Hiç Olmak

 Bu sene llk aldığım yeni yıl hediyesi çok sevdiğim bir dostumdan hiç bileklik oldu. Tasavvuf felsefesinde hiç olmak,  o mertebeye erişmek, hiç olduğumuzun farkında olmak, çok önemli. Bir an   hiç olduğumuzun farkında olsak da çoğu zaman neler sanıyoruz, neler. Bu gerçeği hatırlatmak için takılan hiç bilekliğinin ne kadar değerli olduğu kesin…Bilekliğim için çok teşekkürler, çok sevgili dostum …Ben de sizlere hiçlik anlamlarını Mevlana ve Şems-i Tebrizi’den  anlatımlar ile ve Nasrettin Hoca’nın hiçlik fıkrası ile  aşağıda paylaştım. Sevgiler, sevgiler…
 Hz Mevlana derki ;Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken,sen hiç ol…Menzilin yokluk olsun.İnsanın çömlekten farkı olmamalı,nasıl ki çömleği ayakta tutan dışındaki biçim değil,içindeki boşluk ise,insanı ayakta tutanda benlik zannı değil hiç’lik bilincidir…

Esas kirlilik, dışta değil içte, kisvede değil kalpte olur. Onun dışındaki her leke ne kadar kötü görünürse görünsün, yıkandı mı temizlenir, suyla arınır. Yıkamakla çıkmayan tek pislik kalplerde yağ bağlamış haset ve art niyettir.


Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken sen HİÇ ol. Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil, hiçlik bilincidir.


Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet Tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sende korku ve utanç içindesin çoğunlukla. Yok eğer Tanrı dendi mi evvele aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir. 

Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını. “Aman sakın kendini” diye tembihler. Halbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği: “bırak kendini, ko gitsin!”
Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var!

Tebrizli Şems / Mevlana…

891525_1005225442836369_266057197_a (1)

Tasavvufun Günümüzde Uygulanması

Tasavvuf, insanın kendi içine yaptığı yolculuktur. İslam tasavvufunda bu yolculuğa sülûk denir ve tasavvufta varılması gereken nokta İslam’da “Kendini hiçlikle bilen Rabbini varlıkla bilir” noktasına ulaşmaktır.

Hiçlik, kişinin her sahip olduğu özellikte (isim ve sıfat) dengelenmesi ve yaratıcının sonsuzluğunda kendi yerini idrak etmesidir. Bu hal, şahsiyetsiz, tembel bir kişilik yaratmaz. Bilâkis, yaratıcısından emin olan, maddi olayların yıkamadığı kuvvetli şahsiyetler oluşturur.

Böyle dengeli, kişilikli insanın beşer halinden varolabilmesi için mesela;
1. Ben bir bedene sahibim ve bedenimin sağlıklı, yorgun, enerji dolu ya da hasta hali beni etkilemez çünkü bedenim sadece, içinde Allah’ın manasını taşımak için vardır, ve bu yüzden ben bedenime değer veriyorum ama tapmıyorum,
2. Ben duygulara sahibim ama bu duygular bende yaratıcının manasını idrak etmem için, üzerimde hak olan yaratıcıya ait isim ve sıfatları ortaya çıkarmak için vardırlar yani aracıdırlar,
3. Ben bir akla sahibim ama aklımı kural koymak için değil, yenilikleri öğrenmek ve algılayabilmek için (tefekkür) kullanırım. Kıyasların, aklı işlettiğini bildiğim halde, zıddı olan bir şeyin aslında var olmadığını idrak ettiğimden, kıyasları birliğe ulaşmada aracı olarak kullanırım,
4. Ben bir egoya sahibim, ama ben sonsuza nisbetle hiçim. Buna rağmen hiçlikte tecelli edene göre herşeyim. Allah’ın beni saymış olması ve yaratmış olması ve benden tecelli etmesi bana güven sağlar. Buna rağmen mükemmel olma isteğimde hiçbir zaman başarılı olamayışım bana hiçliğimi öğretir,
5. Ben bir kalbe sahibim. Ancak bilirim ki kalbim bir et parçası olmayıp, Allah’ın ışığının vurduğu yerdir. Çünkü Kuran’ da Allah, “Ben yerlerin ve göğün nuruyum, ışığıyım” buyuruyor. İşte bu ışık sayesinde kalbim, aklımın algılayamadığı derinlikleri ve sonsuzluğu idrak eder. Ve kalbim, Allah’ın mekânı olur. Orada tecelli eder. Bu tecelli sayesinde ben herşeyin Bir’den ibaret olduğunu ve bütün sayıların birin tekrarı olduğunu idrak ederim,
6. Ben Allah’ın ruhumdan ruh üfledim dediği sonsuz bir zenginliğe sahibim ve bunu idrak ettiğim zaman huzurlu olurum ve Allah’ın huzurunda olurum
der.

Bütün bu idrakler, insanın vücudu içinde dengeyi kurmasıyla alakalıdır. O halde önce, bedenimizi sağlam ve esnek tutmak, midemizi yeterli ve dengeli gıdalarla beslemek, tutkularımızı aşırılıktan korurken, tutkusuz olmaktan da kaçınmaktır. (Mesnevi’ de Hz. İsa’ya sorarlar; “En korktuğunuz şey nedir?” “Allah’ın gazabıdır” der. “Peki bundan nasıl korunuruz?” deyince, “Kendi öfkenizi yenerek.” diye cevap verir. Korkular nefsin eseridir diyor Hz. Mevlâna. Allah’ına güvenen ve Allah’ın evebeyn olarak hakiki koruyucu olduğuna inanan kişi için tek korku, bu yüce sevgiliyi kırma korkusudur. O bile, annesinin ilgisini çekmek için şımaran çoçuğun korkusuna benzerse insanı acı çekmekten uzak tutar. Ama bu hal ve bu idrak tedbirsiz kalmak değildir. Tedbiri alıp sonucu hakkında üzüntü duymamaktır. Dünyadaki bize ait gözüken şeylerin, yok olabileceğini düşünerek, Epiktet’in dediği gibi “Çömlek seviyorsan itiraf et, kırılınca üzülmezsin” diyebilmektir. Kuran’ ın cehennemin kapıcısına verdiği adın Malik, yani mülk sahibi, cennetin kapıcısına verdiği adın da Rıdvan, yani razı olan olduğunu bilerek, dünyada bize verilen şeylerin emanet olduğunu hissedip, mülk haline geçirmemek (benim dememek) ama korumak, başımıza gelen hadiselerde ise sıkıntı ve bela duyma yerine terbiye olduğumuzu hissederek sevinmek derecesine ulaşmaktır.)

Eflatun, İslâm’ın sırat-ı müstakîm dediği bu duygulardaki dengeyi şöyle anlatır: Vucüt aklın idare ettiği bir at arabasıdır. (Buradaki akıl gönülle evli olan akıldır, yani sezdiği şeylerin gönül tarafından teyid edilmesiyle tatmin olan akıldır). Atlardan bir tanesi şehvet yani duygularda aşırılık, diğeri şecaat yani terbiye edici ahlak, etiktir. Ancak atlar dengede olduğu zaman araba düzgünce yol alır. Burdan da anlaşılıyor ki, ilk insanla başlayan tasavvuf, her devirde aynı şeyleri söylemiş ve aynı şeyleri önermiştir.

O halde insan bütün bu özelliklerinden dolayı, kendinde var olana göre var, kendine göre yoktur. Bu yüzden gururlu değil, vakarlı olur. Gurur, “Ben üstünüm” demek, vakar ise “Var olmamın sebebi var” demektir.

Bu anlayış insanı içindeki huzura, yani Allah’ın huzuruna götürür. Ve insan, bu anda pratik akla kavuşur.

Kendi manalarının kılavuzluğuyla, belli bir düzeye ulaşan kişi dünyadan etkilenmez. Övüldüğünde sevinmez, yerildiğinde incinmez. Aç gözlü değildir. Kaybetmekten korkmaz. Yalnız Allah’a güvenir. Bu hal tasavvufu birebir hayatında yaşayan Hz. Musa’da aşikâr olmuştur. Kuran’da ve Ahd-i Atik’te belirtildiğine göre Musa, güven makamına böyle çıkar. Yaratıcı ona elinde ne olduğunu sorar, Musa; “Bu benim asam, ben ona dayanırım.” der, ve onunla neler yaptığını anlatır. Allah asayı atmasını emreder. Asa yılana dönüşür. Böylece Hz. Musa dayanılacak tek gücün Allah olduğunu öğrenir. Daha sonra Musa asasını Allah’ın emri ile Firavun ve sihirbazların önünde yere atar. Yılana dönüşen asa, sihirbazların yılanlarını yutar. Bu da Allah’ın emrinin insan irade ve çabasından daha güçlü olduğunu ispat eder. Allah, Musa’ya, “Yere attığında atan sen değilsin.” buyurur. Bu da insana, kendi irade ve arzularımızla Allah’ın iradesini bozmaksızın mevcudata hizmet etmenin zevkini öğretir.

Bunların sonucunda insan, insan olmanın zevkini yaşar. Hedefimiz kendimizi yok etmek değil, kendimiz aracılığıyla insanî ve gizli ruhları görebilmektir.

Tasavvuf, hakkında konuşulması gereken değil, yaşanması gereken içsel yolculuktur. Tassavvuf şeriatın iç yüzünü araştırır ve insanı şeriata değil, şeriatı insana hizmet eder hale geçirir

Kelime-i Tevhid, “La ilahe illallah” olup, “La”, yok diyenleri, (ateistleri, benden başka herşey yok) kabul, ikinci kısmında, önümüze gelen herşeye taptığımız devreleri kabul, üçüncü kısmında taptığımız şeylerin bir bir yok olduğunu gördüğümüz, tapılacak hiçbirşey yokmuş; “la ilahe” devresini kabul, ve sonunda “nefsini bilen Rabbini bilir” haliyle “yalnız var olan Allah’tır”ı kabuldür.

Namaz bütün sufizm yollarında geçerli olan içsel huzur, kendindeki yaratıcıyı bulmak, (Hak) o yaratıcı önünde eğilmek ve onunla birlikte miraçta bulunmaktır.

Zekat, insanın toplum içinde yaşayabilmesi için tek çarenin fazlalıklarını onlarla paylaşmanın zevkine varmak olduğunu öğretir.

Oruç, vücudu aşırılıklardan alıkoyan ve sabrı öğreten, fakirin halini idrak ettiren ve lâyıkıyla yapabilen için Kuran’la müjdelenen ibadettir. (Ramazanın sabrının neticesi Kadir gecesidir, yani Allah, kendi manasını taşıyan ilmi insanlara lütfetmiştir).

Hac, insanlar arasındaki ayırımı ortadan kaldırarak Allah’ın manasını taşıyan ve içi putlardan (Allah’tan gayrıdan) temizlenmiş gönül etrafındaki tavaftır.

Görüyoruz ki tasavvuf, maden, bitki ve hayvan vasıflarıyla yaratılmış beşerin insan olma sanatıdır. Günümüzde dinler, tasavvufun birleştiriciliğinde ve gözlükleriyle birbirlerinin tamamlıyıcısı olarak görülebilirlerse, herşeyin tekten ibaret olduğu bilinir. Bu bakış açısından farklılıklar birliğin güzelliğini yansıtan aynalar olarak kabul edilir ve sloganlar atılarak yaşanmak istenen savaşsız toplumlar, kendi iç savaşlarını bitirmiş insanlar sayesinde sağlanabilir.

Cemalnur Sargut www.cemalnur.org

 

Hiç Olmak – Nasreddin Hoca


Nasreddin Hoca“Hiç Olmak”Nasrettin Hoca’ya sormuşlar:“Kimsin?”
“Hiç” demiş Hoca, “Hiç kimseyim.”
Dudak büküp önemsemediklerini görünce, sormuş Hoca:
“Sen kimsin?”
“Mutasarrıf” demiş adam kabara kabara.
“Sonra ne olacaksın?” diye sormuş Nasrettin Hoca.
“Herhalde vali olurum” diye cevaplamış adam.
“Daha sonra?” diye üstelemiş Hoca.“Vezir” demiş adam.
“Daha daha sonra ne olacaksın?”
“Bir ihtimal sadrazam olabilirim.”
“Peki, ondan sonra?”Artık makam kalmadığı için adam
boynunu büküp son makamını söylemiş:
“Hiç.”
“Daha niye kabarıyorsun be adam.
Ben şimdiden senin yıllar sonra gelebileceğin makamdayım:
“Hiçlik makamında!

Şeb-i Arus ve Sema Törenleri

Şeb-i Arus Mevlana’nın ölüm yıl dönümü kutlamalarında yapılan törenin adı. Bu sene Galata Mevlevihanesi’nde yapılan Şeb-i Arus törenlerine katıldım. Ne zamandır görmek istediğim Galata Mevlevihanesi’ni de bu özel günde görmüş oldum. Ama tekrar gidip müzesini de gezmek istiyorum. Şeb-i Arus ve Sema gösterileri ile ilgili  bilgileri de bu vesileyle paylaşmak istedim. Seneler önce ben de ilk kez Konya’da katıldığım törenlerde öğrenmeye çalışmıştım. 1970 lerde de ilk Sema gösterisini AKM’de seyretmiştim. O zaman düşündüklerim, bildiklerim, Konya’da öğrendiklerim, ve sonra ilgiyle takip ettiğim, dinlediğim, değerli kişiler, okuduğum  değerli kitaplar sayesinde her seferinde bir şeyler öğrenmeye hayatıma almaya gayret ediyorum. Bu özel hafta da sizlerle de temel bir iki konuyu paylaşmak istedim. Sevgiler iyi hafta sonları…

02-veb

Şeb-i Arus 

Mevlânâ’nın ölüm gününün hatırası olarak yapılan merasim hakkında kullanılan bir tabir. İkindi vaktinden sonra Kur’an okumak ve Aynü’l-Cem’ yapılmak sûretiyle icra edilen bu merasimin gecesine aynı zamanda “Leyletü’l-Arûs” da denilir. Şeb, Farsça; Leyle, Arapça “gece” demek olduğu için tabirlerin ikisi de aynı manâya delâlet etmektedir.

Mevlânâ Celaleddin ölüm gününü “Hakk’a vuslat”, “Düğün günü” saymıştır (Hilmi Yücebaş, Edebiyatımızda Mevlânâ, (Konya İl Yıllığı), Konya 1973, 30)

Bilindiği gibi, Mevlâna (hicrî 672) miladî 17 Aralık 1273’de Pazar günü akşam üstü güneş gözden kaybolup, Konya ufuklarını kızıla boyarken bu âlemden can ve bekâ âlemine göç etmiştir. Mevlânâ ölümünü gerdek gecesi “Şeb-i Arûs” “Sevgiliye kavuşma” günü olarak kabullenmişti. Şeb-i Arûs, fedakârlıkla başlar, ölüm boyunca devam eder, öbür âleme kavuşmakla tamamlanır.

Mevlânâ, “Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde arama, arif kişilerin gönlündedir. Bizim mezarımız. Burada ölüm (olarak) tezahür ediyorsa da orada doğumdur” der. Yine Rabbine, “Ölmek şeker gibi tatlı bir şey, canı sen aldıktan sonra seninle olunca da tatlı candan da tatlıdır, ölüm” şeklinde seslenir. Böylelikle ölüme bir başka açı kazandırır (Alişan Özattila, Hak Aşığı Mevlânâ Celâleddin, 180-181).

Gerçekte iki türlü ölüm vardır. Birincisi, nefsi (egoyu) feda ederek oluşan “manevî ölüm”. Yani Hz. Peygamber (s.a.s.)’in “Ölmeden evvel ölünüz” emrince “Hak’ta yok olmak” anlamındadır. Bu ölüme, “ilk vuslat” adını da verebiliriz. İkinci ölüm ise, “fizikî ölüm”dür. Bugüne kadar, Şeb-i Arûs olarak kabul ettiğimiz, canın beden kafesinden kurtularak aslına döndüğü, katrenin denize, can ummanına erdiği an. Ki bu an “vuslat gecesi” olarak isimlendiriliyor (Feyzi Halıcı, Mevlânâ Sevgisi, 20).

Mevlânâ’da Vuslat Anlayışı

Mevlânâ, “Herkes ayrılıktan bahsetti, bense vuslattan” der. Kendinin ölüm ve vuslat anlayışını, Kur’an-ı Kerim’in bir âyetinin ışığı altında tetkik edip anlamak mümkündür:

“Her nefis ölümü tadacaktır. Sonra ancak bize döndürüleceksiniz” (el-Ankebût, 29/57).

Âyette geçen “dönmek” kelimesi, Allah’a kavuşulacağını, “vuslatı” açık bir ifadeyle “müjdelemekte”dir. Bu müjdeyi benimseyen, ona sımsıkı sarılan Mevlânâ, ölümü bir ayrılık değil, bir vuslat olarak kabul eder.

Mevlânâ’nın ölüm anlayışına gelince; “Bir devir sistemi içinde hayatın anlamı, ruhun ölümsüzlüğü ve Allah’a, vuslatın yolu ölümden geçmektedir” tarifiyle zemin kazanır ve Mevlânâ’da ölüm, “Mutlak ve ölümsüz Varlık’a veya diğer ifadeyle “asla” bir rücû hareketi ile” zirveye ulaşır.

Mevlânâ, ölümü kişinin aslına dönüşü veya menşein ilâhi bir cevher olması hasebiyle “Allah’a dönüş” olarak telâkki eder.

Bir başka ifadeyle ölüm, “Cismin ortadan kalkması değil, Allah’a doğru uçmasıdır.”

Mevlânâ bu hususu şöyle ifade eder:

“Bizi Elest harabatından getirdiler. Coşmuş, dağılmış ve kendinden geçmiş olarak getirdiler. Yine harabat tarafına çekecekler. (Bizi) yoktan var ettikleri için” (Mevlânâ, Rubaiyyat, 672/1 14).

“Hele ölümden bir kurtulsun, kurtuluşa ulaşın; çünkü sevgiliyi görmek âb-ı hayattır.” (Mevlânâ, Mesnevî, Terc., A. Gölpınarlı, III, Beyit 4607).

“Çünkü tiksinmek, kötü gelmek ortadan kalkarsa o ölüm, ölüm değildir ki. Görünüşte ölümdür, gerçekteyse göçüş” (Mevlânâ, Mesnevî Terc., A. Gölpınarlı, III, 4613).

Abdülmelik ERDOGAN

28091855_mevlanayediogudu

Sema Gösterisi

Ölüm gününü Hakka vuslat; “Düğün Günü” sayan büyük Mevlâna’dan sonra, oğlu Sultan Veled ve yakınları tarafından, Mevlâna’nın fikir yapısı ve düşünceleri üzerine (Mevlevî Tarikatı) kurulmuş ve bu edep erkân yolunu izleyenlere (Mevlevî) denilmişti.

Mevlevî kelimesi Mevlâna’ya nispeti ifâde etmekle beraber, Kur’an-ı Kerîm’deki (Nereye dönersen Allah’ın likâsını görürsün) anlamında olan (tevellû) kelimesiyle ilgilidir.

Mukabele denilen Semâ gösterisi, Mevlevî Dergâhı’nda, semahânelerde Mutlak Kemâl ve Hakka Vuslat yolunun derecelerini sembolize eder. Mukabele, en küçük teferruatına kadar tespit edilmiş usûl ve erkânla yapılır. Semahânelerde neyzen, kudümzen, âyinhan ve naat hanlar gibi musikî erkânının bulunduğu ve sıralarına göre yerini aldığı mutrib’in önünde sema meydanı , onun da tam karsısında şeyh postu vardır. Post’un ucundan semâhâne girişi ortasına kadar uzandığı farz edilen mevhum çizgiye (hatt-i istiva) denir. Bu, gerçeğe ulaşan, Vahdet’e giden en kısa yoldur. Bu çizgi aslâ çiğnenilmez.

Şeyh ise, bütün ilâhi sıfatlara mazhar olan ve postun-da Mevlâna’yı temsil eden Hak ilminin ve Hakikat-i Muhammedi’yenin mümessilidir. Post, en büyük manevi makamdır ve kırmızı renklidir.

Mutrib erkânı, semâzenler ve şeyh efendi yerlerine oturduktan sonra, mukabelede ilkin Naathan tarafından (Na’at-i Şerif) okunur. Bestekâr Itri’nin bestelediği Na’at-i Mevlâna, Hazret-i Peygamber’e en içli seslenişlerle bir övgü olup (Yâa Hazret-i Mevlâna, Hak dost….) diye başlar. Sonra ney taksimine geçilir, Ney, asıl vatanı olan kamışlığa özlemini dile getirir. Ney, insan-i kâmil’in sembolüdür ve yanık, içli sesiyle Hakk’a vuslatın özlemini çeker. Bundan sonra Sultan Veled devri denilen (Devr-i Veledi) başlar. Musikînin temposuyla, âdâb ve erkân üzere semâhâne ortasında şeyh, dergâh erkânı ve Semazenlerle üç devir olan bu merasim, karşılıklı görüşmek, yâni baş kesmekle veya cemal cemale niyâz etmekle, mutlak varlığın kemâl zuhurunu doğrulamaktadır.

Semâ’zenlerin basındaki külâh, mezar taşına, sırtındaki hırkası mezarına, tennûresi de kefenine işarettir. Onlar dünyadan soyunmuş, gayb âleminin aşk pervaneleridir. Esasen, semahânenin sağı görünen, bilinen âlemdir, solu da görünmeyen bilinmeyen mânâ âlemi… Semazenler mânâ âleminin mânâ erleridir.

Devr-i Veledi ölümden sonra dirilmeye, şeyh’in rehberliği ve irsâdıyle, ebedi hayata yönelmeye işarettir. Üç devir, Tasavvufa (ilmel yâkın) yâni Hakk’ı ilimle bilmeye, ikinci devir, (aynel yâkin) yâni görmeye, üçüncüsü de (Hakkel yâkın) yâni Hakk’la bir olmaya delâlet eder.

Şeyh birinci devri tamamlarken, kidemce en geri ve en genç, nevniyaz denilen semazenle karşı karşıyadır. Birbirine baş keser ve böylece tevazuu en belirgin şekilde ifade ederler. Bu karşılıklı görüşme ayrıca birbirinin gönül kıblesine secdeye varıştır. Üçüncü devir sonunda, şeyh postuna geçer, semazenler de yerlerini alırlar.

Devr-i Veledi’den sonra gösteri baslar. Semazenler usulünce hırkalarını çıkarır yâni dünyevi gâilelerden soyunur, mezarlarından sıyrılırlar. Bu sıra şeyh postun önüne doğru yürür, baş keser ve herkes ona uyar. Semazen başı ilerleyerek şeyhin sağ elini öper, şeyh de onun sikkesini… Bu sema’a destur, yâni izin almaktır. Bundan sonra birer birer semazenler şeyhle görüşür ve sema’a kanat açarlar. Sema ederken kol açan semazenin sağ eli dua eder gibi yukarıya, sol eli aşağıya açıktır. Bu Hakk’tan alır, halka saçarız, hiç bir şey’i kendimize mal etmeyiz, görünüşte var olan, vasıtalık eden bir suretten başka bir şey değiliz.) anlamına gelmektedir. Bir başka ifadesiyle de (Göğe ağarız, yere yağarız, varlığımız Hakk’ın rahmetinde yok olmuştur) demektir. Semazenler hem kendi etrafinda döner, hem de meydani devrederler. Feleklerin, gezegenlerin, yıldızların ve dünyanın, güneşin câzibesiyle hem kendi etrafında, hem de günesin etrafinda devrettikleri gibi… Sema, bütün âlemlerin güneşi Tanrı’nın huzurunda bir devri âlem’dir.

Esasen sema; gerçek varlığa ulaştıran, insanı kendinden geçiren bir cezbe vasıtası, kendinden geçen kişinin can sarhoşluğudur. Mevlânamız’ın ifadesiyle (aşk’a kavuşmak, buluşmak sultanlığı için, perdeleri kaldırıp içeriye girmek devleti için, can elbisesidir. )

Semânın birinci devresi, âlemleri seyretmedir. Hakk’ın büyüklüğünü ve yüceliğini idrâktır. Bundan sonrası (Selâm) olarak tecelli eder. Birinci selâmdan âşıklar, şüphelerden kurtulur. Tanrı’nın birliğine imân eder. ikinci selâm Vahdet’i Tanrı birliğini görüş hâline getirmedir. Üçüncüsünde âşıklar, görüşlerini biliş ve oluş mertebesine ulaştırırlar. Bu devrede âşıklar, kendilerini, mutlak varlığın kemal durağında yitirmiş, yok ol-muşlardır. Son dördüncü devrede Vahdet durağında ayak direyerek kendi merkezleri çevresinde devrederler.

Semazen basi semâ’i idare eder. Semâzenler onun ayak ve baş işaretlerine göre durumlarını ayarlarlar.

Semâ’nın üçüncü selâmında şeyh de sem’â girer. Hatt-î istivâ’nın ortasında sema eden şeyh, şüphesiz burada Mevlâna’yı temsil etmektedir. Şeyh, semâ’dan sonra yavaş yavaş ilerler, posta varmasıyla semâ da sona erer.

SEMÂ

Türk tarihinin, ananesinin, inançlarının bir parçası olup Hz. Mevlâna (1207-1273) ilhamiyle oluşmuş ve gelişmiştir. Kemâle doğru manevî bir yolculuğu (Miracı), bir gidiş-gelişi, temsil eder. Semâ 7 bölümdür. Her bölümün ayrı bir manâsı vardır… Semâ’yi ilmî yönden tetkik ettiğimizde, şunu görürüz: Var olmanın temel şartı dönmektir. Varlıklar arasındaki müşterek benzerlik , en ufak zerreden en uzak yıldızlara kadar her birinin bünye-sini teşkil eden atomlarındaki elektron ve protonların dönmesidir. Her şeyin döndüğü gibi, insanoğlu da bünyesini teşkil eden atomlardaki mevcut dönmelerle, vücudundaki kanın dönmesiyle, topraktan gelip toprağa dönmesiyle, dünya ile beraber dönmesiyle tabii ve şuursuz olarak döner. Ancak insanı öbür varlıklardan farklı ve üstün kılan şey aklıdır. İşte, dönen SEMAZEN varlıkların müşterek hareketine, semâiyla beraber aklı da iştirak ettirir…

SEMÂ, kulun hakikâte yönelip, akılla – aşkla yücelip, nefsini terk ederek, Hakk’ta yok olusu ve olgunluğa ermiş, kâmil bir insan olarak tekrar kulluğuna dönüsüdür. Bütün varlığa, bütün yaratılanlara yeni bir ruhla, sevgi için, hizmet için dönüşüdür… Semâzen hırkasını çıkarmakla, manen, ebedî âleme, hakîkate doğar, orada yol alır.. Başındaki sikkesi (nefsinin mezar taşı), üstündeki tennuresi (nefsinin kefenidir). Kollarını çapraz bağlıyarak, görünüşte BIR rakamını temsil eden, böylece Allah’ın birliğini tasdik eden Semâzen, Semâ ederken, kollan açık, sağ eli dua edercesine göklere, Hak gözüyle baktığı sol eli yere dönüktür. Hakk’tan aldığı ihsanı, halka saçmasıdır.

Sağdan sola kalbin etrafında dönerek, bütün insanları, bütün yaratılmışları, bütün kalbiyle sevgi ve aşkla kucaklayışıdır. Sema töreni 7 bölümdür. Her bölümün ayrı bir manası vardır.

A) Birinci bölüm : İlahi aşkı temsil eden Peygamber efendimizi metheden bir “na’t” ile başlar. Buna “Na’t-i Şerif” denilir. Peygamberimizi methetmek, ondan evvelki bütün peygamberleri ve hepsini yaratan Allah’ı methetmek demektir.

B) Bu methiyeden sonra bir kudüm darbesi duyulur. Bu vuruş Allah’ın (C.C.) kainatı yaratışındaki “kün=ol” emrini temsil eder.

C) 3 ncü bölümde ise her şeye can veren “Nefesi” nefhayi İlahiyyeyi temsil eden bir ney taksimi duyulur.

D) 4 ncü bölüm, Sultan Veled devridir. Bu Semazenlerin bir birine üç kere selam vererek, bir peşrevle dairevi yürüyüşüdür. Şekilde gizli ruhun ruha selamıdır.

E) Sema töreni 4 selamdır. Semazen üstündeki siyah hırkayı çıkararak, sembolik olarak, hakikate doğar, kollarını bağlıyarak bir rakamını temsil eder böylece Allah’ın birliğine şahadet eder.Şeyh Efendi elini öperek sema’ya girme izni alır,

Sema’ya baslar

1 nci Selâm, insanin, bilgiyle hakikâte doğarak, Yüce Yaradan’ını ve kendi kulluğunu idrâkıdır…

2 nci Selâm, insanın yaratılıştaki nizami, azameti müşahede ederek, Allâh’ın kudreti karsısında hayranlık duymasıdır…

3 ncü Selâm, insanın hayranlık ve minnet duygusunun aşk’a dönüşmesiyle, aklın “aşk”a kurban oluşudur. Bu tam teslimiyettir, Allah’a vuslattır, Sevgilide yok oluştur! Bu dizim’de en yüksek mertebe olan “Nirvana”dir, İslâmiyetteki “Fenâfillah”tir. Ancak İslâmiyette en yüksek mertebe kulluk mertebesidir.

4 ncü Selâm ise, insanin manevî yolculuğunu tamamlayıp, kaderine razı olarak, yaratılıştaki vazifesine, kulluğuna dönüsüdür. Bu Selâma Şeyh Efendi ve Semâzen basi da iştirak ederler. Bu noktada Semâzen, Amene’r Resûlü’deki (K.Ker. Bakara 2. âyet 285.) Allah’a, Meleklerine, Kitaplarına, Peygamberlerine… imân etmiş olmanın nes’esi içindedir. İlâhî emirlerin ve yaratılış sebeplerinin zevki ve idraki içindedir… Benliğini, egosunu mağlup etmiş Peygamber Efendimizin, “ölmeden önce Ölünüz” ve Kur. Kerim Fecr s/27, son âyetlerindeki, “Ey emin ve mutmain olan nefis, sen O’ndan hoşnut, 0 da senden hoşnut olarak, Rabbine dön! Has kullarım zümresine gir! Onlarla beraber cennetime gir!” emirlerine uymuş ve nes’esine gark olmuştur…

F – Semâ töreninin 6 ncı bölümünde bilhassa “Meşrik de Allâh’ındır, magrib de. Hangi tarafa dönerseniz, Allah’ın yüzü oradadır. Çünkü Allâh Vasi’dir, Alîm’dir” (Bakara s.2 115 nci) âyet’inin okunduğu Kuranı Kerîm tilâvetiyle devam eder.

G – 7 nci bölümde Semâ töreni, bütün peygamberlerin, şehitlerimizin ve bütün inananların ruhları için okunan bir fatiha ve devletimizin selâmeti için bir dua ile son bulur…

Dede’ler ve Derviş”ler, Semâ Mukabelesinden sonra, kimseyle konuşmadan, tefekkür (meditasyon) için, sessizce hücrelerine çeki

www.mevlana.gov.tr

 

Bilim Dünyasından Bir Girişimci

Hem bilim dünyasında olmak, hem de girişimci olmak, hem de hiç sermayesiz başarmak.Sevgili Aytül Erçil‘in girişimcilik hayatı hiç olamaz, çok zor  gibi görünenlerin içinden çıkıyor. Başarılardan başarılara, ödüllerden, ödüllere koşuyor.Başarı ve girişimcilik hikayesinde örnek alınacak çok şey var. Önümüzdeki yıllarda da çok başarılara imza atacağı kesin. Kendisine çok saygı duyuyorum. Geçen Yılın Kadın Girişimcisi seçildiği günden beri Kagider üyemiz. Geçtiğimiz hafta da doğum günü idi. Kendisini kutluyorum, nice mutlu, başarılı yılları olsun diliyorum. Basında çıkan iki yazısı ile de tanıtmak istedim.Sevgiler, iyi haftalar…

Yapay görme ve otomasyon dünyada hızla büyüyen bir alan. Türkiye’de bu işi yapan az sayıda şirket var. Bunlardan biri de Türkiye’nin 2013 Kadın Girişimcisi Yarışması’nın birincisi Prof. Dr. Feride Aytül Erçil’in şirketi.

İki patenti bulunan şirket geliştirdiği çözümleri önce Ortadoğu’ya sonra ise tüm dünyaya ihraç etmeyi hedefliyor.

feride aytul ercil

Ekonomistin Garanti Bankası ve Türkiye Kadın Girişimciler Demeği (KAGlDER) işbirliğiyle  düzenlediği 7.Türkiye’nin Kadın Girişimcisi Yanşması’nın birincisi Feride Aytül Erçil oldu. Teknoloji alanındaki başarılı çalışmalarıyla jürinin hayranlığını kazanan Vistek ISRA Vision Yapay Görme ve Otomasyon firmasının sahibi olan Erçil, kariyerini hem akademisyen hem de girişimci olarak sürdürüyor. Erçil, kaliteyi ve üretim kapasitesini artırmayı, maliyetleri düşürmeyi hedefleyen kuruluşlar için otomasyon uygulamalarında yapay görme teknolojisini esas alan, yaratıcı çözümler tasarlamak, üretmek ve kurmak misyonuyla hareket ediyor.

Yurtiçinde ve yurtdışında pek çok şirket için yapay görme sistemleri geliştiren şirkette bugün alanında en iyi 20 mühendis çalışıyor. Şirketin bugünkü cirosu 3 milyon TL. Bugüne kadar sadece proje geliştirmek üzerine çalışan şirket yakın zamanda patenti alınmış ürünlerin yurtiçi ve yurtdışında satışının yapılmasıyla her yıl cirosunu yüzde 50 oranında artırmayı hedefliyor.

Türkiye’nin yüksek katma değerli ihracat yapısına dönmesi ihtiyacına da bu şekilde katkı sağlayacak olan Erçil, bir yandan da Avrupa Birliği projelerinde dünya şirketlerinin ortağı olarak sistem geliştiriyor.

GENERAL MOTORS TECRÜBESİ

Erçil’in başarılı bir girişimci olmadan önce başanlı bir öğrencilik hayatı olmuş. Robert Kolej’den sonra Boğaziçi Üniversitesi’nde Elektronik Mühendisliği ve Matematik bölümlerini bitirmiş. Üniversitenin fen bilimleri birincisi, mühendislik bölümü üçüncüsü olan Erçil, ABD’de master ve doktorasını tamamlamış. Iş hayatına ise Amerika’da General Motors’un araştırma departmanında başlamış. O zamana kadar teoremler ve ispatlar üzerine çalıştığını söyleyen Erçil, GM’de yaptığı teorinin hayata geçmesinin keyfini tattığını ve uygulamalı olarak çalışmaya o zaman başladığını anlatıyor.

Erçil, beş yıl orada çalıştıktan sonra 1988’de Türkiye’ye Boğaziçi Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak dönüyor. Üniversitede uygulamalı çalışmalar yapmak adına sanayi şirketlerini dolaşıyor.

Erçil, “O dönem üniversite sanayi işbirliği yoktu ve biz gittiğimizde Üniversitenin parası yok bizden para almaya çalışıyorlar’ diye görülüyordu” diye anlatıyor o günleri.

Ancak pes etmiyor. Çeşitli kaynaklardan destek alarak sanayinin sorunlarına çözüm olan projeler üzerine çalışmalar yapıyor. Hatta, Avrupa Birliği 4’üncü Çerçeve Programı’nın o dönemki tek projesini kendilerinin geliştirdiğini anlatıyor. Üniversite olarak AR-GE ve prototip üretmek üzerine çalışmayı sürdüren Erçil ‘sanayi bunu alır ve ürünleştirir’ diye düşündüklerini ama öyle olmadığını sonradan farkettiklerini belirtiyor. Bir şirketi olması gerektiğini gören Erçil, 1997 yılında okuldan mezun olmuş iki öğrencisini yanma alarak Vistek Ltd. şirketini kuruyor.

INOVENT DESTEK VERDİ

Türkiye’de teknolojik ürün geliştirilebileceğine yönelik güvenin olmaması işlerini ilk etapta zorluyor. Bu nedenle uluslararası projelere yöneliyorlar. Italyan bir şirket için yaptıkları proje uluslararası başarı ödülünü alıyor. Kalite kontrole yönelik yapay görme sistemleri ve otomasyonu üzerine geliştirilen bu projenin ardından yine aynı ülke için paketleme hattıyla ilgili bir proje gerçekleştiriliyor. O sırada ortaklardan birinin trafik kazası neticesinde hayatını kaybetmesinin kendilerini çok sarstığını belirten Erçil, bir müddet sessiz bir şekilde işe devam ettiklerini söylüyor.

2001 yılında ise Erçil, Sabancı Üniversitesi’ne geçiş yapıyor. Bu sırada şirket kapanıyor. Ancak üniversite Erçil’in girişimci yönünü ve yaptığı işleri duyunca buna destek vermek istiyor. Erçil, 2006 yılında Vistek A.Ş.adında yeni bir şirket kuruyor. Aynı yıl üniversite bünyesinde kurulan Inovent şirkete ortak oluyor.

YURTDIŞINA SATIŞ

Hiç sermayesinin olmadığını söyleyen Erçil, nasıl bugünlere geldiklerini ise şöyle anlatıyor: “Bize benzeyen şirketlerin bir yıl hiç para kazanmadan araştırmaları finanse edecek güce sahip olması gerekiyor. Ama benim bir sermayem yoktu. Bu yüzden gelen projeleri yapmakla işe başladık. Pek kârlı olmuyordu bu.

Sektörler farklılaşınca dağılıyorduk. Sonrasında projeleri ürüne dönüştürmeye ve odaklanmaya karar verdik. 2009 yılında Inovent ortaklıktan çıktı ve Isra Vision bize ortak oldu. Düz cam taramada Avrupa’nın bir numarası olan bu şirketin ortaklığı neticesinde cama odaklanmaya karar verdik. Bir de ayrıştırma sistemleri üzerine fokuslandık. Örneğin zeytin ayrıştırma sistemi geliştirdik. Zeytinleri renk ve tonlarına göre ayrıştıran bir sistem bu.”

Vistek, bugün gelinen noktada 3 milyon TL cirosu olan ve 20 kişinin çalıştığı bir şirkete dönüşmüş durumda. Bu sene ürünlerin yurtdışında satışına başlayacaklarını ifade eden Erçil, ilk etapta Ortadoğu’ya odaklanacaklarını anlatıyor.

İKİ PATENTİ, İKİ DE BAŞVURUSU VAR

CNBC-e’de yayınlanan ‘Person of Interest’, yapay görme ve zekayı bir araya getirerek suç işlenmeden suçluyu tespit eden bir sistem üzerine kurgulanmış bir dizi. Peki bu gerçekten uygulanabilir bir sistem mi?

Yedi yıldır birbirinden ilham verici girişimcilik hikayeleri ile karşılaşılan Türkiye’nin Kadın Girişimci Yarışması’nın bu yılki birincisi Feride Aytül ErçiPle tanıştıktan sonra bunun olası olduğunu gördük. Zira sahibi olduğu patentlerden biri bu sistemle benzer. Avrupa patentini aldıkları sistemle ilgili olarak Erçil şöyle konuşuyor: “Sürücünün yorgunluk tespitiyle ilgili bir sistem geliştirdik. Bu sistem ile yüz ifadesine bakarak kişinin yorgunluğunu erken saptıyoruz. Camın içine ufacık bir kamera takarak yapılıyor bu. Şişecam’la üretim konusunda çalışıyoruz şu anda. Bir milimetrelik kameraları cam içine yerleştireceğiz, ikinci patentimiz ise mozaik sektörüyle ilgili. Ufak taşlardan resim yapan sistem geliştirdik. Mozaikten 7 kişinin 21 günde yaptığı Piri Reis haritası var örneğin. Biz onun planlamasını birkaç saniyede oluşturup robotlarla yapabiliyoruz.”

Erçil, hali hazırda iki patent başvuruları daha olduğunu söylüyor.(Forivia Katalogu)

Aşağıda da sevgili Perihan Çakıroğlu’nun Bugün gazetesindeki güzel röportaj ile

Prof. Dr. Aytül Erçil: Cari açığın ilacı teknolojiye yatırım

Elektronikte hem hoca hem girişimci olan Prof. Dr. Aytül Erçil, üniversitede küçük bir laboratuvarda kurduğu şirketi Vistek ile yerli ve yabancı sanayinin “yapay gözü” oldu.

Prof. Dr. Aytül Erçil: Cari açığın ilacı teknolojiye yatırım

Bu şirketi Alman teknoloji devi Isra Vision’a satan ve bu firmanın teknolojisinden sorumlu kişisi olan Prof. Dr. Aytül Erçil, “Türkiye’nin cari açığı kesinlikle teknolojik ürünlerle kapanır” diye konuştu.Hem bilim kadını hem teknoloji alanında çalışan bir girişimci Prof. Dr. Aytül Erçil. Belki de “İşini iyi yapanlar her zaman kazanır” sözünü en iyi doğrulayan bir örnek. Ona, sanayinin “yapay gözü” diyorlar. Kendisiyle görüşmeye gittiğimde, İTÜ’nün teknoparkındaki ofisinde arı gibi çalışıyordu yine.Yeni bir döneme hazırSon 30 yılını verdiği teknolojik kariyerinde bir laboratuvarda kurduğu şirketi Vistek’le üniversite-sanayi işbirliğinin öncülüğünü yapan Erçil, artık yeni bir döneme hazırlanıyor. Çünkü şirketini küresel teknoloji arenasına taşımak amacıyla alanında “Avrupa’nın bir, dünyanın da üç numarası” diye nitelediği Alman teknoloji devi Isra Vision ile evlendirdi. Bundan sonra Isra’nın dünyadaki teknolojisini yönlendiren kişi olacağını, firmanın Ar-Ge ve mühendislik çalışmalarının Türkiye’ye taşınacağını belirten Erçil, hikayesini ve Türkiye’nin teknolojiyle imtihanını BUGÜN’e anlattı.Hep dönmek istedim*Aytül Hoca, hem kariyer yapmayı hem girişimci olmayı nasıl başardınız?

Eğitimimden kaynaklandı. Boğaziçi Üniversitesi Elektronik mezunuyum. Daha sonra da ABD’de doktora yaptım. Bu yapay görme sistemleriyle de aslında ABD’de tanıştım ve çok ilgimi çekti. Türkiye’ye döndükten sonra da bu alanda çalışmaya karar verdim. Boğaziçi’nde öğretim üyesiydim. 1990’da küçük bir laboratuvar kurduk. Yavaş yavaş büyüdü ama yaptığımız işlerin hayata geçemediğini gördüm. Çünkü, Türkiye’de teknolojik bir ürün geliştirme konusunda genelde bir örnek yoktu. Genellikle yurtdışından hazır alıp satıyorduk. Bu noktada yapacağım şeyler olduğunu düşündüm.

*Üzerinde çalıştığınız yapay görme sistemleri tam anlamıyla nedir?

Kameradan gelen görüntüleri yapay görme sistemlerine uyarlamak. Nasıl gözlerimizden bir görüntü alıyoruz, bu görüntüleri de beyne iletiyoruz, beyin de bunları işleyip karşımızdaki kişinin kimliğini tanımak işlevini yerine getiriyor. İşte öyle. Biz bunu bilgisayarda gerçekleştiriyoruz ve kameradan gelen görüntüyü işleyen yazılımlar yapıyoruz. Başta savunma, birçok sektörde çok amaçlı kullanılıyor.

Maksimum destek şart

*Sizce sektörler içinde cari açığı en fazla kapatmaya aday hangisi. Genellikle teknoloji deniliyor. Bu doğru mu?

Bu görüşe katılıyorum. Çünkü, teknoloji katma değeri çok yüksek olduğu için siz 1 liralık harcama yaptığınızda bunun geri dönüşü teknolojik bir konuda çok daha yüksek. Bire 10 bin olabiliyor.

*Peki teknolojide 2023 hedeflerine ulaşmak için neler yapılmalı?

Öncelikle siyasi kavgaları bırakıp teknolojide katma değer yaratan ürünlere yönelip, bunları maksimum destekleyerek hayata geçirmeliyiz.

KOBİ’ler destek almakta zorlanıyor

*KOSGEB ve TÜBİTAK’tan rahatlıkla destek alabiliyor musunuz?

Desteklerden yararlanıyoruz ama onlarda da şöyle bir şey var: Siz harcıyorsunuz, belli bir zaman sonra destek veriliyor. Oysa AB ile çalışırken proje başlar başlamaz 1,5 yıllık parayı hemen verdiler, rahat rahat projeyi yapabilelim diye.  Mesela TÜBİTAK projelerinde siz harcamaları 6 ay boyunca yapıyorsunuz, 4-5 sonra parayı geri alıyorsunuz. KOSGEB’de bu daha da uzuyor.

*Teminat konusu nasıl işliyor?

Her şey için ‘teminat mektubu’ gerekiyor. Firmalar avans ödemesi yapmak için teminat mektubu istiyorlar. TÜBİTAK da aynı şekilde istiyor ve projenin yüzde 25’ini ön ödeme olarak veriyor. Ama vereceği paranın yüzde 25 fazlasını da teminat olarak istiyor.

Özel sektör bizi ezip dışarıya para ödüyor

*Özel sektör, neden yazılım sektörüne girmiyor?

Özel sektörde hâlâ ‘yurtdışından alalım, riske girmeyelim’ anlayışı var. Bu değişmeli. Hatta, büyük şirketler, küçük şirketleri çok eziyor maalesef. Bu durumla devamlı karşılaşıyoruz. Bunun değişmesi lazım.

*Bu bir çelişki değil mi?

Kısa vadeli bakıyorlar. Örneğin büyük firmalardan birisiyle iş sözleşmemiz var. Ödenmesi gereken borçlarını bir türlü bize ödemediler. Alacağımızı istediğimiz zaman da, “Bizi mahkemeye mi vereceksiniz? Eğer verirseniz, bir daha bizimle proje yapamazsınız” dediler. Halbuki küçük firmaların güçlenmesi asıl onlar için faydalı. Çünkü yurtdışına hem daha fazla para ödüyorlar hem istedikleri zaman istedikleri faydayı alamıyorlar.

Alzheimer’lı hastalar için yazılım yapıyor

*Şu an­da ne­ler­le il­gi­le­ni­yor­su­nuz?

AB’­nin 7’in­ci Çer­çe­ve Prog­ra­mı­’n­dan 4 pro­je­miz var. Me­se­la, Alz­he­imer’­lı has­ta­la­rın ta­ki­biy­le il­gi­li bir pro­je mev­cut. Bir­çok sen­sör ve ka­me­ra ile has­ta­ne, ev, ba­kı­me­vi or­ta­mın­da has­ta­la­rın dav­ra­nış­la­rı­nı ta­kip edip, hem dok­to­ra hem has­ta­nın ba­kı­cı­sı­na ken­di­siy­le il­gi­li bil­gi­ler ve­ri­li­yor. Bu sa­ye­de ör­ne­ğin ge­ce­le­ri na­sıl uyu­yor, ra­hat uyu­yor mu, gün­de ne ka­dar ye­mek ye­di, has­ta­la­rın ilaç do­za­jı­nın ayar­la­nma­sı gi­bi du­rum­la­rı iz­li­yor.

Yazılımda atak için büyük proje gerekiyor

*Türkiye, sadece 100 milyon dolar civarında yazılım ihracatı yapıyor. Neden bu tutarı bir türlü aşamıyoruz?

Biz genelde organizasyonda iyi değiliz. Beyin gücü çok iyi. Son zamanlarda yazılımla ilgili ciddi atılımlar var ama büyük çaplı yazılım projelerinin Türkiye’ye gelmesi lazım. Birilerinin bunları alıp organize etmesi ve belki iş dağılımı yapması lazım. Şimdi savunma sanayinde bu oluşmaya başladı. Aselsan ve Havelsan çok ciddi büyük projeler yapıyorlar. Oralarda önemli yazılımlar geliştiriliyor.

Dünya devinde teknolojiye yön verecek

*Şirketinizi sattınız, siz yeni dönemde neler yapacaksınız?

Global şirketin CTO’su yani “Chef Tecnical Directör”ü oldum. Isra’nın bütün dünyadaki teknolojisine karar veren, yönlendiren kişi benim yani. Bu daha çok yeni. 2013 sonunda şirketi devrettim. 2014 başından itibaren de firmanın dünya çapında teknolojisini yöneten kişi konumuna geldim.

Hedef 30 kişiye çıkmak

*Hangi işleri üstlendiniz tam olarak?

Teknolojiyi takip etmek, bütün dünya üniversitelerinde neler yapılıyor onlara bakmak, AB projelerini takip etmek ve şirketin teknolojisine yön vermek olarak sıralayabilirim. Yıl sonuna kadar 30 kişiye çıkmayı hedefliyoruz. Belli bir vadede de 50 kişiye çıkacak çalışanlar. Ana hedef Türkiye’yi teknolojide büyütmek.

‘Evlilik kararını almak zor oldu’

*Sabancı ile ortaklığınız nasıl başladı?

2001’de Boğaziçi’nden Sabancı Üniversitesi’ne geçtim. Sabancı, Vistek’e çok sıcak baktı, ‘yer verelim’ dedi. Ortak olmak istedi. 2006’da bu nedenle Vistek AŞ’yi kurduk, Sabancı yüzde 10’luk pay aldı. Ondan sonra da hızlı büyüdük. 2009’da Alman Isra Vision’un CEO’su bana geldi ve “Sizinle ortak olmak istiyorum” dedi. Çok düşünüp taşındım sonra da  “evet” dedim.

*Neden satışa karar verdiniz?

İlk reaksiyonum, “Olmaz böyle şey, insan evladını satar mı” şeklinde oldu ama beni ikna ettiler. Çünkü, Isra şu anda 25 ülkede faaliyet gösteriyor. Geliştirdiğimiz teknolojiyi bütün dünyaya yayma olanağı vardı. Şirketin Ar-Ge’si o güne kadar sadece Almanya’daydı. İlk defa Türkiye’de de Ar-Ge kuruldu.

*Satış kararını almanızda neler etkili oldu?

Isra’nın da kurucusu Enis Ersü isimli bir Türk. Zaten satışı kabul etmemin bir nedeni de oydu. Benim iki kızım var ama onlar şirketle hiç ilgilenmiyorlar. Bu durum da satışta etkili oldu.

Türkiye TV’de LED trenini kaçırdı

*Neden LED devrimini kaçırdık?

Aslında televizyonda Türkiye bayağı öndeydi, şu LED TV trenini kaçırmasaydık. Bildiğim kadarıyla Beko-Arçelik de Vestel de bu konuda devlet çapında bir şeyler yapılması için uğraştılar ama bir şey yapamadılar. Bugün ana şeyler Uzakdoğu’da Güney Kore’de Japonya’da yapılıyor.

RÖPORTAJ / PERİHAN ÇAKIROĞLU – BUGÜN GAZETESİ

 

Çok Özel Bir Girişimci-Tülin Akın

2013 yılı Türkiye’nin Kadın Girişimcisi Yarışmasında  Sosyal Girişimci Ödülünü alan Tülin Akın’ı tanıdığım andan beri hep sizlere de anlatmak  istedim. Bu gün Kadınlar Arası’nın güzel röportajını görünce daha fazla beklemeden bu çok özel çabayı, sevgili Tülin Akın’ı sizlerle paylaşıyorum.

BUhMYgoCAAAfUa-

.

Tülin akın, uluslararası başarıya sahip bir kadın girişimci(www.tarimsalpazarlama.com). Hiç de kolay olmayan bir konuda sabırla, inançla yolculuğa çıkan bu cesur kadın girişimcinin, kendine inanmanın, istediğine odaklanmanın önemine vurgu yapan röportajını ilgiyle okuyacaksınız.

KadınlarArası: Uluslar arası başarıya sahip bir kadın girişimcisiniz. Ne oldu da böylesine önemli bir konuda girişimci olmaya karar verdiniz? Kısaca girişimci olma kararınızdan, bu konuyu tercih etme nedeninizden bahsederek yolculuğunuzu anlatabilir misiniz?

Tülin Akın: Bu alanda eğitim alıyordum ve sorunları görebiliyordum sorunlara çözüm üretmeye başladım ve ürettiğim çözümlerin kimse tarafından uygulanmadığını hatta uygulanamaz kabul edildiğini gördüm. Tarımda Bilişimi kullanmak 2004 yılında hayalperestlik olarak görülüyordu, ben de madem kimse yapmıyor ben yapmalıyım diye düşündüm. Bunun gerekli olduğunu ve bir gün mutlaka olacağını düşündüm.

KadınlarArası: Bu konuda kadın girişimci olmak hiç kolay değil sanırız. 1 milyonun üzerinde çiftçiye ulaştınız bugüne kadar. Ve işin teknoloji tarafında yardımcı olarak onlara inanılmaz bir fırsat sunuyorsunuz. Nasıl bir iletişimle bu günlere geldiniz? Özellikle ilk günlerden ve son dönemlerden birkaç örnek diyalogla aktarmanız mümkün mü?

Tülin Akın: İlk günlerde öğrenci olmam çok genç ve tecrübesiz olmam yanında bir de kadın olmam nedeniyle, sektörün temsilcileri tarafından gelip geçici bir hevestir düşüncesi oluşuyordu, bu işi bırakıp benimle çalış diyenler oldu. Çiftçiler arasında ise bizim için bir şeyler yapmaya çalışan “genç kız, bizim kız” oldum.  Çifçiler ilk başta “internet, bilişim, mobil, iletişim” sözcüklerini duymamışlardı. Benim konuşmalarım bazen onları eğlendiriyordu, bazen de kızıyorlardı zamanlarını boşuna harcattığımı düşünüyorlardı.

Şimdi sektör temsilcileri tarımla bilişim, tarımla sosyal proje denildiğinde ilk akıllarına gelen şirket biz oluyoruz.  Tarımsal sorunlara bilişim çözümleri sunuyoruz. Çiftçiler ise benden çok ekibimizi tanıyorlar, çünkü Türkiye’nin her yerinde her zaman çiftçinin yanındayız, yüzyüze iletişim kurarak sanal teknolojiyi yaygınlaştırdık.  İlk başlarda “internetçilik oynayan kız çocuğu” diyorlardı şimdi “tarımın geleceği” diyorlar.

KadınlarArası: Çok verimli ve başarılı projeleriniz var aynı zamanda ödülleriniz de. İlk yola çıktığınızda bu sonuca ulaşacağınızı hayal ettiniz mi?

Tülin Akın: Hiç kimse işin bu kadar büyüyeceğini düşünmüyordu, bazıları “sana gerçeklerden bahsedeyim hayalperestlikle kimse bir yere gelmez” diyordu, bazıları da “hevesini kırmayalım nasıl olsa kendi olmayacağını görür vazgeçer” diye yüreklendirmeye çalışıyordu. İşin üzerinde uzun süre kalacağımı görünce de “Evlenince, çocuğu olunca” gibi tahminler yürüttüler. Ben hiç vazgeçeceğimi düşünmedim.  Daha evrensel bir iş diye düşündüm ancak henüz hayalim gerçekleşmedi.tulin-akin1

KadınlarArası: Tarımda pazarlama sorununu görerek, bu yönde çalışmalar yapıyorsunuz. Peki, bu konuya başladığınız günlerden bu yana neler değişti? Şu anda tarımın en büyük sorunu pazarlama mı yoksa üretim mi?

Tülin Akın: Tarımın en büyük sorunu bilgiye ulaşımdır. Üretim veya pazarlama sorunları bu sorunun sonuçlarıdır. Biz aslında en büyük soruna odaklandık ve bu sorun üzerinde çalışmalar yapıyoruz. Tabi ki pazarlama ve üretim bilgilendirmeleri, ortamları oluşturmak da bu bilgilendirmelerin sonuçlarını yönlendirmek oluyor.

KadınlarArası: Tarım sektöründe gerçek girişimcilerle yani çiftçilerle bir aradasınız. Şu an Türkiye’ de tarımın geldiği nokta nedir? Hangi üretimlerde nasıl bir ilerleme veya nasıl bir sona gidiliyor?

Tülin Akın: Tarım sektöründe bir ilerleme veya bir gerileme yok. Gelinen bir nokta yok. 50 yıl hatta 80 yıl öncesindeki tarım politikalarını araştırırsanız ortamın aynı olduğunu göreceksiniz. Ancak çiftçilerimiz son yıllarda gençleşiyor yani genç nesil son 2 yıldır tarıma daha ilgili, ben bunun geleceği değiştireceğini düşünüyorum.

Kadınlar tarımda asıl üreticiler…

KadınlarArası: Kadın çiftçilerin rolü ne tarımda? Kadınlar yeniliklere gelişmelere daha kolay ayak uydurabiliyorlar pek çok konuda. Tarımda girişimci olduklarında nasıl bir tablo çıkıyor ortaya?

Tülin Akın: Kadınlar tarımda asıl üreticiler. Yani aslında çiftçilik bir meslekten çok bir aile girişimciliğinin ismi. Üretici kadınlar ve çocuklar, satın almacı ve pazarlamacı adamlar. Tarımda kadın girişimci dediğinizde ülkemizde malesef  %90 eşleri vefat ettiğinde bu işe girmek zorunda olanların oluşturduğu bir kitle var. Çünkü satın alma ve pazarlamayı da öğrenmek zorunda kalıyorlar. Bu da üretimle ilgilenen kadının kendini zorlaması anlamına geliyor, zaten dediğim gibi zorunda olduklarından. Geri kalan %9 bilinçli ve eğitimli olarak bu işe isteğiyle girenler. Onlar markalaşma yolundalar, bazıları da markalaşmış ve başarılı kadınlar. %1 de eşlerini dahil ederek girişimcilik yapan gerçek çiftçi ve köylü kadınlar ki onlardan gerçekten korkulur :)

KadınlarArası: Uluslararası arenada Türk çiftçisinin yeri ne? Hem üretim hem de pazarlama tarafından kıyasladığınızda.

Tülin Akın: Türk çiftçisinin değil, ürettiklerinin bir yeri var uluslararası arenada. Burada büyük şirketler rol oynuyor. Verimli bir ülkedeyiz. Tarım ülkesi olmaktan gurur duymalıyız.

KadınlarArası: Tarım konusunda üreticinin ve devlet politikalarının dışında tüketicinin de önemli katkılarının olması gerekiyor değil mi? Özellikle kadınlar her konuda olduğu gibi bu konuda da ailelerini etkileyen grup. Neler yapılabilir?

Tülin Akın: Tüketiciler de bilinçli olmalı, araştırmalı ve talep etmeli. Kendimiz ve çocuklarımız için bunu yapmalıyız. Sağlıklı bir nesil yetiştirmek için bunlar şart ve maalesef gıda en çok hilenin olduğu bir sektör.

En zor anlarda sakinlik ve odaklanma ile mutlaka bir çözüm bulunabilir…

KadınlarArası: Siz nasıl bir strateji ile planlıyorsunuz çalışmalarınızı? Zorlukların üstesinden gelme metodunuz nedir?

Tülin Akın: Geleceğe yönelik stratejiler yapıyoruz. 2 sene sonraki çözümlerimizin tohumlarını atıyoruz. Zorlukların üzerinden sadece sakince düşünmek ve çözümü araştırmakla gelinebilir diye düşünüyorum. En zor anlarda sakinlik ve odaklanma ile mutlaka bir çözüm bulunabilir.

KadınlarArası: Bundan sonrası için neler yapmayı planlıyorsunuz? Hedefleriniz?

Tülin Akın: Başka ülkelerde faaliyete geçmek, kadın ve çocuklara yönelik tarımsal projeler gerçekleştirmek.

KadınlarArası: Kadınlara vermek istediğiniz mesajlar var mı? Onları cesaretlendirecek, girişimci olmaya heveslendirecek, girişimci olanları motive edecek…

Tülin Akın: Bir amaç uğruna yeterince sabredip ilerlemeye devam etmek demek başarının yollarından yürümek demektir.  Kendine inan, olumsuzlukların sana ne öğretmek istediğine odaklan ki tekrar yaşama, elinden geleni değil gereğini yap. Bir çiftçimizin dediği gibi “Emek zayi olmaz, Allah görür”

 

 

 

- See more at: http://www.kadinlararasi.com/0001_guncel/kadinlar-tarimda-asil-uretici#sthash.oARP2vVF.dpuf

Andre Rieu; hem eğlendi,hem eğlendirdi…

  1. 36844__andre-rieu_pAndre Rieu Hollandalı kemancı, besteci, orkestra şefi ve Johann  Strauss Orkestrası’nın kurucusu, usta müzisyen. 1949 yılında doğan sanatçı; 65 yaşında ama yaşını hiç göstermiyor. 1954 yılında keman dersleri almaya başlamış. Müziğe duyduğu tutkunun hiç şüphesiz en önemli sebebi babasının senfoni orkestrası şefi olması. 20 yılı aşkın kariyeri boyunca sayısız konsere imzasını atmış olan Andre Rieu İkinci sefer geldiği Türkiye konserlerinde yine hem eğlendi, hem eğlendirdi.
    Neşeyle, severek yapılan çalışmada başarısız olmak zor. “Valslerin Kralı” olarak nitelendirilen Andre Rieu, günümüzde olimpiyat statlarında konser verebilen tek klasik müzik sanatçısı.
    5479cc44ae78491f585332d1Orkestrasında on farklı ülkenin sanatçısı var.Orkestra sanatçıları rengarenk kıyafetleri ile çok güzel görünüyorlar. Hepsinin güzelliği, enerjisi birbirine yansıyor. Çok sempatik sanatçı dünyada insanların en çok mutlu oldukları an, beraber şarkı söylemeleri diyor, buradan yola çıkarak da bütün dinleyicileri hem şarkı söyleterek hem dansettirerek, hatta hep beraber ağlatarak, harika interaktif bir show yapıyor.”Çocukluğumda babam beni klise korosuna verdi. Hayatımın en güzel anları koroda geçti; ne yapın yapın, sizler de çocuğunuzu bir koroya verin” diye öneriyor.20a6f9b92c2c70b6_600x400
    Andre Rieu ikinci Türkiye konserlerinde hepimize çok özel bir gece yaşattı, türkçe şarkılarla sürpriz yaptı.Tüm gelenleri çok mutlu etti, çoşturdu. Klasik müzikle halaylar çekildi, sirtakiler yapıldı. Valsler tabiki yapıldı. Tavandan balonlar sahneyi doldurdu, sahnede şampanyalar içildi. Bu çok güzel konser bitme vakti geldiğinde de bitemedi. Yarım saat daha devam etti. Arkadaşlarım ve kuzenim konserden çok güzel video alıntılar yapmışlar, onları sizlerle paylaşacağım. Youtube ‘dan ilaveler koyup sizlerle de bu çok özel geceyi paylaşmaya çalışacağım…
    Konserin en güzel şarkılarından…

    Andre Rieu & Mirusia – Memory (Cats)

    Şimdi de beni en çok etkileyen bölümlerden biri, Arjantinli  bandeneon sanatçısı Adıos Nonino ile olan bölüm.  Bunu mutlaka baştan sona izleyin. Harika bir sanatçı ve enstürüman. Artık mutlaka seyahat listemin başında Arjjantin olmalı diyorum.Yeni Hollanda Kralı Willem Alexander, ile  Arjantin asıllı Maxima Zorreguieta’nın  düğün töreninde çok özel bir an yaşanır. Kraliçe Maxima bu çok mutlu gününde bir ara ağlamaya başlar.Onu ağlatan şey ise düğün sırasında ülkesinin özel çalıgısı bandoneonun  çalınmaya başlamasıdır.Andre Rieu’da Arjentin konserlerinde ünlü bandoneon sanatçısı Adıos Nonino; konserde kendisi ziyarete gelince onu da İstanbul konserlerine davet eder.İşte o ünlü çalgı ve Adıos Nonino
  2. Bugüne kadar dünya müzik listelerinde 30 kez liste birinciliği, 355 Platin Albüm ödülü, 35 milyon DVD satışı, 2012 dünyanın en çok satan erkek sanatçısı, 2009-2011 Yılın Tur Sanatçısı-Top 10 gibi başarıları elinde tutan André Rieu, yine Pollstar listelerinde de 2012 yılının en çok kazanan müzisyenler listesinde 12. sırada yer alıyor.
  3. İşte şimdi de size gecenin türkçe müzik çalışmaları…gecenin en güzel dakikalarında türkçe müzik vardı.Sevgili arkadaşım Zehra Güngör; tadı damağında kalanlar için demiş ben de onun deyişiyle paylaşıyorum…sevgiler, sevgiler….

Gençler İçin Fırsatlar

indir (2)Boğaziçi Avrupa Siyaset Okulu, siyaset ile ilgilenen gençleri eğitim programına davet ediyor. 

İlk eğitimini 1-10 Eylül 2014 tarihleri arasında gerçekleştirmiş olan Boğaziçi Avrupa Siyaset Okulu, ikinci eğitimini 31 Ocak-8 Şubat 2015 tarihlerinde Boğaziçi Üniversitesi’nde gerçekleştirecektir. Avrupa Siyaset Okulu, Avrupa Konseyi’nce kurulan ve Avrupa’nın bir çok ülkesinden okulların katıldığı Avrupa Siyasi Çalışmalar Okulları Ağı’nın bir parçasıdır.

Okulumuzun müfredatı Avrupa norm ve kurumları, hukuk ilkeleri, insan hakları ve demokrasi gibi temel konulara ek olarak; ekonomik büyüme, eğitim, çevre, kadın ve kent politikaları gibi uzmanlık alanlarını içermektedir. Ayrıca, deneyimlerinden faydalanmak için farklı görüşlere sahip siyasetçilerle ile söyleşiler düzenlenecek ve katılımcılara ileriki çalışmalarında yardımcı olacak becerilerle ilgili eğitimler verilecektir.

1 hafta sürecek olan bu eğitim programında Boğaziçi Üniversitesi’nden ve diğer üniversitelerden önde gelen akademisyenler ve uzmanlar ders verecektir.

Koşullar

Eğitime başvuru ve katılım ücretsizdir. Katılımcılarımızın kalacak yer ve yemek masrafları tarafımızca karşılanacaktır. Uzak mesafeden gelecek olan katılımcılar için sınırlı miktarda seyahat desteği mevcuttur.

Eğitimi başarıyla tamamlayanlar Boğaziçi Avrupa Siyaset Okulu’nun ve Avrupa Konseyi’nin sertifikasını almaya hak kazanacaktır.

Kimler Başvurabilir?

indir (1)Okulumuzun Şubat ayındaki eğitimine, hali hazırda siyasi partilerde, sivil toplum örgütlerinde, yerel yönetimlerde, sendikalarda çalışmakta olan veya çalışmayı planlayan 25-35 yaş arasındaki gençler başvurabilir. Programımız 35 kişiliktir. Gelen başvurular arasında bir değerlendirme yapılacaktır. İstanbul ve Ankara dışındaki şehirlerden gelen başvurulara öncelik verilecektir.

Nasıl Başvuru Yapılır?

Başvuru formunu buradan edinebilirsiniz. Başvuru formunu eksiksiz doldurarak, CV’niz ile birliktebasvuru@avrupasiyasetokulu.org adresine göndermeniz gerekmektedir.

Son başvuru tarihi 15.12.2014 Pazartesi günü saat 17.00’dir. Yapılan başvurulara 22 Aralık 2014 gününe kadar cevap verilecektir.

Sorularınız için can.gumus@avrupasiyasetokulu.org adresine e-mail atabilir veya 0212 225 67 80 numaralı telefondan arayabilirsiniz.

Amerika’da 5 Haftalık Burs

Genç Kagider’in paylaşımıyla öğrendiğim; güzel bir fırsatı ben de gençler için paylaşıyorum.Sizlerden biri neden olmasın; sevgiler, sevgiler.Dikkat Son Başvuru tarihi 1 Aralık 2014

images (6)

National Democratic Institute ve American  Councils for International Education; Türkiye, Rusya, Ukrayna, Gürcistan, Azerbaycan, Ermenistan ve Moldovya’daki genç profesyonellere Amerika’daki yasama sürecini doğrudan gözlemleme fırsatı sunuyor.

 

27 Nisan-6 Haziran 2015 (lojistik ayarlamalara bağlı olarak tarihlerde değişiklik olabilir) tarihleri arasında gerçekleşecek olan programa gelen başvurular arasından Türkiye’den seçilecek üç kişi; Washington D.C’deki oryantasyon toplantısının ardından, Amerika’nın çeşitli eyaletlerinde, eyalet düzeyindeki yerel meclislerde, yürütme organlarında, savunuculuk yapan sivil toplum kuruluşları ve düşünce kuruluşlarıyla, siyasi reform alanında çalışmalar yapan kurumlarda Amerikalı meslektaşlarıyla beraber çalışacak.

indir

Program,  farklı burs programlarına katılmak üzere o tarihte Amerika’da bulunan bütün bursiyerlerle birlikte Washington D.C’de gerçekleşecek kapanış toplantısıyla sona erecek.  Ayrıca programın bitiminden sonraki dönemde, katılımcıların Amerika’daki program boyunca Amerikalı meslektaşlarıyla ortak geliştirecekleri projeler arasından seçilecek projelerin, Türkiye’de gerçekleşmesi mümkün olabilecektir.

 

Programın Amaçları

  1.      Amerika’daki yasama süreci hakkında genel bilgi sahibi olmak
  2.      Kamu politikalarını oluşturmada sivil toplumun rolünün önemini ve hükümetin hesap verebilirliğini arttırmak
  3.     Amerika’daki ve Türkiye’deki örgütler arasında ortaklıklar oluşturulmasına destek olmak
  4.     Ortak sorun ve ihtiyaçlara yönelik olarak uygulamaya dönük çözümler geliştirmek amacıyla ortak bir dil oluşturmak

Başvuru Kriterleri

  •             Türkiye, Rusya, Ukrayna, Gürcistan, Azerbaycan, Ermenistan ve Moldovya vatandaşı olmak ve o ülkede ikamet etmek
  •             Programa başvurduğu tarihte 25-35 yaşları arasında olmak (Yaş kriterinde herhangi bir esneklik yapılmamaktadır.)
  •             Üniversite mezunu olmak
  •             İleri derecede İngilizce konuşma ve yazma becerisine sahip olmak. Bunu öğrenim dönemi boyunca İngilizce eğitim veren üniversitelerden mezuniyetle veya son iki yılda alınmış TOEFL (500’ün üzerinde puan almak) veya IELTS (6 veya üzerinde puan almak) ile belgeleyebilmek. (Yazılı ön elemeyi geçen katılımcıların, dil koşulunu sağlamadığı durumlarda; Ankara’da ücretsiz, bu program için geliştirilmiş özel bir TOEFL sınavı yapılacaktır.)
  •             Türkiye’de kamu idaresi ve/veya sivil toplum alanında konuyla ilgili deneyime ve bu alanda kariyer yapma kararlılığına sahip olmak
  •             Liderlik ve ortak iş yapma becerilerine sahip olmak

 

Katılımcıların konaklama ve ulaşım masrafları program tarafından karşılanacak ayrıca katılımcılara küçük bir miktar harcırah verilecektir.  Katılımcılar program boyunca Amerikalı ailelerinin evlerinde misafir olacaktır.

 

Başvuru kriterlerine uygun niteliklere sahipseniz ve programa başvurmak isterseniz aşağıdaki linki tıklayarak bir kullanıcı adı ve şifre aldıktan sonra Application: Citizens of Turkey  linkinde yer alan yönergeleri takip edebilir ve başvurunuzu online olarak yapabilirsiniz. Başvuru için son tarih 1 Aralık 2014’tür.  Başvurular online sistem üzerinden gerçekleştiğinden, 1 Aralık saat 23.00’ten sonra yapılan başvurular geçerli değildir.

https://ais.americancouncils.org/cgi-bin/WebObjects/AIR.woa/wa/login?brand=pfp

 

Programın içeriği ile ilgili sorularınız için NDI’dan Mevlüde Sahillioğlu ile (professionalfellowsprogram@yahoo.com); online başvuru sırasında gerçekleşebilecek teknik sorularınız için American Councils for International Education’dan Adolat Salikhova ile iletişime geçebilirsiniz.

 

National Democratic Institute

Mevlüde Sahillioğlu

Telefon: 0 312 447 06 12

E-posta: professionalfellowsprogram@yahoo.com

 

American Councils for International Education

Adolat Salikhova

E-posta: Asalikhova@americancouncils.org

 

__._,_.___

Posted by: “MELTEM KARAARSLAN” <meltemkaraarslan@kagider.org>

Reply via web post Reply to sender Reply to group Start a New Topic Messages in this topic (1)

Visit Your Group