yayıldı. Durum böyle olunca tabii yerinde duramama olayı oluyor. İşte girişimcilik ruhu bu olsa gerek. Parayla bir ilgisi yok. Bu birşeyleri başarmakla, yaratmakla ilgili bir duygu. İlk açtığımız kafede bütün olarak elmalı pay, cheese cake gibi ürünler satılınca, bütüne yönelik bir talep olduğunu anladık. “Neden biz, bu tip pastaların satılabileceği bir yer açmıyoruz?” diyerek Kuki’yi açtık. O da iyi gitti. Ardından Uzakdoğu lezzetlerini sunduğumuz Quick China geldi. Sonra farklı bir sektörü denemeye karar verip DKNY’nin Ankara temsilciliğini aldık. Sonrasında da Osmanlı- Türk unsurlarının işlendiği kendi markamız Şaşaa’yı açtık. Ankara’da hatırı sayılır bir müşteri potansiyeline ulaştık.

Peki, BigChefs projesi nasıl ortaya çıktı?
2006 yılında özel hayattaki dalgalanmalar ve belli bir bitiş, hayata sıfırdan yeniden başlamama neden oldu. Hakikaten dibe vurup bunların hepsini geride bırakarak BigChefs’le hayata sıfırdan yeniden başladım. Param yoktu. 30’larımın sonlarını yaşadığım bir andı. Ailenizden yardım isteyemiyorsunuz. Bu durumda sıfırdan çıkmanız gerekiyor. O dönemde herkes bana iyi bir birikimim olduğu için iyi bir yerde yönetici olabileceğimi söylüyordu. Ama bu benim aklıma bile gelmedi. Hiçbir şeyim yok ama bir yerden bulurum diye düşündüm. Gerçekten de öyle. İyi bir fikriniz varsa, o fikrinizi iyi yapacağınıza inanıyorsanız o işin finansmanını bulursunuz. Her yere dosya hazırladım. Bu proje kafamda oluşmuştu. Biraz banka desteğiyle, borçla ve güvenle bu işe başladım. Demek ki önceden yaptığım işlerden güven oluşmuş. Çünkü bugün benim mimarım burayı yaparken, “Ben sana burayı yapacağım, sen burayı açtıktan sonra bana parayı verirsin” dedi. Projemin başarıya ulaşacağına inandı ki, bana destek verdi. Ankara’da ilk restoranımızı açtık ve çok başarılı oldu. Ardından Ankara’da 2, Gaziantep’te 1 ve İstanbul’da 2 şube açtık. Şu an 15 milyon ciroluk bir hedefe ulaştık. Sadece Aralık 2007’den beri bu sayılara ulaştık. Söylenince mucize gibi görünüyor ama bugünlere gelmek kolay olmadı. Ekibim çok iyiydi ve hepsi bana inandı. Hep beraber sıfırdan bir mucize yarattık.

9560_7102_S1

Big Chef’s yurtdışına New York’tan açılacak

Elif Kurgu’nun Gamze Cizreli ile Vatan gazetesindeki 21 Nisan 2013 tarihli Newyork’ta Big Chef’s haberinin  röportajı beni çok heyacanlandırdı, mutlu etti. aşağıya aynen  aldım.

Big Chef’s markasının kurucusu Gamze Cizreli, yurtdışına açılmayı planlıyor. New York’ta yer bakan Cizreli, “Katar ve Dubai’den de teklifler var, oraları da inceliyoruz” dedi. Cizreli, Türkiye’de de Saruhan Tan’la çoğunluk hissesini aldığı Obika’yı büyütecek

Gamze Cizreli, Big Chef’s Cafe&Brasserie’nin kurucusu. 20 yılı aşkın bir süredir yeme-içme sektöründe. 2 yıl önce Türkiye’nin Kadın Girişimci yarışmasında birinci oldu. Kısa süre önce Kanyon’da bir restoran açan, Tokyo, New York gibi yerlerde şubeleri olan Obika’nın çoğunluk hissesini aldı. Biraz geçmişe dönersek; uzun süre Ankara sınırları içinde kalmıştı Cizreli. İlk markası Cafemiz’di. Sonra Kuki ve QuickChina geldi. Şimdilerde Gamze Cizreli ortağı Saruhan Tan ile birlikte markasını büyütme yolunda emin adımlarla ilerliyor.

Ankara müşterisi zor

- Big Chef’s nasıl doğdu?

Özel hayatımızda dalgalanmalar oldu, eşimle yolları ayırdık ve ben 2007 yılında Big Chef’s markasını kurdum. Yoluma devam ettim.

- Sizi uzun yıllar Ankaralılar biliyordu. İstanbul’a geçmeniz sizin için çok önemli bir adım oldu. Bu kararı nasıl aldınız?

Ankara’dan çıkmak önemli karardı. Dönüm noktası oldu benim için. Ankara’da herkes beni tanıyordu. Belli bir güven ortamı vardır Ankara’da. Kendimi huzurlu güvende hissederken markamı büyütme isteğiyle İstanbul’a gelmek kaçınılmazdı. Aslına bakarsanız daha markayı kurarken İstanbul’u ve yurtdışını hayal ettim. Kısa, orta ve uzun vadeli planlar yaptım. Ve tahminimden de hızlı oldu.

- İstanbul’da hızlı büyüdünüz. Ankara’dan sonra İstanbul’da iş yapmanın zorlukları oldu mu?

Doğru. İstanbul hiç kolay değil. Kendinizi kabul ettirmeniz lazım. Ama ben Ankara’da başarılı olmuş birinin İstanbul’da çok daha kolay başarılı olabileceğini düşünüyorum. Bir de Türkiye bu zaman içinde çok değişti.

- Çok daha fazla kişi ev dışında yemek yemeye başladı…

Dışarıda yeme içme alışkanlığı çok arttı. İstanbul’a tam zamanında doğru marka doğru stratejiyle girdiğimi sonradan fark ettim. Ankara’da ne yaparsanız yapın İstanbul’da sıfır, bunu da burada iş yaptıktan sonra anladım ama yine de Ankara’da çalışmak çok büyük avantaj.

İyi teklif gelirse bakarız

- Nedir bu avantajlar?

Ankara müşterisi çok daha zor, parası daha kıymetli. Genelde de eğitim düzeyleri İstanbullulara göre daha yüksek. Daha donanımlılar. Onun için de farklı beklentileri oluyor.

timthumb

- İstanbul da son 5 yılda çok yol aldı. Siz İstanbul’un geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Yeme içme sektörü geçen sene 7 milyar dolarlık büyüklüğe ulaştı Türkiye’de. NY’de bu 21 milyar dolar. Arada çok fark var. Biz Barcelona’nın da altındayız. İstanbul’un gideceği çok yer var daha. Ama umutluyum. Yeni yetişen işletmeciler, aşçılar beni umutlandırıyor. Bu iş biliyorsunuz kültür meselesi aynı zamanda. Bizim en büyük avantajımız Türkiye’nin değişime çok açık olması.

670925069098

- Kaç Big Chef’s oldu? Bir süredir Saruhan Tan ile ortaksınız.

Çok güzel bir ortaklık oldu. Saruhan Bey ile markamızı büyütüyoruz. 16 yerimiz var. 8’i İstanbul’da. 4’ü Ankara. Biri Gazinatep, Antalya, Mersin, Samsun. Yakında İzmir’de bir yer açacağız. Bursa, Adana, Bodrum’da da 2013 yılında yerlerimiz açılacak.

- Sizi satın almak isteyen fonlar var mı?

Bize de ilgi oldu. Şu an kendimiz devam ediyoruz. Büyümek amacıyla iyi bir teklif olursa bakarız.

- Yurtdışına açılmayı hedefliyor musunuz?

New York’a girmek istiyorum. Orada Big Chef’s açmak istiyorum. Ben markamın orada başarılı olacağına inanıyorum. New York’ta yer bakıyoruz. Geçen yaz orada ev kiralayıp baktım. Oğullarımı yaz okuluna verdim orada sabahtan akşama kadar gezdim. Ben orada başarılı olacağımızı düşünüyorum.

- Avrupa’ya açılmayı düşündünüz mü?

Avrupa’ya da baktım. Orada zorlanabiliriz ama New York ve Boston bizim için iyi. Katar ve Dubai’den de teklifler var, oraları da inceliyoruz.

Tahin Kayseri’den sirke Balıkesir’den geliyor

BIG Chef’s’de 1.013 kişi çalışıyor, bunların 372’si aşçı. Big Chef’s’in organik reçelleri Davutlar’dan, tahinli katmer ve köy eriştesi Kayseri’den, zeytinyağı Ayvalık’tan, sirke, tatlı ve biber salçası ise Balıkesir’den geliyor.

Big Chef’s’de aylık toplam 7.8 ton dana eti, 602 kilogram elma, 1.7 ton levrek, 4.5 ton domates, 3.6 ton yeşillik, 4500 litre zeytinyağı tüketiliyor.

LEZZET PEŞİNDE DÜNYAYI GEZİYORUM

- Siz lezzet turları yapıyorsunuz. Hatta trüf mantarı peşine İtalya’ya gittiniz değil mi?

Ben çok seyahat ediyorum. Türkiye’deki ve dünyadaki festivallere, tadım turlarına gidiyorum. Bazı gastronomi merkezlerini belli aralıklarla ziyaret ediyorum. Şeflerin mönülerini tadıyorum. Ben böyle farklılık yaratıldığına inanıyorum. Çok farklı lezzetler var. İşimiz keyifle huzurla yapmamızı da sağlıyor bunlar. Söke’de nar reçeli yapan bir hanımı keşfetmek büyük haz veriyor bana. İşinizi huzurla keyifle yaptığınızda başarı geliyor.

Big-Chefs-kucuk-sefler-is-basinda

- Yeni lezzetler keşfetmek için dünyayı geziyorsunuz. En çok nereden etkilendiniz?

Vietnam’dan etkilendim.

Uzakdoğu mutfağını çok beğenirim. Çin ile Thai mutfağı karışımı diyebilirim Vietnam mutfağı için.

- Trüf avına katıldınız değil mi?

Evet. Alba’ya gittik. Köpeklerle trüf mantarı avına çıktık. Alba çok iyi bölge. Bu işin meraklıları buraya akın ediyor. Çok iyi restoranlar var.

- Yılda kaç kez lezzet yolculuklarına katılıyor musunuz?

Her yıl en az 3-4 kere lezzet turları yapıyorum.

000_15.05.10_1tn_

- İş dışında ne yaparsınız?

Çok seyahat ediyorum. Çocuklarım çok zamanımı alıyor. İyi bir sinema izleyicisiyim. Ankara’ya çok gidiyorum. Çocuklarımın okulu Ankara’da. Onların düzenini bozmak istemedim. Bu yıl onları buraya taşıyorum. Büyük oğlan Amerika’ya gidiyor, küçüğü de İstanbul’a alıyorum. Büyük oğlum dede mesleğini seçti Amerika’da moleküler biyoloji okuyacak.

OBİKA’YI BÜYÜTECEĞİZ

- Obika’ya da ortak oldunuz. Obika’nın da yeni şubeleri açılacak mı?

Obika’nın New York, Tokyo, Toronto, Roma, Londra, Los Angeles, Milano’da toplam 15 şubesi var. Obika’nın çoğunluk hissesini aldık. Öncelikle Bodrum ve Ankara’da şube açacağız. Big Chef’s ‘in daha küçük bir konseptini yapmak istiyoruz. Daha küçük yerler ve AVM’lerde hızlı, küçük, makul fiyatlı bir konsept üzerine de çalışıyoruz.

Her açtığımız yer kârlı

- Big Chef’s lokasyon seçiminde şaşırtıyor. Suadiye’de çok da kalabalığın olmadığı bir yerdesiniz, Tarabya’daki noktanız da o bölgedeki ilk yer olma özelliğini taşıyor…

Tarabya’ya gelmek çok iyi geldi bize. Doğru Tarabya’da kimse yok. Daha doğrusu bizim işimize benzer iş yapan bir işletme yok. Biz Ataşehir’e de gittiğimizde de kimse yoktu. Saruhan Tan bu anlamda çok iyi koku alıyor. Suadiye’de de biraz gerideyiz ama geliyor müşteriler. Günün sonunda işletmenin kârlılığı önemli. Her açtığımız yer kârlı.

- Cafelerde çok büyük sorun oluyor. Özellikle öğle saatlerinde bir kahve içip saatlerce masalarda oturan genç ve kadın gruplar oluştu. Siz de aynı şeyden şikayetçi misiniz?

Bizde öyle sorun yok. Bizim mutfağımız çok ön planda. Bize yemek yemeğe geliyorlar.

- Ortalama ne kadar harcıyorlar?

Kişi başı ortalamalarımız lokasyona göre değişmekle birlikte 40-45 lira arası. Akşam yemeği yiyen de var öğle arası kahve için de.

etiler-big-chefs-artik-studyo-oldu-3096645

Gamze Cizreli aynı zamanda Hürriyet gazetesi köşe yazarı. Yazılarınıda zevkle okuyorum. Suadiye de Big Chef’s açılmasına çok sevinenlerdenim. Newyork’ta Big Chef’s açılacak haberi beni çok mutlu etti, heyacanlandırdı.Çocuklarla ilgili atelye çalışması, sosyal alanda katkıları, işindeki yenilikleri, hergün başka güzel bir haberle karşımıza çıkan  bu çok özel kadınla  gurur duyuyorum,sizlerle de keyifle paylaştım. Sevgiler sevgiler

Masal Tadında Bir Hikaye

Bu çok güzel hikaye ve fotoğraflar ben de harika bir masal tadı bıraktı.Sevgili Fatoş Kayacan Hataylı’nın hayat hikayesi mutluluklarla başlıyor.Öyle de devam ediyor,ta ki 1992 de babasını kaybettiği o çok acı suikast olayına kadar.Bu çok sarsıcı, acı olayın arkasından birkaç sene sonra girişimcilik hikayesi başlıyor. Girişimcilik hikayesi başlayınca da, yaşadığı zorluklar da en acımasızından oluyor.Mutluluklar, güzellikler,acılar, zorluklar, ama herşeye rağmen tutkulu çalışmalar, sorumluluklar, çabalar ve tabi sevgiyle, aileyle, dostlarla mutlulukla devam eden güzel günler. Bu çok çarpıcı  hikayeyi ben soluksuz okudum, çok etkilendim.Sizlerin de çok beğeneceğinizden eminim.03

Fatoş Kayacan Hataylı her zaman çok güzel ve zarif .Fotoğraflara bakınca da,çocukluğundan günümüze hep aynı güzellikte ve zerafette olduğunu görüyorsunuz, ancak masallarda rastlayacağımız cinsten. Ama hikayeyi okuyunca bu çok güzel kadının, tutkularından, doğrularından   asla vazgeçmeyen  yaşantısı hemen bizi etkiliyor.İki harika kızı, çok sevdiği saygı duyduğu eşi ve çok sevdiği tüm ailesiyle tam bir mutluluk ve gurur tablosu oluşturuyorlar.

Sevgili Fatoş Kayacan; İstanbul doğumlu, benim sandığım gibi Hataylı değil.. Babasının çeşitli görevleri nedeniyle, ilk ve orta okulu İstanbul’da, lise (Yükseliş Koleji) ve üniversiteyi Ankara’da okuyor. Şimdiki adıyla İletişim Fakültesi olan, AİTİA’ne bağlı Gazetecilik ve Halkla İlişkiler mezunu”.Okula erken gönderildim. İlk 2 sınıfta biraz bocaladım. Rekor bir yaşta da liseyi bitirdim,” diyor.

Çocukluktan beri iyi resim yapmasına  rağmen,resmi değil yazmayı tercih ediyor ama; “Resimden nedense çok keyif almadım. Ben hep yazmayı tercih ettim. Ailemin zoruyla aldığım resim derslerini, okullarda aldığım resim ödüllerimi hiçe sayarak, okullarda kompozisyona  ve edebiyat derslerine ağırlık verdim ve inanın  kilometrelerce yazı yazmama rağmen, toparlayıp da bir kitap yapmayı hala beceremedim. Halen  yerel bir gazetede köşe yazarıyım.”

Bu çok güzel kadına en uyacak işi yapıyor, hem o dönemde milli manken olarak;ve hala hepimizin çok bol alkışlarını alarak;

10-1

Fatoş Kayacan, disiplinli çalışması, eğitimi, ailesi, prensipleri ile  “Podyumların Prensesi” olmayı fazlasıyla hak ediyor.Çok aileye ve genç kıza da güzel örnek oluyor.

“Nedense hep aynı zamanda 2 iş yapmayı sevdiğim için midir, nedir bilemem? 1968 yılında lise son sınıfta okurken, aynı zamanda Zarafet ve Mankenlik okulunu da bitirdim ve aynı yıl Ankara Olgunlaşma’da Milli manken olarak, 10 yıl süren  mankenlik hayatıma başladım. Hayatımda yaptığım 4 büyük akıllılıktan biri de budur.”

Aşağıda çalışma hayatına başlayışını çok güzel anlatmış sevgili Fatoş;sonra da girişimcilik öyküsünü, kendi deyimiyle çılgınca dediği girişimciliğini.Sizleri bu çarpıcı öyküyle ve fotoğraflarla, baş başa bırakmak en güzeli…..

09

“Gazetecilik hayatıma 1984’de başladım. Zira, 1968 – 1978 yılları arası mankenlik, 1979’da evlilik ve 2 çocuk derken, sıradan bir kadın olmaya başladığımı, hızla  hayatımın kaydığını, daha doğrusu kaybolduğumu fark ettim. İki küçük çocukla eve kapanmış, yemekten ve mamadan başka bir şey düşünmeyen bir kadın olarak, çağın gerisinde kaldığımı hissediyordum. Bir gece Eşim’le katıldığım bir davette, bunu iyice anladım. Sosyal hayattan çok kopmuştum. Dağarcığımda çocuk bakımı ve sebzelerden başka bir şey kalmamıştı. Eşim’in enerji dolu konuşmalarını ve kendi pasif halime acıyarak baktım. Eve geldiğimizde sabaha kadar uyuyamadım. Anne olmak çok güzeldi, çok da mutluydum. Allahım’a her zaman da şükrederim. Ancak şu halimle ileride kızlarıma hiç de iyi bir anne örneği olamayacağımı hissediyordum.

S

Kuzenimle birlikte yakın arkadaşı olması dolayısıyla Duygu Asena’nın yanına gittik. Zira, o zamanlar yazmaktan ve mankenlikten başka bir şey yapacağımı düşünemiyordum. İlk kez Gelişim Yayınları’nda yazmaya başladım. Rahmetli Duygu Asena’nın editörlüğünü yaptığı dergilerde “okuyucu mektuplarını” yanıtlıyordum. Başta eşim olmak üzere, bu işi küçük ve basit bir iş olarak nitelendirdikleri için tüm ailem benimle alay etmeye başladı. Oysa, ben kendimi Times dergisinde yazıyor gibi görüyordum. Parayı hele hiç konuşmayalım… Aslında, para da umurumda değildi.

Ben sadece yazmak ve yazmak istiyordum. Daha sonra başka dergiler derken, Babam’ın ölümünden az sonra, değerli Av. Münci İnci’nin de teşvikiyle kendimi Interpress Dergi Grubu’nda önce köşe yazarlığı ve daha sonra da yazı işleri müdürlüğü görevlerinde buldum. Interpress Dergi Grubu kapanınca Topaz Dergisindeki yazı işleri Müdürlüğü ve daha da sonra 1995’de adını BEST koyduğum kendi dergimi çıkarttım. Ne yazıktır ki, sonu hüsranla bitmiş de olsa, girişimci olarak ilk atılımım bu dergi işi oldu… Ama, daha sonra başlattığım kültür turları da beni mutlu edecekti…

36

Size abartı gibi gelebilir, ama artık dergi, adeta benim 3.ncü çocuğum gibi olmuştu. O yıllarda çocuklarım da birer birer tahsil için evden uçup gidince, ben iyice dergiyle yatar kalkar olmuştum. Lakin, şimdi adlarını sayıp dökersem çirkin olur, ülkedeki bilinen bütün en büyük dağıtım şirketleriyle çalıştım ve hep aynı sorunu yaşadım! Dağıtım ücretini ödememe rağmen; dergilerim hiçbir zaman dağıtılmadı! Hiçbir zaman kitapçılarda ön raflarda yer alamadı. Ve ben hiçbir zaman derginin satışından para kazanmadım. Zira büyük güçler derginin dağıtımında arkası güçlü olmayan bütün dergileri ezerler. Ben de bunu birebir yaşadım… Umarım, bana yaşattıkları bu sorunları bir gün onlar da yaşayacaklardır!

Bu çılgınca bir girişimdi ve deliler gibi çalışıyordum. BEST için, başarılı olmuş kişi ve kuruluşları buluyor onlarla röportajlar yapıyorduk. Bazen de yazılarım bazen baskı aşamasında, bazen de sonra olmak üzere, alenen çalınıyordu. Küçük bir dergi olduğumuz için de, resmen büyük dergi ve gazeteler bizi yutuyordu. Dergideki ufacık bir hata, sanki engelli çocuk doğurmuşum gibi beni üzüyor, kahrediyordu. Buna rağmen ben dinmiyor ve tüm enerjimle işe devam ediyordum. Önceleri fotoğrafçı dahil, 4 -5 kişiyle başlayan yazı işleri kadrom zamanla 12 kişiye yükseldi. Daha çok kadın ağırlıklı muhabirlerle çalışıyordum. Basın kanununa göre 212’den sigortalandıkları için de, bana hayli masraflı oluyordu.

Atatürk sevgisi, sosyal sorumluluk aşkı ve ülkesi için  bir şeyler yapmak arzusu ile parti çalışmaları içinde buluyor kendini…

“Eskiden beri dernekler ve uluslararası sivil toplum kuruluşlarında yer alıyordum. Almasam da dolaylı hizmet veriyordum. Ne var ki; gün geldi bütün bunlar bana yeterli gelmedi! Bir kadın her şeyden önce Atatürk’e çok borcum vardı. Ülkeme daha fazla yararlı olabilmek için; gelen teklif üzerine 2002 seçimlerinde YTP’den üstelik de Eşim’in memleketi olan Hatay’dan 2. sıra Milletvekili adayı oldum. Yoğun ve oldukça güç koşullarda bir seçim kampanyası yürütüyordum. Ne de olsa, yöreyi ve insanları fazla tanımıyordum. Evimden ve ailemden uzaktım. Her işimi kendim görüyordum. Okuyucu mektuplarına cevap verirken beni küçümseyen Eşim, seçim sırasında inanılmaz destek oldu. Ben de o sıralarda BEST’i 2 ayda bir çıkararak, telafi etme yoluna gittim. 3 Kasım seçimlerinde YTP, ülke genelinde kaybedince, büyük bir şokla derginin başına döndüm. Sanırım kaybetmeğe alışık değildim. Oysa Hatay, YTP’den en yüksek oyu alan şehir oldu. Bunun sonucunda da YTP’de önce Parti Meclis Üyesi ve daha sonra da Merkez Yürütme Kurulu Üyesi seçildim. 2004’de Genel Başkanımız Rahmetli İsmail Cem’in de isteği ve rahatsızlığı nedeniyle partiyi gözyaşları içinde kapatarak, otomatik olarak hepimiz CHP’ye kaydolmuş olduk. Ne var ki, bu CHP’ye giriş, aslında benim seçimim değildi! Zira, Sayın Baykal’ı eski bir CHP Milletvekili olan Babam’ın suikastindeki ilgisiz ve vefasız tavrı yüzünden hiç tutmuyor, kişisel kırgınlığımın yanı sıra, yetersiz muhalefet yaptığı gerekçesiyle de suçluyordum. Daha sonraları ise; bunun yalnızca Baykal’a özgü bir alışkanlık olmayıp, tipik bir “CHP klasiği” olduğunu anlayacaktım…”

52-5

İş hayatındaki zorluklar oldukça fazla….

“2002’den sonra yanımda çalışanların da ısrarı ile BESTLİFE Magazin diye bir ikinci dergi daha çıkarttım. Çünkü, BEST oldukça ciddi ve kültürel bir dergi kalıyor ve herkese hitap etmiyordu. BEST LİFE ise, piyasaya daha çok hitap edecek ve daha çok reklam alacak ümidiyle doğdu. Artık masraflar benim boyumu aşıyordu. İki dergi de çok beğenilmesine rağmen, satış engellendiği için, dergi “yok” sayılıyordu. Benim Bodrum, Marmaris’e yolladığım dergiler Trabzon ve inat gibi Konya’ya gidiyor ve satış raporları 0 gözüküyordu. Bu dönem içinde yalnızca reklam ve kapak satışından para kazanabiliyorduk. Reklam fiyatı 1000 $ ise; reklam veren, o günkü kurdan TL’ye çeviriyor ve bunu da 3 aylık vadeli ve üstelik de müşteri çekiyle ödemeye kalkışıyorlardı. Kısacası ben ne kadar dürüstsem, piyasa bana karşı o kadar 3 kağıtçı davranıyordu. İnanılır gibi değildi, derginin kalitesini görünce,  benden kendileriyle  röportaj yapmamı özellikle istiyorlar ve ordinoya rağmen ödeme yapmıyorlardı. Bu yüzden ünlü bir estetikçiyi ve bir büro malzemeleri satan şirketi dava ettim.”

Zorluklara olağanüstü durumlar da ekleniyor….

“Artık avukatlarla işim bitmiyordu. Ne var ki, bana yapılacak ödemeler geciktikçe, bu çarkın dönmesi için kredi almaya başladık. İşler büyüdükçe kredi kullanımımız da artıyordu. Neticede, 2002 sonlarında dergilerime advertorial yaptırabilceğini ve reklam alacağını, para kazandıracağını, ama bunlardan yüzde alacağını vaat ederek şirkete giren ve beni sahte imza, çek ve senetlerle dolandıran bir kadın arkadaşım yüzünden, tırnaklarımla kazıyarak kurduğum 11 yıllık emeğimi kapatmak zorunda kaldım…

Başarısızlığıma mı; emeğime mi, yoksa aptallığıma mı yanacağımı bilemiyordum. En büyük üzüntüm de iyi bir iş adamı olan Eşim’e karşı başarısız olma duygusuydu! Sanırım, bunu çoğu kadın yaşamıştır. Sonuçta ben; tüccar bir aileden gelmediğim gibi,  bir asker kızı ve asker torunuydum. Genlerinde ticaret geni olan bir insan değildim. Bu işe, iyi yazı yazdığıma inanarak girmiş, pek çok ortaklıklarda olduğu gibi, benimle çalışan bir arkadaşım tarafından dolandırılmıştım. Kısacası ben ne ilktim, ne de sonuncusu. Bu kapı kapanırsa, yenisi açılırdı elbet!”

Ama hiçbir zorluk, enerjisini azaltmıyor, aksine artırıyor.11-2

Yat turizmi yapma kararında Fatoş hanımın  babası Kemal Kayacan’ın deniz subayı oluşu  hatta Oramiral rütbesinden emekli oluşu herhalde çok etkili  olmuştur.

“Bu arada İngiltere’de “Turizm” okuyan kızımla birlikte, uzun süredir ihmal edilen ve “yat turizmi” yaptığımız kendi şirketimiz olan Hatsail’in başına  başına geçtim. Gazeteciliğin yanı sıra aynı anda Halkla İlişkiler de okuduğum için, turizm işi bana yabancı değildi. Önce cruise işine daha sonra da benim ısrarımla kültür turlarına başladık. 2006’dan bu yana da başarıyla sürdürüyoruz. Kızım Genel Müdür olarak tüm şirket işleriyle, ben de Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı olarak, en çok  cruise ve tüm kültür turlarıyla ilgiliyim.”

52-7

Yazma tutkum bitmedi diyor, sevgili Fatoş, hiç bitmesin her zaman biz de keyifle okuma şansımız oluyor, ama kitaplarını da bekliyoruz…

Ama, yazma tutkum bitmedi. Hayatım boyunca, büyük bir gazetede yazmak  konusunda hep iddiasız olduğum için, halen Antakya’da çıkan yerel bir gazetede “köşe yazarlığı” yapmaktayım. Uluslararası Sarı Basın kart sahibiyim. Cruise ve yatçılığın yanı sıra, özellikle Hatay’a İnanç ve Kültür turları tertip ederek, yerli ve yabancı turistlere tarihi ve kutsallığı açısından dünyaca önemli bir merkezlerinden biri olan, (her nekadar adını değiştirseler dahi) benim için hala Antakya olan 5000 yıllık yörenin tanıtımı için çalışıyorum.

Masal tadındaki hikayede;güzeller güzeli  prensesin, yakışıklı  prensini bulma  kısmına dönersek;

16

“Bu arada Eşim’le ilk kez 1973 yılında tanıştırıldık. Birkaç kez görüşmemize ve ciddi olduğunu bilmeme rağmen, aşk evliliği yapmak istediğim için vazgeçtim. Çok gençtim, fakat bir o kadar da akıllı…  O günkü koşullarda bu ancak, mantık evliliği olurdu. Oysa, ben aşk yaşamak ve sevdiğim insanla evlenmek istiyordum.

67

5 yıl sonra tekrar karşılaştık. Sanırım artık ben de büyümüş ve akıllanmıştım. Bu kez çıkmaya başladık ve tanıştırıldıktan tam 6 yıl sonra, ben sırıl sıklam aşık olarak 1979 da Y. Makine Müh. Ertuğrul Hataylı ile evlendim. Sanırım istediğim de, galiba doğrusu da buydu. 33 yıllık evliyiz. Evli 2 kızımız ve bir erkek torunumuz var. İngilizce biliyorum. Yine yazılarımı yazıyor ve yalnızca Atatürk’çü Düşünce Derneği’nin öğrencilere burs fonu yaratması için, tüm eski mankenler senede bir kez defileye çıkıyoruz. Bu da bizi eski günlerimize götürüyor ve Büyük Atatürk’e olan şükran borcumuzu bir nebze olsun ödemiş oluyoruz.”

64-0

Sevgili Fatoş seni podyumda izleyebildim,harika idin, muhteşemdin, fikir de öyle, hersene devam etsin mutlaka. Seyahatlerine bir türlü katılamadım,ama evinde misafirin oldum,ünlü Antakya lezzetlerini sayende tattım. Atatürk’çü Düşünce Derneği çalışmalarına davetlerine katıldım.Hepsi çok değerli, harika organizasyonlar. Hep senin zerafetine,aklına, mükemmelliyetçi tarzına uygun  yapılmışlar.

photo (4)

Sadece, bu müthiş öyküler bir kaç kitap olabilir.Mutlaka yazmalısın, diyorum. Seni tanıdığım için, çok mutluyum, bizlere, Türk Kadın’ına çok değerli katkıların, hep bizlerle olsun.Muhteşem yazın ve fotoğrafların  için çok teşekkür ediyorum.Tüm güzellikler her zaman seninle, ailenle ve sevdiklerinle olsun.