Biz New Orleans’ı Çok Sevdik….

Uzun süreli California da kalma programımızın içine bir kaç farklı eyalete gitmeyi de eklemiştik. Bunlardan biri de Luisiana Eyaletinde New Orleans’dı. Yine aylar öncesinden programımızı yaptık…Biletlerimizi aldık, otelimizi seçtik ve Ocak aynın ikinci haftası arkadaşlarımız sevgili İnsel’ler ile  New Orleans’a  gittik.12494871_10154090270424311_3253176592514110698_n New Orleans anlatılanlar gibi çok canlı, çok renkli, çok sesli bir şehir.Bütün yaşadıklarına rağmen çok güzel bir şehir…. Biz çok sevdik, zor ayrıldık… Çok güzel vakit geçirdik, çok güzel gezdik, eğlendik, çok farklı lezzetler tattık. 12495219_10154090269774311_8666634292724178055_nBol ol fotoğraf çektik. Günün her saati her yerde çok farklı  müzikler dinledik,  enerjimiz hep iyi ve yüksekti… Hava da çok güzeldi, yani tümüyle çok  iyi unutulmaz bir seyahat oldu. Los Angeles’dan sabah uçağı ile gitmemize rağmen oraya ulaştığımızda saat farkı da var… akşam üstü oluyordu. Otelimiz hemen French Quarter da idi. Günün ve gecenin her saati çok canlı yaşayan mahalle ve sokaklardaydık…Otele iner inmez hava kararmadan Canal Street’den Misissipi kenarına yürüdük… İlk durağımız Cafe Du Monde de Fransız tarzı Latte lerimizi içtik ve yanında  Beignet (benye)lerimizi yedik… 1551491_10154090270994311_8730142144012358869_nSonra French Quarter’ı adım adım, dolaşarak otelimize döndük, otel çok merkezi konumda çevresi gibi, çok renkli bir bina idi…Köşesinde çok hoş bir Starbucks Coffe  vardı. Önünden New Orleans’ın simgesi güzel tranvaylar geçiyordu. Ünlü Bourbon Street’in de parelelindeki cadde de idi. Akşam yemeği için olmazsa olmazımız Bourbon Street de olmaktı. Binaların tipik mimarisi, hem sokakta, hem klüp ve barlarda çalan müzikler, hepimizi  çoşkulu havaya sokmuş, yerinde duramaz yapmıştı. İşte New Orleans’ın büyüsü buydu…Hangi restoranı seçerseniz, seçin yemekler hep tatmak istediğimiz New Orleans mutfağı seçimleriydi.  İlk gece tercihimiz, Pier 424 Sea Food Market’in restoranı oldu…Tabii yediklerimiz de deniz mahsulleri çeşitleri oldu..Crawfish ve Etouffee de siparişlerimizin içindeydi, çok beğendik…Sonra sokaklara dalmak, ya da kaybolmak çok eğlenceli idi. Enerjimiz bitene kadar, otele dönmek istemedik. Ertesi sabah da güneşli New Orleans sokaklarına çıkıp, salına salına geçen tranvayları da görünce, New Orleans’ı  tranvayla dolaşmaya karar verdik, sağdan sola, soldan sağa, aşağıdan yukarı, yukarıdan aşağı bütün şehri, farklı güzellikleri ile gezdik…12509053_10154085376424311_5480410348922043571_n İstediğimiz yerde indik,bir şeyler yedik, bir şeyler içtik… gezdik, harika şehir gezisi, şehir turu  oldu.Garden District, Mid City ve Uptown daki evlere bayıldık.  Tabii bunları yapmadan önce de nerelere gitmek istediğimizi, nereleri görmek istediğimizi biliyorduk.Sonra yine akşam, French Quater’a dalıp çok farklı, tarihi   bir mekan olan Napoleon House‘da Muffuletta ve  yine New Orleans’a özgü yiyecekler ve içkilerle  yemeğimizi yiyip, caz dünyasına daldık.12439528_10154090271514311_2845590255032579284_nÜçüncü gün yağmurlu idi, sokaklarda dolaşma şansımız olmadı, Misissipi nehri kenarındaki “Riverside Mall’ da  vakit geçirdik, ertesi gün yine çevrede dolaşarak, doyamadan veda edip döndük.Bu çok güzel seyahate çıkmadan yaptığım araştırmalardan bize çok iyi rehberlik yapan, hem şehri hem tarihini, kültürünü, hem de Mardi Gras’ı  anlatan,  City Shot’dan sevgili Zeynep’in yazısını da  sizlerle paylaşmak istedim… sevgiler, sevgiler…http://www.city-shot.com/new-orleans-hic-susmaz/

“New Orleans Hiç Susmaz”

New Orleans. Jazz`in şehir hali. Dünyanın en sempatik, en karakterli şehirlerinden biri.

Takma adı “Bis Easy” veya NOLA (New Orleans, Lousiana) olan bu şehir yılda 10 milyondan fazla turist ağırlıyor. Sizde Amerika`ya gelmeyi planlıyorsanız, bilin ki New Orleans hiç bir eğlence fırsatını boş geçmez. Super Bowl, Halloween, Christmas, Mardi Gras… Aklınıza hangi gün gelirse gelsin, bilin ki o gün New Orleans`da şenlik vardır.

Şıp Şak Tarihi

New Orleans, yine güneşli bir günde Mayıs 1718`de Fransa`nin Orleans dükü Philippe d`Orelans`a ithafen “La Nouvelle-Orleans” adıyla kurulmus. O zamanki Louisiana bölgesinin (şimdiki Alabama ve Mississipi ve Louisiana eyaletlerinin tamamı) başkenti olmuş. Kuruluşundan 45 sene sonra, yani 1763`de, tarihinde hiç bir savaş kazanmamış Fransızlar zavallı New Orleans`i İspanyollara kaptırmış. Tabii New Orleans, o dönemlerin kıymetli şehirlerinden, Fransızlar`ın içinde kalmış olmalı ki ne yapıp edip 1801`de tekrar ele geçirmişler. Ancak bu seferde paragöz Napoleon “para, para, para” demiş, gidip New Orleans`i 1803`de Amerikalılar`a satmış. New Orleans`ın çilesi yine de bitmemiş, kendini Amerika iç savaşının ortasında bulmuş. 1861-1865 Amerikan iç savaşında Güneyliler New Orleans`i Kuzeylilere kaybetmiş. Güneyliler yasa, Kuzeyliler sevince boğulurken New Orleans caz söylemiş.12439050_10154090270139311_4503040819904355820_n

Vefasız Napoleon`a rağmen hala daha New Orleans`a Fransız kültürü hakim. Bölgeye Fransızlar sadece Fransız kolonilerinden gelmemiş, bir kısmını da 1755`de İngilizler tarafından zorla sürülen Kanada`lı Fransızlar oluşturuyor. Hatta Kanada`nın L`Acadie bölgesinden (şimdiki adıyla Nova Scotia) geldikleri için onlara Acadian deniliyor, bu isim zamanla Cajun`a dönüşüyor. Ve şimdiki New Orleans Cajun kültürünün temellini oluşturuyor.

Bu arada eyaletin şimdiki başkenti New Orleans değil küçük bir kent olan: Baton Rouge`dur.

Nereleri Gezsem Tozsam?

İçinden Kızılderili dilinde “Büyük Su” anlamına gelen ve ABD’nin en uzun, dünyanın dördüncü en uzun nehri olan Mississipi geçiyor. Dolayısıyla Mississipi nehri kenarından biraz yürüyebilirsiniz. Jeff Buckley`nin bu nehirde boğularak öldüğünü anıp, belki bir de Jeff Buckley şarkısı söylersiniz.1424328_10154085376234311_2258263759649262828_n

Şehrin en önemli caddelerinden biri Canal Street. Yeni New Orleans (iş merkezleri) Canal Street’in bir tarafında, eski New Orleans (turistik yerler, French Quarter) caddenin diğer tarafında konumlanmış. Canal Street`in ilginç de bir hikâyesi var. Zamanında kentin içinden geçen Mississipi ile kentin kenarında kurulduğu Pontchartrain Gölü’nü birleştirmek istemişler, ancak kanalı bitiremeyince caddeye dönüştürmüşler. Sık sık su baskınları yaşanan bir kente, içi su dolu olabilecek bir caddede yürümek manidar.

French Quarter’in en gözde, en kalabalik, en renkli, en gösterişli sokağı ise Bourbon Street. 4-5 kilometre uzunluğundaki bu caddede ne ararsanız var; barlar, striptiz kulüpler, yetişkinler için şovlar, canlı müzik, cansız müzik,  hediyelik eşya dükkânları, sokak dansçıları, sarhoşlar, ayıklar… Fritzel’s ve Sing&Sing bu sokak üstünde caz ve blues dinleyebileceğiniz yerler. Bourbon Street`de gezerken sadece Bourbon Street`deki 5 barın satma hakkı olan “Hand Grenade®” içmeyi de ihmal etmeyin.

Bourbon Street genellikle turistlere hitap eden bir cadde, daha lokal takılmak isterseniz,  yine canlı muziğin ve dans gösterilerinin olduğu Frenchmen St.`e gidebilirsiniz. Biz gitmedik ama “Spotted cat” tavsiye edilen mekanlar arasinda.

French Quarter`da bir başka yapılması gereken şey ise French Market`a uğramak. French Market 19.yy başında, Mississipi nehri aracılığıyla şehre gelen gemilerden çıkan mallarının satışı için kurulmuş bir pazar. Şimdiki haliyle, daha çok hediyelik eşya alınacak, turistik giysi ve eşyaların satıldığı bir yer haline dönüşmüş.

12540640_10154090269994311_5276992873370727435_n

Yine 19.yy dan kalan başka bir yer ise Jackson Square. Place d’ Armes adıyla kurulan meydan iç savaş sırasında Andrew Jackson adına bir General`in ismi ile değiştirilmiş. Bu meydanda sürekli sokak müzisyenleri, ressamlar, falcılar oluyor. Ayrıca meydanın güneyindeki Decatur St. üzerinden faytonlara binerek küçük bir şehir turu da yapabilirsiniz.

French Quarter`daki ara sokakları da gezmenizi mutlaka tavsiye ederim. Çok güzel antika eşyalar satan dükkanlar var. Fiyatlar biraz yüksek ama imkansız değil.

 

Eğer AVM gezmek isterseniz de, French Quarter yakınlarında Riverside Mall`a uğrayabilirsiniz. Riverside Mall`da da yine turistik dükkanları bulabilirsiniz.

Benim en çok beğendiğim yerlerden bir diğeri ise Garden District bölgesi. Burası New Orleans`lı zenginlerin yaşadığı bir bölge. Koskocaman bahçeler içerisinde, en az iki katlı, sütunlu, ferforje süslemeli, “para bendee” diye bağıran evler yolları süslüyor.

New Orleans mezarlıkları da şehrin mutlaka görülmesi gerekenleri arasında. Şehir su seviyesinin altında olduğundan ve çok sık su baskınına maruz kaldığından, ölülerini toprağın altına değil toprağın üstüne yüksek mezarlıkların içine defnediyorlar.  Ne kadar zenginseniz mezarlığınız da o kadar ihtişamlı oluyor çünkü genellikle mermer veya granitten yapılan bu mezarlar çok pahalı. Yoksullar için ise apartman gibi çok katlı mezarlıklar yapmışlar.12509559_10154090271244311_7031443276670785884_n

Büyücülere meraklıysanız kesinlikle Marie Laveau`nin mezarını de ziyaret etmelisiniz. Marie en meşhur voodoo kraliçelerinden biri. 1700`lerin sonunda doğduğu düşünülüyor. Büyük güçleri olan Zombi adında (Zombi Afrikali bir Tanrı ismi)  bir yılanı varmış, törenlerde bu yılanı vücuduna sarıp dans edermiş. Voodoo bebek alabileceğiniz bir sürü de dükkan var ama bizim gördüklerimiz çok uyduruktu.

Geldiğiniz mevsime göre değişir ama hava güzelse kesinlikle bir swamp tour’a katılın, bataklık gezin, iki üç timsah, dört beş yırtıcı kuş görün.12439505_10154090269664311_8980001931374607520_n

What a wonderful day =)

Caz`ın başkenti. Hava alanının adını da Louis Amstrong koymuşlar. Hiç susmayan bir şehir New Orleans, her köşede farklı bir müzik tınıyor.

Caz`in tarihinden de kisaca bahsedeyim. Tahmin edeceğiniz gibi kökeni Afrika’dır. Doğduğu yer ise New Orleans`daki Kongo Meydani olarak kabul edilir.

18. yy ortalarında, hem Mississipi nehrinden kaynaklanan ticaret yoğunluğu, hem de tütün ve pamuk yetiştirmek için vasıfsız işçi ihtiyacından dolayı New Orleans köle ticaretinde zirvedeymiş. Köleler Pazar günleri kendi aralarında toplanıp, davullu, danslı eğlenceler düzenleyip şarkılar söyleyerek acılarını dindirmeye çalışırlarmış. Kölelerin çoğu Bati Afrikalı yani Kongolu olduğundan, kölelerin toplandığı meydana Kongo Meydanı denmiş. O zamanların New Orleans`ındeki liberal Avrupalılar bu yeni, Afrika`nın pentatonik müzik kültürüne dayanan melodileri sevmiş ve onlardan gelen taleple bu müzik şekillenip, zenginleşerek caz doğmuş.

Caz dinlemek için Preservation Jazz Hall`a gidebilirsiniz.

Ayrıca, Tarih bölümünde bahsettiğim Cajun halkın müziği de bu bölgede oldukça yaygın. Genellikle Cajun Akordiyon, Cajun Keman ve Üçgen (çalgı) eşliğinde çalınan bu şarkılar çok eğlenceli. Biz şans eseri Bruce Daigrepont Cajun Band`i dinledik ve adam baya bir meşhur çıktı. Bruce`un grubunun söylediği ve Cajun`ların hikayesini anlatan bir video buldum, onu da sizinle paylaşıyorum.12510469_10154085375644311_5332252990058736737_n

Aç ayı oynamaz, Caz da yapmaz!

New Orleans`in kendine özgü, parmak ısırtan, tabak yalatan, çok çok lezzetli bir mutfağı var.

Zamanında köleler, ev sahiplerinden arta kalan yemekleri karıştırarak bu yemekleri uydurmuşlar. Dolayısıyla hepsi dünyanın en dandik ama bir o kadar da lezzetli yemekleri.

Gidince mutlaka yemeniz gerekenenler: Jambalaya, Po’Boy, Gumbo, Crawfish Etouffee,Muffulettas, Red Beans and Rice, Praline, Bananas Foster. Ayrıca Timsah eti veya kurbağa çorbası denemek isterseniz de New Orleans`da yiyebilirsiniz.

 

Yemek için meşhur yerler:

– Bourbon Street üzerinde Acme Oyster House. Kapısında her daim kuyruk olan, geçmişi 1900’lerin başına kadar giden bir yer.

Court of Two Sisters Bourbon Street üzerindeki başka bir meşhur restoran.

– İtalyan şef Duke LoCicero’nun restoranı Cafe Giovanni

Bourbone House Seafood Amerika’nın en iyi ilk 10 Deniz ürünleri restoranları sıralamasında ilk beşe girmiş bir istiridye bar

– New Orleans’a özel “beignet” tatlısıyla meşhur Cafe du Monde’a da mutlaka uğramalısınız. Beignet için şerbetsiz lokma tatlısı diyebiliriz, üzerine bol pudra şekeri serpiliyor ve kare formunda.12417666_10154085376219311_6388996449167452597_n

Rio Karnavalı da neymiş peeeh, bizim Mardi Gras`ımız var!

Eğer Mardi Gras zamanı New Orleans`a gidersem daha detaylı yazacağım. Şimdilik kısaca özetlemek gerekirse Mardi Gras, Rio Carnavalı`ndan sonra dünyanın en eğlenceli festivali olduğu söylenen, dünyaca meşhur bir festival. New Orleans’ın bu en büyük tatilinde her yer kapanıyormuş, tüm sokaklar insan seliyle dolup taşıyormuş. Bourbon Street üzerindeki evlerin balkonlarından aşağıya Mardi Gras boncukları atılıyor ve aşağıdan geçenler üstlerini açıyormuş. Kısacası mor, yeşil ve altın sarısı renklerdeki Mardi Gras boncukları kutlama boyunca “para” yerine geçiyor ve bu para karşılığından her tür çılgınlık satın alınabiliyormuş.

Mardi Gras`in Sözlük anlamı ‘Şişman (ya da ‘yağlı’) Salı’. Dolayısıyla Salı günleri kutlanıyor. Paskalya yortusuna bağlı olduğundan kesin bir tarihi yok, Şubat`ın sonu ya da Mart`ın başında kutlanıyor. Good Friday`den onceki 46 günlük oruç döneminin öncesindeki Salı günü yemek yenmesini hatırlatmak amacıyla bu adı vermişler. İngilizler aynı günü günah çıkartmaya ayırmışlar, “Shrove Tuesday” diyorlar. Yani İngilizler günah çıkartırken, Fransızlar tıka basa yemek yemeyi tercih etmiş.

Benim yaz yaz bitiremediğim New Orleans hakkında şarkı da yapa yapa bitirememişler. Sanki New Orleans`la ilgili şarkı yapmayan aforoz ediliyor. Yılmaz Erdoğan bile bir şiirinde New Orleans`dan bahsetmiş. Binlerce şarkıdan 15 tanesini bu yazıya dahil edebiliyorum. Sizinde aklınıza gelen başka şarkılar varsa comment bölümüne eklersiniz.

City-Shot NOLA Playlist:

1. The Animals – House of the Rising Sun

2. Elvis Presley – New Orleans

3. Sting – Moon over Bourbon street

4. Louis Armstrong – Do you know what it means to miss New Orleans

5. Bob Dylan – Blind Willie Mctell

6. Johnny Cash – Big River

7. Fats Domino – Walking To New Orleans

8. Rolling Stones – Brown Sugar

9. Cher – Dar

12. Jon Bon Jovi – Queen Of New Orleans

13. Elton John – My Father’s Gun

14. Tom Waits – I Wish I Was In New Orleans

15. Bob Dylan – Mr. Tambourine Man

k Lady

10. Deep Purple – Speed King

11. Led Zeppelin – Royal Orleans

 

Uber Mucizesi…

uber-taksi-ozel-arac-cagirmaLos Angeles‘da ki yaşamımıza bu sefer şimdiye kadar hiç kullanmadığımız  iki yeni değişik sistem girdi. Daha önceleri geldiğimiz de bu kadar uzun kalmamıştık. Ama zaten o dönemlerde bu sistemler de yoktu. Bunlardan ilki airbnb ile ev kiralama sistemi. Daha Los Angeles’a gelmeden aylar öncesinden airbnb sistemi ile beğendiğimiz evi kiraladık.Geldiğimiz de de son derece memnun kaldık. Daha önce Airbnb ile ilgili yazmıştım Tıklayarak ulaşabilirsiniz.Evin yeri, konumu, ev sahibimiz her şey internetten gördüğümüz, algıladığımız gibiydi. İlk evimizi çok sevdik, çok memnun kaldık, daha sonra daha büyük bir eve geçtiğimiz de de evimiz fotoğraflardaki gibiydi, ama evin ısıtıcısın da  sorun çıkınca, hemen evimizi değiştirebildik. Sistem bize her türlü kolaylığı sağladı. Hayatımıza giren ikinci önemli değişik uygulama ise Uber oldu. Daha önce sadece araba kiralayarak yaşanan California’da bu sefer böyle bir şeye ihtiyaç olmadığını gördük. Uzun mesafeli seyahatler döneminde  araba kiralasak da diğer zamanlarda sadece UBER kullanarak, her istediğimiz yere çok kolay, konforlu , güvenilir, ve taksiden çok daha ucuz bir şekilde ulaştık. Araba kullanarak gittiğimiz Las Vegas’da da hiç arabamızı otelin otoparkından çıkarmadık. Orada da UBER  rahatlıkla kullanıp daha rahat ettik.Benim de buraya gelince öğrendiğim sistemi önce telefonunuza indiriyorsunuz. Gitmek istediğiniz adresi cep telefonunda yazıyorsunuz. Size  ne kadar sürede varacağınız ve taksi tutarının ne kadar olacağı belirtiliyor. Arabayı seçtiğiniz anda arabanın kaç dakikada yanınıza varacağını görebiliyorsunuz. Arabanın hareketini cep telefonunuzdaki haritada takip ediyorsunuz ve araba sizi bulup geliyor.   Şoförün önünde duran cep telefonundaki uygulama en kısa yolu, şoföre ve size gösteriyor. Gideceğiniz yere varınca da , para vermeden teşekkür edip iniyorsunuz. Taksi bedeli, kredi kartınızdan düşüyor. Hem de taksi ücretinin nerede ise yarı fiyatına…ayrıca araba çeşitlerini belirliyorsunuz, kalabalık iseniz ve büyük araba isterseniz, seçebiliyorsunuz.  Ya da arabaya başka birini almasına izin verirseniz, onu da önceden bildiriyorsunuz, ya aynı yöne giden içinde birisi daha olan bir araba geliyor. Ya da giderken siz yolun üstünden birisini alıyorsunuz. Bu da fiyatı çok ucuzlatıyor. Tüm bunlar sistem tarafından organize ediliyor. Önceden her şey size yazılı bildiriliyor. Hiç sorun yaşamıyorsunuz. Bütün hizmetler sonrası  şoföre, arabasına, temizliğe, iletişime puan veriyorsunuz. Bu puanlara göre şöferler de değerlendiriliyor. Belirli bir puanın altında kalanlar ise işe devam edemiyorlar.Şoförler de paralarını Uber’dan  toplu olarak alıyorlar.

Uber Türkiye’de de başlamış,  önce İstanbul’da sonrada Bodrum’ da uygulama varmış.Hiç kullanmadım, bilmiyorum. Ama dönünce detaylı araştıracağım. Uber  kolay, pratik, istersen lüks, istersen ucuz taksi hizmeti veren çok faydalı bir sistem. Her ülkede yasalar ve ihtiyaçlara göre farklı uygulamaları var. Türkiye’de deniz taksi ve luks taksi ile başlamışlar. Çok akıllıca… Uber çalışanı olmak da çok avantajları kolaylıkları olan bir sistem. 2. iş olarak da değerlendirilebilinir. Sistemli ve düzenli çalışılırsa iyi paralar kazanılabiliniyormuş. Taksiciler için büyük rakip her ülkede bunun telaşı tepkisi var. Bizim için burada olmazsa olmazımız oldu. Bu harika  sistemin kurucuları da iki genç adam. Her kullandığımda ne harika ir iş başarmışlar dediğim bu iki genç girişimciyi sizlere de tanıtmak istedim. İyi pazarlar, sevgiler, sevgiler…

images (1)

Uber’i kim kurdu?

2009 yılının Mart ayında San Fransisco, California’da siftahını yapan Uber; Travis Kalanick ve Garret Camp tarafından kurulmuştur. Basında ismi daha çok gözüken ortak ve CEO olan Travis Kalanick; aynı zamanda Garret Camp ile beraber StumbleUpon’un da sahibidir.

Kuruluşu 2009 olarak kabul edilmesine rağmen Uber’in faaliyetlerine başlaması 2011 yılını bulmuştur. Aradan geçen 2 yıl boyunca Kalanick ve Camp ikilisi yazılım geliştirme, yatırımcı bulma gibi aşamalara odaklanmıştır. Nihayet 2011 yılında resmi olarak tanıtılan Uber; CEO olarak Ryan Graves’i işe alsa da kısa bir süre sonra CEO’luk koltuğuna kurucu ortaklardan olan Travis Kalanick geçmiştir.

1443627244403

‘İstediğiniz zaman istediğiniz yerde konforlu araç sağlama’ hedefiyle yola çıkan şirket, Ekim 2010’da melek yatırımcılardan 1.25 milyon topladıktan sonra kısa sürede büyüdü ve Şubat 2011’de Benchmark Capital’dan 11 milyon dolar yatırım daha aldı.

Kısa zamanda büyük beğeni toplayan Uber; 2011 yılı sonunda 44,5 milyon dolarlık sermaye elde etmeyi başarmıştır.

Uber’in dünyanın 330 şehrinde 1,1 milyon sürücüsü var. Firma yakın geçmişte Barack Obama’yı Oval Ofis’e taşıyan kampanyanın yöneticisi politik stratejist David Plouffe ve Facebook’u güvende tutan Joe Sullivan’ı işe alarak yönetim kadrosunu ‘rüya ekibe’ dönüştürmeye bir adım daha yaklaştı.

Bundan yalnızca altı yıl önce kurulan Uber, şu an dünyanın en değerli özel şirketi ve en hızlı büyüyeni olması da kuvvetle muhtemel. 50 milyar dolar değerlemeye, bunu yapabilen tek diğer girişim Facebook’tan üç yıl daha hızlı erişti. Uber yalnızca inanılmaz büyüme hızıyla değil, başlı başına temsil ettiği büyüme modeliyle de kendine hayran ediyor.

ubermap

Kısa zamanda büyük başarılar elde eden Uber; New York City, Washington ve Chicago ile başlamak üzere ABD’de yayılmaya devam etmiş; 2012 yılına yakşalırken de Paris hizmetiyle Avrupa’ya ayak basmıştır. 2015 yılının sonuna geldiğimizde ise Uber hizmeti 60 ülke ve 300 şehre ulaşmıştır.

Travis Kalanick ve Garrett Camp hakkında

1976 Los Angeles doğumlu olan Kalanick; çocukluğunu ve gençliğini burada geçirdikten sonra California Üniversitesi’nde bilgisayar mühendisliği okumuş; buradan da onu Uber’e kadar götüren kariyerine başlamıştır. Genç yaşına rağmen 6 milyar doları aşkın serveti ile Forbes’un en zengin 400 Amerikalı listesinde 290. sıraya yerleşmeyi başarmıştır.

Konu ister dünyanın ilk P2P arama motorunu kurmak, isterse lider bir içerik aktarım sistemi geliştirmek olsun Travis Kalanick her sorunun bir çözümü olduğuna inanıyor. Önemli olan bu çözümü bulabilmek için fazlasıyla yaratıcı olmak. Uber’in San Francisco’daki küçük bir şirketten global ölçekli bir kuruluş olması için çok çalıştı. Kariyeri boyunca Travis aktif olarak yatırım yaptı ve hevesli girişimcilere tavsiyeler verdi. Ayrıca bir şekilde dünyanın ikinci en yüksek Wii Tenis skorunu da elde etmeyi başardı.

Garret Camp ise 1978 Kanada, Alberta doğumludur. Uber ile beraber Expa, StambleUpon gibi birçok girişimcilik tecrübesi ve bunların haricinde yatırımı bulunmaktadır.

Çekim Etkisi…

10647130_10153181834788712_7911848302558390018_nBu blogu Yosemite yazısı ararken buldum, ve merak edip blogun ana sayfasına girince Burçay’ı ve fotoğraflarını  keşfettim. Burçay  doğum, bebek, aile ve düğün fotoğrafları çekiyor, ama çok güzel, çok doğal fotoğraflar, mutlaka sizlerin de olsun isteyeceksiniz, onun için sizlerle de tanıştırmadan olmaz diyerek paylaşıyorum… Çok beğeneceksiniz eminim…Henri Cartier-Bresson’un sözü ile başlamış Burçay…

“Fotoğraf çekmek insanın gözünü,aklını ve yüreğini aynı hizaya getirmesidir” Henri Cartier-Bresson. İşte Burçay’ın webi, ve blogu…ayrıca facebook sayfası da var. Hepsi birbirinden güzel, ilgi çekici… Sevgiler, sevgiler…

http://www.cekimetkisi.com/ana/     http://cekimetkisi.com/zamananotlar/                      webi, fotoğrafları, ayrıca blogu, facebook sayfası var…

 

Fotoğraf hakkında, kendim hakkında

Ben kimim?

1975 Ankara’da doğdum, mühendis olarak ODTÜ den mezun oldum, özel sektörde yıllarca çalıştım. Hala Ankara’dayım, dünya iyisi bir adamla evliyim, iki dünya güzeli çocuk sahibiyim, Ekin ve Deniz. Tecrübelerimi, güne dair tuttuğum notları, çektiğim fotoğrafları, duygularımı bu günlükte yazıyorum, paylaşıyorum.

Neden fotoğraf çekiyorum ?

Fotoğrafla kendimi ifade edebiliyorum diye bir klişe var ya hani, işte ondan. İyi yapabildiğim bu var, işte o sebeple fotoğraf, becerebilsem mutlaka resim de yapardım, kitap da yazardım, film de çekerdim.

10438396_10152996244488712_8419011745488554743_n (1)

12 yıldır elimde gezdiriyorum çeşit çeşit makineyi, çevremdekiler, özellikle kendi çocuklarım benden bıktı, yine de yılmadım :) İçinde, kıyısında köşesinde insan olan kareler hep en favorilerim. Anlık duyguyu yakalamayı seviyorum insanların hallerinde, transparan olmayı, doğalı farkettirmeden yakalamayı. Gerçek ve doğal olanın her zaman güzel olduğuna inananlardanım.

Çocukken ilk izlediğim sinema filminden beri, sinema yönetmeni olmaktı aslında hayalim, şu an bakıyorum tüm o izlediğim filmlerden etkilenmişim çektiğim fotoğraflarda, işte o film sahnelerine öykünen kareleri de çok seviyorum. İşte, güçte, sokakta, markette, hayatın içinde her yerde gözlerim hep o kareleri arıyor.

İnsan hayatının her anı tek ve eşsiz, bu sebeple özel gün diye birşey var mı bilmiyorum :) Biz yüklüyoruz galiba o anlamı o günlere, hatırlamak istediğimiz şeylerin adını koyuyoruz. Bir annenin bebeğini bekleyişi, bebeğin aileye katıldığı gün, hayatınızı beraber geçirmek için birine söz verdiğiniz gün, düğün günü, mezuniyet günü, doğum günleri, hepsi verdiğimiz değer kadar önemliler ve ölümsüzleştirilmeye değerler. İşte bu noktada işin içinde olmayı seviyorum, o anlara çok yakından dokunmak ve insanları hissetmek, hissettiklerimi fotoğraflara dökmek.

Belgesel fotoğraf en sevdiğim ve birşeyler yapmaktan en çok zevk aldığım alan, bu konuda da çalışmaya devam etmek en büyük isteğim. Profesyonel hayatımda yoğun bir şekilde doğum, bebek, aile ve düğün fotoğrafları da çekiyorum. Örnek fotoğraflarımdan oluşan portfolyo şurada , bir bakın. Böyle bir ihtiyacınız, isteğiniz olursa bir email atabilirsiniz, arayabilirsiniz.

Sevgiyle,

Burçay Erçetin
burcay.ercetin@cekimetkisi.com
0 542 316 04 15

Yosemite Natural Park’a Gidelim!!!!!!!!

Amerika’nın batı yakası doğa harikası  Milli Parklarla dolu.Üç senedir, kızım arkadaşları ile bu parklara gidiyor, konaklıyor, kamp kuruyor, ve fotoğraflar çekiyor. 1936455_10103750959468985_1513279870482483327_nHenüz biz ona katılamadık.Ama çektiği fotoğraflar anlattıkları, anlatırken yüzünün ifadesi muhteşem. Her gittiği yere tekrar gitmek için de ayrıca programlar yapıyor.Farklı mevsimlerde, uygun günlerini ayarlayıp, hazırlanıp keyifle yola çıkıyor. Bu yılbaşı tatilin de  de yine böyle bir geziyi çok önceden planlamıştı. 1918334_10103757506418845_4895961755060991104_nDefalarca gitmesine rağmen bu sefer de karlı halini görmek için tekrar Yosemite’ye  ve sonra da harika kıyılara Big Sur’a  gitti. 993817_10103758245881955_8432954652947611834_nBiz de onunla beraber Big Sur ve Carmel bölgesini adım adım daha önce gitmiş ve çok beğenmiştik.Dün Yosemite ve Big Sur dönüşü, bu güzel yerleri bize de anlattı, çektiği fotoğrafları bir kısmını gösterebildi, çoğu raw çektiği için henüz hazır değildi… Bu muhteşem parklar için artık yavaş yavaş sıra bize geliyor. Ben de bu güzellikleri bana uygun olacak koşullarda görmeyi çok istiyorum. Yeni yıl isteklerime koydum,….Annem öyle derdi, canım, yor yora kızım Allah verir. Çok da güzel bir anne kız masalı anlatırdı, sonrasında… Ben de öyle yapıyorum, hem kendim için hem ilgilenirseniz sizler için…Başak gördüklerini yazarsa paylaşırım. Ben bu gün, sabah anlattıklarını  araştırayım derken genç çift Çağrı ile Bilge’nin yazılarını keşfettim. Bilge o kadar güzel, içten  anlatmış, fotoğraflamış ki çok beğendim. Yola çıkmadan önce öncelikle (böyle hazırlanıp yazdığıma göre demek ki kesin gideceğim,)  Yosemite Milli Park yazısını  paylaşayım, Başak’tan dinlediklerimi, sizlere de Bilge’den aktarayım istedim.   Önce Başak’ın çektiği iki Yosemite ve  bir Big Sur fotoğrafını koyarak başladım,..sevgiler, sevgiler… Sıra bize de gelsin, doğada olmayı seviyor, ilgileniyorsanız size de gelsin diyerek…

http://cekimetkisi.com/zamananotlar/2015/01/29/abd-bati-yakasi-gezisi-7-ve-son-durak-yosemite-milli-parki/

 

ABD Batı Yakası Gezisi: 7. ve Son Durak: Yosemite Milli Parkı

Bir süredir anlata anlata bitiremediğim Batı Yakası gezimizin son durağı, Yosemite Milli Parkı oldu. Ben bu son durağı yazarken, siz de okurken aşağıdaki çok sevdiğim şarkı çalsın fonda. Ağza dolanma garantili, dikkat.

Eveet. San Francisco’daki bol koşturmacalı 2, toplamda ise 11 günlük yorgunluktan sonra, 12. günümüzde Yosemite’nin bize iyi geleceğini düşünerek çıktık yola.

Kısaca bilgi vermek gerekirse, 3.108 km²’lik bir alanı kapsayan, her yıl yaklaşık 3.5 milyon kişi tarafından ziyaret edilen ve UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan bir park burası. Çok büyük kayalıkları, buzulları, şelaleleri, akarsuları ve dev sekoya ağaçları ile meşhur. Sekoya ağaçları, bu büyüklükteki kayalar ve parkın neredeyse %95’inde var olan vahşi hayatı hariç tutarsak, Türkiye’de birçok farklı mesire yerinde gördüğümüz güzelliklerin bileşimi gibi düşünülebilir :) Yani genel olarak görülen manzara, Grand Canyon’daki kadar değişik bir manzara değil. Bu arada, Grand Canyon yazımı okumadıysanız, şuradan ulaşabilirsiniz.

San Francisco-Yosemite arası yol, araba ile yaklaşık 3.5-4 saat sürüyor. Biz sabah erken saatlerde çıktığımız için öğle vakitlerinde Yosemite’ye vardık. Parka 20 dolarlık ücret ödeyerek, 7 günlük giriş hakkı kazanılıyor. Grand Canyon ve burada şahit olduğumuz bu 7 günlük bilet fikrini çok takdir ettim ben, güzel bir uygulama. Biz parka El Portal yolu üzerinden giriş yaptık, farklı kapılardan girmek mümkün. Ama aşağıdaki gibi kayaların arasından geçmek istiyorsanız bu yolu kullanmanız gerekiyor :)

Yosemite Milli parkı gezi yazısı fotoğraf

Yosemite Milli parkı gezi yazısı fotoğraf

Bu parka gelirken kesinlikle hava durumunun dikkate alınması lazım. Bizim Batı Yakası gezisi için getirdiğimiz kıyafetler pek kalın olmadığı için, parkta arabadan iner inmez resmen donduk. Tamamen doğa ile başbaşa olacağınız bu parka bahar ya da yaz aylarında gitmenizi şiddetle tavsiye ederim. Bizim bir daha gelme imkanımız olmadığından mecburen Aralık ayında yaptık bu geziyi. Yolda ve parkta kar olacağına dair beklentimiz de vardı aslında, çok şükür ki biz oradayken hiç kar yağmadı. Fakat hava gerçekten çok soğuk ve rüzgarlıydı.

Bir diğer tavsiyem de, kapıda bilet için ödeme yaptığınız esnada verilen haritayı iyice incelemeniz. Zira parkın içindeki tabelalar çok yönlendirici ve yeterli değil. Hatta parkın içinde görmek istediğiniz noktaları ön bir araştırma ile belirleyip haritada işaretlemek çok daha faydalı olabilir. Gitmek isteyeceğiniz noktalar arasında 1-2 saat gibi ciddi mesafeler var. Yani, parkın her yerini görmek isteyenler için kesinlikle 1 günden fazlası lazım. Biz 2 gün peşpeşe gittik çünkü havanın erken kararması en buyuk sıkıntımız oldu. Havanın geç karardığı aylarda, bir tam gün genel hatlarıyla bu gezi için yeterli olabilir bence.

Girişte verilen haritada, vahşi hayvanlarla karşılaşmamız durumunda neler yapmamız gerektiği uzun ve detaylı bir şekilde anlatılıyordu. Bu bana önce, klasik aşırı ihtiyatlı bir Amerikan uyarısı gibi geldi. Daha sonra arabayı park ettiğimiz her yerde, arabanın içinde görünür ya da görünmez şekilde yiyecek bırakmanın tehlikeli olduğu uyarılarını gördük. Bir de, yiyecekleri (ve dolayısıyla kendinizi) ayılardan korumak için büyük çöp kutularını andıran kilitli yiyecek depolarını gördükten sonra bu uyarıların ihtiyatın ötesinde bir durum olduğunu kavramış bulunduk :) Daha sonra internette gördüğüm fotoğraflar da, her an bir ayı ile burun buruna gelebileceğimizi resmen kanıtladı.

Yosemite Milli parkı gezi yazısı fotoğraf

Her ne kadar bu durumdan heyecanlansak da, iki gün hiçbir vahşi hayvanla karşılaşmadık. Belki çok ıssız yerlere gitmediğimiz içindir, belki de ayılar kış uykusundadır bilemedim şimdi :)

Parkın içinde görülmesi gereken en önemli ve güzel yer, kesinlikle Yosemite Valley. Zaten birçok popüler nokta da bu vadi içerisinde yer alıyor. Tunnel View, El Capitan, Glacier Point, Yosemite Village, Upper ve Lower Yosemite Falls, Half Dome ve Bridalveil Fall burada görebileceğiniz yerlerden bazıları. Bunların bir kısmı için ana yoldan ayrılıp bir süre patikalardan yürümek gerekiyor. Biz ilk gün bu vadi içindeki yerleri gezdik sırasıyla. Çok fazla yürüme gerektirenlere ise hava koşulları nedeniyle yalnızca uzaktan bakarak yetindik.

Yosemite Milli parkı gezi yazısı fotoğraf

DSC02588

DSC02615

DSC02635

Yosemite Milli parkı gezi yazısı fotoğraf

Yosemite Milli parkı gezi yazısı fotoğraf

Tunnel View manzarası gördüğüm en güzel doğa manzaralarından biriydi diyebilirim. İkinci fotoğrafı çektiren biz olmasak, bir poster önünde poz vermişiz diyeceğim :)

Yosemite Milli parkı gezi yazısı fotoğraf

Yosemite Milli parkı gezi yazısı fotoğraf

İkinci gün ise ilk iş olarak Mariposa Grove adındaki sekoya ağaçları ile meşhur bölgeye gittik. Burada yaklaşık 500 adet yetişkin sekoya ağacı bulunuyormuş. Sekoya ağacının en önemli özelliği, muhtemelen dünya üzerindeki en büyük ve en yaşlı canlılar olmalarıymış. Yaşları 3,000 yılı geçebiliyormuş bu ağaçların. Şaka gibi.

Bizim sekoya ağaçlarını görme maceramız şöyle oldu. Araç park yerinde yer olmayınca, ben arabadan inip şöyle hızlıca bir bakayım dedim ilerilere doğru. Dev ağaçların gölgesinde kalan yolun buz olduğunu fark etmemle beraber tepe taklak olup yapıştım yere. Bir miktar dağın başında olduğumuz için epey endişelendik bir yerimi kırdım mı acaba diyerekten ama çok şükür bir şey olmadı. Birkaç saat ağrıyan el bileğim dışında. O anın paniği ile olacak ki, park yeri bulamayışımızın da kızgınlığıyla, hiçbir şey göremeden döndük Mariposa Grove’dan. En çok merak ettiğim yer olmasına rağmen kısmet değilmiş dedik, napalım. İnternetten bulduğum birkaç fotoğraftan anlaşılabileceği üzere masal gibi bir yer burası. Şöyle ki;

Yosemite-MariposaGrove_01

DSC02759

Bir zamanlar gövdesinden araba geçen, şimdi ise devrilmiş halinin görülebildiği meşhur Wawona Tree de yine bu bölgede yer alıyordu ama biz göremedik ne yazık ki.

wawona-postcard1

Mariposa Grove’dan çıktıktan sonra da, parkın diğer ucundaki Tuolumne Meadows‘a gidecektik ama düşme olayından sonra ne yalan söyleyeyim tüm gezme şevkimizi kaybettik. Öyle olunca da tekrar Yosemite Valley’e dönüp, fazla uzaklaşmadan güvenli yerlerde bir süre takıldık :)

DSC02798

Yosemite Milli parkı gezi yazısı fotoğraf

Yosemite Milli parkı gezi yazısı fotoğraf

DSC02808

Parkta çok büyük bir alanın yanmış olduğunu görünce merak edip sonrasında öğrendiğim şey ise çok ilginç. Bu parkta çıkan yangınlara bir süredir kontrollü bir şekilde izin veriliyormuş. Yangından kaynaklanan ısının sekoya ağaçlarının çoğalmasına yardımcı olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış. Konuyu daha detaylı merak edenler şu videoyu izleyebilirler. Bir de kuruyan, devrilen ağaçlar vardı parkın her yerinde, hiç dokunulmamış. Ekolojik sebeplerle bırakıyorlarmış öylece, devrildikleri yerlerde hayvanlara habitat oluşturdukları için. Görüntüyü yer yer biraz bozsalar da, ben sevdim bu doğal halini her şeyin.

Son bir bilgi. Son zamanlarda medyanın dakika dakika takip ettiği bir gelişme oldu Yosemite’de. Parkın içindeki El Capitan adlı dev kayanın Dawn Wall adlı yüzeyi serbest kaya tırmanışı açısından dünya üzerindeki en zorlu yerlerden biriymiş. Burayı tırmanan iki sporcunun, tırmanışlarını tamamladıkları 19. günlerine kadar her dakikası takip edildi. Videolarını izleyip de hayran kalmamak mümkün değil. Bu tırmanış şekli, sporcuların tırmanmasına yardım eden bir halattan ziyade, yalnızca güvenliklerini sağlayan bir ip yardımıyla yapılıyormuş. Parmak uçları o kadar kötü yara oluyormuş ki tırmanırken, bir müddet sırf bu yaralar kabuk bağlasın, biraz olsun iyileşsin diye mola vermeleri gerekiyormuş. Gerçekten inanılmaz.

Gel gelelim nerede konakladığımıza.. Biz Yosemite’deki ilk günümüzün gecesinde, parka 60 km mesafedeMariposa denilen yerdeki 5th Street Inn adlı otelde kaldık. Odamız stüdyo bir daire şeklindeydi ve gerçekten çok güzeldi. Parka olan mesafesi uzun olsa da, gezimizin son gecesini güzel bir odada konaklayarak geçirdiğimiz için biz çok memnun kaldık. Bir de otelin hemen yanındaki Pizza Factory‘de bir pizza yemişiz ki, tadı hala damağımda!

DSC02689

İki gün üst üste doganın tadını çıkardıktan sonra, New York uçağımızı yakalamak üzere koyulduk tekrar San Francisco yoluna. Bir süredir çok alıştığımız kiralık arabamızı iade edip, uçağımıza bineceğimiz kapıya geldik. Tam da o sırada tüm ekranlarda 2015 için Times Meydanı’nda yapılan geri sayım vardı, yeni yıla giriyorduk :)

O andan kaç saat sonra, hangi şehir sınırları içerisinde yeni yıla girdik bilmiyorum. Ama hayatımızda ilk defa gökyüzündeyken yeni yıla girmiş olduk :) İnşallah bütün bir yıl uçmayız dilekleriyle!

Batı Yakası yazılarımın sonuna geldim ya, hiç bitirmek gelmiyor içimden, lafı uzattıkça uzatıyorum :)

Şarkıyla başladık, bir başka nefis West Coast şarkısıyla bitsin o zaman,

Bu arada, İngilizce klavyem yüzünden Türkçe karakter olmaksızın yazdığım tüm Batı Yakası serisini bıkmadan düzelten biricik Çağrı’ya, yazılarımı okuyan ve bana çok güzel dönüşler yapan tüm arkadaşlarıma/aileme ve tabii ki bu anıları blogunda ölümsüzleştiren canım ablam Burçay’a teşekkür etmek boynumun borcu oldu. Sağ olun, var olun :) Ben bu gazla daha çoook yazılar yazarım :)

Sevgiyle,

Bilge Nilsun Kale

 

Not: Çağrı’yla beraber yazdığımız tüm ABD yazılarının linklerini kaçıranlar için burada tekrar vereyim: Orlando Universal Eğlence Parkı, Orlando, MiamiŞikago, Vaşington, Columbia Üniversitesi, Newport, Boston/Salem

Ve bu yazı dizisi: Batı Yakası Gezisi 1Batı Yakası Gezisi 2, Batı Yakası Gezisi 3, Batı Yakası Gezisi 4, Batı Yakası Gezisi 5, Batı Yakası Gezisi 6, Batı Yakası Gezisi 7, Batı Yakası Gezisi 8

New York yazıları için takipte kalın :)

DSC02802

Grand Kanyon’da…

Grand Kanyona gitme fikri bir senedir, programladığımız bir şeydi. Las Vegas turumuzun sonunda 2-3 gün ekleyip arabamızla gitmek ve kalmak istiyorduk. Her şeyi ona göre planladık. Ama hava koşulları bu mevsimde çok iyi olmayabilir, bilgileri ile, son anda Las Vegas’daki otelimizden bir tur alıp gitmeye razı olduk. Aıabamızı otelde brakıp, çok araştırarak en iyisi olduğuna inandığımız bir özel turla, sabah saat 6 da yola çıktık.4 saat gibi yol gittik, Kısa molalar verdik. Nevada, Arizona ve sonunda Grand Kanyon’a ulaştık.

12376486_10154054161609311_7984291852164004979_n

 

Gerçekten olağan üstü yerler.. Dünyanın en güzel noktalarından biri, Birleşmiş Milletler’in koruma altına aldığı yerlerden. Bölgeyi müthiş bir doğal  park haline getirmişler.Çok geniş bir alan.Biz turun seçtiği çok önemli iki nokta da, yürüyerek dolaşıp, harika fotoğraflar çektik. Hayran olduk, ama yetmedi, dönerken aklımız oralarda ve anlatılanlarda kaldı.

12373239_10154054162034311_8865568950550280230_nŞimdi uygun mevsimde bir kaç gün kalarak bölgeyi, kızılderili köylerini, doğal ortamı yaşayarak daha iyi keşfedebileceğimiz bir seyahat yapmayı arzu ediyoruz. Bunun için çok araştırma yaptık,giden arkadaşlarımın anlattıkları var. Ben tekrar gidebilme şansımız olursa sevgili Ayfer Onur‘un paylaşımlarını çok beğendim, onun için sizlerle de  paylaşmak istedim. Türkiye’de de Afyon  Bölgesindeki Ulubey kanyonunun  da dünyanın 2. büyük kanyonu olduğunu duyuyorum,  ona ve Erzincan’daki Karanlık Kanyon’a gitmek nasip olur inşallah…  Gidersem anlatırım, sevgiler, sevgiler…

http://ayferonurseyahatnamesi.com/k-amerika/abd/grand-canyon-gezi-rehberi.html

Grand Canyon Gezi Rehberi

1-001

Grand Canyon

Gezi programlarında izlediğimiz ve gezi dergilerinde gördüğümüz doğa harikasıGrand Canyon‘ı görme isteğimiz ABD’ye taşınmamızla birlikte alevlenmişti. Ve ilk batı ABD gezisine karar verdiğimizde planımıza dahil ettik. 2003 yılında  New Jersey‘denLos Angeles, San Diego ve Las Vegas‘a yaptığımız gezimizde günübirlik kanyonu ziyaret edebilmiştik. Daha sonra Los Angeles’a taşınınca da 2 günlük Grand Canyon gezisi yaptık.

1979 yılında Unesco Dünya Miras listesine alınan Grand Canyon National Park her yıl yaklaşık 5 milyon kişi tarafından ziyaret edilmektedir. Ayrıca ABD’de en çok ziyaret edilen milli parklardan biridir. Her iki gidişimizde de Las Vegas üzerinden Kanyonun güney bölgesini “South Rim” ziyaret etme fırsatı bulduk.  Öğrendiğimiz  kadarı ile en güzel manzaraları da South Rim sunuyormuş. Zaten kanyonu ziyaret edenlerin %90’ı da yıl boyunca açık olan South Rim’i tercih ediyor. North Rim hava şartlarından dolayı maalesef uzun süre ziyarete kapanıyor.Las Vegas’dan Grand Canyon’a otobüs ve helikopter turları düzenlenmektedir. Zamanınız kısıtlıysa helikopter veya otobüs turu tercih edilebilir. Ama zaman bakımından sorununuz yoksa araba ile gitmek ve yapmak istediklerinize göre bu bölgede birkaç gün geçirmek çok daha keyifli olacaktır. Las Vegas’dan South Rim araba ile yaklaşık 4 saat sürmektedir.

Las Vegas-Grand Canyon Yol

Las Vegas-Grand Canyon Yolu

Las Vegas’dan Grand Canyon’a giderken isterseniz yol üzerinde, kanyonun güney batısında kalan Skywalk’a uğrayabilirsiniz. Her iki gezimizi yaptığımız dönemde Skywalk henüz kurulmamıştı. O yüzden değer mi değmez mi diye bir yorumda bulunamayacağız. Ancak ekteki web sitesinden bakarak daha iyi karar verebilirsiniz. Giden bir arkadaşımızın yorumu çok da etkiliyeci olmadığına dair ve onun fotoğraflarından bir paylaşım yapıyoruz.

2-001

Skywalk – Grand Canyon

Grand Canyon (Büyük Kanyon) Hakkında Genel Bilgiler

Grand Canyon National Park ABD’nin en eski 15. parkıdır. Ayrıca Dünyanın Doğal yedi harikasından biri olarak kabul edilir. Park Arizona eyaletinin Coconino ve Mohove bölgelerinin 1.217.262  dönümlük alanını kaplar. Benzersiz jeolojik renk ve erozyon formlarına sahip  Grand Canyon, 466 km nehir boyunda (277 river miles), en fazla 29 km (18 miles) genişliğinde ve 1.6 km (1 mile) derinliğindedir. Kanyonun altındaki iç geçitlerin içindeki kayaların en eskisi 1.84 milyar yıl öncesine dayanmaktadır. Parkta 1500’den fazla bitki, 355 kuş, 89 memeli, 47 sürüngen ve 9 amfibi türü bulunmaktadır. Ayrıca 17 balık türü Colorado Nehri ve kollarında yaşamaktadır.Colorado Nehri Grand Canyon’u ikiye ayıran bir bariyer oluşturur. Kanyon boyunca ortalama mesafe sadece 16 km (10 miles) olsa da South Rim ve North Rim köyleri arasındaki mesafe 346 km (215 miles) ve araba ile 5 saat sürmektedir.

photo-hotspots

3-001

Colorado Nehri – Grand Canyon

Grand Canyon’a Ne Zaman Gidilmeli?

South Rim yıl boyunca açıktır ama North Rim 15-Mayıs ile 15-Ekim tarihleri arasında ziyarete açıktır. O yüzden gideceğiniz bölümü seçip ona göre hareket etmekte fayda var. Her iki kısımdan da görmek istiyorsanız tarihler belli. İlk kar düşmesi ile North Rim turistik ziyaretlere kapanıyor.

4-001

Grand Canyon

Sadece South Rim’i görecekseniz Mart-Mayıs ile Eylül-Kasım ayları en ideal dönemler olacaktır. Gündüzleri hava hafif serin olup bunaltıcı olmayacaktır ve yaz dönemindeki gibi aşırı kalabalık olmayacağından daha rahat dolaşabilirsiniz. Yazın yüksek sezon olduğundan kalabalık olması ile birlikte kalacak yer bulma konusunda da sorun yaşayabilirsiniz. Zaten kalınacak yer çok limitli. Kar severim soğukla aram iyi diyorsanız tabii ki kışın da gidebilirsiniz, ama birçok yürüyüş parkurunu yapamayabilirsiniz.  South Rim’de ücretsiz otobüs servisleri 1-Mart ile 30-Kasım arasında çalışmaktadır. Bu dönemde özel araca izin verilmeyen alanlara Aralık-Şubat arası izin verilmektedir.

5-001

Grand Canyon

 

İlk gidişimizde kısıtlı zamanımız olduğu için South Rim’de Grand Canyon Village’in batısının sonuna  kadar giden (Hermit Road) otobüslere binmiştik. Manzara izlemek için yapılan alanlarda inmiş bazı kısa mesafeli bölümleri yürüyerek hızlı bir şekilde doğanın bu göz alıcı sunumunu izleme fırsatımız olmuştu. Zamanımız yetersiz olduğu için biraz da hızlı hareket edip tadını çıkaramadığımız için aklımız Kanyon’da kalarak ayrılmıştık. İkinci gidişimizde Flagstaffbölgesinde iki gece konaklayarak günlerimizi daha iyi değerlendirme fırsatı bulduk. Yine aynı otobüs turunu yaptık ancak bu sefer izleme noktalarını genelde yürüyerek geçtik ve muhteşem bir gün batımını Kanyon’da izleme şansımız oldu. Tüm günümüzü Kanyon’da geçirip yaşadığımız her anın ve gördüğümüz olağanüstü güzelliğin tadını çıkarmaya çalıştık.

6-002

Grand Canyon

İleride Grand Canyon’a tekrar giderek yürüyüş parkurlarını tamamlamak istiyoruz. Bu yürüyüşler esnasında kanyonun tabanında Colorado nehri kıyısında kamp yaparak doğanın bize sunduğu bu muhteşem güzelliği  sindirerek daha uzun vakit geçirmeyi planlıyoruz. Tabii ki gün batımı kadar doğumları ile de ünlü kanyonda gün doğumunu da izleme fırsatını bulabileceğiz.

Grand Canyon’da Gün Batımı ve Gün Doğumu en iyi hangi noktalardan izlenir?

Kanyona vuran güneşin yansımaları eşliğinde gün batımları ve gün doğumlarını kanyonun her bir noktasından izlenmesi eminiz etkiyeci olacaktır.

7-001

Grand Canyon

Hopi Noktası (Hopi Point) gün batımı için en iyi yerlerden biri olarak bilinir. O yüzden gün batımlarında insan ve otobüs kalabalığı bu noktada daha yoğundur.

Yaki ve Yavapai Noktaları (Yaki and Yavapai Points) Sadece shuttle servisleri ile gidilebilen bu noktalar daha az kalabalık olacağından tercih edilebilir.

Lipan, Navajo ve Deset Manzara izleme alanları, aşağıda nehrin uzantısı ile kanyonun muhteşem manazarası eşliğinde buralardan da  izlemek zevkli olacaktır.

8-001

South Rim ve North Rim’de Yapılacaklar

Kişisel zevklerinize, zamanınıza ve hava şartlarına göre aktiviteler değişebilir. Doğa severler için Büyük Kanyon’da bulunmak bile başlı başına keyif verecektir. Gün doğumu ve gün batımı turları, kamp, yürüyüş, rafting, bisiklet, otobüs turları, helikopter, balon gezisi vs. ücretli-ücretsiz aktiviteler var.

South Rim: İlk uğranacak yer tabii ki Grand Canyon Visitor Center (Turizm Merkezi)  olmalı. Grand Canyon hakkındaki bütün bilgilere ulaşabilirsiniz. Tanıtım filmlerini izleyebilir, bisiklet kiralayabilir veya rehberli bisiklet turlarına buradan katılabilirsiniz. 1-Nisan ile 31-Ekim tarihleri arasında bisiklet servisleri var, diğer zamanlar hava şartlarına göre düzenleniyor.  Araba ile geldiyseniz aracınızı buradaki otoparklara bırakıp ücretsiz otobüsler ile kanyonun içindeki manzara izleme alanlarına gidebilirsiniz.

9-001

Grand Canyon

Parkın içinde 3 ayrı ücretsiz otobüs servis hattı var. Hermits Rest Route, Kaibab Trail Route veVillage Route.

Grand Canyon Village: South Rim için ulaşım ve aktivitelerin merkezidir. Historic Distric(binalar 1900 yıllarından kalma), banka, postane, market vs. olduğu Market Plaza, turist bilgi merkezi bu bölgededir.

SRVillageMap

The Scenic Hermits Road (Eski adı West Rim Drive) Özellikle kısıtlı zamanı olanlar tarafından en çok tercih edilen hattır. 1-Mart ile 30-Kasım tarihleri arasında sadece ücretsiz otobüslerle, yürüyerek veya bisiklet ile buradaki manzara izleme alanlarına ulaşabilirsiniz. Bu tarihlerde trafik  özel araçlara kapalıdır, Aralık-Şubat arasında otobüs çalışmadığından özel araca izin verilir. Bu hat boyunca 9 ayrı manzara izleme noktası vardır. İstediğinizde  inebilir ve bir sonraki otobüs ile diğer izleme noktasına geçebilirsiniz veya yürüyerek manzaranın tadını çıkararak dolaşabilirsiniz. En son durak Hermits Rest ve burada yiyecek-içecek, tuvalet ve hediyelik eşya mağazası var. En son geri dönüş otobüsü gün batımından yarım saat sonra kalkıyor, geri dönüşte bütün duraklara uğramıyor. Yol 11 km (7 miles) ve otobüsten hiç inmeden 75 dk. sürüyor. Ayrıca ücretli otobüs turları da düzenleniyor.

hermits-556

The Scenic Desert View Drive: Grand Canyon Village’in doğu tarafını kapsayan manzara izleme noktalarının olduğu 42 km (25 miles) uzunluğundaki yolu ister arabanız ile gezebilirsiniz, isterseniz ücretli otobüs turlarına katılabilirsiniz. Deset View Point isimli manzara izleme alanında ayrıca taş tarihi bir kule (watchtower) vardır. 21.5 metre yüksekliğindeki kulenin tepesinden açık bir havada 160 km’ye kadar panaromik manzara izlenebiliyor. Pueblo yerlilerinin yaşamı hakkında bilgi alabileceğiniz Tusiyan Harabeleri ve Müzesi bu bölgededir ve  ücretsiz gezebilirsiniz.

Kanyonun içinde 5 ayrı yürüyüş parkuru var. Biz katılmadık ama günlük veya gece kalmalı seçenekler var.

10-001

Colorado Nehri’nde rafting yapmak istiyorsunuz önceden rezervasyon yaptırırsanız iyi olur. Günlük yapabileceğiniz gibi uzun süreli programları da varmış. Fiyatları süreye göre değişiyor.

North Rim: Bu bölümde kalınacak yerler, yiyecek içecek, aktiviteler ile ilgili bütün servisler 15-Mayıs ile 15-Ekim tarihleri arasında açıktır. Gezinize ilk The North Rim Visitor Center turizm merkezinden bilgi alarak başlamanızı tavsiye ederiz. 8:00-18:00 arası açıktır. Çeşitli zorluklardaki parkurlardan birini veya birkaçını seçip günlük yürüyüşlere katılabilirsiniz. Ayrıca özel izinli grup yürüyüşleri de var. 13 yürüyüş parkuru olup süreleri 20 dk. ile 6 saat arasında değişmektedir. Birçoğuna rehbersiz gitme şansı varmış. Bazı parkurlarda kanyonu izleme alanları var ve her parkurun özelliği farklı. Turizm merkezinden parkurlar hakkında bilgi alabilir ve broşürlerde bütün detayları bulabilirsiniz.

North Rim Map

Ücretsiz izci programları var, meraklısı katılabilir. Katırlar ile 1 saatlik veya yarım günlük gezintiler var. 1 saat  40 dolar, 1/2 gün 80 dolar. Kaydınızı Grand Canyon Lodge’ın lobisinde bulunan  Grand Canyon Trail Rides masasından yaptırılabiliyor.

The North Rim Scenic Drive tur yapılabilir. Point Imperial ile Copa Royal noktalarına araba ile manzara eşliğinde gidebilir. İstediğiniz noktalarda durup fotoğraf çekmek ve manzara izlemek için molalar verebilirsiniz.

South Rim ile North Rim arasında tren turları var, fiyatları 65 dolardan başlıyor.

Parkın giriş ücreti araçlar için 25 dolar, yürüyerek, bisiklet veya motosiklet ile girişlerde kişi başı 12 dolardır. Giriş ücreti 7 gün boyunca ve her iki Rim’i de kapsar. Yılın bazı günleri ise giriş ücretsizdir. Ücretsiz olan günler;

Ocak ayında Martin Luther King Jr. Day,

Şubat ayında Presidents Day’in olduğu hafta sonu,

Nisan ayında National Park açılışın olduğu hafta sonu (genellikle 3. hafta sonu)

25 Ağustos  National Park Service Birthday

27 Eylül National Public Lands Day

11 Kasım Veterans Day

California Akbabası

Büyük Kanyon’da 2015 yılı itibarı ile toplam 72 adet Akbaba yaşıyormuş. Büyük Kanyon’daki Akbabalar Kuzey Amerika kıtasındaki en büyük ebatlı kuş türüymüş. Kanat açıklıkları yaklaşık 3 metreye varıyormuş. Bu akbaba cinsinin gelecekleri maalesef tehlikedeymiş. Her sene doğan yavrulardan ancak bir veya ikisi sağ kalabiliyormuş. Yavruları iki sebepten dolayı hayatta kalamamıyormuş. Birincisi kurşun zehirlenmesi; anne ve baba akbabalar avcıların silah ile vurduğu hayvanlardan kopardıkları parçaları yavrularına yedirirlerse yavrular maalesef zehirleniyormuş. Dolayısı ile biyologlar yavruların ebeveynlerini yakından takip edip sık sık kan testleri yapıyorlar. İkinci sebep ise 6 aylık olan yavru ilk uçuşunu Kanyon’da yapıyor ve eğer uçamazsa maalesef düşerek ölüyormuş.

11-001

California Akbabası – Grand Canyon

Grand Canyon’da Konaklama

Maalesef kanyonda kalacak yer bulmak sezonuna göre sıkıntılı olabiliyor. Kamp alanlarının ve var olan birkaç otel alternatifinin dolması halinde South Rim için kanyona en yakın bölgeler olan Flagstaff (80 miles) veya Williams (60 miles) alternatif olabilir. İkinci gidişimizde Flagstaff’ta bir otelde kalmıştık. Araba ile ulaşım bu bölgeden kolaydı.

Grand Canyon’da ve çevresinde kalabileceğiniz oteller, konaklama seçenekleri için linkitıklayabilirsiniz. Bu linkte ayrıca ABD’deki birçok milli park ve çevresindeki konaklama bilgisini de bulacaksınız…

Her iki gidişimizde de çok etkilendiğimiz kanyona daha uzun süreli gidip yapamadığımız aktiviteleri tamamlamak istiyoruz.

Colorado Nehri

Meteor Crater

Eğer ilginizi çekerse bu bölgeye kadar gelmişken 50.000 yıl önce Arizona’nın kuzeyinde Winslow bölgesine yakın çarpan meteorun yarattığı devasa krateri görebilirsiniz. Yaklaşık 168 metre derinliğinde, 1,6 km çapında ve çevresi 3,9 km uzunluğunda bir çukur oluştumuş. Detaylı bilgi ve güncel giriş ücretleri için linki tıklayabilirsiniz.

13-001

Meteor Crater

 

Grand Canyon fotoğraf albümü için linki tıklayabilirsiniz. Grand Canyon Fotoğraflarımız

Grand Canyon Tavsiyeler ve Bilgiler

  • Eğer sadece bir gününüz var ise kesinlikle “South Rim” tarafından parkı ziyaret edin.
  • Hava durumunu gitmeden önce mutlaka kontrol edin. Akşamları özellikle ısı düşüyor.
  • Yaz ayları için yanınızda güneş kremi, şapka ve bol su bulundurmayı unutmayın.
  • Yanınızda böcek, sinek gibi hayvan ısırıklarına karşı ilaç taşımanızda fayda var.
  • Gün batımına kalmayı planlıyorsanız yanınızda bir el feneri bulundurmanızda fayda var. Kanyonda ışıklandırma olmadığı aklınızda olsun.
  • Kanyon’da uzun süreli yürüyüş, rafting ve nehir kıyısında konaklamayı düşünüyorsanız mutlaka kamp veya yürüyüş için gerekli malzemeleriniz yanınızda bulunsun.
  • Kanyon’a yapılan turlu yürüyüş ve kamp seçeneklerini de gitmeden önce incelemenizde fayda var. Bazı turlar veya kalınacak yerler dolu olabiliyormuş.
  • Uzun yürüyüş parkurlarında giyindiğiniz ayakkabı, yanınızdaki su miktarı vs. park görevlileri tarafından uygun olup olmadığı kontrol ediliyor. Uygun değilse yürüyüşe katılmanıza izin vermeyebilirler.
  • Kanyonda kamp veya rafting yapmayı planlıyorsanız bazı bölümleri için izin alınma zorunluluğu var.
    ​İzin gereken yerler ve kamp şartları ile ilgili bilgi için linki tıklayınız… KAMP
    ​Rafting için gerekli bilgilere linkten ulaşabilirsiniz… RAFTING

 

Los Angeles Günleri…

11224106_10153951020979311_2149120751512765224_nGünler geçiyor,artık bir Los Angeles’li gibi yaşıyoruz. Pazar günleri  pazara gidiliyor,yürüyüş için ormana gidiliyor, günlük alışverişler farklı çeşitli marketlerden yapılıyor. Her semte yakın, pazar, orman, park, göl, golf sahası, ve çok çeşitli aktivite imkanlarıyla çok sayıda bollukta…Her kese göre yiyeceklerin satıldığı marketler var, ama değişik yerler de. Whools Food’lar organik yiyecekleri ve günlük hazır yemekleri, salataları, çorbaları ile güzel marketler.. Trader Joe’s larda öyle…Jon’s larda Süper King Marketlerde Türk Markaları ve ürünleri bol miktarda var…Hatta Kosher Marketlerde de Türk lezzetleri, ürünleri olabiliyor.

12311031_10154006428464311_1006245858097223773_nBen beğendiğim semtleri, restoranları özel yerleri  sizlerle paylaşmak istiyorum. Los Angeles dünyanının en güzel şehirlerinden biri. Çevresi de bir o kadar güzel.. İklimi güzel… Güneş bütün yıl boyunca bol bol ısıtıyor, ve ışıldıyor. Sabahları ve gün batımından sonra hava sıcaklığı farkı her mevsim çok oluyor…Gündüz, oldukça ince giyilse de akşamları yanınıza akşamlar için kalın bir şey almak gerekiyor. 12196130_10153964217134311_8951456509171744310_nLos Angeles yaşayanları spora, yogaya masaja, çok meraklı.. Her yerde bol bol, yoga, spor, masaj merkezleri var.Sabahları da özellikle hafta sonları insanlar mutlaka yürüyüşe çıkıyorlar. Sokaklar caddeler, spor kıyafetleri ve şortları ile yürüyen insanlarla dolup taşıyor,bu da insana  da iyi enerji veriyor. Hayvanlar sadece evlerde besleniyor, sokaklarda başıboş hayvan hiç yok. İnsanlar mutlu, huzurlu, saygılı, yardımsever, ve de kurallara uyuyorlar…Yollarda trafikte inanılmaz bir saygı anlayışı var. Yayaların öncelikleri çok. 12313744_10153996236404311_391053130981877216_nAraçlar birbirlerine hep saygılı, kurallara uyuyorlar.Keyifli yemeyi, içmeyi, happy hour saatlerini hafta sonu kahvaltılarını, brunchlarını seviyorlar. Doğayı seviyorlar, her yer de muhteşem ağaçlar var, yeşillik var. Ama kuralına göre sulayıp, bakıp çok su harcamamaya özellikle dikkat ediyorlar. Organik yiyecekler çok ön planda ve en fazla, yerel pazarlarda hep organik..Çok enterasan köpeklerin bile organik mamaları var. Glutensiz gıdalara çok önem veriyorlar. Pazarda markette restoranlarda hep glutensiz çeşitler mevcut…12219367_10153964216689311_1557376189163888380_nEvlerini seviyorlar, çok çeşitli çok farklı güzel iç ısıtan evler var.. Sıcak, sevimli güzel evler… Alışveriş seçenekleri sonsuz, herkese göre, giysi, aksesuar, hobi malzemeleri satan yerler mevcut… Markaların satıldığı yerler, mall’lar onların ucuzluk günleri, ayrıca, outletler, ve her zaman markaların tek tek ürünlerini ucuz fiyata bulunduran T-J Max, Marshall ve Ross gibi mağazalar mevcut. Amerika her zamanki gibi alışveriş cenneti. Ama her şey artık  Türkiye’de de olduğu için ve de dolar çok yükseldiği için eskisi gibi cazip gelmiyor. İhtiyaç almak için evet, fazlası için hayır.Bütün dünya mutfaklarından yemekler içeren restoranlar var. Ama Çin, Kore, Thai. Japon, Meksika daha çok…Fransız, İtalyan, mutlaka var. Bazı yerlerde Yunan restoranlar da var.Hepsi ilk günler çok güzel, ama sonra aman benim yemeklerim diyorsunuz, ben dedim, ama evinizde baklava bile açabilirsiniz. Her şeye de ulaşmanın yolu var. Dostluklar davetler, buluşmalar, misafire saygı önemli değerli… Biz her gelişimizde çok güzel vakit geçirdiğimiz için bu sefer de uzun kalmak istedik. Çok da iyi yapmışız…Önce güneşi ve yeşili ile gönülleri fetheden California’nın çevresinde muhteşem güzel yerler, doğa harikası natural parklar var. San Fransisko, Los Angeles San Fransisko arası muhteşem sahil, güneyde Orange County, Laguna Beach, Newport Beach, Dana Point..  Las Vegas‘a kolay ulaşım, San Diego, Nevada Arizona’da dünya harikası parklar… Sıkılmak, aaa ben beğenmedim demek mümkün değil…Daha önceki gelişlerim ile ilgili  Los Angeles yazısı yazmıştım. Şimdi Los Angeles ‘da yaşarken yapılanları yazmaya çalıştım.12249815_10153988151719311_3956657547162628553_n

Down Town harika bir kültür merkezi, Moca, (The Museum of Contemporary Art)  The Broad, Walt Disney Consert Hall ve niceleri, galerileri, sokakları binaları, buluşma noktaları ile muhteşem…Grand Central Market çok otantik ve ilgi çekici,

11990634_10153988152719311_7857612302881551961_nPersch akşamları gün batımında ve hafta sonları, muhteşem bir kafe restoran, harika şehir manzarası var… Otium, The Broad’ın karşısında güzel şık…

12341277_10154006430554311_5266032911463633777_nSilver Lake, tasarım vintage mağazaları, pazarı, restoranları ve kafeleri ile çok güzel şık bir semt. Ben Cafe Stella’yı öneririm. Silver Lake’de her yer, hareketli dinamik, pazarına rastlarsanız daha da eğlenceli, renkli… Bizim Galata ve Karaköy’ümüze benzettim.

12313870_10154006429554311_994334233016535745_n

Brentwood da şık semtlerden, kafeleri restoranları ile hoş,Tavern ve Village Farmers Marketi özellikle önerebilirim.

12345504_10154006428494311_814322419491690048_n

Ojai biraz şehire uzak ama sanatçıların yazarların çok olduğu çok şirin bir semt. Bir hafta sonu gezmesi için ideal. Cadde, açık hava kütüphanesi, şık butikleri ile çok sevimli.. Gün batımı muhteşem…Lokal restoranları, şarküterleri, ev yapımı şarapları çok hoş. Bana Santa Barbara tadı verdi, belki daha sakini doğalı…

10583870_10154069158549311_1700150558617868272_nSunset, güzel caddesi şık restoranları, kafeleri , mağazaları ile  hep güzel… Caffe Primo, Crevin  Katana...hep şık hoş…Biz bu sefer Panini restoranı keşfettik, harika pizzaları, salataları, home made şarapları ve konukseverlikleri ile gönlümüzü fethettiler…

Klasik turistik noktaları yazmıyorum...Hollowod Street, Dolly Theatre…Beverly Hills, Belair, caddeleri evleri ile çok güzel…

12376521_10154037476889311_9221676726808534461_nRodeo Drive markaların olduğu caddesi, Canon Ave, restoranları, cafeleriyle güzel…Bizim tercihimiz İl Pastio  oldu. Hoş bir İtalyan restoran. Bu bölgede ünlülere rastlamamak tuhaf. Ama ayırt etmek de zor. Çünkü son derece doğallar. Ama ışıkları farklı. Benim Rodeo Drive da şansım Silvester Stallone oldu. Hala çok hoş…The Broad da Chiara Ferragni, Aroma Cafe de Mahsun Kırmızıgül … mutlaka farketmediklerim de çok olmuştur.

12369019_10154037476254311_1983935581191874620_n

Melrose tasarımcıları, vintage mağazaları, kafeleri ile güzel. Türk restoran Mama’s Secret her zaman çayı kahvesi,kahvaltısı ile çok iyi…Ülkenizi özlediğinizde harika..Urtgh kafesi hoş, değişik veya  bilinen çok restoran kafe var. Üçüncü cadde de çok hoş, hareketli. Üçüncü caddenin bir ucu Beverly Hills Connection‘a bağlanıyor. Burada Sax Fifth Avenue’nun outleti  Nordstorm Rock outleti var.Ayrıca Marshall Ross, T-J Max hepsi bir arada. Şehir içinde ki outlet diyebilirim. Karşı köşede de Beverly Hills Mall var.Günümüzün favori mağazası Uniqlo da içinde 3.katta…

12390832_10154045476049311_2327642424649509217_n

Üçüncü caddenin diğer tarafında da The Grove ve Farmers Market var. Benim her zamanki favorilerim. Mağazalar, kafeler, caddeleri, su showları, treni ile mini masal şehrine benziyor. The Grove da girişte Yunan restoranı, içeride Fransız ve İtalyan restoranlar favorim. Değişik lezzetler, tatlar için de Farmer Market çok hoş…

 

Studio City’de ya da oraya yakınsanız, Midici, pizzası ile Serra’s Dance & Night müzikli geceleri ve Türk ev sahipliği ile süper…..12369250_10154037475989311_3989257388228241709_n

Koreatown’a gitmek güzel et yemek isterseniz, favorim…Kang Ho Dong Baekjeong...

12391821_10154045475654311_8597417327262265596_n

Little Tokyo rengarenk, cıvıl cıvıl hali ve Noddle restoranları ile her zaman eğlenceli…

12316287_10154006428814311_4258009128954403900_n

Orange County Laguna Beach, Newport Beach ve tüm bölge muhteşem.. Benim 20 senedir değişmeyen favorim Las Brisas

 

Kıyılara sıra gelmedi, onları bir başka yazıya diyorum.. Sevgiler… yeni yıla yeni mutluluklar, yeni heyecanlar, yeni umutlar, barış ve huzurla diliyorum…Bütün güzelliklerin birbirimize yansıdığı bir dünyaya  inşallah…Sevgiler en güzelinden…

 

 

Ilık Su İçmenin Faydaları…

 

warm-lemon-waterHer zaman ılık su içmek ,benim de olmazsa olmazım.. çok da faydasını gördüğüm bir alışkanlığım. Bazen mecbur kalıp,soğuk su içtiğimde  bütün dengem bozuluyor…Gün içinde de  yazın bile hep ılık ya da normal ısıda su içiyorum. Arkadaşım bu güzel bilgileri bana yollamış, ben de görünce hemen sizlerle paylaşmayı istedim. İyi hafta sonu dileklerimle, sağlıklı, huzurlu yaşamlarımız olsun…

İşte o güzel bilgiler…

Çoğu insan soğuk su içmeyi tercih edebilir. Ancak yapılan araştırmalar ılık su içmenin çok daha faydalı olduğunu gösteriyor.

1. Vücudu İçeriden Temizler

Ilık su içmek vücudunuzdaki zararlı maddelerin dışarı atılmasını sağlayarak detoks etkisi yapar. Ilık su içtiğiniz zaman vücut ısınız artar ve terlemeyle birlikte vücudunuzdaki zararlı maddeler dışarı atılır.

2. Metabolizmayı Hızlandırır

Yapılan araştırmalar 2 bardak ılık su içmenin metabolizmayı 40 dakika boyunca %30 hızlandırdığını göstermiştir. Soğuk su için de aynı sonuca ulaşılan bu araştırma, ılık suya zencefil ya da limon ekleyerek içmenin metabolizmayı çok daha fazla hızlandırdığını da göstermiştir.

Ayrıca zencefil ve limonun içinde bulunan pektin lifleri, iştahınızı bastırarak ihtiyacınız olandan fazlasını yemenizi engellemeye de yardımcı olur. Zencefil ve limon eklediğiniz ılık suyu yatmadan önce ve kahvaltıdan önce içerek etkisini artırabilirsiniz.

3. Adet Sancılarını Hafifletir

İçine ajwain tohumu eklediğiniz ılık su, adet sancılarını hafifletmek için oldukça etkili ve pahalı olmayan bir çözümdür. Ilık su karın kaslarını rahatlatarak, kas spazmlarının neden olduğu adet sancısını hafifletir. Ayrıca baş ağrısı, vücut ağrıları ve karın ağrıları olmak üzere diğer ağrı türleri hafifletmeye de yardımcı olur.

4. Boğaz Ağrısını Yatıştırır

Ilık su içmek balgam söktürücü etkisiyle boğaz ağrılarının hafiflemesine ve boğazın rahatlamasına yardımcı olur.

Ayrıca C vitamini açısından zengin olan limon ekleyerek içilen ılık su, bağışıklık sistemini güçlendirerek, vücudun soğuk algınlığı ve griple savaşmasına destek olur.

5. Saç Sağlına İyi Gelir

Ilık su saçların hızlı ve sağlıklı uzamasını sağladığı gibi, kepek oluşumuna da engel olur. Aynı zamanda saç derisini nemli tutar ve saç köklerinin aktivitesini artırarak sağlıklı ve parlak saçlara sahip olmanıza yardımcı olur.

6. Kabızlığı Azaltır

Sıcak su içmek bağırsak hareketlerini kolaylaştırır ve kabızlığı giderir. Her sabah aç karnına büyük bir bardak ılık ya da sıcak su içmek, bağırsak hareketlerini artırır ve şişkinlik, gaz ve kabızlık gibi mide problemlerinin sıklığını azaltır.

7. Sindirimi Geliştirir

Bazı çalışmalar ılık su içmenin sindirim üzerinde olumlu etkileri olduğunu göstermiştir. Bu konu, üzerinde daha çok araştırma yapılmasını gerektiriyor ancak şimdiye kadar birçok insan üzerinde yapılan araştırmalarda ılık suyun sindirimi kolaylaştırdığı görülmüştür.

8. Yaşlanma Belirtilerini Azaltır

Yaşlanma belirtilerini azaltmak için artık pahalı anti aging kremler kullanmanıza gerek yok. Çünkü ılık su bunu sizin için bedavaya yapabilir!

Ilık su, toksinlerin vücuttan dışarı atılmasına ve serbest radikallerden etkilenerek zarar görmüş hücrelerin tamir edilmesine yardımcı olarak cildin erken yaşlanmasına engel olur. Ayrıca cildin elastikiyetini artırır ve kırışıklıkları azaltır.

Vücudu içeriden temizleyen ılık su, aynı zamanda sık görülen cilt rahatsızlıklarına neden olan bakterileri de ortadan kaldırarak, akne ve siyah nokta gibi cilt problemleri yaşanmasına da engel olur.

9. Kan Dolaşımını Geliştirir

Ilık su kan dolaşımını geliştirerek, kanın ve taşıdığı besinlerin vücudun ihtiyacı olan bölgelerine daha hızlı ulaşmasına yardımcı olur.

Kan dolaşımının gelişmesi demek kandaki oksijen oranın artması anlamına geliyor. Bir parça limon ekleyerek içeceğiniz ılık su da, limonun içerdiği sitrik asit sayesinde kan dolaşımınızı hızlandıracaktır.

10. Bağışıklık Sistemini Güçlendirir

İçine biraz bal ve limon ekleyerek içeceğiniz ılık su, bağışıklıkta aktif rol oynayan lenfatik sistemi uyararak, vücuttaki toksinlerin dışarı atılmasını sağlar ve bağışıklık sistemini güçlendirir. Zencefil ekleyerek içeceğiniz ılık su da çok faydalı bir bağışıklık sistemi dostudur.

Bu da Çinliler ile ilgili bilgiler…

Çine gitmiş olanlar iyi bilir, özellikle yaşlı Çinliler yanlarında sürekli bardak tipi termoslarda sıcak su, çay taşırlar. Kışın soğuk günlerde, hatta bunaltıcı yaz sıcaklarında bile hep sıcak su içerler. Çin restoranlarına gittiğinizde de masanıza ilk gelen bu hafif çayımsı sıcak su’dur.

Peki Çinliler neden sürekli sıcak su içer?

Vücudumuz için gerekli olan şeylerin %99′unu midemiz sayesinde alıyoruz. Yediklerimiz bizi fiziksel ve ruhsal olarak o kadar çok etkiliyor ki acı yememiz bizi daha agresif, tatlı yememiz ise bizi daha mutlu yapıyor. Hatta bu yüzden bilim adamları midemiz için 2.ci beynimiz diyorlar.

Midemize en iyi gelen şey ise sıcak su. Peki sıcak su bizim için neden iyi?

İşte binlerce yıldır bunun farkında olan Çinliler de her fırsatta sıcak su içiyor. Midemiz vücudumuzun için bir nevi “fırın” işlevi görüyor. Midemiz yediklerimizi bakteri ve enzimlerle eritmek için ilk önce uygun ısıya getiriyor, yani tekrar ısıtıyor. Soğuk su içmek ise midemizin daha fazla enerji harcamasına neden oluyor. Ve yanında alınan diğer besinlerin sindirimini de zorlaştırıyor. Özellikle yağlar soğuk suda çok daha zor çözünüyor. Çinliler ise yemekten önce ve sonra sıcak su içerek midelerinin extra efor sarfetmesini engelliyor.

Çinliler soğuk içecekler içtiğiniz veya soğuk besinler yediğiniz zaman içsel organların daha fazla büzüldüğüne, mevcut problemleri daha da kötüleştirdiğine inanıyor.

Yağlı bir tavayı soğuk suda yıkamaya çalışın. Yağlar donar ve yapışır. Ama aynı tavayı SICAK suda yıkarsanız, yağı çözer ve uzaklaştırır. Bedenimiz yağları içerir. Sıcak su sistemimizi temizler.

SICAK SUYUN FAYDALARI :

1 – Bedenin doğal serinletme sistemini çalıştırır. Bu kan dolaşımında artışa neden olur.
2 – İç organları ve kaburga kafesinin etrafındaki kasları gevşetir,daha derin nefes almanızı sağlar.
3 – Mide asidi etkilerini rahatlatır ve asit reflu semptomlarını rahatlatır.
4 – Sulanmayı ve besinlerin emilimini artırarak sindirime yardımcı olur.
5 – Kabızlığı giderir.
6 – Kilo verme : yemeklerden yarım saat önce içilen sıcak su iştahı azaltır ve kilo vermeyi hızlandırır. Nefes tekniği ilebirleştirilirse, yağ yakmak için hiper – oksijenlenme sağlar.
7 – Soğuk algınlığı, gripin süresini kısaltır, zatürreyi önler.

NE KADAR İÇMELİ, NE KADAR SICAK OLMALI, NE KADAR SIK İÇMELİ?

Günde 3 kez 1 fincan için, kahve sıcaklığında. Daha fazlası daha iyidir. Denemeye ne dersiniz?

Sabah kalktığınızda siz de güne sıcak su içerek başlamayı deneyin ve vücudunuzun nasıl tepki verdiğini kendiniz deneyimleyin. Eğer sıcak suyun tadı hoşunuza gitmiyorsa içine biraz zencefil, limon, portakal yada kivi dilimi katarak suyunuzu tatlandırabilirsiniz. Yada çin usulü yeşil çay içebilirsiniz.