Badem Sütü Nasıl Yapılıyor?

Badem sütü yapmak, bu ara çok ilgimi çekiyor, beslenme koçu ve alkali şef sevgili Miyase Bülbül’den faydalarını, neden badem sütü içmeliyiz?  hep dinlerim. Bu ara bir çok arkadaşımdan, çevremden  süt ürünleri yemeğin, içmeyin, azaltın önerileri de arttıkça artık badem sütü yapmak zorunlu hale geldi.İhtiyacımız, datça bademi ve su gerisi kolay, tarifleri tekrar gözden geçirmeye başladığımda daha da alternatifler olduğunu gördüm. Hepsi sağlıklı kolay, size hangisi uyarsa. Paylaşmadan yapamadım.Başak Pirtini, milliyet.com.tr ye hazırlamış. Yazısın da badem sütünden yapılan tarifler ve fotoğraflar da var. Ben yazıları aşağıya aldım ama ilginizi çekerse Buradan tıklayarak ulaşabilirsiniz.Sevgiler, sevgiler….

badem-sutu-nasil-yapilir-Pv4

Kuruyemiş sütlerini hiç denediniz mi? Susam, badem, kaju, fındık sütlerini yapmayı çok seviyorum. Hem çok kolaylar, hem de çok lezzetli. Ayrıca inek sütü yerine her yerde kullanabilirsiniz.

İnek veya başka bir hayvanın sütünü tüketmek istemiyorsanız veya bunlara karşı alerjisi olan çocuklarınız için laktoz ve kolesterol içermeyen ama kalsiyumu bol bir süt hazırlayabilirsiniz. Kuruyemiş sütleri inek sütü yerine alternatif olarak pek çok vegan anne tarafından kullanılıyor. Burada dikkat etmeniz gereken nokta şeker ve koruyucu maddeler açısından katkısız olması, yani evde kendiniz yapmanız.

Bir bardak badem sütünde 1gr lif ve protein, 30-40 kalori ve 2.5-3gr yağ var. Bu yağlar doymamış olduğu için ayrıca kalp problemi olan kişiler için sağlıklı. Badem sütü proteini kolesterol seviyelerini artırmıyor. İçerdiği protein bedenin büyümesi ve kendini yenilemesine yardımcı oluyor. Badem sütü ayrıca beyine ve hafızaya faydalı, kötü kolesterolü düşüren Omega-3 yağ asitleri de içeriyor. Badem sütü aynı zamanda vücudu alkali de yapıyor.

Badem sütü magnezyum, selenyum, manganez, kalsiyum, fosfor, potasyum, çinko ve vitamin-e içeriyor. Bu mineraller paratiroid bezine, sağlıklı kemik gelişimine, sindirime, bağışıklık sistemine yardımcı olurken, e-vitamini de yaşlanmayı geciktirici etki gösteriyor. Bademin diğer vitamin mineral değerleri için wikipedia’ya bakabilirsiniz.

Muhteşem bir kalsiyum deposu olan badem 100gramında 264mg kalsiyum içeriyor. Süt alerjisi olanlar, kemik erimesini önlemek için, çiğ beslenme (raw food) kürlerinde süper gıda olarak tüketilebilir. Burada dikkat edilecek nokta tüm çiğ yemişleri yemeden önce en az 8 saat suda bekletmek gerekiyor. Böylece içinde doğal olarak bulunan bitkisel toksinler etkisizleşiyor.

Badem sütü tarifi:

Malzemeler:

1 bardak su bardağı çiğ badem (Datça Bademi)

4 bardak su bardağı içme suyu (2 bardakla daha koyu, 4 bardakla daha az yoğun bir süt olur)

Toz tarçın

Tatlandırmak için bal, pekmez
Sürahi

Tülbent veya beyaz diz altı ince kadın çorabı

Mikser (700Watt gibi yüksek devirli mikserlerde daha pürüzsüz bir süt elde edilebiliyor)

1- Bademleri akşamdan suya koyun. (en az 8 saat, 24 saate kadar bekletebilirsiniz)

 

2- Sabah bademlerin suyunu süzüp kabukları ile birlikte, içme suyu ile miksere koyup 2 dakika kadar karıştırın.

Ben vaktim varsa kabuklarını soyuyorum. Bazı kaynaklarda badem kabukları barsaklarımız için toksik olarak geçiyor.

Not: Bugün wikihow’da gördüm. Bademlerin kabuklarını önceden de soyabilirsiniz. Bunun için çiğ bademi 1 dakika boyunca kaynar suya koyup çıkarmanız gerekiyor. Sonra kabuklarını kenardan sıkınca hızlıca çıkıyorlar. İnatçı kabuklar için kabuğu tırnaklamanız gerekebilir. En yakın zamanda badem sütü yapmadan deneyeceğim.

3- Sürahinin ağzına koyduğunuz ince tülbente bu karışımı dökün kabuklar ve posa tülbentte kalacak şekilde süzün. Temiz elinizle tülbenti iyice sıkın.

Ben genelde süzgece bir tülbent koyup kaseye süzüyor ve saklayacağım kavanoza aktarıyorum.

4- Yıkadığınız mikserde badem sütünü biraz tarçın, istenirse doğal vanilya, bal ya da pekmez, çikolatalı olması için de bir kaşık keçiboynuzu tozu ile tekrar karıştırın. Resimdeki badem sütünde süper gıdalardan goji berry ve muz var.
Alternatif olarak geceden ıslattığınız kuru hurmaların çekirdeklerini çıkarıp hurmalı shake de yapabilirsiniz. Aynı şekilde muz da eklenebilir. Badem sütünü bir de bir avuç ıspanak ve muz ile gününüze enerjik bir başlangıç yapmak için deneyin!

Badem sütünüz buzdolabında 3 gün tazeliğini korur. Badem posasını buzdolabında 2 gün dayanır. Sonradan kullanacaksanız dondurabilirsiniz.

Badem sütünü kullanabileceğiniz yerler:

Kahve ve çay içerken süt yerine, puding veya yemeklerde, yeşil içeceklerinizde, smoothielerde, dondurma yaparken, krep yaparken kullanabilirsiniz.

Badem posasını kullanabileceğiniz yerler:

Badem helvası, çikolata, kurabiye, kek yaparken, böreklerde peynir yerine, salatalarda kullanabilirsiniz.

Diğer kuruyemiş sütleri:

Her zaman çiğ kuruyemiş veya tohum kullanın.

Eğer susam sütü yapmak isterseniz tarifi aynen badem sütü gibi, geceden ıslattığınız ve yıkadığınız 2 yemek kaşığı çiğ susamı, 3 bardak su ile mikserden geçiriyorsunuz.

Kendir ya da kenevir (hemp seed) sütü için geceden ıslattığınız ve yıkadığınız 2 kaşık kendiri 3 bardak su ile mikserden geçiriyorsunuz.

Kaju sütü yapmak için badem sütü tarifinde kaju kullanabilirsiniz. Kajuları da 4-8 saat suda bekletmek gerekiyor.

Fındık ya da ceviz sütünü de aynı şekilde yapabilirsiniz.
Benim en favori kuruyemiş sütüm badem sütü. Ama bir kere denediğim fındık sütünün kokusunu ve tadını unutamıyorum. En yakın zamanda taze fındık elime geçsin hemen deneyeceğim. Peki sizin en favori kuruyemiş sütünüz hangisi?

 

Soya Sütü:
Zengin ve kremamsıdır.Her şeye uygundur, direk içilebilir, pişirmede, fırında kullanılabilir. Sıcak içeceklerde kesilebilir. Her zaman organik soya sütü kullanın.

Pirinç Sütü:
İnce ve suluca bir yapısı vardır. Hafif ve doğal olarak tatlı olduğundan sabah gevrekleri üzerine ve yemek pişirmede kullanılabilir. Ancak sıcak içecekler için çok suludur.

Kendir Sütü:
Kremamsı ve diğer bitkisel sütlere göre çok yoğun aromalıdır. O yüzden sıcak içeceklerde tercih edilmez. Yemek pişirmede iyidir.

Yulaf Sütü:
Kremamsı ve doğal olarak tatlıdır. Pişirmede çok iyidir ama fırında pişirmek için biraz ağırdır. Evde kolayca ezilmiş yulafları su ile pişirip, soğutup ardından süzerek yapılabilir.

Badem Sütü:
Kremamsı ve hafif bademsi tat içerir. Çayda ve kahvede, yemek pişirmede ve fırında pişirmede çok iyidir. Evde geceden bademleri suda bekletip, sonra mikserden geçirip süzerek kolayca yapılabilir. Tatlandırılabilir.

Fındık Sütü:
Hafif ve fındıkımsı tadı vardır. İçecekler ve hafif tatlılarda çok iyidir fakat yemek pişirmede ve fırında pişirmeye uygun değildir. Evde geceden fındıkları suda bekletip, sonra mikserden geçirip süzerek kolayca yapılabilir.

Hindistancevizi Sütü:
Pürüzsüz, taze olup ve çok yoğun aromalı değildir. Az yağlı inek sütüyle karşılaştırılabilir. Her türlü kullanım için uygundur. Özellikle gevrekler üzerine, sıcak içeceklerde ve smoothielerde çok iyidir.

Kaju Sütü:
Pürüzsüz, kremalı hafif fındıkımsı ve tatlıdır. Pişirmek için, tatlılarda ve krema yapmakta çok iyidir. Evde geceden kajuları suda bekletip, sonra mikserden geçirip süzerek kolayca yapılabilir.

 

Şimdi sıra geldi badem sütlü tariflerime… Resimleri için Miliyet Blog galerilerime bakabilirsiniz.

Badem helvası:

 

Bir seneyi aşkındır badem sütü yapıyorum. Arta kalan posalarla pek çok şey yapılabiliyor. Badem sütümü yaptıktan hemen sonra çocuklar badem helvası ismini verdiğim bu tarife bayılıyorlar. İçinde koyduğum çeşitli bağışıklık kuvvetlendirici yağları ve tozları da böylece kolayca yedirmiş oluyorum.

Badem sütü sonrasında kalan posa içine hindistancevizi yağı ve pekmezi çatalla tabakta ezerek karıştırın. İsteğinize göre içine toz tarçın, toz karanfil, toz zencefil, keçiboynuzu tozu, keten tohumu yağı, çörek otu tohumu yağı da koyabilirsiniz. Kaşıkla kayık şeklini verip buzdolabında dondurun. Donduktan sonra çıkarıp çıkarıp afiyetle yiyin.
Badem ezmeli enerji topları:

Badem sütü sonrasında kalan posa içine hindistancevizi yağı ve pekmezi çatalla tabakta karıştırın. İsteğinize göre içine toz tarçın, toz karanfil, toz zencefil, keçiboynuzu tozu, keten tohumu yağı, çörek otu tohumu yağı da koyabilirsiniz.

Karışımı bu sefer badem helvası tarifindeki gibi dondurmak yerine kuru kayısı, hurma, incir gibi kuru meyveler ekleyip yuvarlıyoruz. Sonra hindistancevizi ya da susama bandırıp küçük toplar yapıyoruz. Çocuklarınız gidip gelip yiyecek bu şekersiz enerji toplarını. Afiyet olsun!
Badem sütlü krep:

 

Bu tarif için önceden tarif ettiğim gibi badem sütü hazırlamanız gerekiyor. Hazır badem sütlerini içerdikleri katkı maddeleri ve şekerden dolayı tavsiye etmiyorum. En güzeli evde kendinizin hazırlaması.

Hayvansal ürünler kullanmıyorsanız ya da evde malzeme yok ve çocuklar krep istiyorsa bu tarif size göre…

 

Yumurta ve inek sütü içermeyen krep:

-2 bardak badem sütü

-1 bardak tam buğday unu

-1 yarım çay kaşığı tuz

-1 çay kaşığı karbonat

-1 yemek kaşığı keçiboynuzu tozu

-1 çay kaşığı tarçın

-1 yemek kaşığı zeytinyağı

 

Hepsini karıştırın, krep karışımı sahlep kıvamından biraz suluca olacak. Eğer çok sulu oluyorsa o zaman daha fazla un ekleyebilirsiniz. Yapışmaz kızgın az yağlanmış tavada krep halinde pişirin.

 

Tarifi karbonatsız yaparsanız lavaş ekmeği gibi oluyor ancak karbonatla daha hızlı pişiyor. Resimde soldaki karbonatlı, sağdaki karbonatsız krepler.

Önemli Not: Yeterli kalsiyum almak için beslenmenizde sadece badem sütüne dayanmayın. Unutmayın ağırlıklı olarak koyu yeşil yapraklı sebzeler her zaman en yüksek kalsiyum miktarını içerir. Beslenmeyle ilgili daha fazla bilgi içinwww.beslenmebulteni.com‘dan Prof. Ahmet Aydın’ın yayınlarını takip edebilirsiniz.

Yapışmaz tavalara uzun süredir tefal kaplamalardaki zararlarından dolayı uzak duruyorum. En son 2 sene önce tüm tefal tavalarımı vermiştim. Son bir senedir aldığım pahallı seramik tavalar sıkça krebi yapıştırıp yüzeyi bozulmaya başladı. Evdeki çelik tavalarımda denedim çok yağlı oluyor. Sonunda dayanamadım tekrar bir tefal kaplama aldım. Neyse ki krebi çok sık yapmıyoruz. Tefalsiz ince krep yapabilen var mı?

Başak Pirtini

Doğal Anneyim Blogum: dogalanneyim.blogspot.com
Facebook Doğal Anneyim Sayfam: www.facebook.com/dogalanneyim
Facebook Doğal Anneyim Grubum: www.facebook.com/groups/dogalanneyim
Instagram: www.instagram/dogalanneyim
Twitter: www.twitter.com/dogalanneyim

Köpek ve kedi bloglarım:
Bashico Blogum: bashico.blogspot.com
Kopeklerveinsanlari.com 

Provence- Alpler- Cote D’Azur’da…

Cote d’Azur “mavi kıyı”  Fransız Rivierası da denilen bölge. Provence-Alpes-Cote d’Azur bölgesinin bir parçası .Fransa’nın Akdeniz sahillindeki 18.yy dan beri önemli yazlık bölgesi. Nice-FranceSadece görmek istediğim değil, uzun uzun kalıp yaşamak istediğim yerler.Doğa, kültür, tarih,sanat, eşsiz lezzetler,muhteşem plajlarıyla ünlü festivaller beldesi, sahil şeridi, ve Alplere dayanan, koruma altına alınmış, orta çağdaki haliyle yaşayan minik yerleşim beldeleri.Hepsi birbirine çok yakın içiçe denebilecek mesafe de olağanüstü güzel yerler.Provence-Alpesİtalyan sınırına geçince İtalyan Rivierası başlıyor.Ama Fransız sınırları için de de İtalyan kültürünün etkisi,izleri, çok.. Çünkü bölgenin çoğu yerinde 18.yy la kadar İtalyan hakimiyeti varmış. Hala konuşulan ortak bir dilleri var.Provance kültürü  de böyle doğmuş.Şarapları doğal yetiştirilen sebzeleri,meyvaları, fesleğenleri, zeytiyağları, ile Provance Mutfağı çok ünlü, lezzetli.Lavantaları özel kokulu sabunları ile de çok bilinen bölgede yaşamın çok farklı güzellikleri bir arada. Güneşin renginin çok parlak olduğu bu yerlerde, özellikle emprosyonist ressamlar uzun, uzun yaşamışlar, çok ünlü esereler bırakmışlar.Her köşe heyacan verici,tariihi, artistik anılarla, güzelliklerle dolu.

10513380_10152624127624311_5888305507146301926_n

Bu sene Haziran ayında;  bu kültürü iyi bilen, bölgede  bulunmuş, Paris’de uzun seneler yaşamış çok sevgili arkadaşımız Raffi, çok özel dost, tatlı eşi Arlet  ile bir tatil planladık. Çok güzel geçti, umduğumuzdan çok daha keyifli, sürprizli, neşe, keyif dolu günler geçirdik. Gördüğümüz, gezdiğimiz yerler, tattığımız lezzetler kadar, bir o kadar da göremediğimiz, gezemediğimiz yerler listesi ile; tekrar tekrar gidip, uzun uzun kalmak dileklerimizle geri döndük. photo-11-540x544Raffi bize gittiğimiz her yerin, hatta gidemediklerimizin bile, tarihini, sosyal yaşamını, özellikle mutfak kültürünü, özel lezzetlerini tatlarını tariflerini de vererek, anlattı. Anlattıklarını bölgede yaşamış, yazarlar, düşünürler, ressamların anıları ile örnekledi. Bölgede yaşayan akrabalar, dostlarla da buluşunca seyahatin keyfi daha da arttı. Onun için anlatacak çok şey var.Başlamakta toparlamakta zorlanıyorum, ama gönlüme, aklıma ilk geldiği gibi paylaşacağım. Bakalım ne kadar, başarılı olacağım; bilmiyorum. Ama biliyorum ki bir kere de değil, bir kaç bölüm de yazmam lazım. Bu güzel anılar hep yaşasın. Seyahata Lyon’dan başladık. Havaalanından kiraladığımız arabamızla önce Marsil’ya ya geldik.

1369344059250

Bir liman şehri olan MARSİLYA, Provence-Cote d’Azur bölgesinin merkez şehri ve aynı zamanda bu bölgenin en büyük, Fransa’nın ise ikinci büyük şehri… Marsilya konumu itibariyle Akdeniz’deki eski Fransız sömürgelerinden çok sayıda göç almış. Öyle ki Fransızların bu bölgede azınlıkta olduğunu bile söyleyebiliriz. Tarihi M.Ö 600 yılına dayanan Marsilya, Akdeniz’in en büyük ticari limanına sahip.

10442430_10152624122894311_8751349575460446145_nMarsilya’ya uğramamızın en önemli nedeni arkadaşlarımızın uzun süredir görmediği kuzeni ile buluşmak, beraber akşam yemeği yemek idi. Marsilya’ya daha önce de gitmiştim. Şehrin önemli yerlerini gezmiştim.Bu seyahatimizde önce şehir merkezine ve limana çok yakın olan otelimize  yerleştik. Sonra da  sevgili kuzen Talin’in rezervasyonu ile sahilde bir restorana doğru yola çıktık, trafik çok yoğundu, otoparklar da yer bulmak zordu. Gideceğimiz yere geç ulaştık, ama çok güzel bir akşam geçirdik. 47245_10152624123069311_3850841078106056346_nDenizin üstünde , nerdeyse suların içinde ki restoranımız O’Pedalo da çok lezzetli yemekler yedik. Gündüz plaj olan restorantın önünde herkes gece de denize girip eğleniyordu.Hepimizin yedikleri, özellikle değişik sosları ile deniz mahsulleri çok güzeldi.Yediklerimizi özellikle sosları Raffi ile deneyeceğiz, sizlerle de paylaşırım. Restorant çok kalabalık ve neşeli idi. Arlet’in seneler sonrası kuzeni Talin  ile buluşması çok güzeldi.

10530837_10152624123339311_4449026684565985025_nSenenin 300 günü güneşli olduğu söylenen Marsilya’da ikinci  gidişimde  hava kapalıydı.Bu tarihi liman şehrini daha sonra anlatmak üzere yazıma devam ediyorum.Sabah çok cezbedici olmayan liman kafesinde kahvaltımızı edip Nice’e doğru yola koyulduk.Yol üzerinde Avignon’a uğradık. Senelerce, özellikle çocukluk yıllarımda  Zeynep Oral‘dan okuduğum, hayranlık duyduğum hep oralarda olmak istediğim; ünlü tiyatro festivallerinin yapıldığı ortaçağ kenti. Avignon rüya gibi, hayal ettiğimden daha güzel, etkileyici idi.

avignon-7

Fransa’nın güneyinde, Provence bölgesinde yer alan AVİGNON, küçük olmasına rağmen tarihi binaları, tüm etrafını saran surları, dünyaca ünlü köprüsü ve tiyatro festivaliyle biliniyor. Değişik yerleri keşfetmek isteyenler için Avignon gerçek bir hazine. İster şehrin dar sokaklarında dolaşın, ister çevresindeki Luberon, Camargue gibi bölgeleri gezin, sıkılmaya hiç vaktiniz olmayacak. Tarihi ve çoğrafi güzelliğinin yanı sıra güneye has lezzetlerle (zeytinyağı, sarımsak, defne, kekik, fesleğen) pişirilen sebze, et, av eti ve balıklardan oluşan Provence mutfağı da son derece ilgi çekici. 10501622_10152624129474311_4985806590840659420_nŞarap meraklıları için özel bir yeri olan Avignon, aynı zamanda da ünlü Cotes du Rhone şaraplarının üretildiği bölge. Chateauneuf du Pape, Gigondas, Tavel ve Cotes du Rhones dünyaca bilinen şaraplardan bazıları.
Rhone Nehri’nin önünden geçtiği Avignon, önemini 12. yüzyılda inşa edilen köprüsüyle pekiştiriyor. 14. yüzyılda ise Papaların kullanım için; Avignon’a yerleşmesiyle şehir, Roma kadar üne kavuşmuş. Avignon büyüdükçe surların dışına taşmış. 14. yüzyılda inşa edilen surlar 4 kilometre uzunluğunda ve 39 kule ile yedi ana kapıya sahip.

 

SAINT BENEZET KÖPRÜSÜ
Avignon tarihinin en önemli eseri olan Saint Benezet Köprüsü, tüm dünyada adını taşıyan şarkısıyla biliniyor. İnşaatına 12. yüzyılda başlanan köprünün bugün sadece yarısı ayakta kalmış durumda. Rhones Nehri’nin taşkın sularından birkaç kez zarar gören köprü 17.
yüzyıldan itibaren kendi haline bırakıldı.images (3)
UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’nde yer alan köprünün bugün sadece üç ayağı mevcut.
Köprünün adı ise genç çoban Benezet’ten geliyor.
Rivayete göre İsa, 1177 yılında Benezet’ten Rhone Nehri’nin üstünde bir köprü inşa etmesini istemiş. Köprünün ünlü şarkısı Sur le Pont d’Avignon (Avignon Köprüsü’nün Üstünde) tarihçesi bilinmese de Fransız besteci Adolphe Adam’ın 1853’te yazdığı Le Sourd ou l’Auberge pleine operetiyle bugünkü ününe kavuştu.
Avrupa’nın en büyük gotik sarayı olan Le Palais des Papes, 14. yüzyılda Papaların Avignon’u merkez seçmesiyle inşa edildi. 15.000 metrekare üzerine yayılan sarayda 20 değişik bölüm geziliyor. Bunlardan en enteresanı ise Papaların yatak odası olan bölüm. Bu bölümdeki duvarlar, ünlü İtalyan sanatçı Matteo Giovannetti’nin freskleriyle süslü. Yılda 650 bin kişinin ziyaret ettiği saray, Fransa’nın en çok gezilen 10 tarihi binasından biri. 1309 ile 1423 yılları arasında sarayda yedi papa yaşamış.
Sarayın tam karşısında ise L’Hotel des Monnaies binasını görebilirsiniz. Bu bina 2007’ye kadar konservatuvar olarak hizmet vermiş.

avignon

 

AVIGNON TİYATRO FESTİVALİ 
Ünlü tiyatrocu Jean Vilar tarafından 1947 yılında kurulan Avignon Tiyatro Festivali, her sene temmuz ayında yapılıyor. 800 eserin sergilendiği festival, 570 bin kişi tarafından izleniyor. Festival ayı boyunca sokak gösterileri de gece geç saatlere kadar izlenebiliyor…
images (4)Avignon’da köprü ve Papaların sarayını gördükten sonra işin en keyifli yanı kalıyor geriye. Surların içinde yer alan küçük sokaklarda yüzlerce konak var. Papalar döneminden kalan bu konakların bahçeleri de görülmeye değer. Müzelerindeki zengin koleksiyonlar ise Avignon’un Papalar sayesinde kazandığı ihtişamı yansıtıyor. Bu müzeler arasında Petit Palais Müzesi, 18. ve 19.
yüzyıllara ait koleksiyonları ile mutlaka gezilmesi gerekenlerin başında yer alıyor.
Fransa’nın en önemli 32 müze listesinde yer alan Calvet Müzesi ise 28 bin eseriyle görülmeye değer bir başka yer. Van Gogh, Cezanne, Picasso gibi çağdaş sanatçıların eserleri ise Angladon Müzesi’nde sergileniyor.

934754_10152624134669311_4819905195026170170_n

 

10440752_10152624131404311_4059578910456835159_nÖğle yemeği için Provence ve Fransız mutfağının çok kaliteli yemeklerini yiyebileceğiniz çok şık restorantlar çok. Biz tercihimizi yorulduğumuz bölgede yaptık.Papa Sarayının hemen yanındaki meydanda La Boucherie’yi tercih ettik.Menüsü çok güzeldi,  gelen her şey de çok lezzetliydi. Adından da anlaşılacağı gibi etleri muhteşemdi. Raffi çok özlediği, Araignee’yi çok severek ve beğenerek yedi. (çok özel bir et, hayvanın boyun kısmından yapılıyor, çok düzgün görünüşlü olmadığı için örümcek diye adlandırılmış.)10426646_10152624130904311_3577601243213855859_n Ben genel tercihim salata seçtim, ama kaz ciğerli olandan.  Bütün seyahat boyunca yenilenler içilenler hep bölgenin özelliklerini taşıyan çok lezzetli tercihlerdi..Hepsini anlatmak ayrı bir yazı ve gezi konusu olabilir. Bazılarını zaman, zaman paylaşmaya çalışacağım.Hamburgerleri diğer etleri,salataları da çok beğenildi.

. Bain-Marie, Regine Viaud ( mönüsündeki en ünlü yemek  karidesli siyah rizotto) Christian Etienne, şıklığın ve zarafetin buluştuğu restoranlar olarak biliniyor.  Hepsinde provence bölgesinin özel yemeklerini yiyebilirsiniz.10458450_10152624133174311_8767143591858308993_n

Alışveriş yapmak için otomobillerin girmediği Joseph Vernet ile St Agricol Sokaklarındaki mağazalara bakabilirsiniz. Ünlü markaların satıldığı dükkânların yanı sıra Provence bölgesine has olan kumaş, seramik ve çanak çömlekleri de göreceksiniz. Meşhur su değirmenleriyle Rue des Teinturiers Sokağı da mutlaka görülmesi gerekenler arasında.
Avignon’u yorulmadan gezmek isteyenler ise Le Palais des Papes Sarayı’nın önünden kalkan turistik trene binebilir. 120 kişilik trenler, şehrin tüm önemli bina ve sokaklarından geçiyor. Ayrıca nehir gezileri de yapılabilir..Eski çarşının içinde Lavanta Butik’de özel pano önünde fotoğraf çektirebilirisiniz.

467025

Avignon’da keyfimiz,  müthişken,   Raffi ve Arlet bize çok güzel bir sürpriz yaparak harika bir Provence beldesi Pellion’a götürdüler.Nice yolunda; Nice’e 20 dakika mesafede, tepelerde;   ortaçağ dönemindeki haliyle, muhteşem manzaraları ve doğasıyla, kaldığımız çok özel oteli ve otelin şeflerinin müthiş sunumu ile hiç unutmayacağımız çok özel bir gün daha geçirdik.Bir sonraki yazımda anlatmak üzere sevgiler, sevgiler….

 

Kagider İPRA Golden Worlds 2014 Ödülü Aldı;

Kagider’den çok gurur verici bir haber;

KAGİDER, IPRA Golden Worlds Awards 2014 Ödülünü Aldı

KAGİDER’in Fırsat Eşitliği Modeli (FEM) Projesi kampanyası, Uluslararası Halka İlişkiler Derneği (IPRA) Altın Küre Ödülleri’nin 2014 yılı “Sivil Toplum Kuruluşları” kategorisinde birinci seçildi.

Kadına her alanda fırsat eşitliği sağlanan bir Türkiye’de yaşamak hayalimize giden yolda, IPRA gibi saygın bir kuruluş tarafından ödüllendirilmekten gurur duyuyoruz.

Özel sektörde fırsat eşitliğine önem verdiklerini gösteren ve istihdamda kadın güçlenmesi için çalışmalar sürdürerek FEM sertifikası almış olan çok değerli kurumların bu değerli ödülü almamızdaki rolü tartışılamaz.

Yolculuğumuzda bizi cesaretlendiren, yanımızda olan ve birlikte çalıştığımız değerli KAGİDER üyelerine teşekkür ediyoruz.

indir (3)

Bu güzel haber ile birlikte Fırsat Eşitliği Modeli (FEM) Projesi hakkında kısa bir bilgi tekrarlaması yapmak istedim, sevgiler, sevgiler…

Fırsat Eşitliği Modeli

Kadın istihdamını teşvik etmek için KAGİDER önderliğinde, Dünya Bankası teknik desteği, PricewaterhouseCoopers ve Ernst&Young işbirliği ile yeni bir sertifika programı geliştirilmiştir. Bağımsız bir değerlendirme sürecinden geçtikten sonra Fırsat Eşitliği Sertifikası’na hak kazanan kurumlar, yapıları, eylemleri ve istihdam olguları ile toplumsal cinsiyet eşitliğine ve istihdamda kadın güçlenmesine duyarlı olduklarını ulusal ve uluslararası kamuoyu nezdinde tescil ettirmiş olmaktadır. Sabancı Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Forumu’nun danışmanlık desteği sunduğu program kapsamında pilot çalışma Temmuz 2011’da başlamış ve 12 özel sektör şirketi uygulamaya dahil olmuş, ilk sertifika töreni bir yıl sonra 2012 Eylül ayında gerçekleşmiştir.

indir (2)

FEM kapsamında bugün itibariyle bağımsız değerlendirme partnerleri Pricewaterhouse Coopers, Ernst&Young, Deloitte, ve KPMG Türkiye’dir.

FEM’in amacı; işe alım, eğitim, kariyer planlama ve geliştirme gibi süreçlerdeki eşitsizlikleri saptamak ve iş yaşamında cinsiyet ayrımcılığına dayalı yaklaşımlara son vermektir. FEM’in hedefleri: (a) İş yaşamında toplumsal cinsiyet eşitliğini teşvik etmek üzere özel sektöre destek olmak; (b) İstihdam ve kazançlarda eşitliği destekleyerek Türkiye iş gücünde kadının üretkenliğini artırmak; (c) İş dünyasında fırsat eşitliği prosedürlerini teşvik etmektir.

FEM sertifikası şu alanlardaki incelemeye dayalı bir süreç sonunda verilir:

1. Yönetimin fırsat eşitliği konusundaki taahhüdü

2. İşe alım ve seçmede fırsat eşitliği

3. Eğitim fırsatlarına erişimde eşitlik

4. Performans değerlendirme ve terfide fırsat eşitliği

5. Kariyer destek uygulamaları

6. Geribildirim ve şikayetlerin izlenmesi

7. İletişim ve kurumsal reklamlar

Eylül 2012’de FEM’i kamu kurumlarında uygulamak üzere T.C. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve KAGİDER arasında KAFEM- KAMUDA FEM Protokolü imzalanmıştır.

KAGİDER’i bir sertifikasyon enstitüsüne dönüştüren program devam etmektedir.

https://www.behance.net/gallery/2482449/Kagider-FEM-Projesi

 

Fırsat Eşitliği Modeli sunumu için tıklayınız.

Sağlıklı Yaz İçecekleri

Birbirinden lezzetli yaz içecekleri

Yazın bu sıcak günlerinde daha da bol su ya da sulu şeyler tüketmeliyiz. Benim favorim, limonlu su, ya da soda. İncecik kıyılmış naneli, ya da dere otlu ayran,buzlu çay, bazen de buzlu kahve. Hepsini kendi ağız tadıma göre yapıp bol buzla servis ediyorum.Kahve dışında hepsinde naneyi, limonu da eksik etmiyorum.Hiçbir tarifte  şeker kullanmıyorum. Tatsız gelirse, doğal ageve şurubu ekliyorum.  Ama sizler için Yeşilist’de okuyup beğendiğim, Nil Kayarlar Sarrafoğlu’nun değişik sağlıklı  tariflerinden birkaçını, faydalı ön bilgilerini   paylaşmak istedim. Hepsi birbirinden çekici.Oruç tutuyorsanız, iftar ile sahur arası, tutamıyorsanız, gün içinde içebileceğiniz, ikram edbileceğiniz sağlıklı içecekler.Sevgiler, sevgiler…

Nil Kayarlar Sarrafoğlu

Yazın sıcağında eliniz market raflarına uzanıp da endüstriyel meyve sularına gitmesin diye, ilginç ve sağlıklı, evde kolayca hazırlayabileceğiniz birkaç içecek tarifiyle karşılamak istedik deniz mevsimini. Genelde tüketici eğilimlerine baktığımızda gazlı içeceklerden daha sağlıklı olduğu düşüncesiyle meyve sularının tercih edildiğini görüyoruz.
Aslında, meyve suyu üretimi son derece endüstriyel bir işlem. Örneğin portakal suyu, devasa miktarlarda üretiliyor. Portakallar bütün olarak sıkılıp tankın içine gider ve bu da demektir ki, portakal kabuğundaki kimyasal böcek ilacı kalıntılarını da içiyoruz. Meyve suları yüksek sıcaklıklarda pastörize edilmelerine rağmen ısıya ve basınca dayanıklı mantarlar meyve suyunda yaşayabilir. Soya proteini ve pektinden yapılan bir bileşim portakal suyuna opak bir görünüm vermek ve tortunun dibe çökmesini engellemek için kullanılır. Üzüm gibi diğer meyvelerin suları, meyve üretiminde kullanılan florid içerikli böcek ilaçları nedeniyle daha büyük risk taşır.
Meyve sularının şeker içeriği yüksektir ve dişlere en az gazlı içecekler kadar zararı vardır. Eğer meyve suyu içmek istiyorsanız, kendi meyve suyunuzu, kimyasal böcek-tarım ilacı kullanılmamış, organik olarak üretilmiş meyvelerden, kendiniz sıkın. Elde ettiğiniz meyve suyunu su veya maden suyu ile hafif inceltebilirsiniz. Bir lokantaya gittiğinizde ise maden suyunu içine bir dilim limonla isteyip içebilirsiniz.
Aşağıdaki içeceklere ilave olarak yaz aylarında, geleneksel içeceklerimizden olan ayran, kefir, şıra ve boza (her ne kadar kış içeceği zannedilse de yazın da içilir) gibi içecekleri bol bol tüketebilirsiniz. Önemli olan hazır, işlenmiş hiç bir gıdayı almamak…-10(5)Buzlu Çay (4 kişilik)4 tatlı kaşığı organik roibos çayı
2 çubuk tarçın
8-10 adet kakule
1 baş parmağı büyüklüğünde taze zencefil
10-15 karanfil
2 tatlı kaşığı şeker
Süsleme için dilediğiniz kadar nane ve dilimlenmiş limonRoibos, tarçın, kakule ve zencefili kaynatıp, soğuttuktan sonra süzerek buz ekleyip, sürahinin içine nane ve limon ekleyerek servis edebilirsiniz. 

 

-9(10)Mango Frappe (4 kişilik)

30 kadar buz küpü
Parçalar halinde kesilmiş 4 adet mango

Buzları mutfak robotunda ince bir şekilde işleyin. Mango parçalarını da ekleyip homojenleşinceye kadar çırpmaya devam edin. Bardaklara koyduktan sonra mango dilimleri ve ananas yapraklarıyla servis yapabilirsiniz.

 

 

-8(6)Ev yapımı limonata (4 kişilik)

6 büyük boy kalın kabuklu limon
5 karanfil
1 su bardağı şeker
5 bardak su

Limon kabuklarını rendeledikten sonra limonları 5-6 parçaya keserek üzerine şeker ekleyip bir süre bekletin. Karanfilleri de ekledikten sonra elinizle limonların da suyu çıkacak şekilde uzun süre yoğurun. Azar azar 1 bardak suyu ekleyip yoğurmaya devam edin. Yoğurduğunuz karışımı bir tülbentten geçirip sürahiye doldurun ve geriye kalan su ile dilerseniz biraz da buz ekleyip servis edin.

 

 

8271381273210

Dr. Öz’ün yeşil içeceği

1 su bardağı ıspanak
3 adet kereviz sapı
½ su bardağı çekirdekleri çıkarılmış, küp küp kesilmiş salatalık
¼ su bardağı kıyılmış maydanoz
Küp küp kesilmiş 1 küçük elma
1 çorba kaşığı limon suyu
1 çorba kaşığı lime suyu
½ tatlı kaşığı rendelenmiş taze zencefil
1 tatlı kaşığı lime kabuğu rendesi

Tüm malzemeleri blender’a koyun ve püre haline getirin. Bardağınıza buz ekleyerek içebilirsiniz. Kalanını buzdolabında saklayabilirsiniz.

 

 

-5(6)Sağlıklı smoothie

Dilimlenmiş 1 büyük muz
Çekirdeksiz ve kabuksuz 1 büyük portakal
Kabuksuz ve çekirdeksiz 1 olgun avokado
4 su bardağı parçalanmış, sapsız pazı yaprağı
2 su bardağı su

Tüm karışımları blender’dan geçirin ve süper enerji kaynağı smoothie’nizi afiyetle için.

 

 

 

-3(8)Badem sütü

Badem tüm diğer tahıllardan daha yüksek lif kaynağı olan badem aynı zamanda omega-9 oleik yağlar, kalsiyum, fosfor ve magnezyumdan zengindir. Badem sütünün hazırlanışı tahmininizden daha kolay ve lezzetlidir

1 su bardağı badem
4 bardak su
Bal
Tarçın, vanilya, kakule

Bademi su içinde bir gece bekletin. sonra suyunu süzüp dökün;  blender’da su ile karıştırıp, dilediğiniz tatlandırıcıyı (bal veya hurma) ve dilerseniz aromalı olması için de tarçın, vanilya veya kakule ekleyin.

127612936129369128Karpuz ve Zencefilli Serinletici

Zencefil ve lime karpuza karşı tadlarını o kadar güzel dengeliyorlar ki, hiç durmadan içesim var bu serinletici içecekten.

4 bardak su
4 yemek kaşığı şeker
½  parmak uzunluğunda taze zencefil, küp küp kesilmiş
1 orta boy karpuz, çekirdekleri ayıklanmış
1 çay bardağı taze sıkılmış limon suyu

Küçük bir tencerede suyu, şekeri ve zencefili 5-10 dakika boyunca kaynatın.Süzdükten sonra soğumasını bekleyin. Blender’da karpuzunuzu işleyin ve süzün. Karpuz suyu, zencefil ve lime suyunu karıştırın. Sürahiye buz ve lime parçaları koyarak servis yapın.

 

 

Nil Sarrafoğlu
nil@yesilist.com

Sustineo İstanbul ile Sürdürülebilirlik

Hep duyuyoruz, okuyoruz, çok önemli olduğunun farkındayız, anladığımızı sanıyoruz,uygulamaya çalışıyoruz,  ama ne kadar net ve doğru anlıyoruz  ve uyguluyoruz çok da emin değiliz. Sürdürülebilirlik’ten bahsediyorum.Arkadaşlarımla, gençlerle konuştuğumda hep aynı şeyleri duyuyorum. Sonunda uzunca bir vakit ayırdım ve doğru ve net anlamak uygulayabilmek,  ve sizlerle paylaşmak için farklı  yönleriyle araştırmaya başladım. Bütün bunları yapmaya başladığımda rehberim sevgili arkadaşlarım Gülin Yücel , Dilek Bil ve Pelin Yenigün Dilek’in kurdukları Sustineo İstanbul oldu.Çok güzel hazırlanmış bir webleri var. Dilek Bil’in CNBC-e de hazırlayıp sunduğu, “Sürsün Bu Dünya” isimli, televizyon programı var.
logo3
Hepsine girdim, okudum, dinledim, arkadaşlarımı aradım, ve süreç içinde her  vakit bulduğum da, kendimi ya weblerinin sayfaları arasında, ya da Sürsün Bu Dünya’yı dinlerken buldum. Hatta bağımlısı oldum. Sonunda  da bütün bu çalışmaları yaparken sizlerle paylaşmaya karar verdim.Yazarak, paylaşırken de öğrenmeye devam ettim. Arkadaşlarımın bundan sonra da yapacaklarını takip ederek, ederken de yeniden paylaşarak sizleri de haberdar  etmenin en güzel yol olduğuna inandım.
Onlar da web sitelerinde  merak ettiklerimizi tek tek anlatmış, açıklamışlar.Ben bu gün weblerin de öncelikli merak edilen  soruların cevaplarını içeren bir bölümü, çok severek izlediğim, bir tv sohbetlerinden ikisini ve Sustineo İstanbul’un kurucu ortakları, çok değerli tecrübeleri, eğitimleri, çalışmaları olan üç kadının kısa tanıtımlarını aşağıya ekledim. Paylaşmaya devam edeceğim, beni çok heyecanlandırıyor.Sizlerin de ilgileneceğinizden eminim.Arkadaşalarımı da gururla kutluyorum…
dilek
“Sustineo Istanbul, iş dünyasını, siyasi karar vericileri ve organizasyonel çevreleri sürdürülebilirliğin çevresel, sosyal ve kurumsal yönetişim boyutlarında desteklemek ve dönüşümlerine hizmet etmek amacıyla kurulmuş bir sosyal girişimciliktir.”

MİSYONUMUZ NEDİR?

 

  • Sürdürülebilirliğin iş dünyasında bilinirliğini arttırmak
  •  Sürdürülebilirliğin doğru tanımı ile yaygınlaşmasına önayak olmak
  • Organizasyonların sürdülebilirliği iş yapış şekillerinin içine almalarına yardımcı olmak

 

 

stock-photo-global-development-and-the-green-economy-as-a-business-concept-with-a-map-of-the-world-made-of-an-138396116 (1) NEYE İNANIYORUZ? 
Sürdürülebilirlik uğraşısının karmaşık, zorlayıcı olduğu kadar doğru uygulandığında her türlü kurumsal, akademik, kamu veya kar amacı gütmeyen yapı için fayda getirmektedir. Bu değişimde iş dünyasının rolü çok kritiktir ve yeni toplum normlarının ve ekonomik tanımların oluşmasında belirleyici olacaktır.

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK NEDİR?

İşe gelenekselden farklı bir bakış şekli:

Sadece kar sağlamaktan öte bir iş amacı gerektirir

Yaratıcı iş modellerinin geliştirilmesine dayalıdır

Yeni bir ekonomik vizyon:

Toplumların refah düzeyinin GSYH (Gayri Safi Yurtiçi Hasıla) ile ölçülenden farklı olabileceğine dikkat çeker

Geleneksel doğrusal (lineer) ekonomi tanımı yerine döngüsel ekonomi tanımına bakar

Farklı Liderlik:

 Şeffaflığa inanan, güven oluşturan liderlik değerleri

 

Sürdürülebilirliğe bağlı ve bunu bütünsel olarak uygulayabilen liderlik modeli

İşbirlikteliklerinin Gücü

Uzmanlaşmanın önde olduğu ekosistemler

İş, Sivil Toplum, Hükümet / Kanun Yapıcı, Akademi birlikteliği

Küresel ve yerel

Çeşitlilik – Kadın ve Genç Becerileri

Kadınların doğal gelen beslemek güdülerinin iş üretiminde kullanılması

Gençlerin dünyayı dönüştürme kapasitelerinden yararlanılması

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK NE DEĞİLDİR?

İş modeli; sadece güzel günlerde kullanılan

Hayırseverlik

Büyüme ve karlılık odağı; bedeli ne olursa olsun

Politikalar;çevre, toplum, ekonomi adına yapılan kısıtlı düzenlemeleri içeren

Temalar; fikri sadece kaynak verimliliği etrafında olan

surdurulebilir

Fikirsel Liderlik

Sürdürülebilirlik tanımı, bugünün ihtiyaçlarının, gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılayabilme yetkinliklerini yok etmeden giderilmesini sağlayan gelişmedir. (UN Brundtland Commission, 1987)

‘Sürdürülebilir Kalkınma’ kavramı, Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Komisyonu tarafından ‘Ortak Geleceğimiz’ adıyla da benimsenen, Norveç’in ilk kadın Başbakanı Gro Harlem Brundtland tarafından hazırlanan ‘Brundtland Raporu’nun oluşturulması ve 1987 senesinde üye devletler tarafından benimsenmesiyle kullanılmaya başlanmıştır. Bu sürdürülebilirlik tanımının altında, çevresel, sosyal katılımcı ve ekonomik olmak üzere üç alt başlık bulunmaktadır. Alternatif olarak, günümüzde, çevresel, sosyal ve yönetişimsel (ESG – environmental, social, governance) tanımları da kullanılan alt başlıklardır. Bu bize sürdürülebilirlik etrafındaki tanımların henüz net oluşmadığını, yöntem ve hedeflerinin yoruma açık olduğunu göstermektedir.

Burada bizim benimsediğimiz tanımımızla sürdürülebilirlik, hala gelişmekte olan bir kavram olmakla birlikte,  insan hayatının kalitesini iyileştirmek hedefini, çevresel, sosyal ve ekonomik boyutta birleştirerek, bunu tüm özel, kamu, sivil toplum faaliyetlerinin odağına yerleştirmektir.

Bu tanım kurumlar tarafından çok geniş ve hatta karmaşık bulunabilmektedir. Bununla birlikte, doğru tanımları ile açıklandığında ve yapılacaklar net bir şekilde ortaya konulduğunda, biz tüm kurumların sürdürülebilirlik konusunda adım atmaya niyetli olacaklarını düşünüyoruz.

Sustineo Istanbul’un amacı, kurumların (özel, kamu, kar amacı gütmeyen, ..), soyut sürdürülebilirlik kavramını, somut hareket planlarına dönüştürmesine ve uygulamaya almasına yönelik hizmetlere liderlik etmektir.

Bunu, liderleri sürdürülebilirlik konusunda bilgilendirerek, karar almalarına yönelik bulgularımızı koyarak  ve konuyu yönetim operasyonlarının merkezine almalarına destek vererek yapmaktayız.

 

Sustineo Istanbul olarak biz bunu nasıl yapıyoruz?

En basit tanımıyla, sürdürülebilirlik kavramı etrafında karar yapısını destekleyici iş zekasını oluşturuyoruz; ‘sürdürülebilirlik planı’nın oluşturulmasını sağlıyoruz; bütünsel olarak ve kesintisiz bir uygulama için değişim ve dönüşüm desteği sunuyoruz.

 

Bir başka deyişle;

  • Sadece problemlerden bahsetmek yerine, yapılan iyi örnekleri de inceleyerek  ve bunları geliştirerek, neler yapılabileceğini konuşuyoruz.
  • Her organizasyonun yapısına, sektörüne, coğrafyasına, olanak ve fırsatlarına bakarak bir tanım geliştiriyoruz.
  • Planların geliştirilmesi kadar uygulanabilir olmasına ve ‘Sürdürülebilirlik Gündemi’nin nasıl uygulanacağına yön veriyoruz
  • İş modelinin, sağlanacak faydanın sürekli olması için, düzlemsel (lineer) değil, döngüsel bir ekonomik model olması gerektiğine inanıyoruz. ‘Sürdürülebilirlik Gündemi’nde bunu sağlayacak süreç tasarımları, akışlar, ölçümlemeler oluşturulmasına bakıyoruz.
  • Yapılan herhangi bir çalışmanın dünya, toplum ve organizasyon yapısı içinde olacak faydasına odaklanarak ekonomik, sosyal ve çevresel boyutlarını birlikte değerlendiriyoruz. (‘Triple Bottom Line -Üçlü Alt Çizgi’ felsefesi)
  • Sürdürülebilir bir organizasyonun bilgi, inovasyon ve değerlere bağlı liderlik anlayışı altında mümkün olduğuna inanıyoruz.

 

Sürdürülebilirlik gündeminin kurumlar  için bir varış noktası yerine, bir yolculuk olduğunu düşünüyoruz. Bu amaçla bu yolculuğa erken başlayanların oluşturdukları örnekler, diğer organizasyonların konuyu daha iyi anlayabilmeleri ve de kendi örneklerini yaratmak için esinlenmeleri açısından önemlidir.

Sustineo Istanbul olarak hedefimizi, bu sürdürülebilir kalkınma yolculuğunda kurumları,  dünyadaki diğer uygun ve uygulanabilir örnekler ile fırsatları gündemlerine getirerek onları bilgilendirmek, esinlendirmek ve geçişlerini desteklemek doğrultusunda hizmetler yaratmak olarak koyuyoruz.

NEDEN BİZ?

Sustineo Istanbul olarak bizi ayrıştıran şeyler;

  • Farklı ve çeşitli kurumsal ve organizasyonel kültürlerden gelen özgeçmişimiz
  • İş hayatında değişik roller üstlenerek edindiğimiz tecrübelerimiz
  • Uzmanlıklarımız ve bunlarla geçmişte yakaladığımız başarılar
  • Sivil toplum organizasyonlarında uzun dönemli liderlikliğimiz, gönüllü katkılarımız
  • Daha yaratıcı ve etkin iş yöntemleri öğrenmek ve uygulamak konusunda istekliliğimiz
  • Farklı uzmanlık alanlarında başarılı kişilerle beraber çalışmalarımız
  • Değerlerimiz
  • Sürdürülebilir kalkınmaya olan bağlılığımız

Hakkımızda

member image

DİLEK BİL

Kurucu Ortak

A.B.D’de Northport High School’da lise eğitimin tamamladıktan sonra yüksek öğrenimini Uluslararası Finans ve Uluslararasi Pazarlama uzerine yapti. University of North Texas’da BBA derecesini alarak Türkiye’ye döndü ve dönüşüm içindeki bankacılık sisteminde çalışmaya başladı.

Ocak 1985 ve Eylül 1993 yılları arasında, American Express Bank ,Koç-Amerikan Bank, BNP-AK-Dresdner ve Societe Generale’de süren bankacılık kariyeri sırasında çeşitli uluslarası bankacılık eğitim, seminer, konferanslarına katıldı.

 

İş hayatına, bankacılık kariyerine Eylül 1993 de oğlu Ömer Fuad’ın doğumu için ara verdi.

Dilek Bil’in girişimcilik yılları Kangaroo İletişim ve Danışmanlık şirketini kurarak başladı. 1994-2013 yılları arasında bir çok ulusal ve uluslararası markaya yaratıcı reklam ve stratejik marka iletişimi konusunda hizmet veren Kangaroo’yu yönetti.

1995 yılında Kangaroo Trade’i kurdu ve 2002’ye kadar Türkiye pazarında büyük şarap markalarını temsil etti ve ithalat gerçekleştirdi.

Dilek Bil , 2000 yılındaki krizden sonra Türkiye’nin yeniden yapılanırken hedeflediği AB üyeliği için sosyal olarak ne kadar asimetrik durumda olduğunu gözlemledi. İlgisini yoğunlaştırdı. KAGİDER üyeliğinin ardından yönetimde oldu, başkan yardımcılığı daha sonra da başkanlığını yaptı.
Dilek Bil bu dönemde de özellikle cinsel ayrımcılığın ekonomide yarattığı boşluk, kadınların eğitim sorunu gibi Türkiye’de gelecek nesilleri de tehdit eden sorunların uluslararası platformlardan destek alınarak gündeme alınmasını ve çözümlenmesini sağlayıcı kongreler, toplantılar ve müzakereler yaptı.

Çözümleri sürdürülebilirlik ve sosyal sorumlulukla yönetişim içinde değerlendirdi.

Dilek Bil, finansal okuryazar bir Türkiye için ekosistem yaratmak üzere kurulan Finansal Okuryazarlık ve Erişim Derneği’nin kuruluşunda yer almış ve halen Başkan Yardımcılığını yapmaktadır.

Dilek Bil, dünyada sürdürülebilirliğin ve etik markalaşmanın global bir kabule geçtiği dönemde, Türkiye’de de sürdürülebilirliğin kurumsal yönetimin asli parçası olmasını temellendirmek ve etik marka kavramını yaygınlaştırmak amacıyla bir TV programı düşleyip kurguladı. ‘Dilek Bil ile , Sürsün bu Dünya!’ için CNBC–e ile işbirliği yaptı. Finans Café kuşağında konuyu değişik boyutlarda, sürdürülebilir kurumsal sorumluluğun iyi uygulayıcıları ile tartışıyor.

Dilek Bil, DEİK –Türk-İngiliz İş Konseyi Icra Kurulu üyeliği sırasında iki ülkenin ticari,kültürel, sosyal işbirliklerinin çoğalması icin ‘Grow with Turkey’ , İngiltere ve Türkiye’nin Dışişleri Bakanları seviyesinde bir araya gelerek iki ülke için ortak projeler yaratmak ve stratejik yaklaşımların tartışılmasına yönelik ‘Tatlı Dil Forumu’ nu koordine etti.

Dilek Bil, lezzetlerin biraraya gelmesinde, sunumunda ve şarap tadımında bir amatörün olabileceği kadar profesyonelce uzmanlaşmıştır. Chaine des Rotisseurs, Accademia Italiana della Cucina da üye ve yönetim kurulu üyelikleri vardir. 25 yıllık Şarap Dostları Derneği’nin kurucularından ve yönetim kurulu üyelerindendir.

Dilek Bil, Faruk Bil ile evli, Ömer Fuad’ın annesidir.

dilek@sustineoistanbul.com

member image

GULİN YUCEL

Kurucu Ortak

Gülin Yücel Amerikan Robert Lisesi’ni 1988’de, Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nü 1992 senesinde bitirdikten sonra, 1993-194 İngilitere Londra’daki CASS, City üniversitesi’ne devam ederik M.B.A. (Uluslararası İşletme uzmanlıklı) derecesini almaya hak kazanmıştır. Türkiye’ye dönmesini takiben IBM şirketinde çalışmaya başlamış ve 19 sene boyunca burada çalışmıştır. IBM’deki çalışma hayatına genel sektör bünyesinde Müşteri Yönetimi yaparak başlayan Gülin bu sayede başta perakende, sigorta, üretim, bankacılık olmak üzere farklı sektör bilgi ve becerisi geliştirme olanağı bulmuştur. Bunun devamında Bölge Hizmetler Yöneticisi Yöneticisi görevine atanmış ve büyük müşterilerde iş danışmanlığı, e-iş, CRM, ERP ve diğer büyük ölçekli otomasyon projesinin geliştirilmesinde çalışmıştır. 2003 senesinde IBM Küresel Hizmetler Bölümü’ne İş Geliştirme Yöneticisi olarak atanan Gülin, burada ekibiyle beraber Türkiye’de Dış Kaynak Hizmetleri’nin yapılandırılması ve genişletilmesinde çalışmıştır. İşin büyümesini takiben, Dış Kaynak Hizmetleri Ülke Yöneticisi rolünü üstlenmiş ve 2009’a kadar bu görevini başarıyla yürütmüştür.

2009-2011 yılları arası on sekiz aylık dönemde IBM’deki görevine ‘sabbatical’ izni alarak ara veren Gülin, bu dönemde hem farklı alanda müşteriler için serbest iş danışmanlığı yapmış hem de sivil toplum içinde ,KAGİDER (Kadın Girişimciler Derneği) bünyesinde proje yöneticiliği yapmıştır. Bu projelerden bazıları Özyeğin Üniversitesi ile yürütülen Goldman Sachs ‘10bin Kadın’ Projesi, IFC ile yapılan ‘Geleceğin Kadın Liderleri’ Projesi, ABD Dış İlişkiler Bakanlığı ile yapılan ‘Geleceğe Yatırım Yapın’ Projesi ve Dünya Bankası ile yapılan ‘Fırsat Eşitliği’ Projesi sayılabilir.

Gülin Yücel, IBM’e 2011-2012 döneminde izin sonrası geri dönüşünde, IBM Inside Sales ve Online Commerce Müdürü olarak, yedi farklı IBM iş kolunun hizmet ve ürünlerinin, IBM’in özellikle orta ölçekli müşterilerine sunulmasını yönetmenin yanısıra, IBM’in büyük ölçekli müşterileri ile B2B ticaretinin geliştirilmesinde rol oynamıştır.

Gülin Yücel, sonrasında Pronet Şirketi’ne Genel Müdür olarak geçiş yapmıştır. 1500 üzeri çalışanı ve 150,000 üzeri müşterisi ile Türkiye’nin elektronik güvenlik alanında lideri olan Pronet’te, kendisine atanan yönetimsel sorumluluklarının yanısıra, şirketin uzun vadeye yayılan değişim planını da yönetmiştir. Bu görevinde Gülin ayrıca, Avrupa’nın 1977’den beri faaliyet gösteren ve €100 milyon üzeri fonuyla ve 7 büyük şehirdeki ofisiyle (Guernsey, London, Frankfurt, Paris, Milan, Luxembourg ve Hong Kong) en büyük fonlarından biri olan Cinven ile, Pronet’in büyük hissedarı olması sebebiyle çalışma olanağı bulmuş ve bu sayede geleneksek ve yabancı yatırımcılarla olan ortaklık yapılarındaki işleyiş konusunda tecrübe edinme fırsatı edinmiştir.

Gülin Yücel, Sustineo Istanbul’da ortak olmanın yanısıra, Brika Yapı A.Ş.’nin ortağı, Tadım A.Ş.’nın Yönetim Kurulu üyesi; Koç Üniversitesi İşletme Enstitüsü yüksek lisans programlarında öğretim görevlisi ; Kagider’in (Kadın Girişimciler Derneği) aktif bir üyesi ve Keiretsu Forum Melek Yatırımcı ağının üyesidir.

 gulin@sustineoistanbul.com

 

member image

PELİN YENİGUN-DİLEK

Kurucu Ortak

Pelin Yenigün-Dilek 1991 yılında Üsküdar Amerikan Lisesi ve 1995 yılında Boğaziçi Üniversitesinde ekonomi lisans eğitimini tamamladıktan sonra, Kent Üniversitesi-Canterbury İngiltere’de Kalkınma Ekonomisi lisansüstü programını bitirdi. Birleşmiş Milletler’in bir kuruluşu olan UNIDO-Viyana’daki stajyerliğinden sonra, 1997-2003 yılları arasında Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB) ve Global Menkul Değerler’de ekonomist olarak çalıştı. 2004 yılında Leuven Katolik Üniversitesi – Belçika’dan Uluslararası İş Ekonomisi konulu ikinci bir lisansüstü derecesini tamamladı. 2013 yılına kadar Garanti Bankası’nda baş ekonomist olarak görev yaptı.

Ekonomist olarak çalıştığı kurumlarda, Pelin Türkiye üzerine makroekonomik araştırmaları yürütmek ve denetlemek görevlerinden sorumluydu. Çalıştığı kurumların ekonomik görüşlerini banka dışındaki kurumlara ve yabancı yatırımcılara anlattı. Türkiye üzerine uzun dönemli makroekonomik tahminleme çalışmaları yaparken, yurtiçi ve yurtdışı makroekonomik görünümü yansıtan sunumlarla kurumsal müşterilerle ilişkilerin devamlılığına yardımcı oldu. Banka-içi makroekonomik eğitim seminerleri verdi.

Uluslararası konferanslara konuşmacı olarak katıldı: EBRD Yıllık Toplantısı 2009, Euromoney The Global Borrowers Investor Forum 2010, 2011, 2012, 5. Türkiye Enerji ve Altyapı Konferansı, Kagider Geleceğin Kadın Liderleri Projesi 2010, 2011, 2012, 2013. Çalıştığı kurumlar için yazdığı raporların yanı sıra, TESEV’den ‘Sivil Toplum Bütçeyi İzliyor 2006’ adlı raporu bulunmaktadır.

Sustineo Istanbul’daki ortaklığının yanı sıra, Pelin Türkiye ekonomisi üzerine yurtiçi kurumsallara ve yabancı yatırımcılara danışmanlık hizmeti vermektedir. Kurumsallar için makroekonomik gelişmelerin ve verilerin sektör/şirket bilançoları üzerine etkisini incelerken, yabancı yatırımcılar için stratejik öngörü sunum ve raporları hazırlamaktadır. Pelin, ayrıca sivil toplum kuruluşları için ekonomik araştırma raporları yazmaktadır.

Türkiye’nin kalkınmasındaki uzun vadeli gelişmeleri inceleyen LongViewTurkey.com adlı sitesinin kurucusu ve yazarıdır.

Bunların yanı sıra, Pelin sürdürülebilirlik esaslarına paralleliği dolayısıyla permakültüre dayalı tarımın savunucusu ve uygulayıcısıdır. Türkiye’nin ilk yavaş şehri olan Seferihisar yakınlarında permakültür prensipleriyle tarım yapmaya çalışmaktadır.

pelin@sustineoistanbul.com

Alkali Şef Miyase Bülbül Diyor ki!

Genellikle kilo aldırdığı düşünülen Ramazan ayı, vücudun dengesini yeniden oluşturmak ve birikmiş toksinlerden kurtulmak için bir fırsat ayı olabilir. Bu açıdan bakıldığında, Ramazan boyunca manevi tatminin yanı sıra sağlığımız için de büyük faydalar sağlayabilir; oruç tutarak sindirim sistemini dinlendirirken, vücudun kendini yeniden yapılandırmasına izin vererek, 11 ayın sultanı Ramazan’ı bir detoks ayına dönüştürebiliriz.

Ramazan detoksu boyunca en önemli unsur, bol su tüketmeyi ihmal etmemektir. Özellikle bu sene Ramazan ayının sıcak geçeceğini göz önüne alarak, iftarla sahur arasındaki zaman süresince bol miktarda pH değeri 8-8,5 arasında olan alkali su içmeye özen göstermeliyiz. Zira suyun pH değeri ne kadar yüksekse toksin atma özelliği de o kadar artar.

Yeterince su içip içmediğinizi anlamak için idrar renginizi kontrol edebilirsiniz. İdrar renginiz koyu sarı ve bulanıksa bu, yeterince su içmediğinizi işaret eder. Sağlıklı bir kişinin idrar rengi açık sarı ve berrak olmalıdır. Kendinize bu basit testi uygulayarak, Ramazan ayı boyunca iftar ve sahur arasında su içme sayınızı artırabilirsiniz.

Ramazan ayı boyunca pH değeri yüksek su içme planınızı aşağıdaki gibi ayarlayabilirsiniz. İçme suyunuza taze limon suyu sıkmak pH değerini artırır, unutmayınız. Ancak tansiyon hastalarının, iftar açarken limon suyunu kullanmamalarını tavsiye ederim.

1 ya da 2 bardak iftar açmak için
1 ya da 2 bardak iftardan 1 saat sonra
1 ya da 2 bardak iftardan 3 saat sonra (yatsı ezanından önce veya sonra)
1 bardak yatmadan önce
1 ya da 2 bardak sahurdan önce
1 ya da 2 bardak sahurdan sonra, yatmadan önce

Bu planın yanında iftar ve sahur sofralarınızda mümkün olduğunca bol su içeren sebzelere ve bol yeşil yapraklılardan oluşan salatalara ağırlık vererek, vücudun günlük ihtiyacı olan su miktarını alabilirsiniz.

Su, vücudun temel hayat kaynaklarından biri, besin değerlerini hücrelere taşıyan önemli bir sıvıdır. Birçok hastalığın ve fazla kiloların sebebi çoğu zaman yeterince su içmemektir. Alkali su, vücudun doğal dengesinin yeniden oluşmasında ve yeniden yapılanmasında en büyük yardımcınızdır.

Karbonata Dikkat
Hepimizin çok merak ettiği soruların cevabı;Karbonatlı su tüketirken nelere dikkat etmeliyiz?
Fotoğraf: Değerli Alkalistler, hepinize mutlu ve sağlıklı haftalar dileriz.<br /><br /><br /><br /><br /><br /><br />
Haftaya, alkali yaşamın en çok merak edilen sorularından biriyle başlıyoruz: </p><br /><br /><br /><br /><br /><br />
<p>Karbonatlı su tüketirken nelere dikkat etmeliyiz?” width=”504″ height=”504″ /></div>
</div>
<p> </p>
</div>
</div>
<div id=

Monet’in Evi ve Muhteşem Bahçesi;

Empresyonizme; emprosyonist ressamlara, eserlere hayranlığım resim sanatına tutkum ile aynı anda başladı. 0nbeş onaltı yaşlarımdan itibaren evim, kütüphanem, bu grubun ressamlarının hayat hikayeleri ve eserlerinin yer aldığı kitaplarla doldu.Monet’de bu grubun en sevdiğim ressamlarından oldu. Her zaman sergilerinin takipçisi oldum. Bu sene de, dillere destan evine gitme görme şansım oldu.Güney Fransa ve Paris seyahatine çıkma kararı aldıktan sonra programıma mutlaka Monet’in evini de koymak istedim.

DSCF7201

Sonra araştırınca Nevval Sevindi’nin   yazısı ile,daha da büyük arzu duydum ve   nasıl gidilir bilgisine de sahip olunca işim çok daha kolay oldu.En önemlisi de seyahat arkadaşlarım sevgili Raffi, Arlet ve kocaman aşkım da beni yanlız bırakmadılar.Bu harika günü önce Neval Sevindik’in yazısı ile sizlerle paylaşıyorum.Sonra da  bu muhteşem evi ve bahçeyi gördükten sonra okuduğum ve  anlattığı detaylarla beni şaşırtan Tülay Yıldız’ın Azgezmiş deki yazısı ile devam edeceğim.  İki yazıda da çok güzel anlatımlar var, beni çok etkilediler, sizlerin de beğeneceğinizi düşünüyorum. Aralarına da kendi çektiğim fotoğrafları koymayı da ihmal etmedim. Siz de resim sanatını ve empresyonizmi seviyorsanız, giderseniz çok mutlu olacağınızdan eminim; sevgiler, sevgiler…

DSCF7158

Monet’nin Giverny’deki evini gezmek tablolarda yürüyüşe çıkmak gibiydi

Nevval SEVİNDİ
Monet’nin Giverny’deki evini gezmek tablolarda yür

Fransız ressam Claude Monet, 50 yaşında, ününün doruğunda Paris’e 80 kilometre uzaklıktaki Giverny’de bir kır evi inşa ettirdi. Sekiz dönümlük bahçesini yapay göl ve çiçeklerle cennete dönüştürdü. 36 yıl boyunca pek çok tablosunu burada yaptı. Ölümünden sonra Fransız Akademisi’ne bağışlanan ev 1980’den bu yana ziyarete açık. Yıl boyunca resim ve doğa meraklılarının akınına uğruyor.

DSCF7188

Paris’te, dini bir tatilden dolayı uzun bir hafta sonuna denk geldim ve boşalmış kent yerine empresyonist Monet’nin bahçesini seyretmeye karar verdim.
İnternetten tren biletinizi satın alabilirsiniz. Vernon’a bilet aldıktan sonra Saint Lazare Garı’na gidiyorsunuz ve peronda kalabalık turist gruplarıyla karşılaşıyorsunuz. Bir kahve almaya ayrılıp geri döndüğümde tren dolmuştu. Neyse ki bir yer bulup oturdum. Sonra gelen turistlerin ayakta bir saat gideceğini bilerek binmesi ilginçti.

OTOBÜS, TREN DOLUSU TURİST

İlk durak Montes La Jolie. Kent merkezi dışındaki semtlerin de imar denetimi altında olduğunu, 30 katlı bina yapılmadığını ve biri uzun diğeri kısa yapıların yan yana dizilmediğini seyrederek gidiyorsunuz. Abuk sabuk renklerde boyanmış veya hiç boyasız bina görmeniz zaten imkansız. Türkiye’de denetimci devlet düşman olarak görülür.Fransa’nın her yerinde devlet ve Fransız kimliği var. Bahçe içindeki evlerde, 4-5 katlı apartmanlarda kimse “özgür” mimar ya da yapsatçı olamıyor. Bu güneşli ülkede çatılar güneş panelleri, iğrenç depolar ve ıvır zıvırla görsel kirliliğe maruz kalmamış.
O nedenle Fransa toplam nüfusundan daha fazla turist alıyor her yıl.
Bunları düşünürken Vernon’a geldiğimiz anons edildi. Buradan otobüslerle Giverny’e gidiliyor. Gidiş-dönüş 6.50 Euro. Otobüsler ağzına kadar dolu, kuyruk kıyamet. Üç otobüs doldu taştı ve ayakta birçok yaşlı Amerikalı ile yola çıktık. 20 dakika sürecek bu yolculuk yeşil tarlalar, ağaçlıklar ve çiçekler arasından küçük bir köye geliyor.

YEŞİL PANJURLAR, NİLÜFERLER

Claude Monet’nin müze evinin önünde uzun bir kuyruk var. Yaklaşık bir saat beklemeden içeri giremiyorsunuz. Yeşil panjurlu evin kapısında dünyanın her yerinden insan bekliyor. Elle yapılmış dondurma satıyor bir genç kız, yanda sandviç satan yer hemen müşterilerle doluyor. Beklerken yemekle eğleniyor millet. En güzel görüntü çocuklar: Fransız kültürünün önemli bir ismi olan Monet’yi öğretmek için ana okulları 4-5 yaşındaki bebeleri getirmiş. Ellerinde Monet’nin resmi, önce cismen tanıyıp zihinlerine nakş ediliyor. Bizde 15 yaşındakileri bile çocuk gören ebeveynleri düşününce bu yavruları gezdiren öğretmenlere imrenerek baktım. Fransız kültürünü ve dilini hakkıyla öğretmeye eğitim sistemi diyorlar burada.

DSCF7163Ev ve bahçeden çok etkilendim, ama Nevval Sevindi’nin  anlattığı gibi yuva çocuklarını da çokça görmek de o kadar çok etkiledi, hemen fotoğrafladım.
İlkokul çocukları da kuyruklar halinde geçiyor yanımızdan. Paris’in tüm müze ve kültür mekanlarında çocuklar eğitimde. Neden bir Fransız diliyle, kültürüyle övünür; sanırım anlaşılıyor.indir (1)Yeşil kapıdan bilet almaya yaklaşınca evin girişinde kocaman bir Monet fotoğrafı “hoş geldin” der gibi. Dalgın bakışlarıyla şunu diyor bize yıllar öncesinden: “Hayatımdan ressamlığımı ve bahçeciliğimi çıkarırsanız hiçbir işe yaramam.”
Resimlerindeki olağanüstü çiçekler, nilüferler ve kadınlar bu yeşil evin bahçesinde yaşıyor. Monet biraz sonra gelecekmiş gibi… Göz alıcı renklerle, kokularla dolu bahçe birden önünüze sere serpe düşüveriyor. Sağda yemyeşil boyalı panjurlu evin sempatik varlığıyla her şey bir resme dönüşüyor aniden. İçerideki turistleri kafanızda ayıklayınca bir Monet tablosunda dolaşıyorsunuz.

ÇOCUKLAR USTAYLA TANIŞIYOR

Evin içinde hasır koltuk takımlarıyla sade ve rahat bir atmosfer var. Yazı masası, sehpalar, oymalı bir sandık, kitapların durduğu masa ve yanıbaşımda yine çocuklar. Öğretmenleri Monet’nin hayatını anlatıyor kısık bir sesle. Bağırış, çağırış yok.
Yatak odasında karısı ve çocuklarıyla fotoğrafları, pencereden şahane bir bahçe manzarası görünüyor. Yatağın başucunda karısı öldükten sonra evlendiği Madam Hoschede. Madamın ilk eşi, Monet’nin hamisi Ernest Hoschede varlıklı bir tüccarmış, lüks ürünler pazarlıyormuş. Modern sanata meraklıymış. Günlüğüne şunu yazmış: ”Oğlumu bugüne kadar mağazada bir hafta sürekli gören olmadı hiç, zaten her gününü bence Louvre‘da geçirmeli.”
Monet, 1876’da Ernest and Alice Hoschede çiftiyle tanıştı. Koleksiyoner Ernest Hoschedé, evi için dekoratif paneller sipariş etmişti. 1877’de iflas etmesi, empresyonist sanatçılara, özellikle de Monet’ye büyük bir darbe oldu. Hasta eşi Camille ve çocuklarını alıp, yazı geçirmek için Hoschede çiftinin evine yerleşti. Fakat misafirlik uzun sürdü. Ernest çoğunlukla Paris’teydi, sonra Belçika’ya kaçtı.

DUVARDAKİ JAPON RESSAMLAR

Claude ve Camille’in ikinci çocukları doğmuştu. İyice zayıf düşen Madame Monet tüberkülozdan öldü. Monet, onu ölüm yatağında resmetti. Camille’in ölümünden sonra Monet, Alice ile yaşamaya devam eder. Alice, kendi altı çocuğuyla birlikte Monet’nin çocukları Jean ve Michael’e bakar. Ernest ölür, 1892’de Monet’le evlenir.
Camille’in ölümünden sonra yas içindeki Monet, bir daha asla yoksulluk batağına düşmeme kararını verir ve en güzel eserlerini yaratmak üzere çaba harcamaya başlar.
Alice, ve Claude Monet çocuklarla beraber 1883’te Vernon’a ve sonrasında Giverny’e yerleşir.

2076986859_735e7ee651_b
Hayatlar akmakta bu sakin duvarların ardında…
Bütün duvarlar resimlerle süslü, sadece Monet tabloları değil. Onu ilk tanıyanlar için ilgi çekici derecede çok sayıda Japon resmi asılı duvarlarda. Hokusai (1760-1849), Sadahide (1807-1873), Utamaro (1753-1806) ve Kunisada’nın yaptığı çıplak, yıkanan Japon kadınlar… Hepsi olağanüstü. Monet’yi etkileyen Doğu’nun bu çarpıcı desen ve duyuşu.
Küçük bir dikiş odasından geçip merdivenleri iniyorum. Sapsarı bir yemek odası. Kocaman ve ferah. Duvarlarda resimler kıymetli tablolarla Japon resimleri kucaklaşmış gibi.
Yoshiku’nun hamamda yıkanan kadınları seyrediyor bizi. Çapkın bir gülüşle.
Mutfak mavi çinilerle süslü, masmavi bir bulut gibi renklendirilmiş. Kuzina bütün haşmetiyle sağda kapının yanında. Sanki anneannem gülümsüyor bana. Sarılsam mı acaba şu kuzinaya?
Ama ocakta ateş yok.
Şahane bahçede neler yok ki… Yapay gölün üstünde Japon köprüleri ve üzerinden sarkan beyaz ve mor salkımlar… Salkımlar… Rüya gibi.
Gölün üzerinde nilüferler… Ona saçlarını eğmiş salkım söğütler…
Monet’in favorisi olan süsenler, mor irisler, Japon irisleri ve zambaklar…
Kırmızı lalelere bakarken düşünüyorum Türkiye’de kimse ağaç, çiçek adı bilmez bu çocuklara çiçekleri öğretiyorlar.

SEVDİĞİ ÇİÇEKLERİN TOHUMLARI SATILIYOR

Monet kocaman bir endüstri artık. Sevdiği çiçeklerin tohumlarını, resimlerinden yapılmış kağıtlarla ambalajlayıp satıyorlar. Buralara ne güzel AVM yapılır abi, demeden yığınla para kazanıyorlar.
Ünlü tablosu “Giverny’de Bahçe” önümde aslı uzanırken daha bir anlamlı. Ya da “Suda Nilüferler” tablosu ışık oyunlarına boğulmuş yanımda dururken fotoğraf çekmek az geliyor. Bu hissi duymak harika!
İyi ki buradayım demek. Küçük Giverny köyü bahçeler içinde kafeleri, restoranları makul fiyatlarıyla yorgunluğunuzu alıyor.
Sonra empresyonistler müzesini gezip, Monet’nin mezarına gidebilirsiniz. Sade bir mermer Claude Monet’nin mezarı.
Rahat uyu mirasına iyi bakıyorlar.

BABASI BAKKAL OLMASINI İSTEMİŞTİ

Fransız izlenimci ressam Claude Monet (14 Kasım 1840 – 5 Aralık 1926), Oscar-Claude Monet veya Claude Oscar Monet olarak da bilinir. İzlenimcilik terimi, Monet’nin “İzlenim: Gün Doğumu” adlı resminden geliyor. İzlenimcilik, modern resim sanatındaki ilk büyük devrimci hareket. Monet, resimlerinde fırça darbeleriyle oluşturduğu değişik renklerde noktalarla istediği izlenimi uyandıracak renk ve ışık etkisini yaratmayı başardı.
Babası bakkaldı, oğlunun aile mesleğini seçmesini istiyordu. Annesi şarkıcı olan Claude, sanatı tercih etti. Le Havre’da ortaokula başladı. Önceleri 10–12 franga sattığı karakalem karikatürleriyle çevresinde tanındı. Manet, Degas, Renoir, Cezanne, Pissaro, Sisley gibi ünlü ressamlarla çağdaş ve dosttu.
Dramatik yaşamında iki eşinin ve oğlunun ölümünü gördü. 86 yaşında öldü.

Tülay Yıldız, Monet’in evinin detaylarını o kadar  güzel anlatmış ki ben de okuduktan sonra gördüklerimi tekrar hatırladım ve daha iyi değerlendirdim. İyi ki paylaşmış…

“Claude Monet’nin 43 yaşında Paris’ten ayrılıp Giverny’ye taşınma sebebi, 16 yaşında başladığı resim serüvenine yeni renkler katmak. 86 yaşında ölen Claude Monet’nin yaşamının tam ortasında yerleştiği Giverny, her insanın ömrünü uzatacak güzellikte ve düzende bir köy.

 

Sadece Monet’nin dillere destan bahçesi ve evi değil, köydeki tüm bahçeler ve evler inanılmaz güzellikte, her yer çiçeklerle bezeli. Tüm binalar sanki çevrelerindeki çiçeklerle yarış edercesine rengarenk boyalı. Bir sokağı döndüğünüzde karşınıza çıkan taş yapının pencere pervazlarının cam göbeği maviye, kapılarının koyu bir turuncuya, bahçe parmaklıklarının gül kurusu rengine boyalı olduğunu görüyorsunuz. Bahçedeki çeşit çeşit çiçekte de bu renklerin olması büyüleyici bir renk cümbüşü oluşturuyor.

Köyde ev sayısı kadar resim atölyesi var. Aslında, köyü gezerken “Böyle bir yerde yaşayıpta ressam olmamak imkansız” diye düşünüyor insan. Sokak kahveleri, küçük lokantalar, hep bu çok renk ve çok çiçek stilinde düzenlenmiş. Çevrenin güzelliği insanlara da yansımış olacak ki, akşam arabası ile işinden dönüp evine girerken gördüğünüz insanların yüzündeki mutluluk ışığı uzaktan bile seziliyor. 1840 yılında Paris’te doğan, 16 yaşında ilk sergisini açan, tuvale ışığı en iyi yansıtan ressam olarak ünlü Claude Monet işte böyle bir köyde yaşamının 43 yılını geçirmiş şanslı bir insan. Giverny ona zenginlik, mutluluk ve şöhret de getirmiş.

Sanatçının dönümlerce çiçek bahçesinin ortasında yer alan 10 odalı evi, köyün en büyük ve en güzel evi. Evi gezerken orada yaşayan insanın renk ve resim tutkusunu sezmemek mümkün değil. Tüm odalar birbirinden farklı dekore edilmiş ama duvarlardaki tablolarda ağırlık Uzakdoğu motifleri. Sanatçının ikinci kattaki yatak odasının neredeyse tüm duvarları camekan. Tamamen açılabilen bu pencerelerden bahçenin görüntüsünü kelimelerle anlatmak mümkün değil. Zemin kattaki atölyesi ise resme ilgi duyan herkesin yüreğini hoplatacak güzelikte. Yaklaşık 300 metrekare genişliğindeki atölye, tavanındaki dev bir pencereden aydınlanıyor.

Şimdi bu salon, sanatçının bir kısım orijinal eserlerinin sergilendiği ve hediyelik eşyalar, kitaplar ile afişlerin satıldığı alan olarak kullanılıyor. Tüm mobilyaları, duvarları hatta süs eşyaları bile sarı olan, pencerelerinden bahçenin tüm güzelliği seyredilebilen koskoca yemek odasında, yemek yemeye ve şarap içmeye düşkün olduğu yapısından da belli olan sanatçı, bir çok davet vermiş. Yemek odasının mutfağa açılan kapısından geçtiğinizde ise bambaşka bir alemle karşılaşıyorsunuz. Yine camlarından binbir çiçekle bezenmiş bahçe görünen, bu kez fayansları, zemin kaplaması, rafları masmavi bir mekan. “O koskoca yemek odasında ağırlanacak konuklara ancak bu büyük mutfakta hazırlanan yemekler yeterli olur” diye düşünüyor insan. Bu güzel evde mutlu, uzun bir yaşam süren Claude Monet, dünya sanat tarihinde önemli bir yer kaplayan empresyonizm akımının yaratıcısı.

Sanatçının 1874 yılında Paris’te açılan bir sergiye gönderdiği “İzlenim, Doğan Güneş” adlı tablosu “İzlenimcilik – Empresyonizm” akımının isim babası oldu. Tabloların ana temasını görüntüler yerine ressamın kendi duygularının oluşturduğu bu akımın sadece isim babası değil Claude Monet, aynı zamanda kalbi ve ruhu. 19. yüzyıl Paris’nde sanatçıların yaşamında çalışmaya değil eğlenmeye daha çok yer ayrılıyordu. Tüm sanatçılar bohem yaşantıyı tercih ederken, empresyonistler çalışmayı tercih ettiler. En çalışkanları da Monet idi. Aslında sanatçıların ilgi ve para görmediği bu dönemde çalışmak hem de çok çalışmak herkesin harcı değildi. Ünlü empresyonist Renoir tüm arkadaşlarının duygularını şu sözlerle dile getiriyor: “Sevgili Monet’miz olmasa, bize cesaret vermese, hepimiz vazgeçerdik.”

Kendi deyimi ile bir köle gibi çalışan Monet’nin günde 10-15 tuval tamamladığı oluyordu. Empresyonizmin bu en verimli ressamı ışığa olan tutkusu ile tek bir konuyu bile defalarca işliyor, ışığın en iyi yansıdığı görüntüyü vermeye çalışıyordu. Paris’te yaşadığı günlere bir çok tablosunu Seine nehri üzerinde bir tekne evde yapmıştı. Kentin köprülerinin sudaki yansımalarını suyun içinden en iyi biçimde izleyebileceğini düşündüğü için bu tekne eve yerleşmişti.

Sanat tarihinin en sistemli çalışması olarak bilinen “Katedraller” dizisi için iki yıl çalışan Monet, hayranı olduğu Rouen katedralinin günün çeşitli saatlerinde, farklı ışık yansımalarında, günde 15′e varan tablosunu yaparken, geceleri kabuslar gördüğünü, rengarenk katedrallerin üzerine yıkıldığını anlatıyordu dostlarına. Kendisini bu derece yoran çalışma sistemini, Giverny’deki evinin “Su Bahçesi”nde nilüferleri tuvale aktarırken de tekrarladı. Resim sanatına olan tutkusu ve büyük katkıları, uzun ve mutlu yaşantısı, ışığı tuvale aktarmadaki büyük yeteneği ile dünyada derin bir iz bırakan Claude Monet, resim yapmanın insanı hem çok mutlu hem de çok zengin edebileceğinin en etkileyici örneği.”

Sevdiğim, hayran olduğum yazarların, düşünürlerin, ressamların,sanatçıların  hayat hikayelerini okumak beni hep çok etkilemiştir. Monet’in hayatı da bunlardan biri, belki bir gün daha uzun uzun paylaşırım.

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 6.771 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: