Notting Hill-Aşk Engel Tanımaz

Severek izlediğim filmlerden biri daha; Hugh Grant ve Julia Roberts’in olması önemli etken, Londra’da geçmesi de öyle.Keyifli zaman geçireceğiniz, hem komedi, hem duygusal film. Güzel dostluk arkadaşlık ilişkileri, keyifli sofralarda paylaşılan zorluklar, neşeler. Ben her seferinde ilgiyle, beğeniyle izliyorum…

article-1095106-007B725B00000258-365_468x287

Aşk Engel Tanımaz

Notting Hill (Türkçe: Aşk Engel Tanımaz), 1999 yılı Birleşik Krallık yapımı romantik komedi-dram filmidir.

Konusu

Will Thacker (Hugh Grant) Notting Hill‘de seyahat kitapları satan bir kitabevi sahibidir. Boşanma sürecini pek idare edemeyen Will, Spike (Rhys Ifans) adında Galli ile ev arkadaşıdır. Bir gün dünyaca ünlü Hollywood oyuncusu ABD‘li Anna Scott (Julia Roberts), dükkâna Türkiye hakkında bir kitap satın almaya girer. Kısa bir süre sonra, ikisi sokakta birbirlerine çarpmasıyla Will’in elindeki portakal suyu her ikisinin üstüne dökülür. Will Anna’yı evine üstüne değiştirmesi için tam yolun karşısındaki evine davet eder. Anna teklifi kabul eder. Anna üstünü değiştirirken Will mutfağın dağınıklığını toplar. Anna’nın sürpriz öpücüğü karşılıklı etkileşimin tohumlarını ekmiştir.

images

Günler sonra Will Spike’a herhangi bir telefon mesajı olup olmadığını sorar. Spike Will’e gelen mesajları not etmekte ve hatırlamakta güçlük çeker ama “Anna adında bir ABD’li kız” çağrışımı yapmıştır. Anna takma bir adla Ritz‘te oturmakta olup Will’i davet etmiştir. Vardığında Anna’nın odası basın mensuplarıyla dolmuş ve Will de kendisini sahte bir basın mensubu olarak kendisini bulmuştur. O anki panikle masada duran Horse & Hound dergisini görerek kendisini o dergiden geldiğini söylemiştir. Anna’nın yeni filmi Helix‘i görmemiş olmasına rağmen tüm film ekibiyle söyleşi yapmak zorundadır. Anna ile konuşabilme fırsatını yakalayan Will, kızkardeşi Honey’nin doğumgününe Anna’yı davet eder.rhys-ifans-in-notting-hill

Max ve Bella’nın (Gina McKee) evinde Anna, Will’in arkadaş çevresiyle ve ortaya sunulan ‘son brovni’ bahsiyle evinde gibi hisseder. Anna, Will’i otel odasına davet eder ve beklenmedik bir şekilde Anna ABD’li erkek arkadaşıyla karşılaşır.

Notting-Hill-1999-love-quote

Bir süre sonra Anna, Will’in kapısının basamaklarına dayanıp Will’e çok zor durumda olduğunu çünkü onu küçük düşürtecek fotoğraflar basına sızdığını söyler. Çok zor durumda olduğunu ve saklanabileceği tek yerin Will’in evi olduğunu belirtir. Böylece birbirlerine tekrar bağlanırlar ve Will Anna’ya yeni filminin repliklerini ezberlemesinde ona yardım eder. Ancak sabah, kapısının önüne doluşmuş izdihamda kapıyı açarak afallamıştır.

notting460

Will’in bir Henry James filmi yap tavsiyesi üzerine Anna İngiltere‘ye dönmüştür. Anna, film setine Will’i davet etmiştir ve Will de sette replikleri kulaklıktan dinlemektedir. Will’in Anna’nın başrol oyuncularından birine Will’in “neden burada olduğunu bilmediğim bir adam” dediğini duymasıyla oradan ayrılır. Sonraki gün Anna bağlarını yeniden kuvvetlendirmek amacıyla kitabevine bir hediye çerçeveyle uğrar ama Will onu reddeder. Bu olaydan sonra Will arkadaşlarına doğru mu yanlış mı yaptığı konusunda danışır. Arkadaşları ilk başta verdiği kararı doğru bulsa da, sonra Will’in dünyadaki en büyük hatasını yaptığını ona söylerler. Hemen harekete geçip Max’in arabasıyla Londra‘da Anna’yı deli gibi aramaktadırlar. Anna’nın Amerika Birleşik Devletleri‘ne gitmeden önce yaptığı basın toplantısına yetişirler ve Will başarılı bir şekilde Anna’nın İngiltere‘de onunla kalmasına razı eder.

İÇ SESİM YÜRÜ GİT DİYORDU….

Gülay Savaş çok özel bir kadın;hayat hikayesi de; girişimcilik hikayesi de öyle…yaşamı da…Önce ona sunulan, önerilen, kalıpların içinde başlamış her şey…ama mutsuz olunca yüreğinin sesini dinliyor,  mühendis, ama bireysel ve kurumsal koçluk çalışmaları yapan,  teknesiyle yarışlara katılan, özel eğitimler düzenleyen Gülay’ın girişimcilik hikayesi ve işine dair bilmek isteyeceklerimiz aşağıda …

10557385_10152546261017072_5150613707363785387_n

Ben de Gülay’ın tekne eğitimlerinden birine katıldım ve çok keyif aldım. Hiç bilmediğim bir uğraşın, mücadelenin, işbirliğinin, felsefenin içinde oldum.  Uzun zamandır sizlerle paylaşmak istiyordum. Gülay anlattı, ben paylaştım. Gülay  teknesinin kaptanı olduğu gibi, hayatının da kaptanı olmak için mücadele etmiş, onun için fotoğrafları Gülay’ın deniz, tekne, yarış   fotoğraflarından seçmeyi tercih ettim.Sizlere de pazar sabahı keyfi olsun istedim.

603640_10151579435527072_2125629405_n

GİRİŞİMCİLİK HİKAYEM

Hepimiz bu dünyaya kendimizi ifade etmek için geliriz.  Ve hayatta her şeyin denenmeye değer olduğunu anladığımızda, istediğimiz an ışığımızı, hoşumuza giden herhangi bir doyum için de kullanabiliriz.

Her insanın bir tohum olduğunu düşünürsek, hayat boyunca okulda, işte ve  ilişkide kısacası yaşamın her anında yeşereceğimiz toprakları ararız. Ve yaptığımız her şeyi yaparken, o anda bu deneyimin bizim için doğru olduğunu düşünerek yaparız.Ancak serüveni deneyimledikten ve ondan elde edilen hisler tecrübeye dönüştükten sonra, “Onu daha iyi ya da farklı biçimde yapabilir miydim?” diye yaptıklarımızı sorgularız.En azından bir kısmımız.JBen de hayatım boyunca sorgulayanlardan oldum.Daha farklı yapabilir miydim?Daha farklı hissedebilir miydim?Daha farklı bir çözüm/yol/method var mıydı?

Evet birer deneme ve başarısızlık olarak görülebilir ama BAŞARISIZLIK YALNIZCA ONA İNANANLAR İÇİN BİR REALİTEDİR.Her biri birer deneyimdir ve bizi bize taşır.

Öğrenmekten suçluluk duymadan ilerlemek gerekir.Çünkü bilgi, deneyimle birleştirebilirsek bizi bilgeliğe taşır.

Hayatta başarısız olduğumuzu ya da yanlış yaptığımızı düşünürsek, kendi içsel ve dışsal büyüklüğümüzü ve tüm yaşam için önemimizi algılama yeteniğini azaltırız.

Aşağıda sizlerle paylaşacağım iş yaşamımdaki geçmişim, esasında bu hayatta kendimi ifade etme, arama ve bulma doğrultusunda sadece ayrıntı olan bilgiler.

Benim de,mutlu olduğum ve kendimi ifade edebildiğim işimi bulmam, yılmadan devam ettiğim arayışlarımın, deneyimlerimin sonrasında oldu.

479777_10151257213982072_1814770903_n

Bizim zamanımızda “ya mühendis ya da doktor olursanız adam olursunuz” denmişti. “Neyi seviyorsun, ya da nasıl mutlusun?” denmedi! Ben de adam olmak için mühendis olmuş, master ve doktoramı da yine mühendislik dalında yaptım. Lisans İTÜ Makine Fakültesi, yüksek lisans ve doktora İTÜ Matematik Mühendisliği Sistem Analizi departmanı yani yazılım üzerine idi. Doktora bitinceye kadar da önce İTÜ’de sistem analizi departmanında sonra da İstanbul Üniversitesi bilgisayar mühendisliği departmanında öğretim görevlisi olarak çalıştım. Hatta o zamanlar İstanbul Üniversitesinde, Mühendislik Fakültesi ve Bilgisayar Mühendisliği departmanı yoktu ve bunlar yeni kurulum aşamasındalardı.Ben ve danışman hocam kurulumunda emek verdik.Bilgisayar mühendisliği departmanının eğitim içerikleri, hocalarının bulunması, laborautarların kurulumu vs.işleri ile tüm bir bölümün nasıl kurulacağı tecrübesine sahip olmuştum.Üniversitelerdeki yani kamudaki geçmişim yaklaşık 12 sene sürdü.12 senelik bu ilk iş yaşamı tecrübemde hissettiğim, akıntıya kürek çekmekti. O zamanki üniversite koşullarında, zor ekonomik şartlarında günlük problemleri savmanın, ders vermenin, sınav kağıdı okumanın dışında bir şey yapamıyordum. Yetişmesine katkıda bulunduğum öğrencileri görmek büyük mutluluktu ama bu da yetmiyordu.Daha çok bir şey üretebilmek, yapmak, kazanmak, hissetmek ve özgür olmak istiyordum.Tüm bunların sebebiyle, 1999 senesinde yine İstanbul Üniversitesindeyken bir de depremin olmasıyla üniversite hayatıma dolayısıyla memuriyet zihnime son vererek özel sektöre geçtim.

Tabii bu geçiş annemin hiç hoşuna gitmemişti. “Kızım hocalık iyidir. Memuriyet iyidir. Yağmasa da damlar, diyordu.”

Ama ben damlaya kanaat etmek, tekdüze yaşamak, “böyle gelmiş böyle gider” demek istemiyordum.İçimde patlamaya hazır bir volkan sürekli kaynıyordu. Ama gerek eşim gerek annem aldığım kararlarda arkamda durmuyorlar ve o işin neden olamayacağı ve zor olduğu konusunda beni ikna etmeye çalışıyorlardı.

945683_10151582806957072_1979236933_n

Dışardaki sesler bana DUR diyor ama iç sesim YÜRÜ GİT diyordu.Ve yüreğimin sesini dinleyerek devam ettim.

Savaşçı kişiliğim ve belki de koç burcumun da sayesinde hedeflerimden vazgeçmeden ilerlemeye ve denemeye kararlıydım.Ve yeniden YOLA ÇIKTIM.

Böylece, yeni tecrübelere doğru yelken açtım.Amacım  bir çaba harcıyorsam da, verdiğim çabanın sonucunda bir şeyler üretebilmek, sonuçlar alabilmek ve mutlu olabilmekti. Ve bu ümitlerle özel sektöre geçtim.

İlk işim bir teknoloji şirketinde sistem destek uzmanlığıydı. Burada gösterdiğim başarının ardından kısa sürede beni 33 kişilik yazılım ve donanım ekibinin başına teknik coordinator olarak geçirdiler. 7×24 servis vermemiz gereken 420 adet kurumsal firma vardı.Telefonumu yanımdan hiç ayıramıyor, yemeğe, tuvalete, tatile, yatağa onunla gidiyordum.Hayatım bir dört duvarın içinde telefon, ve bilgisayar arasında geçiyordu.İş ve ev döngüsüne de girdiğimi düşünürseniz, huzursuzluk ve mutsuzluk burada da başlamıştı. Oysaki hayallerim ve beklentilerim başkaydı.

Özel sektördeki bu ilk şirketimde iki sene çalıştım.Çıkan ekonomik kriz, ilk çocuğumun doğumu vb sebeplerle ayrılmak zorunda kalmıştım.

Kendime hep şu soruyu soruyordum:

197696_10151582628672072_520461630_n

 

  • “Gülay iş yaşamından ne bekliyorsun, kariyer amacın ne?;
  • “Neyi yapmaktan mutlusun?”,
  • Su anda çalıştığın iş sosyal ve psikolojik gelişmeni destekliyor mu?
  • Yaşam amaclarini netlikle görebiliyor musun?

Bunların cevabını daha tam veremiyordum.Çünkü ne istediğimi daha bilmiyordum ama deniyordum.Acaba hangi ortamda, hangi isle mutluydum ve yeşermeye, filizlenmeye hazırdım? Daha bilmiyordum.

O zamana kadar gelen kayıtlarım: “Kızım yaşam zor. Para aslanın ağzında hatta şimdi midesinde.” vs. çerçevesindeydi.

Evet ben bu soruları soradurayım, yaşam ve sorumluluklar devam ediyordu.Artık bir kızım da vardı ve çalışmam, aileme destek olmam gerekiyordu.(Bunlar –meli, -malı’larımdan sadece bir kaçıydı.

İlk kızımın doğmasıyla, iş hayatıma 6 aylık bir ara vermiştim. Akabinde Türk bir patron şirketinde çalışmaya başladım.Görevim “Kurumsal satış yöneticiliği” ve “ürün kanal yönetici”liydi.Gece gündüz çalışmam gereken başka bir iş daha. Bununla birlikte çalışan adedi olarak 150 kişi olmamıza ragmen, her bir kişinin sürekli patrona hesap vermesi gereken “kurumsal olmayan” yönetim modeli mevcuttu. Burada kendimi bir çarkın dişlisi gibi hissediyordum. Aynen Taylorizm modelinde Taylor’un da söylediği gibi: “Şirketler bir makinadır, insan da onun bir dişlisidir.”

Yani duygular yok, ruhun beslenmesi yok, motivasyon yok, doyum yok.Huzur ve verim yok.Robot gibi bir yaşam daha.

Bunun dışında özel sektördeki  tüm işlerimde, sorumluluklarım çifter çifter olmuştu. Bu ikinci işimde de iki sene çalışabilmiştim.Artık sakinleştiriciler alarak işe gitmem gerekiyordu.

Aralarda aklımdan şu düşünceler geçmiyor değildi: “Acaba annem haklı mıydı, hayat gerçekten bu kadar zor mu, okulda mı kalsaydım gerçekten vs”

Özel sektörde çalıştığım son kurum, uluslararası bir Alman firması olmasına ragmen, burada da1910009_10152551481907072_8979328698578851688_n

 

  • Bilgi İşlem Yöneticisi
  • Pazarlama Yöneticisi
  • Toplam Kalite Yöneticisi
  • Satınalma Yöneticisiydi.

Ve tüm bunlarda tek  başınaydım.

Ayrıca hiç bir işe girişimde, ücret ile ilgili bir talepte de bulunmamış, bana ne verirlerse kabul etmiştim. Tabii böyle olunca sonuçlar hep hüsranla bitmişti. (Çok normal J )

Burası 1.5 sene dayanabildiğim ve “Artık son, başka bir firmada çalışmak istemiyorum” dediğim son özel şirketti.

Bu da olmamıştı.İstediğim böyle bir şey de değildi. Peki neydi?

Sonrası, külahı önüme alma zamanı. Herşeyi bana söylendiği gibi yapmıştım.Herkese ‘’peki’’ demiştim ama olmuyordu.Neyi yanlış yapmıştım?

Yeni birşeylere başlamadacn, yeni işlere girmeden evvel kendimi çalışmam gerektiğine karar verdim.

İlk defa teknik eğitimler dışında, insanı anlatan, gelişimini sağlayan bir eğitime, NLP (Neuro Linguistic Programming) eğitimine katılmaya karar verdim.Şimdiye kadar çalıştığım tüm şirketlerde bizlere sadece işimizle ilgili teknik yeterliliğimizi geliştiren eğitimlere yollamışlardı. Ama şunu farketmiştim ki, bir işi teknik olarak çok iyi bilmek mutlu olmak ya da başarılı olmak için yetmiyordu.

Peki ne gerekiyordu?

Bu ilk aldığım bireysel gelişim eğitimimde (NLP)  düşüncelerimiz, duygularımız, davranışlarımız yani alışkanlıklarımız arasındaki ilişki anlatılmıştı. Kısacası düşüncelerimiz ile kaderimiz ,yani yaşantımız, arasındaki bağı anlamış ve temellerini öğrenmiştim.

Doktora tezim olan “Yapay Sinir Ağları ile El Yazısı Karakterlerin Tanınması – yani bilgisayara el yazısını tanıtan” başlıklı tezimi yapmak için, doktorada aldığım “Yapay Sinir Ağları” dersinde de “Nöro Fizyoloji” okumuştuk önce bir buçuk ay.Şunu farketmiştim orada da; insan nasıl düşünüyorsa, bilgisayara da aynı metotla öğrenmek öğretiliyordu.Yani program nasıl yazılmış ise çıktısı da ona göre oluyordu.  Yani önünüzde super bir bilgisayar var ama üzerinde bir yazılım yoksa hiç bir fonksiyonu YOK. LBir yazılım yüklersek de, yazılım nasıl yazılmış ise çalışma şekli ve çıktısı da ona göre oluyordu.

Buradan şunu keşfetmiştim: “Demek düşüncelerimi değiştirirsem, hayatta sıkıntısını yaşadığım olayları da, yani yaşantımın o böümünü de değiştirebilirdim.”

Kendimi keşfetme amaçlı aldığımbu ilk eğitim çok keyifli geldi ve çok şey öğretti.Büyük çözülmeler yaşamıştım. Akabinde

Yaşam Okulu

Yaşam Koçluğu

Yaşamınızı Değiştirmek Sizin Elinizde (Bir Rus bilim adamından)

Meditasyon

Transformal Nefes

Optimum Denge Modeli vb.bir çok eğitim aldım.

Ayrıca kendi SWOT analizimi  (Strengths, Weaknesses, Opportunities, Threats – Güçlü yönler, Zayıf yönler, Fırsatlar, Tehditler) yapmanın da zamanıydı.

Gallup tarafından yapılan Strenght Finder testine göre de 5 ana güçlü yönüm çıkmıştı.Test şunları söylüyordu bana:10502470_10152558709912072_8744127608888169950_n

 

  1. Güçlü Yön: Flörtçülük (woo)

 

Kişiler yeni kişilerle tanışmaya ve onların dostluğunu kazanmaya bayılırlar.Başka kişilerle buzları kırmak ve bağlantı kurmak onlar için memnuniyet kaynağıdır.

Bireylerin içindeki iyiyi görebiliyor ve onların hatalarını veya kusurlarını görmemeyi seçebiliyorsunuz.Belki de başkalarına gösterdiğiniz bu şefkat sizi pek çok kişinin gözünde değerli kılıyor.

 

  1. Güçlü Yön :İletişim

 

İletişim temasında özel yeteneğe sahip kişiler genellikle düşüncelerini söze geçirmekte hiç zorlanmazlar. Hem grup içinde hem de izleyiciler önünde iyi birer konuşmacıdırlar.

 

  1. Güçlü Yön: Olumluluk

 

Bu konuda yetenekli kişiler bulaşıcı bir coşkuya sahiptir.Hep iyimserdirler ve başkalarını da yapacakları şey konusunda heyecanlandırırlar.

 

  1. Güçlü Yön: Bireyselleştirme

 

Özellikle Bireyselleştirme temasında yetenekli olan kişiler her bir kişinin sahip olduğu kendine has niteliklerle ilgilenirler. Farklı kişilerin birlikte üretken bir şekilde nasıl çalışabileceğini anlama yeteneğine sahiptirler.

 

  1. Güçlü Yön: Dahil Edilicik

 

Özellikle Dahil Edicilik temasında yetenekli kişiler başkalarını kabullenebilen kişilerdir.Kendisini dışarıda kalmış hisseden kişileri fark ederler ve onları dahil etmek için çaba harcarlar.

Bu keşif yolculuğu ve yeni öğrendiğim, farkına vardığım tatlar çok güzeldi.En güzeli kendimi tanımamdı. Annemin, eşimin, kardeşimin ya da etrafımda değer verdiğim her insanın benim hakkında söylediklerine %100 doğru gözüyle bakmış ve kabul etmiştim. Kendimi onların gözüyle tanımış ve öyle zannetmiştim.Tabi söz de dinlemeyi ihmal etmemiştim.Ama tüm bunlara ragmen içimdeki fırtına geçmemişti. Takii neden – sonuç ilişkisi kuruluncaya kendimi tanıyıncaya kadar.

Aldığım tüm eğitimlerde öğrendiklerimi uygulamayı da ihmal etmemiştim.Herkesin karşı gelmesine, isyanına ya da yadırgamasına ragmen.Çünkü şunu biliyordum artık: BİLGİ DENEYİM ile BİLGELİK olur.

Tüm bu eğitimlerin yanında bir de, bu dönemde hobim oldu: Yelken. Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede, Istanbul gibi deniz kenarında ve çok güzel imkanlara sahip bir şehirde ve de ateş burcundan suyu çok seven bir kişi olarak denize sadece bakarak yaşamıştım. Halbuki hayatımın dümenini artık elime aldığım gibi, denizlerde de yelkenin dümenini elime almak ve o rüzgarla, dalga ile kısacası doğa ile birlikte olabilmek çok güzeldi. Müthis bir keyifti.

Bütün bunlar bana şunları öğretiyordu:

Aynen Yunus’un dediği gibi “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir. Sen kendin bilmez isen ya nice okumaktır!”

Kendimi bilmeden, hayallerime bakmadan, mutlu olduğum kaynakları hiç düşünmeden, sadece bana söylenileni sorgulamadan kabul ederek yaşamıştım.

Halbuki sadece teknoloji ile ilgilenerek, dört duvar arasında geçirilen zamanlar değil, beni insan ile birlikte olmak, onların içindeki hazineleri dışarı çaıkarmak, bilgilerimi paylaşmak mutlu ediyordu.

Şimdi insanların içindeki kaynakları dışarı çıkarmaları için yol göstermek amaçlı, onlarla tecrübelerimi, farkındalıklarımı paylaşmak için çalışıyorum.

Kendi kurduğum işimde Anlamlı Ruhsal Yaşam (ARYA ) Akademisinde, kişilere ve kurumlara içlerindeki ruhun ateşiyle motivasyon kaynaklarını bulabilecekleri ve önce kendilerine ya da kurumlarına sonra başkalarına da faydalı olabilmelerinin yollarını, metodlarını anlatmaya gayret ediyorum

10537161_10152555289857072_8971836972406129773_n

Onlara

“Seni Dinlemek İstiyorum”

“Seni Anlamak İstiyorum

“Sana Anlatmak İstiyorum”

“Etkin İletişim Kurmak İstiyorum”

Platformlarında sunumlar yapıyorum. Mentorluk yapıyorum. Düşüncelerini değiştirmenin yollarını anlatıyorum Zihin Dili Programlama (NLP) metodlarıyla.

İletişimi, Motivasyonu, Inovasyonu, Yaratıcı Düşünme Tekniklerini anlatıyorum.Bunları bir de hobilerim ile birleştirerek yapıyorum.Denizde yelken ile motivasyonu anlatabiliyorum mesela.

Alexis De Tocqueville’nin de dediği gibi

“Güçlü yönlerimizi kullandığımızda başarılı olabiliriz ama zayıflıklarımızdan yararlanabilirsek başarımızı zirveye taşırız.”

Evet zayıf yönlerim vardı.

Özdeğer, özsevgi ve özsaygı’daki sorunlardı bunlar.Bizler kendi değerlerimize sahip olmadığımızda, kendimizi sevmediğimizde ve saymadığımızda başkaları bunların hiç birini zaten yapmıyordu.Ve bize istediğimizi vermiyorlardı.

Başkaları bize, bizim onlara öğrettiğimiz gibi davranırlardı.

Bunlar hepsi derin tecrübelerdi.Ve hayat öğretmeni benimle bu konuda iyi bir çalışma yapmıştı.

Hayatta izlemem gereken yoldan artık eminim: HİSLERİMİN PEŞİNDEN GİTMEK, RUHUMUN HİSLERİNE KULAK VERMEK ve RUHUMUN BENİ DENEYİMLEMEYE İTTİĞİ SERÜVENLERE GİRİŞMEK!!!

Ne yaşadığımızın önemi yok.Yaşadıklarımızdan neleri öğrendiğimiz önemli.Bizi nereye taşıdığı.

Artık İNSANLARLA yapmak, paylaşmak istediğim:

ONLARA

Görülenin arkasındaki GÖSTERMEK

Sözcüklerin ötesini ANLATABİLMEK

Sınırların ÖTESİNE, SINIRSIZLIĞA TAŞIYABİLMEK

Yani başka bir değişle Akvaryum’dan OKYANUSA TAŞIMAK

Bunun için de

 

  • Bireysel Koçluk
  • Yönetici Koçluğu
  • Kurumsal Koçluk ve Eğitmenlik çalışmalarımla yapıyorum.

 

 

 

Meltem ve Projesi Pisi Shoe

Meltem çok sevdiğim gençlerden; çalışmalarını çok beğenerek izliyorum. Geçen sene onun Kagider’e giriş öyküsünü  yazmış paylaşmıştım. Kagider’de beraber çalıştığımız projeler de   var. Ama ne yazık ki; hayat o kadar, hızlı ve yoğun geçiyor ki çoğu zaman birbirimizle ilgili şeyleri bazen çok geç öğreniyoruz.Onun girişim projesini öğrenmem de böyle oldu; çok geç öğrendim.Üstelik sizlerle de hemen paylaşamadım.Ama şimdi çok mutlulukla paylaşıyorum. Çok güzel bir fikir, çok kullanışlı, pratik bir ürün, ailece yapılan bir çalışma. Meltem’i hep beğenmekte ve izlemekte çok haklıymışım. Güzel projenin öyküsünü Meltem Güncel Kadın dergisinde anlatmış, okuyunca ben de rica ettim, bana da gönderdi. .Meltem girişimcilik hikayesinde; eğitim, staj, burs, yarışmalar, adım, adım , bu günlere gelişini çok güzel anlatmış. Siz de çok beğenerek okuyacaksınız.

10401434_759209034143341_5637645102540510757_n

Meltem KARAARSLAN’ı tanıyabilir miyiz?

İstanbul Aydın Üniversitesi Girişimcilik ve Proje Yönetimi bölümünden mezun oldum. 2008-2009 yılı güz döneminde Erasmus sınavını burslu kazanarak, Litvanya’nın Vilnius şehrinde bulunan College of Social Sciences’ta Business Management eğitimi aldım. Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri bölümü 3. sınıfta eğitimime devam ediyorum.

KAGİDER ile tanışmam, Haziran 2010’da ilki gerçekleştirilen Dünya Bankası destekli ‘’Geleceğin Kadın Liderleri’’ projesine seçilmem ile gerçekleşti. KAGİDER’in yürüttüğü bir AB projesi olan ‘’Kars’taki Kızlar İlerliyor’’ ile Ocak 2011’de Eğitim Koordinatörü olarak göreve başladım. Şuan KAGİDER’de gençlik projelerinin Projeler Sorumlusu olarak çalışıyorum. Aynı zamanda Sosyal Medya Yönetimi ve Raporlaması konusunda eğitim aldım. KAGİDER’in sosyal medya hesaplarını yönetiyorum.

KAGİDER gibi başarılı bir dernekte çalışınca mutlaka bir şeyler üretme arzusunda oluyorsunuz. Ben de uzun süredir bir arada çalışma fırsatı bulduğum girişimci kadınlardan ilham alarak kendi girişimcilik yolumu çizmek istedim. İki senelik araştırmalarımız ve çalışmalarımızın sonucunda Pisi Shoe markasıyla ürettiğimiz ürünleri, 2014 yılının Ocak ayı itibariyle aile şirketimiz üzerinden satışa çıkarttık.

  • Dünden bugüne ürününüzün hikayesini anlatabilir misiniz?

1908048_742063845857860_4164826860519041270_nBen de çoğu kadın gibi topuklu ayakkabı müdavimiyim ve uzun süredir verdiği acının bir çözümü olması gerektiğini düşünüyordum. Hem kendime hem de diğer müdavimlere faydalı bir ürün tasarlamak üzere iş modeli kanvası üzerinde çalışmaya başladım. Bu noktada öncelikle Babam Salim Karaarslan ve Annem Dilek Karaarslan’ın destekleri çok büyük. Pisi Shoe’ya inanmaları ve desteklemeleri her konuda Pisi Shoe’yu güçlendirdi. Aslında yaklaşık iki senedir üzerinde çalışılan bir ürün.548393_591684020895844_1250592731_n Yaptığımız araştırmalar sırasında yurt dışında da aynı amaçla farklı formatlarda ürünler olduğunu fark ettik. Örnekleri inceledik, kullanıcıların sorunlarını analiz ettik ve bu sorunlar üzerine odaklandık. Türkiye’deki kadınların da görüşlerini ve kullanım alanlarını inceleyerek ürünleri son haline getirdik ve Pisi Shoe adıyla ürünlerimizi satışa çıkardık. Pisi Shoe, günlük babet model ayakkabılar gibi de kullanılabiliyor. Özellikle dış mekân kullanımına uygun olan özel alt tabanını geri dönüştürülebilir malzemeden üretiyoruz. Şuan Kot kumaşı, suni deri, ithal pullu kumaşlar, kupür dantel kumaşı, sezonun trend’i transparan kumaşlar vb 30 çeşit her zevke uygun Pisi Shoe var. Bu sayıyı ve çeşidi arttırmak adına çalışmalarımıza devam ediyoruz. Normal babetten farkı ise hafifliği ve katlanabilir yapısı. Yani hem topuklu ayakkabı tercih ettiğiniz bir günde, ayağınızın konfora ihtiyaç duyduğu anda imdadınıza yetişecek bir çözüm hem de konforlu ve şık bir ayakkabı tercih ettiğinizde Pisi Shoe’nuzu gönül rahatlığıyla kullanabilirsiniz.IMG_20140803_224518

 

  • Pisi Shoe büyümesini nasıl gerçekleştirceksiniz?

Pisi Shoe şu an online platformlarda ve anlaşmalı olarak sadece Nişantaşı Magic Form mağazasında satılıyor. İstanbul- Bakırköy’de Pisi Shoe’nun kendi mağazasını açmaya hazırlanıyoruz. Önce yurt içi satış kanallarımızı artırmayı sonrasında da yurt dışı satış kanallarına açılmayı planlıyoruz. Pisi Shoe’nun günümüzün en popüler mecrası olan internet üzerindeki  etkileşimlerine bakacak olursak Azerbaycan, Almanya, Rusya ve Dubai’den takipçi istatistiklerimiz yüksek görünüyor. Şu an zaten Azerbaycan’da da satılıyor. Yurt dışı kanallarında da önceliği bu bahsettiğimiz takipçilerimizin bulunduğu ülkelere vermeyi hedefliyoruz.IMG_20140717_004427

Pisi Shoe pratik bir ürün. Uzun vadede, bu pratikliğin devamını sağlayacak ve kadınların hayatı kolaylaştıracak farklı ürünler de geliştirmeyi düşünüyor ve üzerinde çalışıyoruz. Yeniliğin ve tüketiciye sunulan kolaylığın verdiği heyecan, ilk günden beri en önemli motivasyon kaynağımız ve öncelikli hedefimiz de bu heyecanımızı koruyabilmek.

  • Pisi Shoe’nin hedef kitlesi nedir? Hangi kesime hitap ediyor?

Hedef kitlemiz öncelikle topuklu ayakkabı giymeyi seven ve bunun bir süre sonra acıya dönüştüğünü düşünen tüm kadınlar. Özellikle bir yaş aralığı belirtmek pek doğru olmaz. Topuklu ayakkabı acısına maruz kalan ve yine de onlardan vazgeçemeyen, hem şık hem de spor tarzı bir arada kullanmayı tercih eden tüm kadınların Pisi Shoe tutkunu olacağına inanıyoruz.  Pisi Shoe markasını, en yüksek kaliteyi en uygun fiyata sunacağı bir çizgide tutmaya kararlıyız.IMG_20140724_121806

  • Tasarımları siz mi, yapıyorsunuz yoksa tasarımcılarınız var mı?

Tasarımlar üzerinde Annem Dilek Karaarslan, Abim Mert Karaarslan ve Nubar Özperçel ile birlikte çalışıyoruz. Birbirimizi tamamlayan şahane bir ekip olduk diyebilirim. Model eskizini ben hazırladım. Üretim sürecinde de tüm ekibin emeği var. Kullanıcıların görüşlerini ve sezon trendlerini takip ederek en faydalı modeli çıkartıyoruz.

IMG_20140717_205216Halihazırda çalıştığımız özel bir tasarımcı yok. Gelecek planlarımız ve elbette Pisi Shoe fanlarının talepleri doğrultusunda tasarımcılarla iş birliği konusuna sıcak bakıyoruz. Bizim gibi Pisi Shoe markasına tutkuyla bağlanıp, özel fikirlerini bu marka çatısında hayata geçirmek isteyen tasarımcıların tekliflerine ise kapımız her zaman açık.

  • 2015 koleksiyonunda neler var?

2015 moda trendlerine baktığımızda, özellikle fotoğraf baskılı tasarımların ön plana çıkacağını görüyoruz. Bu akımı Pisi Shoe markasına da entegre edeceğiz. Kullanıcıların kendilerine özel bir Pisi Shoe tasarlamasının heyecan vereceğine eminiz. Işıltı da yeni sezonun vazgeçilmez trendleri arasında. Göz kamaştıran  pırıltılı kumaşlar, altın ve gümüş detaylar 2014’te olduğu gibi 2015’te de baş tacı olacak gibi görünüyor.

  • Talep nasıl, istediğiniz gibi mi?

Ocak 2014′ten bu yana bizi daha da cesaretlendiren ve yaratıcılığımızı artıran çok güzel geri dönüşler aldık. Ürünlerin satışının başlamasından bu yana çok kısa bir zaman geçmiş olmasına rağmen ilgi hayli yüksek ve hatta Pisi Shoe müdavimleri de var. Yaz aylarında düğün sezonunun açılmasıyla markamız daha çok dikkat çekmeye başladı. Gelinlere özel tasarlanan kupür dantelli veya düz beyaz üzerine gelin damat tokalı Pisi Shoe’lar şu an en çok tercih edilen modellerimiz arasında yer alıyor. Özel sipariş üstüne, gelin ve damadın fotoğraflarından oluşan bir Pisi Shoe da tasarlayabiliyoruz. Aynı zamanda “Bu düğünde oturmak yok” diyen misafirlerinin de rahatını düşünen zarif gelinlerin tercihi tabansız özel üretim Pisi Shoe’lar da revaçta.10441328_546283685499697_1474972757941031050_n

  • Siz hem KAGİDER proje koordinatörlüğünde çalışıyorsunuz hem de kendi işiniz var, ikisini bir arada nasıl yürütüyorsunuz?

Planlı çalışma ve güçlü bir ekiple başarılmayacak hedef olmadığını düşünüyorum. Hafta içi her gün KAGİDER’deki görevlerime konsantre oluyorum her akşam da Pisi Shoe ekibiyle toplanıp  günlük değerlendirmemizi yapıyoruz. Hafta sonlarımı da Pisi Shoe’ya ayırıyorum. Yorulmuyorum diyemem fakat emek verilmeden başarıya ulaşmanın mümkün olmadığını da biliyorum. Ayrıca Pisi Shoe markasının temelinde benim şahsi bir ihtiyacım üstüne gelişen bir fikir olduğundan aynı zamanda çok içselleştirdiğim bir çalışma ve bu da yorgunluğu neredeyse unutturuyor diyebilirim.

  • KAGİDER’de görev yapmanın size ne gibi bir avantajı var?

KAGİDER’i kendim için bir okul olarak görüyorum. Beni geliştiren, farkındalığımı arttıran. Aynı zamanda kadın girişimciler için bir mentorünün olmasının çok değerli olduğunu biliyoruz. Benim KAGİDER’de birbirinden başarılı 304 mentorum var. Birebir girişimcilerle bir arada olmak, başarılardan veya başarısızlıklardan ders almak önemli bir kazanım.

IMG_6296

  • Peki, başarının sırrı nedir?

Steve Jobs’un Stanford Üniversitesi’ndeki konuşmasını izlediğimde, beni en çok etkileyen cümlesi “Noktaları ileriye bakarak birleştiremezsiniz, ancak geriye bakarak birleştirebilirsiniz” olmuştu. İnsanın kendinde bulduğu şey her zaman onu en çok etkileyen oluyor. Üniversiteye başladığımda ve iş arama sürecimde önüme çıkan fırsatlar veya aldığım olumsuz yanıtlar çalışmaya başladığımda anlam kazandı. Steve Jobs’un değimiyle geriye bakarak noktaları birleştirdim. Bu nedenle başta vazgeçmemek olmak üzere açık iletişim, içtenlik ve kolektif beyin gücünün yanı sıra sosyal sorumluluk bilincine sahip, duyarlı olmak olarak sıralayabilirim. Genelde dertleri paylaşmakta çok cömert, başarıları paylaşmaktaysa çok cimriyiz. Başarıları paylaşacak yüce ruhlu insanları bulmanın da kıymetli olduğunu ekleyebilirim.

  • Aile kavramı deyince ilk akla gelen nedir?

Benim aklıma ilk “Diğergam Olmak” geliyor. Kendi mutluluğundan önce başkalarının mutluluğunu düşünen, başkalarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önünde tutan insanlardan oluştuğunu düşünüyorum. Ailemizde olan kuvvetli bağın sırrı bu.

Aile deyince kan bağıyla sınırlayamıyorum ben. Bu özelliğe sahip insanlarla bir aradaysanız onlar zaten sizin aileniz olmuştur.

  • Pekii keyifli sohbetiniz için çok teşekkürler… Son olarak söylemek veya eklemek istediğiniz bir şeyler var mı?

Pisi Shoe hakkında daha detaylı bilgi almak veya bizlere ulaşmak isteyen olursa sosyal medya hesaplarımızdan veya web sistemiz üzerinden bize ulaşabilirler.

http://pisishoe.wix.com/pisishoe

www.facebook.com/pisishoe

www.twitter.com/pisishoe

Instagram: @pisishoe

 

 

Güvensan’dan Eğitim Fırsatları…

Bu gün sizlere çok faydalı bir sosyal projeyi  anlatmak istiyorum.Proje sahibi sevgili Münteha Adalı, şirketi Güvensan ile; evlerimiz de çalışan yardımcılarımızı eğitiyor. 10553473_467214633381266_5965644292604342931_nBu hem işveren için, hem de çalışan için çok yararlı bir çalışma olmuş. Amaç öncelikle hem işverenin, hem  çalışanların ilk andan itibaren  birbiriyle kolay  anlaşması, ve  yapılacak işlerin en doğru ve kolay şekilde neticelenmesi.Bazen  toplu eğitimler verildiği gibi, müşterilerin ihtiyacına göre özel eğitimler de düzenleniyor.1794736_426443017458428_1150083935_nGüvensan konusunda çok deneyimli, başarılı, titiz,  güvenilir, doğaya duyarlı, çevreci kurumsal  bir şirket.15378_473048416131221_8206547121115817618_n İş konusundaki duyarlılığını, sadece  işverenler için değil,  çalışanların da haklarını gözeterek böyle bir çalışma başlatması , onları eğiterek, sertifika vermesi  beni çok mutlu etti. Hz Ali’nin  “Bana bir harf öğretenin kulu olurum” dediği gibi her konuda eğitimin değeri katkısı çok büyük. Özellikle ilk kez  çalışacak yardımcılar için ne kadar önemli bir destek. Çalışıyor olanlar için de sertifikası, referansı olması çok güzel bir öz güven, işini daha  çok benimseme, sevme, değer verme  fırsatı. Sevgili Münteha yine çok önemli bir çalışma daha yapıyor. Evlerinde yardımcı çalıştıranların sigorta sorumluluklarını da üstleniyor, takibini, işlemlerini işveren adına yapıyor.Belki iş sahibi işverenler için zor olmayabilir, ama bunlarla hiç uğraşamayacaklar için süper kolaylık. Güvensan ve Münteha’yı bu güzel katkılarından dolayı kutlarken; sizlerle de benim de çok yararlandığım; Güvensan’dan önerilerin bir kısmını paylaşmak istedim.Ben de Güvensan eğitimlerinden kendi adıma böyle yararlanıyorum. Sevgiler, tekrar tekrar teşekkürler; Güvensan…1381595_431475316955198_795498193_nYiyecek kaplarinin üzerini örtmek ve yiyecekleri korumak için kullandığımız naylon folyoları buzdolabında saklarsanız, soğuktan dolayı ucu daha da belirginleşir.Gerektiği an buzdolabından alıp, vakit kaybetmeden kolayca rulosundan çıkartabilirsiniz.12716_418135001622563_287750417_nYemek yaparken çelik tencereniz yandıysa, sakın üzülmeyin. Tencerenizi yeniden pırıl pırıl yapabilirsiniz. Bunun için 1 tatlı kaşığı karbonat ve 1 fincan sirkeyi tencerenizde kaynatın. Hem üzerine işleyen kara lekeler çıkacak, hem de tencereniz tertemiz olacaktır.Şimdi Tatil zamanı

10494751_465918070177589_8282160826655858656_n
Acil ütü masası nasıl yapılır?

Seyahate gittiğiniz zaman yanınızda seyahat ütü taşıyorsanız, kendinize bir ütü masası yapabilirsiniz bunun için;
Yastık yüzünün içine 4-5 gazeteyi mümkün olduğu kadar düz bir biçimde kılıfa yerleştirmeniz yeterli olacaktır.10514761_463552423747487_2823310331579951937_nBAHÇE MOBİLYALARIMIZI TEMİZLEYELİM.
Plastik bahçe mobilyanızın temizliğini karbonata batırılmış ıslak süngerle silerseniz çizilmesinden veya renklerinin solmasından endişe etmenize gerek kalmaz.
Mobilyanızı dairesel hareketlerle silin ve sonrasında iyice yıkayarak temizleyin.

10313626_462830093819720_8976619653486971885_nYAZ AYLARINDA SİNEK VE DİĞER UÇAN CANLILARDAN KORUNMAK İÇİN;
Yatmadan önce vücudunuza okaliptüs ya da nane yağını sürebilirsiniz. Bunu yapmak istemiyorsanız, bir tasın içine bu yağlardan damlatırsanız canlıların odaya girmesini engellemiş olursunuz.10415610_460891950680201_7572723760349013904_nGİYSİLERİNİZ DE PARLAKLIK OLUŞUYORSA!
Etek ve pantolonunuz da parlaklıklar oluşuyorsa, bu kısımları yeni kesilmiş bir patatesle ile iyice ovalayıp, kuruduktan sonra da fırçalayabilirsiniz.
Parlaklıktan eser kalmayacaktır.10305965_455800897855973_2493661110187265187_nODANIZIN MİS GİBİ KOKMASINI İSTER MİSİNİZ!
Ampulün üzerine biraz parfümünüzden sıkarsanız, ampul yandığında odanızın mis gibi koktuğunu göreceksiniz.

1503863_448792351890161_3741784914080632543_n

Deri çanta ve ayakkabıların temizliği!

Yumuşak bir beze damlatacağınız birkaç damla bebek yağıyla eski deri çantayı veya deri ayakkabılarınızı yepyeni hale getirebilirsiniz. Parlattıktan sonra derinin üstünde kalan fazla yağı silmeyi unutmayın.

10312005_446072492162147_1940927849021660816_nHaşladığınız makarnanın suyunu dökmeyin!

Bu su ile evinizde bulunan bitkilerinizi sulayın. Birkaç zaman sonra bitkilerinizin nasıl canlanarak daha fazla çiçek açtığını göreceksiniz.

207669_10151228600733981_624173100_n

Aşağıda  sevgili Münteha ile bu değerli eğitimler için yapılan röportajını; severek okumaya başladığım blog yazarı Ayşe Gülay Hakyemez’in  Bir Başka İstanbul sohbetlerinden sizler için aldım.

Münteha Adalı: “Her evde her gün bir iş yaşamı var..” diyor ve vasıflı ev yardımcısı yetiştiriyor… Okumaya devam et

Karbonat ve D Vitamini Mucizesi…

 Her ortamda dönüp dolaşıp, sağlık konuşuyoruz, hatta daha fazla hastalık konuşuyoruz. Çünkü çevremiz de sağlık sorunları çok fazla; artık sağlıklı yaşamak da çok zor.Yine bu sohbetlerden birinde bu güne kadar duymadığım bir şeyi gruptaki herkes hararetle anlatınca ben de araştırmaya başladım. Zaten suyumu alkali yaparken karbonat kullanıyor, D vitamini kürü yapıyordum. Bol su ve bol sebze tüketmek hepimizin yaptığı şeyler…Ama kanserle ve diğer hastalıklarla ilişkilerini bilmiyordum. Kemal Milar‘ın yazdıkları bu konuda çok popüler olmuş. Hasta olmamak için; veya hastalıklar karşısında çaresiz kalındığında; uygulanabilecek, çok basit ve faydalı tavsiyeler… Ama önce inanmak, inanarak başlamak şart.Sizlerle de hemen paylaşmak istedim. Benim gibi henüz duymayanlar için, sevgiler… 10378542_359425317546546_3366818557087834419_nKARBONAT – SODYUM BİKARBONAT KULLANIM TARİFİ Karbonat ( Sodyum Bikarbonat – İngilizce: Sodium bicarbonate – Kimyasal formülü : NaHCO3 ) Eczanelerde: İngiliz Karbonatı, Solvey Karbonatı, Karbonat, Cep sodası, Garra Karbonat gibi isimlerle satılmaktadır. Eczanelerden almanızı tavsiye ederim. ECZANEDEN ALACAĞINIZ KARBONAT EN GÜVENİLİR OLAN KARBONATTIR!!!. Hasta olmamak için her gün 1 çay kaşığı karbonatlı su içebilirsiniz. Bunu yarım çay kaşığı sabah, yarım çay kaşığı akşam 1 bardak suya karıştırıp 3dk bekleyip iyice karışmasını bekleyin sonra tekrar karıştırıp için. Her beden ve her bedenin göstereceği tepki farklı olucak’tır. Çünkü herkesin farklı beslenme biçimi var. Bundan dolayı herkesin kendi bedenini dinleyip buna bağlı olarak karbonat miktarını ayarlaması gerekir. Eğer grip, nezle gibi rahatsızlıklar olursa günde 3 çay kaşığı karbonatlı su içebilirsiniz. Fazla gelirse o zaman günde 3 kere yarım çay kaşığı içerek buna devam edebilirsiniz. 3 yaşından büyük çocuklarda hastalık olursa yarım çay kaşığı karbonatı 1 bardak suya karıştırıp içirebilirsiniz. Eğer Karbonatlı su içmekte zorlanıyorsanız, boş ilaç kapsülleri temin edip içlerine sodyum Bikarbonatla doldurup bol suyla hap olarak içebilirsiniz. Eğer Tansiyonunuz yüksekse yada hipertansiyonunuz varsa, hazırladığınız karbonatlı suyu tek seferde içmeyin, gün içinde yudum yudum az az içip öyle bitirin yani güne yayarak ve bol alkali su tüketin. Eğer yüksek Tansiyonunuz varsa yada yaşlıysanız Karbonatlı suyu içtikten sonra Kanape yada yatağa uzanı 10 – 20 dk uzanıp dinlenin. Bazı insanlarda tansiyonda yükselme yaratabilir ama kısa sürer bu. O yüzden TANSİYONUNUZUN YÜKSELMESİNDEN ENDİŞE EDİYORSANIZ UZANIP 10 – 20 DAKİKA DİNLENİN. ARKADAŞIMIN ANNESİ YÜKSEK TANSİYON HASTASIYKEN ŞUANDA YÜKSEK TANSİYON HASTASI DEĞİL! AMA KARBONATLI SU İÇTİKTEN SONRA VÜCUDUNU DİNLİYOR EĞER ÇIKARMIŞ GİBİ HİSSEDERSE YATAĞA UZANIP DİNLENİYOR SONRA KALKIP GÜNLÜK İŞLERİNE DEVAM EDİYOR!. Kanser hastasıysanız!!!: Eğer Kanser gibi bir hastalığınız varsa Öncelikle sakın Kemoterapi almayın Kemoterapi notumda yazılanları muhakkak okuyun!!!. Gidip dijital pH ölçer alıp idararınızı sabah akşam kontrol edip pH ı 8 in üzerine çıkarmanız ve bu seviyede en az 2 hafta tutmanız gerekir. Buna bağlı olarak karbonat içimi günde 5 – 6 çay kaşığı karbonatlı su içmeniz gerekebilir. 1 çay kaşığı karbonatlı suyu bir miktar içip yatağa yada kanepeye uzanıp 360 derece sağa sola dönerek hareket etmelisiniz . Bu hareketleri yaparken ara ara bardaktaki karbonat tüketilmelidir. Tıpta çok hastalık var. O yüzden bana şuna iyi gelir mi diye sormayın!. Deneyin görün iyi gelip gelmiyeceğini. Duvarımda yığınla hastalığa iyi geldiğini bildiren görüşler var. Diyabet iyileşmez diye geçiyor, bakın demek ki geçiyormuş, kanserin tedavisi yok bakın tedavisi varmış. Trombositleri onkologlar yükseltemeyiz diye konuşurlarken bakın alkali hale gelince trombositler yükseliyormuş .. Daha bir çoğunu paylaştım , herkese cevap yazmam mümkün değil!!. Eğer şu zamana kadar çok asidik beslendiyseniz, vücudunuz asit tutmuşsa ishal olup sıvi şeklinde wc’ye çıkarabilirsiniz. Ben abartarak 5 gün günde 5 defa içerek her gün 5 -6 defa wc e gittim sırf asitli su çıktı. O 5 gün devamlı salatalık edim, bitkisel beslenmeye ağırlık verdim. 6 cı gün normal sağlıklı bir şekilde dışarı çıktım ve vücut biriktirdiği asitleri attı, 10 cu gün laktik asitler eridi kuluçlar kalmadı. 15 ci gün sigara içtiğim için alt ciğerlerime nefes almakta zorluk çekiyordum ama nefes alma sorunum yoktu sadece derin nefes almakta zorluk vardı, o kalktı derin nefes alabilmeye başladım. D VİTAMİNİ ALMAYI UNUTMAYIN Hangi hastalık olursa olsun, her hastalıkta ayrıca kolloidal gümüş suyu kullanılmasını tavsiye ederim. D vitamini almayı unutmayın çünkü zamanınızın çoğu kapalı alanlarda geçiyor. Kanser dahil pek çok hastalığın nedeni D vitamini eksikliği. Türkiye Cumhuriyetinde eczanelerde Devit-3 ampul satılıyor 300.000 İU bunu ayda 1 kere şekere yada ekmeğe emdirip tüketmeniz gerekir. Bunu hasta olsanızda olmasanızda herkese tavsiye ediyorum. Yetişkinler için 1 ampul 1 aylık D Vitamini ihtiyacınızın hepsini karşılar. Karbonatın dozunu bana artık sormayın. Karbonatlı su içerek alkoloz olunsaydı, ben ve beni takip eden herkes ciddi sıkıntılara girerlerdi kimse girmedi. En fazla gaz yapar,  Yada ishal olursunuz, asit atarsınız. Fazla bitkisel beslenmeyi doğru bulmuyorum, fazla magnezyumda ishal yapar. Kalsiyumla dengelemeniz gerekir, kalsiyum almak için yoğurt yiğin. Ben laktozsuz süt içilmesini daha doğru buluyorum. En Önemlisi Şu bilgileri Lütfen Anlamaya çalışın!!!!. Sodyum Bikarbonatın Önemi Tükrük bezlerinin yoğun miktarda karbonat iyonları salgılayarak yediklerimizi alkali yapar. Midemizin çevresi kandan alınan sodyum klorür’le çevrilidir.Sodyum su ve karbon dioksitle birleşerek alkali TUZ yani SODYUM BİKARBONAT OLUŞTURUR. Biyokimyada bu şu şekilde formüle edilir: H20 + CO2 + NaCl = NaHCO3 + HCL. Bundan dolayı midemiz aslında yediklerimizi ALKALİ yapmaktan sorumludur. BRUNNER BEZLERİ (12 PARMAK BAĞIRSAĞINDA BULUNUYOR) yüksek miktarda karbonat salgılayarak yediklerimizin alkali halde sindirilmesini sağlıyor. Pankreasımız Yüksek miktarda Sodyum Bikarbonat salgılayarak mideden gelen asitleri nötralize etmek ve yediklerimizi alkali yapmaktan sorumlu. Karaciğerde safra salgısındada yüksek miktarda karbonat içerir. Bedenimiz çürümemek için (kanser olmamak için) kendisini hep karbonatla alkali hale getiriyor. Böbreklerimizin kendisi karbonat ürettir. Böbreklerimiz kanın pH seviyesini alkali tutmakla sorumludur.

Armut.com;Hizmet Piş Ağzıma Düş

basak-taspinar-degimFark yaratan girişimcilere destek veren ve dünyada 23 ülkede faaliyet gösteren Endeavor’un düzenlediği Endeavor Uluslararası Seçim Paneli’nde Türkiye’yi temsil edecek olan girişimlerden biri Armut.com oldu. Armut.com kurucusu Başak Taşpınar Değim, bir kadın girişimci olarak, New York’ta düzenlenecek etkinlikte Türkiye’nin temsilcilerinden biri olacak.Harika bir haber, okur okumaz ben de Armut.com’u ve sevgili Başak Taşpınar Değim’i tanımak istedim. Çok güzel bilgilere, röportajlara ulaştım.Hemen en beğendiklerimi sizler için paylaşıyorum. Siz de mutlaka ilgileneceksiniz diye düşünüyorum. Armut.com;her zaman hepimize lazım olan bilgilere çok kolay ulaşmamızı sağlıyor,
Toplu
Biz de evde yapılacak bir tadilat için yazışmaya başladık, bile.Başak, çok güzel bir fikirle yola çıkmış, gerisini okuyun , siz de bana hak vereceksiniz….
images (10)

Duygu Eren’in 08.10.2013de Sabah Gaetesin’de çıkan güzel röportajı ile;

2011 yılında “Hizmet piş, ağzıma düş.” sloganıyla yola çıkan Armut.com, hizmet sektöründeki en önemli açıklardan birini, en iyi hizmet vereni müşteriyle buluşturma sorununu tamamen çözüyor. Çeşitli dallarda uzman 25.000 profesyonelin üye olup, hizmet sunduğu Armut.com sayesinde KOBİ’ler İnternet ile tanışmış oluyor.

İnternet alışveriş yaparken en cazip ürünü bulmanıza yardımcı olacak sitelerden Armut.com’un hikayesini Başak Tanpınar Değim, Duygu Eren’e anlattı.

Türkiye’de hizmet sektörü; talep yüksekliği ve kaliteli arz eksikliği açısından oldukça cazip ve ilgi gören bir alan. Fiyat ve rekabetin yoğun olduğu ve bunların ölçümlenmesinin zorluğundan dolayı müşteriler açısından da” acaba değerinin çok mu üzerinde ödüyorum” korkusu çoğu zaman yaşanmakta. Bugün okuyacağınız girişim hizmet sektörünün belirli kollarında fiyat karşılaştırması yapmanızı sağlayan online bir platform. Armut.com’a girip ihtiyacınızı yazdığınızda size gelen tekliflerden birini seçip, teklif sahibiyle anlaşıyorsunuz. Müşteriyle satıcıyı bir araya getiren armut.com’un başarı hikayesini ve sunduğu hizmetleri kurucusu Başak Tanpınar Değim’le konuştuk:

Eğitiminizi öğrenebilir miyiz? Bu işe başlamadan önce iş hayatında tecrübeniz oldu mu, nerelerde çalıştınız?

2000 yılında Boğaziçi Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldum. Ardından Koç Üniversitesi’nde burslu MBA yaptım ve bu sırada Istanbul Coca Cola ofisinde pazarlama departmanında yarı zamanlı çalıştım. 2002 yılında ikinci bir yüksek lisans programı için Amerika’ya gittim. Nielsen ve Revlon firmalarında yöneticilik yaptım. Tabii bu arada evlendim, bir de oğlum oldu. O doğduktan sonra el öpmeyi, bayramları öğrensin, ailesini tanısın, buralardan kopmasın istedik ve 2010 yılında o henüz birkaç aylıkken eşimle Türkiye’ye kesin dönüş yapmaya karar verdik. Kısa bir süre Koç Holding’e bağlı Tat’ta Tat ve SEK markalarının ürün yöneticiliğini yaptıktan sonra armut.com’u kurmak için işten ayrıldım.

Bu işe başlama fikri nereden geldi ve nasıl gelişti?

Türkiye’ye dönüş yaparken yaşadığımız taşınma süreci bizim için zor ve zahmetli bir süreçti. Kısa bir sürede birçok konuda hizmet satın alma ihtiyacım oldu: evden eve nakliyatçı, temizlikçi, boyacı, marangoz ve tamirci. Ancak, kaliteli hizmet verenlere ulaşmakta çok zorlandım. Bu kişilere internetten pratik bir şekilde ulaşmanın bir yolu olmalı diye düşünürken armut.com fikri doğdu.

Ne kadar sermayeyle ve nasıl bu işe başladınız?

Aslında ben pazarlama kariyerimden memnundum, son çalıştığım markalar da küçüklüğümden beri tanıyıp sevdiğim Türk markalarıydı ve bu bana büyük bir manevi mutluluk veriyordu. Ancak, ben memlekete dönerken kendi işimi yapmayı kafama koymuştum, ve aslında hayalimi erteliyordum. Oğlum bir nefes problemi nedeniyle 2011 başında iki gece hastanede kaldı. İşte bu tecrübe benim için bir dönüm noktası oldu. Hastaneden döndüğümüz akşam eşime ertesi gün istifa edeceğimi ve hayalimin peşinden gideceğimi söyledim ve girişim maceram da bu şekilde başladı. Bu işe kendi birikimlerimden 50.000 TL’lik bir sermayeyle, ofis olarak Çekmeköy’deki evimizin bir odasını kullanarak başladım. İlk iş ekip kurmaktı. Sıfırdan başlayıp da elinizde sadece bir fikirle ekip kurmak kolay bir iş değildi. Uzun süre görüşmeler yapmışlığım var. İnsan psikolojik olarak bu süreçten çok etkileniyor, ama bu sırada hiç yılmamak gerekiyor. Fikre inanarak ilk katılan ve hala beraber çalıştığım Erhan (Kocabaş) oldu. Ardından Eda’nın (Kanbak) katılması ile küçük bir ofise geçtik. Harcamalarımızı hep düşük tuttuk. Üç bin hizmet verene ulaştığımız gün bile hepimiz tek bir oda da çalışıyorduk ve tek bir telefon hattımız vardı. İşlerin iyi gittiğini gördükçe, kendi kişisel birikimlerimden işi desteklemeye devam ettim. Aramıza sonradan katılan Esra (Emiroğlu) ve Şebnem (Alpaylı) ile beraber beş kişiye ulaşmış durumdayız. Kısa sürede de on kişiye çıkmayı planlıyoruz. .

Markanızın ismi nereden geliyor?

Hizmet almayı ‘armut piş, ağzıma düş’ kadar kolaylaştırmak istiyoruz. İşimizi seven ve çok eğlenen bir ekibiz. O yüzden markanın adını armut, sloganı da “hizmet piş ağzıma düş” koyduk. Markayı ve sloganı duyduğunuzda o an biliyorsunuz ki bu markada kolaylık, gençlik ve eğlence var. Ciddiyet ve bürokrasi yok. Markamızın ismi tahminimizden etkili oldu. Kime “armut’ta çalışıyorum” desem, önce bir gülümseme, ardından da merak ve sorular geliyor. Kim böyle bir marka istemez ki?

İşe başlarken finansman veya rehberlik anlamında destek gördünüz mü?

Finansal olarak destek almadım, ancak rehberlik olarak çok destek aldım. Ancak bu süreçte öğrendiğim şu oldu: İlk önce rehberlik almanız gereken kişiler müşteriler. Çünkü; herkesin verdiği rehberlik kendi tecrübesinden geliyor ve kimi zaman tavsiyeler çelişiyor. Ancak, müşteri her zaman ne istediği konusunda çok net. Ben de ana rehberim olarak müşterilerimi aldım. Ancak iş ilerlerken takıldığım noktalarda destek aldığım ve bir kahve içmek için rahatsız ettiğim akıl hocalarım var.

İşinizde sizin için dönüm noktası sayılabilecek bir zaman dilimi veya yardım eden kişi oldu mu?

Bu soruyu ne zaman sorsanız, hep geride kalan birkaç hafta bize dönüm noktası gibi geliyor. Hemen her hafta önemli gelişmeler yaşıyoruz. Şırnak’tan gelen ilk işimizi kazanmamız ve beş yıldızlı değerlendirme almamız, Armut.com sayesinde kızını dershaneye yazdırdığını öğrendiğimiz Ayşe Teyze’miz, Serdar Kuzuloğlu’nun bizim hakkımızda attığı tweet ile trafiğimizin fırlaması, bize ortak olmak istediklerini söyleyen yatırımcıların ilgisi bize hep dönüm noktası gibi gelen anlardı. Bize en çok yardım edenler armut.com’un hizmet verenleri olmuştur. Burada hepsinin isimlerini belirtmem mümkün olmasa da, işlerini en iyi şekilde yapmaya çalışan, müşterilerine gözü gibi bakan ve armut.com’u eşlerine dostlarına tavsiye eden hizmet verenlerimizin sayesinde bugünlere geldik. Hepsine buradan selamlar, saygılar gönderiyorum.

Şu an markanızın yönetimini nasıl yapıyorsunuz?

Şu an marka yönetimi benim üzerimde. Başlangıçta marka konumlandırmasını oluşturabilmek için aynen kurumsal bir şirketteki gibi bir özet rapor hazırladım. Sonra bu dokümandan yola çıkarak logo tasarımını yurtdışından bir internet sitesinde tasarım yarışması açarak geliştirdik. İlk sayfa düzenimizi de ajans geçmişi olup serbest çalışan bir tasarımcı ile birlikte yaptık. Reklam bütçemiz henüz oldukça limitli ve yine genelde internet üzerinden reklam vermek için kullanıyoruz.

Bu noktaya gelmenizin kısaca hikayesi nedir?

Ekibim ve ben 15 Kasım 2011 günü arkadaşlarımıza ve tanıdıklarımıza e-posta ve sosyal medya aracılığı ile armut.com’u açtığımızı haber verdik ve o günden beri site 50.000’e yaklaşan üyesine yüzlerce hizmet kategorisinde hizmet sunuyor. Ağırlıklı olarak ev içine gereken işlerdeki ihtiyaçlara cevap versek de ara ara dedektiflik ya da Japonca dersi gibi ilginç talepler de alıyoruz.

Markanızı şu an nasıl kendi sektörünüz içinde, rakiplerinize göre nasıl konumlandırırsınız?

Armut.com size Teklif Rekabeti sayesinde çok seçenek ve uygun fiyatlar, Müşteri Yorumları sayesinde en iyi hizmet verenleri seçme şansı veriyor. Üstelik bunu yapmak için tek yapmanız gereken, ihtiyacınızı birkaç soruda anlatmak. Size birkaç saat içinde teklifler ile geri dönüyor, hizmet verenleri kalite ve fiyat olarak karşılaştırma fırsatı veriyoruz. Üstelik bu hizmetimiz size ücretsiz. Eğer büyük bir şehirde yaşıyorsanız ve usta, iç mimar, tadilat, nakliye, temizlik, fotoğraf ve web sitesi yaptırma gibi her türlü hizmet ihtiyaçlarınız için armut’u ücretsiz kullanma şansınızı kullanın.

Gelecekte nasıl büyümeyi hedefliyorsunuz?

Her şeyin başı, insanların ihtiyacını en doğru şekilde karşılayabilen bir ürün ortaya koyabilmek. O nedenle bizim ekip olarak en önemli hedefimiz, verdiğimiz müşteri tecrübesini yapabileceğimizin en iyi seviyesine getirebilmek. Şu an elimizdeki limitli kaynağı çok iyi değerlendirerek armut.com’u belirli bir noktaya getirdik. Bundan sonra da odaklandığımız coğrafyaları ve meslek kategorilerini arttırmakla başlayan birtakım adımlar atmayı planlıyoruz.

Bir iş gününüz nasıl geçer?

Sabah 6:30’da kalkıyorum ve çocukları hazırlıyorum. Ardından ofise kendimi atıp, bir sabah kahvesiyle email kontrolü yaparken güne başlıyorum. Günün devamı işin ihtiyacına göre çok farklılık gösterebiliyor. Bazı gün ofisin muhasebe işleri için muhasebeciye veya vergi dairesine gitmek, başka bir zaman müşteri ihtiyacı için beyin fırtınası yapmak, bir başka zamanda da performansımızı değerlendiren analizler yapmak gerekiyor. Bir internet sitesi olduğumuz için bazen gerçekten çok ilginç şeyler başımıza geliyor. Örneğin geçen hafta ben bir toplantıya gittiğimde ofisin kapısı çalmış ve bir nakliye şirketi sahibi ve yanında bir arkadaşı ‘Biz sizi internette gördük, siz gerçek misiniz?’ diye bizi kontrole gelmişler, sonra ikna olup işlerine geri dönmüşler tabii.

Sektörünüz, Türkiye’de sizce nereye gidiyor?

Türkiye’de internetin cep telefonu gibi mobil araçlar üzerinden kullanımı artıyor. Bu da mobil alanda gerçekleşecek inovasyonlar için bir fırsat. Örneğin, bizim ustalarımızdan bir kısmı da gün içinde hep hareket halinde olduklarından sırf armut.com’daki işlere hızlıca teklif verebilmek için akıllı cep telefonu aldılar. Mobil dışında da google glass gibi yepyeni teknolojiler hayatımıza girmeye başlayacak. Dolayısıyla daha da ileride gözünde gözlüğüyle müşterilerine ulaşan nakliyeciler fikri çok da uçuk bir hayal olmayabilir.

Kendinizi hangi platformda gösteriyorsunuz?

Armut.com, Facebook, Twitter ve Pinterest’te bulunuyor, bir de armut.com blogumuz var. Her şeyi küçük bir ekiple yaptığımız için hepsine hakkıyla yetişemiyoruz belki, ama sosyal medyada ilerleyen zamanda çok daha aktif varlık göstermek istiyoruz. Facebook ve Twitter paylaşımlarımız genelde üyelerimize müşteri ilişkileri konusunda yardımcı olmak, faydalı konularda bilgilendirme yapmak ve ofisimizde yaşadığımız ilginç anları paylaşmak üzerine. Pinterest hesabımızda ise özellikle dekorasyon alanında fikir vermek amaçlı paylaşımlarımız var. Evini değiştirmek isteyenlere şiddetle tavsiye ederim!

Sizin girişimcilik alanında açık olarak gördüğünüz sektörler nereler?

Gündelik hayatta insanların hayatını kolaylaştırıp onlara değer katacak her türlü fikrin önü bence açık. Siz de kendinize sorun: Hangi sektörlerde zorluk ve problemler görüyorsunuz? İşte orada size girişimcilik fırsatı var.

Gelecekle ilgili kendi hayaliniz ve stratejiniz nedir?

Uzun vadede armut.com’un hizmet alanında bir numaralı ‘lovemark’ olmasını istiyorum. Şu an neredeyse tamamı internet dışında dönen bir sektörü online’a çevirmek için çalışıyoruz. Daha bundan birkaç yıl önce internetten kıyafet ya da yemek siparişi vereceğimiz aklımıza bile gelmezdi. Bu şekilde baktığımızda hizmet sektörünün de önümüzdeki yıllarda internet üzerindeki varlığının artması ve armut’un bu alanda şu an olduğu gibi liderliğini sürdürmesi benim armut.com ile ilgili en büyük hayalim.

Scent of A Woman-Kadın Kokusu

Çok severek izlediğim harika filmlerden biri daha;dün akşam tekrar izleme şansım olunca hemen sizlerle de paylaşmak istedim. Sevgiler, sevgiler…

Scent-of-a-Woman

 

 

Yönetmen Martin Brest
Yapımcı Ovidio G. Assonitis
Martin Brest
G. Mac Brown
Ronald L. Schwary
Senarist Giovanni Arpino
Bo Goldman
Oyuncular Al Pacino
Chris O’Donnell
James Rebhorn
Gabrielle Anwar
Philip Seymour Hoffman
Todd Louiso
Müzik Thomas Newman
Yapım yılı 1992, ABD
Çıkış tarih(ler)i 23 Aralık 1992 (ABD)
19 Mart 1993 (Türkiye)
Süre 157 dakika
Dil İngilizce

images (9)Kadın Kokusu (Scent of a Woman) Al Pacino‘ nun en iyi erkek oyuncu Oscarını kazandığı 1992 yapımı filmdir. Al Pacino bu filmde emekli olmuş kör bir subayı kendi dünyasından izleyicilere sunmaktadır. Film,Oscar Ödülleri’nde en iyi görüntü, düzenleme, en iyi aktör dallarında aday gösterilmiş, en iyi aktör ödülünü Al Pacino ile kazanmıştır.

Konusu

Bir kolej öğrencisi olan Charlie, paraya ihtiyacı olduğundan kör bir adama, bir nevi “bebek bakıcılığı” yapmaya razı olur ama iş, umduğu kadar basit olmayacaktır. Çünkü Emekli Yarbay Frank Slade’in haftasonu için çok özel bir planı vardır.

Bu plana yolculuk, kadınlar, iyi bir yemek, birinci sınıf şarap, tango, limuzin ve ne yazık ki, bir de 45’lik dahildir. İşin kötüsü, bunları yaparken Charlie’yi yanından ayırmaya da hiç niyeti yoktur.

indir (7)NOT

Al Pacino canlandırdığı karaktere hazırlanmak amacıyla 6 ay körler okulunda yaşamış, film çekimlerinde devamlı sabit bir noktaya baktığı için gözleri zarar görmüş ve gözlük takmaya başlamıştır.

Al Pacino’ nun unutulmaz bir karakter çizdiği film, aslında, Dino Risi‘nin yönettiği 1974 yapımı İtalyan Profumo di Donna’nın yeniden çekimi.