Bodrum’da Kahvaltı Mandalina Reçelsiz Olmaz!

 Bodrum kahvaltılarında benim favorim, mandalina reçeli.Bodrum’a özgü en güzel reçel, marmelat kıvamında, hatta şekerleme gibi. Reçel yersem, sadece  şekersiz reçel yerim. Kendim de zaman, zaman  şekersiz, meyva marmelatları yapıyorum. Ama Bodrum’da kahvaltı deyince mandalina reçelsiz olmaz.O zaman mutlaka kahvaltı biz de ise ikram ederim, kendim de tadımlık yerim. Her zaman da ev yapımı özel mandalina reçelleri alırım.Şimdi size mandalina reçeli yaparak, hem Bodrum’un tanıtımına katkıları olan   başarılı girişimci kadınlarını tanıtacağım.

Önce  her zaman Bodrum Yalıkavak Pazarında mandalina reçeli aldığım;  tatlı reçelci anne Aynur Akgün ve kızları Bodrum Life yazısı ile….

recel (1)

Reçelin sultanlarının reçelleri en lüks otellerde…
Anne Aynur Akgün ile kizlari Sibel Akgün ve Ebru Akgün; Bodrum yarimadasindaki pazarlarda yöre ürünlerinden yaptiklari reçelleri satan bir anneyle iki kizi. Bodrum mandalinasi onlarin reçelleriyle adini ve tadini duyuruyor. Türkiye’nin en seçkin otellerinde, restoranlarinda onlarin reçelleri tercih ediliyor.Aynur Akgün emekli olduktan sonra 1995 yilinda Manisa Ahmetli’den Bodrum’a, kizi Sibel Akgün’ün yanina gelmiş. Bodrum’da hem kimseye yük olmayip aile bütçesine katkida bulunmak, hem de boş oturmamak için pazarda meyve satmaya başlamiş. Bir gün sattiği şeftalilerden birkaç kilo elinde kalinca, ziyan olmasina içi razi olmamiş ve kizi Sibel’e demiş ki; “ben bu kalan meyvelerden reçel yapip satsam ayip olur mu?“ Kizi Sibel “neden ayip olsun ki?” deyince artan meyvelerden evde yaptiği şeftali, çilek, vişne reçellerini pazarda satmaya başlamiş.Sonra işine yaraticiliğini katarak, yöresel ürünlerden ve pazarda başka kimsenin satmadiği reçellerden yapmayi aklina koymuş; mandalina, portakal, bergamut, karpuz gibi meyvelerin ve hatta patlican gibi bir sebzenin reçelini evde kendilerine yetecek kadar yapmiş bir süre, istediği güzellikte yapabildiğine önce kendisi ikna olana kadar.Almanlar bergamut, İngilizler greyfurt ve çilek reçeli aliyor. Kolay olmamiş bu; mandalinalarin kabuklari sert kaliyormuş, bergamutun aciliği geçmiyormuş, vesaire.. Deneye yanila görmüş ki en güzel mandalina reçeli Bodrum mandalinasindan oluyor, çünkü kabuklari ince ve kendine has bir aromasi var. Bodrum mandalinasi çekirdekleri olan bir tür ama reçele kattiği nefasetin yaninda bu bir kusur sayilmaz, diye düşünmüş.Bergamutun aciliğini gidermek için kendince yöntemler bulmuş, derken pazarda sattiği reçeller İstanbullu bir adamin dikkatini çekmiş. İstanbullu bu bey, ikinci kez reçel satin almak için geldiğinde on kavanoz reçel istemiş. O kadar beğenmişki reçelleri, İstanbul’daki eşine dostuna bu reçellerden götürmeye karar vermiş.O günden sonra İstanbullu müşterileri epey artmiş, ayrica gitgide yarimada civarinda da reçellerin ünü kulaktan kulağa yayilmiş. Pazarda pek çok alici “Aynur Hanim’in reçelleri nerede satiliyor?” diye arayip buluyormuş tezgâhi.Yabanci müşterileri de çoğalmiş. Almanlar bergamut, İngilizler greyfurt ve çilek reçelini özellikle istiyormuş. Fransizlar ise her türlü reçelden aliyormuş ayrim gözetmeden.Fatih Terim, Sabanci Ailesi, Gülse Birsel gibi pek çok ünlü Aynur Hanim’in reçellerinden aliyor. Öyle çok talep olmuş ki Aynur Hanim’in reçellerine, kizlari Ebru ve Sibel’i pazara tezgâhin başina gönderip, reçel yapmak için kendisi evde kalmaya başlamiş. Yetmemiş, konu komşudan da her gün birkaç kişi yardima gelir olmuş. Aynur Hanim harcadiklari emeğin karşiliğini ödeyerek, ev hanimlarina aile bütçesine katkida bulunma firsati sağlamiş böylece.2006 yaz başinda imalathanelerini kurmuşlar. Her biri 1 kg. olan kavanozlardan yilda ortalama 20.000 kavanoz reçel satiliyor şimdi. Her hafta gida mühendisi kontolünden geçerek.Fatih Terim, Sabanci Ailesi, Gülse Birsel gibi pek çok ünlü müşterileri var. Nerelere sipariş üzerine gönderdiklerini kendileri bile tam hatirlayamiyor: İstanbul Hilton Otel, İstanbul Eresin Hotel, İstanbul Doğatepe Hotel; Etiler, Moda ve Maslak’daki şžütteler, Ankara’da Swiss Otel, Divan Hotel; Bodrum, İstanbul ve Antalya’daki The Marmara Hotelleri, Bodrum’da Divan Palmira Hotel, Bodrium Boutiqe Hotel, Maça Kizi, Mavi ve daha pek çok seçkin isim mekânlarinda Aynur Hanim’in reçellerini sunuyorlar müşterilerine.Pazarcilarin zihniyeti diğer şik ve modern görünümlü kişilerden çok daha uygar ve insanca, Sibel ve Ebru kardeşler 2002 Kasim ayından beri pazarda termosta kahveleri, ellerinde kitapları ve tarot kartlarıyla tezgâhın başındalar. İlk günlerini gülümseyerek hatıirlıyorlar. Herkes yadirgamış, giyimlerini, tarzlarini. Sibel mahcup bir ifadeyle anlatiyor: “Önceleri pazarda bize zorluk çikardilar, yol vermediler, kasten çarptilar, küçük kavgalar çikarmaya çaliştilar.. Fakat sonra aliştilar. Hatta erkekler kendi aralarinda konuşurken rahat rahat küfür edemez oldu, daha bir özenli ve temiz giyinmeye başladilar. Kadinlar da şalvar ve günlük giysiler yerine biraz daha modern ve şik oldular. şžmdi artik bizi koruyup kolluyorlar bile. Diyebilirim ki pazarcilarin zihniyeti diğer şik ve modern görünümlü kişilerden çok daha uygar ve insanca. ‘Pazarda ne işiniz var sizin’ diyenlerden bizi hayat kadini zannedenlere kadar binbir çeşit tepki aldik, hiç ummayacağimiz insanlardan.”Burada Broadway sahnesinde gibi hissediyoruz kendimizi. Ebru devam ediyor anlatmaya: “Burada yaşadiğimiz ilginç hikâyeleri oturup yazsak, roman olur. Broadway sahnesinde gibi hissediyoruz kendimizi. Bize ‘reçel hanimlar’ diye isim taktilar. Birisi bize seslenecek olsa ‘reçel, baksana’ diyor.”

Anne Aynur Akgün ile kizlari Sibel Akgün ve Ebru Akgün Bodrum’un tanitimini en iyi şekilde yaptiklarini düşünüyorlar. Çünkü reçelleri Bodrum mandalinasinin da adini ve tadini yaşatiyor. Özgün bir tat olarak ülkemizin birinci sinif turistik otellerinde, birinci sinif müşterilere sunulmaya değer bulunuyor. Dünyanin dört bir yanindan turistler alip evlerine, akrabalarina ve dostlarina hediye olarak götürüyor. Bize kredi veren, destek olan bir kurum yok
Buna rağmen üretimlerini arttirmalari için ihtiyaç duyduklari krediyi onlara sağlayacak bir kurumun olmayişindan, bir destek bulamamaktan yakiniyorlar. Aynur Hanim’in emekli maaşini teminat olarak gösterseler bile alacaklari kredi meblaği en fazla 2500 YTL, bu da onlar için yeterli değil. şžeker, kavanoz ve yiyecekleri alirken hep peşin para ödeyerek aliyorlar. Dolayisiyla imkânlarini genişletmeleri ve daha fazla üretim yapmalari zorlaşiyor.

102123023_tn70_0

Bodrum’un yerlisi olmadiğimiz için dişlaniyoruz. Turgutreis’te oturuyorlar ve küçük imalathaneleri de orada. Tek istedikleri Turgutreis Belediyesi’nin merkezdeki dükkânlarindan birinde yer bulup, reçellerini orada satmak. Bir ayricalik değil istedikleri: “Kiramizi öder, gerekeni yapariz

Biz Bodrum’a özgü meyvelerden yaptiğimiz reçelleri kendi ellerimizle yapip satiyoruz. Merkezde bir satiş yerimiz olursa, Turgutreis’e de faydasi olur, turistik açidan” diyorlar. Cumartesi günleri Turgutreis, perşembe günleri Yalikavak, pazartesi günleri de Türkbükü pazarindalar. Yalikavak Belediye Başkani Mustafa Saruhan’a özellikle teşekkür ediyorlar. Başkan, Yalikavak pazarinda onlari tezgâhlarinda ziyaret ederek, Bodrum mandalinasi reçelinin Bodrum’un tanitimindaki katkisi için teşekkür etmiş. “Size nasil yardimci olabilirim?” diye sormuş. Sebzecilerin arasinda, uygun olmayan bir yerde bulunan tezgâhlarini daha iyi bir yere koymalarini sağlamiş. Yalikavak pazarinin zabita memurlarinin da çok nitelikli, halka karşi çok nazik olduğunu belirtiyorlar.

Biz de Aynur Akgün ve kizlari Sibel ile Ebru’yu böylesine özgün, başarili ve azimli olduklari için tebrik ediyor ve reçel üretimlerinin Bodrum’un tanitimina katkisinin artmasini diliyoruz.

 Şimdi de diğer iki reçelci girişimci kadın;

rec3a7el-evi-1

 Ayşe Özbey, ve Şükran Sert yaptıkları reçel ve marmelatları hem internetten satıyorlar,hemde nikah şekeri olarak çok yaratıcı ürünleri var.Kutluyorum canı gönülden…
İhlas Haberin yazısı ile hikayeleri becerileri, farklılıkları aşağıda devam ediyor.…Bodrumlu iki kadın girişimci, 3 yıl önce Bodrum Mandalinası reçeli ile başladıkları üretimlerine bölgenin diğer ürünlerini de kullanarak devam ediyor.DSC_0070-Custom-300x160Bodrum’un Ortakent Mahallesinde 3 yıl önce kurdukları yöresel yemek atölyesinde Bodrum’a özgü yemek kültürünü yansıtarak işe başlayan Ayşe Özbey ve Şükran Sert ürün çeşitlerini arttırarak hizmet vermeye devam ediyorlar. Özellikle yaşadıkları bölgeden topladıkları Bodrum mandalinasını değerlendiren kadın girişimciler, mandalinadan reçel ve marmelat yaparak sofralara sunuyorlar.3 Yıldır Bodrum’un yöresel yemek kültürünü yaşatmak içinde çalışmalarını sürdüren iki kadın girişimci Bodrum mandalinasından ‘Nikah Reçeli’ üretti. Küçük kavanozlara kayarak etrafını süsleyen kadın girişimciler nikah reçelinin dışında satsuma, ceviz, bademli patlıcan, turunç, ayva ve domatesten ürettikleri reçelleri de piyasaya sunuyor.İNTERNETTEN SATIŞ YAPIYORLAR.Bölgede yetişen bir çok ürünü kullanarak yöresel yemek atölyesinde reçelden marmelata bir çok ürün üreten kadın girişimciler ürettikleri ürünleri hem Bodrum mekezde açtıkları Bodrum Reçel Evi mağazasında hem de kurdukları bodrumrecelevi.com adlı internet sitesiyle de tüm Türkiye’ye satıyorlar. Kadın girişimciler ayrıca ülke genelinde düzenlenen yiyecek içecek fuarlarına da katılarak ürettikleri ürünleri tanıtma imkanı buluyor.
İhlas Haber Ajansı

Hareket, Hareket, Hareket….

page_osman-muftuoglu-kosma-yuru-kosarsan-yaslanirsin_015663736Osman Müftüoğlu’nun HASTASIYIM.Yani sürekli takipçisiyim.Her yazdığını sizlerle paylaşmak istiyorum. Siz en iyisi sitesinden ya da Hürriyet gazetesinden benim gibi her gün okuyun göz gezdirin, başlıklara bakın. Benden söylemesi.Bugün Hürriyet’de yayınlanan yazısını paylaşıyorum,sonra da hemen biraz daha yürümeye gidiyorum. Sevgiler, sevgiler…

HAREKETSİZLİK Mİ, KİLO MU?

Altmışlı yaşlara yeni “merhaba” diyen dostum “geçen hafta yaptırdığım kan analizleri mükemmel neticeler verdi” deyip sandalyesine keyifle yaslandı, ardından da ekledi. “3-5 kilo fazlam var ama ciddiye almıyorum. Yalnızca tahlillerim değil, fonksiyonel testlerimin sonuçları da mükemmel. Kalbime efor testi yapan kardiyolog da, denge ve bellek fonksiyonlarımı inceleyen nörolog da beni iyi buldular”. Ardından da şu soruyu ekledi, “hareketsizlik mi, fazla kilo mu daha tehlikeli?”

 

Önce şu bilginin altını kalınca çizelim: HAREKETSİZLİK yapılabilecek en büyük hatadır. Bedenimiz sadece eklem ve kemikleri için değil, her hücre, doku, organ ve sistemleri için de hareket etmek zorundadır. Hareket etmeyen beden yaşı ne olursa olsun sorun çıkarır. Bunu kanıtlayan çok net bilimsel bulgular var.

Peki, o zaman sorun ne? Neden hareketsiziz? Tek bir kelimeyle ifade etmek gerekirse sorun “uyumsuzluk”tur, uzmanlar buna “yeni hayatın uyumsuzluğu” adını veriyor.

GENETİK NE DİYOR?

Genetik malzememiz binlerce yıl öncekinden çok da farklı değil. Modern dünyada yaşasak da genlerimizin %90’ından fazlası yontma taş devrindekilerle aynı. Uyumsuzluk sorunu da DNA’larımızla yaşam tarzımız arasındaki farktan kaynaklanıyor. DNA’mız bize diyor ki: “Arkadaş hangi yaşta olursan ol hareket edeceksin. Sadece hareketle de yetinme. Her gün en az 20 dakikalık yürümezsen –en az- ben işimi yapamıyor, fonksiyonlarımı sürdürmem zor. Zor çünkü senin genetik malzemen bu! Bu malzeme fiziksel aktiviteyi senin için sadece bir ihtiyaç değil, bir zorunluluk yapıyor. Ataların binlerce yıldır böyle yaptıkları için güçlü kaldı. Onun için seninkinden daha kalın, sağlam, dirençli kemikleri, kuvvetli ve iri kasları vardı. Böyle yapmazsan sadece zayıf, güçsüz, dirençsiz ve kilolu olmakla da kalmazsın, kalbin, beynin, akciğerlerin de sorun çıkarır. Bağışıklığın zayıflar. Damarların hızla yaşlanır. Şekerin, kolesterolün yükselmeye, dolaşım sistemin pıhtılarla tıkanır. Bitmedi! Cinsel gücün azalmaya, dengen bozulmaya, uykuların kısalmaya yüz tutarsa da şaşırma ve bana kızma!”

Genlerden gelen bu sinyaller kesinlikle doğrudur, mutlaka uymamız gereken genetik komutlar, vazgeçilmez fizyolojik çağrılardır.

İKİ GÜZEL ÖRNEK

Çok değil daha geçen hafta İngiltere’de üç yüz bin kişinin incelendiği uzun süreli bir çalışma gösterdi ki “kilo mu, hareket mi önemli?” sorusunun cevabı nettir, “hareketsizlik kilo sorunundan daha önemli bir tehlikedir”. Tartışma yeni de değil. İşin uzmanları tarafından sık sık tartışıldı, yıllar önce ben de gündeme getirdim.  “Fat and fit” yani “yağlı/kilolu ama formda/zinde” kavramının önemli olduğunu yazıp aklınızda kalsın diye de bir örnek de verdim: Oldukça fazla kilolu olmalarına rağmen sumo güreşçileri seksenli yaşları rahatlıkla yakalayabiliyor, çünkü çok sıkı bir antrenman programları var.

BESLENME Mİ, AKTİVİTE Mİ?

Eğer sağlıklı ve iyi yaşlanmak istiyorsanız kırklı, ellili yaşlardan sonra önceliklerinizi değiştirin. Sağlığın genetik miras, çevresel koşullar ve şu dört seçimle yakından ilişkili olduğunu (beslenme, aktivite, uyku ve stres yönetimi) unutmayın ama yaş elliyi geçti mi beslenme ilk sıradan ikinci sıraya geçsin. Önceliği harekete (aktif yaşama) verin. Düzenli egzersiz yapma konusunda tutarlı olun. Sevdiğiniz bir egzersiz planı geliştirip onu otomatikleştirin. Fırsat bulabilirseniz daha da çok çalışın. Ellili yaşlara kadar edindiğiniz beslenme tecrübeleri sizi ileri yaşlara zaten taşıyacaktır, bundan sonrasında aktiviteye/harekete/egzersize öncelik verirseniz yaşlılığınız daha zinde, keyifli, mutlu geçer.

Bir ara o dostuma şu soruyu sordum: “Bana bildiğin spor federasyonlarını say!.” Yirmiye yakın federasyon ismi saydı ama unuttuğu bir federasyon vardı:Herkes İçin Spor Federasyonu!   Acaba neden?

UNUTMAYIN

YAŞLANDIKÇA NEDEN KÜÇÜLÜRÜZ?

Otuzlu yaşlardan sonra başlayan “KAS KAYBI/Sarkopeni” yaşımız ilerledikçe hızlanır. Kaybı yavaşlatmak sizin elinizdedir. Yaş 40’ı geçti mi kas kütleniz her yıl %1 azalıyor. SARKOPENİ adı verilen bu gelişme hem fiziksel ufalma (küçülme), hem de kuvvetten düşme anlamına geliyor. Hızlı seyrederse 60-70’li yaşlarda sizi halsiz, yorgun, sandalyesinden bile kalkamayan biri yapıyor. Daha kötüsü şu: İlerlemiş kas kaybı nedeniyle günlük işlerini yapamaz, tek başına yaşayamaz biri olmanız bile mümkün. Yazdıklarım sizi umutsuzluğa düşürmesin, yaşlanmanın pek çok işareti gibi sarkopeni de kontrol altına alınabilir bir süreç. Çaresiyse HAREKET. Uzmanlara göre kırk yaşından sonraki her on yılda fiziksel zindeliğimizde %10’luk bir kayıp zaten var ama hareket edersek bunu da yavaşlatabiliyoruz. Nedeni şu: Kas hücrelerimizin gücü ve ömrü içlerindeki enerji üretim merkezleri MİTOKONDRİ isimli organcıklar tarafından belirleniyor. Siz düzenli egzersiz yaptıkça kaslarınızın enerji üretim merkezleri mitokondrilerin aktiviteleri ve sayıları artıyor. Artış kas hücrelerinde daha çok enerji üretimi ile kas zindeliği demek. Aktivite sadece mitokondrilerinizi etkilemiyor, kaslara “hareket et/gevşe” emri veren sinir iletim noktalarını da güçlendiriyor. Bitmedi! Ne kadar çok hareket ederseniz kasların tutunduğu eklemler o kadar sağlam kemikler o kadar güçlü kalıyor. Neticede ne çapınız azalıp boyunuz kısalıyor, yani küçülmüyor, ne de gücünüz kuvvetiniz zayıflıyor.

EGZERSİZ

10 ÖNEMLİ HATIRLATMA

  1. Keyifli bir ömür istiyorsanız hareket edin.
  2. Kendinizi dinç ve güçlü hissetmek istiyorsanız hareketlerinizi çeşitlendirin, daha çok yüklenin. Çalışın, çalışın, çalışın.
  3. Sadece kas, kemik ve eklemlerinizin değil, vücudunuzdaki her sistemin günde en az 20 dakika yürüyüş olmadan mutlu olamayacağını düşünün.
  4. Pek çok hastalık genetik mirasımızda yazılı “hareket etmelisin” tavsiyesine uymadığımız için başımıza geliyor.
  5. Kilo/obezite, diyabet, hipertansiyon, kanser ve romatizmal sorunlar dâhil birçok kronik hastalık “genetik miras-yaşam tarzımız arasındaki uyumsuzluktan” kaynaklanıyor.
  6. Eğer hareketli, aktif biri olur ve buna erken yaşlarda başlayabilirseniz çocuklarınıza bırakacağınız genlerin de güçlü, kuvvetli ve sağlıklı olacağını unutmayın.
  7. Yaşınız elliyi geçtiğinde hareketli bir yaşam konusuna beslenmeden daha fazla önem verin. Yaşam tarzınızda bir değişiklik yapacaksanız “önce hareket et” deyin.
  8. Sizi hareketten alıkoyabilecek her türlü bahaneye karşı direnin.
  9. Tıpkı hayat gibi, tıpkı beyniniz, kalbiniz ve diğer iç organlarınız gibi kas ve kemikleriniz için de aynı kural geçerlidir: KULLANIN YA DA KAYBEDİN.
  10. Yürümek bize en uygun aktivitedir. Günde en az 20 dakika yürümeniz yeterli. Ayrıca daha önce yaptığım bir tavsiyeyi de unutmayın: SAAT BAŞI BEŞ DAKİKA YÜRÜMEYİ de alışkanlık haline getirin (odanızda dolaşmanız, ayağa kalkıp tekrarlayan çömelme hareketleri yapmanız bile işe yarar).

BİR BİLGİ

HAREKET ETMEK İÇİN 15 SEBEP

  • Tansiyonu düşürür
  • Stresi azaltır
  • Uykuyu destekler
  • İştahı dengeler
  • Kiloyu düzenler
  • Şekeri düşürür
  • Kan yağlarını dengeler
  • Dengeye katkı sağlar
  • Belleğe güç verir
  • Cinselliği destekler
  • Kemik ve kasları güçlendirir
  • Kanseri önler
  • Bağışıklığa güç verir
  • Solunuma destek olur
  • Damarları korur

 

 

Yeni Yıla Detoksla Girmek….

Sizlere sağlıkla yaşam için detoks nasıl yapalım, neler kazanıyoruz, nerede, nasıl  yapabiliriz, diye yazmayı planlarken sevgili, tatlı Blog’çum Eda çok pratik bir detoks ürünü anlatmış, önce onu paylaşayım, sonra benim deneyimlerimle devam dedim.
İşte Eda’nın kafambionline‘deki yazısı.  Ben biraz alıntı yaptım, ama oradan okumak daha keyifli ve açıklamalı. Yeni yıla başlarken çok iyi olur diyorum, sevgiler, sevgiler…
IMG_3581-1
Yurt dışında Bİ çok insanın yaşamının çoktan Bİ parçası haline gelmiş olan
RAW FOOD (Ham Yiyecek) tüketiminin, Türkiye’deki öncüsü JUICO.
Şipşirin, siparişinizden, arınma sürecinize kadar her an ulaşabildiğiniz ilgili bir takım!
Kısaca JUICO‘dan bahsedecek olursak;
Yaşam tarzımızda çok da büyük değişiklikler yapmadan sağlığımızı korumanın mümkün olabileceği anlayışı ile ortaya çıkmış bir “juice cleanse”, yani taze meyve – sebze suyu karışımlarıyla detoks markası.
IMG_3588-1
Peki “juice cleanse” nedir?
Juice cleanse ile amacımız, belli bir süre boyunca katı yiyecek tüketmeyerek sindirim sistemimizi dinlendirmek ve vücudumuzun bu sayede toksinlerden arınmaya ve yeniden yapılanmaya odaklanmasını sağlamak. Program süresince, hayvansal proteinlerden, kafein ve işlenmiş gıdalardan uzak durarak, vücudun alkali dengesinin düzenlenmesine de yardımcı oluyoruz.
(Detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.)
Daha önce benzer tecrübeleri olanlar rahatlıkla kendilerine uygun programı seçeceklerdir.
Lakin hedefimiz geri kalanları tanıştırabilmek!
Yapabilir miyim?
Acıkırım ben.
Şekerim düşer.
İmkansız!
Yorumlarının sahiplerine sesleniyorum!
IMG_3582-1
YA-PA-Bİ-LİR-Sİ-NİZ !

Peki ama NASIL ?
İlk sefer için naçizane KafamBiOnline tavsiyesi Bİ günlük ‘JUICO CLEANSE’ lerden birini tercih etmeniz.
Bİ sonraki sefer 3 günlük ya da 6 günlük kürler ile daha derin Bİ arınma yaşamak için giriş yapmış olursunuz :)
1 güne bile cesaret etmekten çekiniyor musunuz?
ya da
sadece bazı öğünlerimi hafifletmek istiyorum mu diyorsunuz?
O zaman ‘TEKLİ JUICO’lardan da tercih edebiliyorsunuz :)
‘Emin olamadım?! Kafamda deli sorular…!’ durumu hakim ise de mail ya da telefon aracılığı ile birebir görüşerek size uygun yöntemi belirleyebiliyorsunuz!
IMG_3579-1
Kaçış yok! Sonra teşekkür edeceğinize eminim.
İkna oldunuz mu?
Evet yanıtını duyduğuma inanarak sipariş ve detaylarına doğru ilerliyorum. :)
Öncelikle, başlamak istediğinizden 1 gün önce sipariş vermeniz gerekiyor.
Buradaki listede göreceğiniz yerlere teslimat yapabiliyorlar.
Dilerseniz, indirimli olarak:), Kağıthane’deki yerlerinden kendiniz de teslim alabiliyorsunuz.
1-2 gün öncesini hafif yiyecekler, alkol ve kahve tüketmek yerine bitki çaylarıyla da geçirirseniz etkisi çok daha artıyor!
Siparişiniz esnasında yapmanızın ya da yapmamanızın iyi olacağı şeylerle ilgili detaylı bir e-mail paylaşıyorlar. Ezberlemeye gerek kalmıyor. :)IMG_3607-1

 

Eklem Ağrılarınız Varsa…

Eklem ağrlıları, romatizmal şikayetleri olanlar için çok güzel bir yazı okuyunca sizlerle paylaşmak istedim.  ROMATOID ARTHRIT ve benzerleri hastalıklardan ben de 2011 den beri tedavi görüyorum. Zaman zaman çok zor anlarım oldu, özellikle bu tip hastalıkların ismini bile duymamışken, hastalığı yaşamam ve ani ataklarla, karşılaşmam, beni ve hayatımı çok zorladı. Şimdi bilerek, korunarak, güvendiğim doktorlarımın destekleriyle hayatım çok daha kolaylaştı. Ama hep dikkatli ve kontrollü yaşıyorum. Zaman zaman ataklarım, şikayetlerim oluyor. Ama hiç olmazsa ne yapacağımı biliyorum.Aşağıda ki yazıda hem çeşitli eklem ağrıları için bitkisel faydalı çözümler var, hem ROMATOID ARTHRIT ile ilgili güzel bilgilendirme ve öneriler var. Ben de çoğunu yapıyorum, ve faydasını görüyorum. Alkali ve Raw Food beslenmenin de çoğu tedavide ve sağlıklı yaşam için çok etkili olduğunu bilen olarak anlatılan her şey daha da anlamlı geliyor. Sizlerle de paylaştım, sevgiler, sevgiler…

10801535_956694527692613_2058680490705626682_n

YÜZLERCE YILDIR RUSLAR TARAFINDAN KULLANILAN ,
EKLEM AĞRILARINI DOĞAL TEDAVİ İKSİRİ
Romatizma , Kireçlenme , Eklem ağrıları ( Travma, ağır kaldırma, kırıklar, arthrit,  romatizma, ve diğer birçok sağlık faktörlerin bir sonucu olarak ortaya çıkan ) 

Malzemeler:

1 yemek kaşığı süzme bal
1 yemek kaşığı öğütülmüş acı hardal tohumu tozu
1 yemek kaşığı kaya tuzu yada Himalaya tuzu ince öğütülmüş
1 yemek kaşığı kabartma tozu (Karbonat )

Cam bir kaseye tüm malzemeyi koyun, güzel ve homojen bir karışım elde edinceye kadar iyice karıştırın içine çok az su yada sızma zeytinyağı katarak krem görüntüsü oluşana kadar karıştırmaya devam edin ve bu karışımı bir krem kabı içine aktarınız.

Kullanım şekli :
Ağrıyan bölgenize , el, bilek , dirsek, diz , ayak …..vd .krema şeklindeki bu karışımdan sürün üzerine streç film yada bir yünlü kumaş, tercihen bir eşarp ile sarın.
Ama, dolaşımı bozmaması için yeterince gevşek bıraktığınızdan emin olunuz ,
1.5 -2 saat kremi üzerinde bırakın. Daha sonra yıkayınız.

Eğer gece uyurken yapabilirseniz daha da etkili olacaktır ancak uygulama yaptığınız alanı fazla sıkmadığınızdan ve dolaşımı bozmadığınızdan emin olunuz .
Uygulama alanını sabah yıkayabilirsiniz.

Ağrılarınız geçinceye kadar aynı tedaviyi hergün tekrarlayın.
İlk uygulamadan sonra bile ağrılarınızın azaldığı ve rahatlamaya başladığınızı fark edeceksiniz .
Bu karışımdaki miktarlar küçük alanlar için örneğin parmaklar , el gibi , bir kaç tedavi için yeterlidir, uyguladıktan sonra kalanını bir kavanoz içinde buzdolabında saklayınız.

Ayrıca bu uygulamanıza destek amaçlı olarak aşağıdaki karışımı da hazırlayıp tüketirseniz eğer çok daha kısa sürede faydasını görmeye başlayacaksınız.

indir (1)Ağız yolundan doğal destek için karışım formülü :
2 tatlı kaşığı Zerdaçal
Yarım çay kaşığı taneden yeni çekilmiş Karabiber
1 Tatlı kaşığı Zencefil
1 yemek kaşığı Yemeklik Hindistan cevizi yağı yada Sızma zeytinyağı içinde iyice karıştırarak her gün yerseniz inanılmaz faydasını göreceksiniz

Not : Bu karışım sizi aynı zamanda Kansere karşıda koruyacaktır ve tedavinize de yardımcı olacaktır .
Zerdaçallı karışımın yeme şeklinde kullanım süresi hakkında önemli not :
Bu karışımı 2 ay tüketip, 3 hafta ara verecek şekilde
yada
3 ay tüketip 1 ay ara verecek şekilde kullanınız .

Önemli : Bu karışımın içinde Zerdaçal olduğundan , şiddeti Demir eksikliği anemisi,
Reflu ve şiddetli Karaciğer ve Safra kanalı fonksiyon bozukluğu sorunu olanların bunu tüketmemeleri gereklidir.

Keza ;
indirSabah kahvaltısı esnasında ve Gece yatmadan önce , % 100 Vişne suyundan ,
1 Bardak içmeyi de mutlaka alışkanlık haline getiriniz .

Vişne suyu içerisinde ki yüksek Anthocyaninler sayesinde doğal anti-enflamatuar etki göstererek kas ve eklem dejenarasyonlarını geriye çevirebildiği , keza gut hastalığında ürik asit seviyesini düşürdüğü , kilo vermeye yardımcı olduğu , stres hormonu olan Kortizol seviyesini düşürdüğü , kalp krizlerini önlediği ,
kolesterolü düşürdüğü , kanser hücrelerinde proğramlı ölümü başlattığı , metastazı engellediği ,
Alzheimer ve Parkinson hastalarında yaşam kalitesini artırdığı , sinir hücrelerini koruduğu klinik çalışmalarla gösterilmiştir .

Yatmadan önce içilen 1 bardak % 100 Vişne suyu aynı zamanda ,Melatonin salınımını artırarak iyi ve kaliteli bir şekilde uyumanıza ve hormonal sisteminizin düzenli çalışmasına da yardımcı olacaktır.

% 100 Vişne suyu bulmanız zor olacaksa eğer , marketlerden dondurulmuş Vişne alarak bunlardan 1 bardak dolusu kadarını , Smothie blender ( yani Yüksek hızlı blender -buz kırma fonskiyonlu ) , Arçelik firmasında mevcut ) dan geçirerek suyunu evde kendiniz hazırlayabilirsiniz . Böylece içine şeker yada tatlandırıcı katılmadığından da emin olabilirsiniz.

ROMATOID ARTHRIT problemi olan kişiler için özel bilgilendirme :

1- Besin Intolerasyon testi yaptırmayı unutmayınız .. besin tahammülsüzlüğünüzün olduğu besinleri mutlaka beslenme rejiminizden çıkartmaya özen gösteriniz.

buyuksehir-den-mama-ve-glutensiz-gida-yardimi-4861426_4666_o2- İçinde GLUTEN olan tüm unlu mamülleri ( Buğday unundan yapılan her şey ) hayatınızdan çıkarınız . Sadece Mısır ekmeği kullanmaya özen gösteriniz.
Keza Gluten içeren , arpa, çavdar ve yulaf içiren her türlü ekmek, simit, poğaça, kek, pasta, börek, çörek, bisküvi, makarna, pizza, ketçap, salça, hazır çorbalar ve salata sosları, hazır yoğurt, rokfor peyniri, jambon, , aromalı kahve, meyan kökü ve soya sosu çikolatalı süt, mayonez, dondurma, alkollü içeceklerden: bira, cin, viski de beslenme rejiminizde bulunmaması gerekenlerden önemli olanlarıdır.

3- Hazır maya kullanılan tüm besinlerden uzak durunuz sadece ekşi maya ile yapılmış tam buğday ancak Gluten içermeyen undan yapılmış olmak şartıyla tüketebilirsiniz ancak bundan tam emin olamayacağınız için en iyisi , evde siz kendiniz Gluten içermeyen un alıp ekmek yapabilirsiniz ) yada en isabetlisi Mısır ekmeği kullanmaya özen gösteriniz.

4- Probiyotik içeren besin maddelerinden tüketimine özen gösteriniz ( Ev yapımı , içinde sirke kullanılmamış Turşular ( Salatalık, Pancar, Lahana gb ) ,
keza orjinal Nar ekşisi ve Boza tüketimine de özen gösteriniz.
ve Eczacınızla konuşarak Enterik kaplı Probiyotik takviyesi alarak mutlaka kullanınız.

5- Süt ve taze süt ürünlerinden (peynir vb ) uzak durunuz .
Süt ürünü tüketmeden yapamam diyenler içinse ; Sadece ev yapımı , %100 keçi sütünden yapılmış yoğurt kullanın. Çünkü ; Süt ürünleri enflamasyonu artırmaktadır , ve süt ürünleri tükettiğiniz sürece Romatizma ağrısı çekmeye devam edeceksiniz, bu sebeple süt ürünlerinden mümkün mertebe uzak durunuz.

6- D vitamini seviyenizi mutlaka ölçtürünüz ( 25(OH) D3 ) , eksikliği durumunda doktorunuzun size önerdiği dozda takviye alınız. Doktorunuza sorarak yanında mutlaka Magnezyum ve Boron ( Günde 6-9 mg ‘ a kadar ) takviyesi de almayı da unutmayınız … !!!
Özellikle Boron arthrite bağlı ağrı tedavilerinde çok önemlidir ve başlı başına tedavi etkinliği sağlamaktadır . Bu hususa özellikle dikkat …!!!

7- Haftada 2- 3 kez , Paça çorbası ve Kemik suyuna pişmiş çorbalardan tüketmeyi unutmayınız ( içeriğinde Bağ doku ( Kollajen ) ve kök hücreler , Arthritin tedavisinde destek sağlayacaktır.

8- Deterjanlardan uzak durunuz …Organik temizlik malzemeleri kullanmaya dikkat ediniz.

9- Haftada en az 3 gün ANANAS yemeye dikkat ediniz . Günlük ananas tüketim miktarı ortalama 3 parmağınızın kalınlığı kadardır. Daha fazla tüketmeyiniz.
Ananas bulmanız zor ise , Doktorunuzla konuşarak içeriğinde BROMELAIN ENZIMI olan , gıda takviyesini Eczaneden alıp kullanabilirsiniz.
Bromelain enzimi aynı zamanda sindirime yardımcı olurken Kanserden korunmanıza da takviye olacaktır .

10- Omega-3 desteği için özellikle Balık, Semiz otu ,Badem, Ceviz, Kuru Fasulye, Yeşil yapraklı sebze tüketimine dikkat edilmelidir . Özellikle Omega-3 yağ asidi seviyesi çok yüksek olan , Organik Keten tohumundan günde 1 yemek kaşığı Keten tohumunu döverek yada Siemens marka Kahve çekme makinesinde un haline getirerek salatanızın üzerine serperek kullanabilirsiniz.
Keten tohumu her seferinde taze olarak hazırlanmalıdır çünkü çok kısa bir süre içinde okside olmaktadır dolayısıyla bir kaç günlük hazırlanması ÖNERİLMEZ !!! Keten tohumu unu , hergün taze olarak hazırlanmalı ve hemen tüketilmelidir . Haftada en az 2-3 kez Omega-3 yağ asidi yönünden zengin bu besin maddelerinden yemeye özen gösteriniz. Yukarıdakileri yapamadığınız durumlarda ise ; takviye olarak Kaliteli Balık yağı kapsüllerinden de kullanabilirsiniz. ( 3 gr kadar ) . Ancak kan inceltici, pıhtılaşma önleyici ilaç kullanıyorsanız Balık yağı kullanımı önerilmemektedir. Bu hususa lütfen dikkat . Dolayısıyla mutlaka doktorunuza danışmayı unutmayınız …

11- Keza BOSWELIA ekstraktı da özellikle Romatoid Arthrit tedavisinde sabah ,ve akşam 1 adet ,dozlarında pek çok bilimsel çalışmada önerilmektedir .
Doktorunuz onayladığı takdirde destek tedaviniz içine eklenebilir.

11- Yemeklerinizde , yağ olarak sadece Sızma zeytinyağı, Organik Hindistan cevizi yağı yada Keçi terayağı kullanınız, diğer tüm yağlardan ise uzak durunuz.

.

Evrim Aras ile….

4.jpg428Çok uzun süredir, hayranlıkla izlediğim, hakkında yazılanları merakla, sevgiyle, okuduğum çok genç yaşta sorumluluk alan ve hala çok genç, girişimci  Evrim Aras‘ı basında çıkan  yazıları da ekleyerek sizlerle paylaşmak istedim.Evrim Aras 1979 doğumlu, şirketin yönetim kurulu başkanı olduğunda sadece 28 yaşındaymış. O da ilk dönemlerde iş konusunda babası kuşak çatışması yaşamış.Ama yılmamış çok genç yaştan itibaren şirketin tüm departmanlarında görev almış, bildiği doğruları savunmuş.Bu gün gelinen nokta da  ise bütün bu uğraşların, çabaların katkısı çok.Evrim Aras çok iyi bir patron ve yönetici. Hem aile şirketi olan yapıyı annesi ve kardeşiyle beraber çok başarılı yönetmenin çözümünü bulmuş, hem şirketi dünya markası yapma yolunda çok gelişmeler yapmış. Aras Kargo aynı zamanda çevreci bir şirket. Erkek egemen bir şirket olmasına rağmen kadın hakları savunucusu ve koruyucusu bir şirket. Ayrıca her yaptıklarını ölçen değerlendiren ödüller alan kurumsal bir yapı.Evrim Aras benim için idol girişimci genç kadınların en önemlilerinden.Demet Cengiz, Şelale Kadak, Mehveş Evin ve Ece Koçal‘ın yazıları ile sizler de daha çok tanıyacağınız Evrim Aras’ın çok yönlü çabalarını ve başarıların okuyunca çok seveceksiniz, gurur duyacaksınız eminim.Sevgiler, sevgiler..

Önce DEMET CENGİZ’in yazısı ile…

28 yaşında Aras Kargo’nun başına geçen Evrim Aras, bu süre zarfında şirketi dar boğazdan kurtarıp 2 kat büyüttü.

Yedi yıl önce babasının vefatıyla 28 yaşında Aras Kargo’nun başına geçen Evrim Aras, bu süre zarfında şirketi dar boğazdan kurtarıp 2 kat büyüttü.
Aras Kargo Yönetim Kurulu Başkanı Evrim Aras, genç ve kadın yönetici olarak sadece Türkiye’de değil dünyada da dikkat çekiyor. Kargo alanında kadın patron bir yana, kadın yönetici bulmak bile çok zordur.
Birleşmiş Milletler’in Kadınların Güçlenmesi Prensipleri’ne (WEPs) imza atan ilk Türk kargo firması oldu. İşe alımlarda kadın istihdamına kota koyunca 2 yılda kadın çalışan sayısı yüzde 33 arttı. Çalışanların birinci derece yakını olmayan bir kadın çalışan önermelerine prim verdi. Hamile ve yeni doğum yapan kadın çalışanlara esnek çalışma saatleri sunuldu. Çalışanlara anne-çocuk sağlığı eğitimleri organize edildi. Bölge müdürlüklerinde hijyenik emzirme odaları oluşturuldu. Okulun ilk ve son günü anne-babalara izin verildi. Kadın istihdamına özde önem verdi. Bakın başka neler anlattı.

Fedakarlıklar unutulmaz

- Siz 7 yılda Aras Kargo’yu nereden nereye getirdiniz? Çünkü o sıralar iflas söylentileri bile vardı.
– Evet, battı deniyordu. Çünkü 260 milyon lira borç, 145 milyon lira vergi cezası vardı. Ekonomik kriz dönemiydi. Babam kanserdi, ama yine de 50 yaşında onun kaybı ani olmuştu. Ben 28 yaşında şirketin başına geçtim. Borçluyuz. Kasa boş! 10 bin çalışan var ve maaş ödeyemiyoruz. Maaşlar 6 ay geriden ödeniyor. Çalışanlarımızın fedakarlığını unutamam.
- Nasıl aştınız o zor günleri?
– İnsan kaynağımız vardı. Bağlılık, aidiyet hissi… Herkes kendini değerli hissediyor. Gerçek bir aile gibiydik. Ben tek tek tüm Türkiye’yi dolaştım. Gözlerinin içine bakarak konuştum. Durumu şeffaf bir biçimde paylaştım. Aras battı diye konuşuluyordu. İşin içine ben duygu katmıştım. Bence bu kadın olmanın getirdiği bir farktı. Ben onlara onlar da bana karşı şefkatliydi. Onlar da bana inandı. Daha verimli olduk. Dar boğazı aştık. Ve tabii ki ben de verdiğim sözleri tuttum.
- Şimdiye kadar nasıl bir performans gerçekleşti peki?
– Bu yılı dahil etmeden söylüyorum; yüzde 70 büyüme gerçekleşti. Neredeyse iki kat büyüdük. Bu yılı yüzde 17 büyüyerek 750 milyon lira ciro ile kapatacağız. 2014-2015 için 100 milyon lira yatırım planımız var. Bunun çoğu teknoloji ve insana…

Atatürk’ü örnek alıyorum

- Bu çok erkek egemen bir iş. Başka bir alanı düşünür müydünüz seçme şansınız olsaydı?
– O zor günlerde “Bana ne 10 bin kişiden” diyebilirdim; girip başka bir işte çalışabilirdim. Demedim. Diyemezdim! Şanssızlık der çekilirdim. Ama hayır, ben kendime asla pes etmeyen, en kötü şartlarda bile vazgeçmeyen Atatürk ve Churchill’i örnek alıyorum. Evet, bu alanda kadın patronu bırakın yönetici bile yok. Ben en başta babama olan aşkımdan bu işi sevmeye çalıştım. Ancak zamanla yaptıkça “Evet, benim işim bu” dedim.
- Sizin şahsi olarak melek yatırımcı girişimleriniz de var. Orada neler oldu?
– Teknoloji ve doğa dostu alanlarında faaliyetlerim var.

ŞELALE KADAK’ın yazısı ile…

Aras Kargo’yu gizlice izlediler ödülü verdiler

Celal Aras, 1979 yılında kurduğu kargo şirketi Aras Kargo‘nun, kızı Evrim Arastarafından son 2 yılda 6 kat büyütüldüğünü göremedi. Daha 50 yaşındayken 2008’de vefat etti. Kızı Evrim Aras üniversiteden mezun olduğu 2000 yılından beri Aras Kargo’da çalışıyor, ancak babasının ani rahatsızlığı nedeniyle daha çok sorumluluk almaya başlıyordu. Ne yazık ki genel müdürlük koltuğuna oturduğunda Aras Kargo’da manzara da şöyleydi: Piyasaya ve çalışanlara 245 milyon lira borç, 145 milyon lira vergi cezası, kasada ise 4 bin lira vardı. Üstelik o yönetimi devralırken şirket çalışanlarına 6 ay maaş ödeyemeyecek ve zor günlerden geçecekti. Evrim Aras henüz 28 yaşındaydı ve hiç çekinmeden bir karar verdi. Türkiye’nin 81 ilindeki Aras Kargo’nun büyük çoğunluğu kuryelerden oluşan o gün 9 bin çalışanıyla yüz yüze konuşacak, sahaya inip onlara kendisiyle birlikte mücadele etmelerini söyleyecekti. Nitekim bugün 846’ya ulaşan şubelerin büyük bir kısmını dolaştı. Onların tek tek güvenini kazandı ve aslında imkânsızı başardı.
6 yıl sonra bugün neler mi oldu? Öncelikle Aras Kargo ‘Büyümede Mükemmellik Lideri’ödülünü dünyanın en büyük danışmanlık şirketlerinden Frost&Sullivan‘dan aldı. Üstelik bu ödül için başvuru falan da yoktu ve şirketin İstanbul’da bir şubeleri olmasına rağmen bu ödül için araştırma ekibi ABD’den gizlice gelmiş ve kargo sektörünü ve Aras’ı Türkiye’de incelemiş ve hizmet kalitesini beğenmiş ve sektör ortalamasının üstünde büyümesini ödüle değer bulmuştu.
Evrim Aras ödülünü Londra’da düzenlenen bir törenle alırken, diğer ödül alan şirketler arasında Fiat, Audi ve ismi çok duyulmamış ancak büyük pazarı büyük yenilikler ve teknolojik buluşlarla tanıştıran 7 şirket daha vardı.
Türkiye bu yıl yüzde 4 büyüme öngörürken, Aras Kargo yüzde 17 büyüme planlıyor. Evrim Aras, geçen yıl 640 milyon lirayı bulan cirolarının bu yıl 750 milyon liraya ulaşacağınısöylüyor. Aras Kargo’nun düze çıkıp para kazanmaya başladığı 2011 yılında İş Girişim şirketin yüzde 20’sini 9.8 milyon dolara satın almış.
2013’te ise Avusturya’nın PTT’si Austrian Post, İş Yatırım’ın elinde bulunan yüzde 20 ile Aras Kargo’dan yüzde 5 oranında hisseyi toplam 69 milyon dolara satın almıştı.
Özetle Evrim Aras, belki hayatta başka alanlara kayacakken, babasının ani vefatıyla yönetmek zorunda kaldığı Aras Kargo’yu hem çok hızlı büyütmüş hem de yabancı şirketlerin gözdesi haline gelmesini sağlamıştı. Bugün Aras Kargo’da çalışan 12 bin kişi Aras Akademi’de eğitim alıyor. Aileleri ise TEB ile birlikte başlatılan projeyle finansal okur yazarlık öğreniyor. Çevreciliği şirket önceliği yapan Evrim Aras, 3 bin 300 aracın büyük bir kısmını sürekli yenileyerek doğaya verdikleri zararı azaltıyor ve şimdiden 39 elektrikli aracı filosuna yerleştiriyor. 2 yıl içinde 100 milyon liralık yeni yatırımla ise kargo sektöründe daha da büyüme hedefliyor.
Evrim Aras’a başarısının sırrını soruyorum. “Ortak akıl. Ekiple birlikte yönetiyorum. Aras Kargo kurumsal değildi. Şimdi daha kurumsal. İşimizi ölçmeye başladık. Ölçünce daha kolay yönetiyoruz. Hedef koyabiliyoruz” cevabını alıyorum.

MEHVEŞ EVİN / NEWYORK yazısı…

Erkek egemen sektörlerde, bir şirketin kadın çalışanların eşitliği için çaba harcayacağı pek kimsenin aklına gelmez… Ama işin başında bir kadın olunca, herşey değişebiliyor.

Aras Kargo’nun kurucusu olan babası vefat ettiğinde, Evrim Aras (35) şirketin yönetimini devraldı. Yıl 2008; ekonomik kriz yüzünden finansal darboğazdaki şirketi ayağa kaldırmak kolay olmadı: “Kucağımda küçük bir çocuk, binlerce çalışan ve iflasın eşiğinde bir şirketle karşı karşıyaydım… Ayağa kalktım ve sorumluluğu ele aldım. Hayal eden kadın, başarır.”
Bugün Aras Kargo, 300 milyon dolar ciroluk hızla büyüyen bir şirket. İki yılda kadın çalışan sayısını yüzde 33 artırdı. Şimdi, eşitliğe ve kadın çalışanların hayatını kolaylaştırmaya yönelik uygulamaları hayata geçirme zamanı.
Şirket, bu yıl Birleşmiş Milletlerin’in ‘Kadının Güçlenmesi Prensipleri’ne imza atarak kararlılığını ilan etti. WEP, Türkiye’de daha ziyade büyük sanayi holdinglerinin ve beyaz yakalıların hâkim olduğu şirketlerin imzaladığı bir sözleşme.
“Kargo sektörü, kadın işi değilmiş gibi algılanıyor. Anadolu’nun her yanında şubelerimiz var. Zorlu iş koşulları ve bedensel güç ihtiyacının ön planda olduğu bir alan. Ama kadınların katılımı bizim için çok önemli” diyor Evrim Aras:
“Hayalim, 8 Mart Dünya emekçi Kadınlar Günü’nün cinsiyet eşitliği için çabaların sarf edildiği bir gün olmasından ziyade, kadın-erkek yan yana, kolektif başarının kutlandığı gün olması…”

Hijyenik emzirme odası
New York’ta WEPs’in iş dünyasına nasıl adapte edileceğinin konuşulduğu BM panelinde Aras, bu prensipleri nasıl hayata geçirdiklerini anlattı:

– İşe alımlarda kadın istihdamına zorunlu kota konulması,
– Kadın istihdamının artırılması için çalışanlara anketle öneri sorulması,
– Çalışanların birinci derece yakını olmayan bir kadın çalışan önermeleri ve işe alım gerçekleşirse önerenlere prim verilmesi,
– Hamile ve yeni doğum yapan kadın çalışanlara yönelik esnek çalışma saatlerinin yazılı hale getirilmesi,
– Genel müdürlük ve bölge müdürlüklerinde hijyenik emzirme odaları oluşturulması,
– Annelere ve tek ebeveyn babalara, ilk ve orta öğretimde okuyan çocuklarının okulunun ilk veya son gününde idari izin verilmesi, (“Çoğu çalışan bunun hakkı olduğunu bile bilmiyor” diyor Aras…)
– Çalışanlara yönelik anne-çocuk sağlığı eğitimlerinin organize edilmesi,
– Aras Aile Akademisi çerçevesinde, anlaşmalı 25 üniversitede çalışan eşlerinin merak ettikleri konularda kurs verilmesi. (Aile içi şiddet, ergen eğitimi ve mutluluk, çalışanların en çok eğitim almak istediği konular olarak belirlenmiş)
– Çalışanların eşlerine dönük Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile birlikte açık mesleki öğrenim imkânları.

Türkiye’den sadece 17 kuruluş imzaladı

BM Kadını Güçlendirme İlkeleri (WEP), kurumlarda eşit fırsatlar sunma, ayrımcılık yapmama, iş sağlığı ve güvenliği, eğitim ve gelişim, tedarik zinciri gibi iş ve çalışma koşullarını ilgilendiren alanlarda, cinsiyet eşitliğinin ilkelerini belirliyor.
Dünyada toplam 676 şirketin imzaladığı WEP’e, bugüne kadar Türkiye’de 17 kuruluş imza attı. Bu kuruluşlardan yedisi, Boyner Grubu şirketleri.
Türkiye’den WEP’e imza atan, somut uygulamaları hayata geçiren şirketlerin artması, özel sektörün toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda öncü rol üstlenmesi hayati önem taşıyor. Umarız yakın gelecekte bu bilinç hızla artar.

ECE KOÇAL’ın yazısı ile…

Aras Holding Yönetim Kurulu Başkanı Evrim Aras, baba şirketini yönetmeyi, taşımacılık sektörünü ve sekiz yaşındaki oğluyla paylaştığı hayatı anlattı.

Evrim Aras (33), Aras Holding’de yönetim kurulu başkanı olduğunda henüz 28 yaşındaymış. Bir anda büyük sorumluluklar almış. Öyle ki bu dönemde oğlu Aras da üç yaşındaymış. Ondan güç alarak yedi 24 çalışmış. Geçen beş yılda aile şirketini kurumsal hale dönüştürmüş. Ve şimdi daha rahat bir dönemde. Kendisi ve sekiz yaşındaki oğlu Aras’la evlerinde buluştuk ve önce kariyer hikâyesini konuşmaya başladık.

Aslında o da aynı durumdaki pek çok genç gibi önce babasına karşı gelmiş ve babasının işinde çalışmak istememiş. “Ben kendi istediğim işi yaparım, babamsız da başarılı olurum, kimseye eyvallahım olmaz” diyenlerdenmiş. Bu tavrı daha çocuklukta başlamış. Ortaokulda konservatuvar sınavlarına girmiş ve babası Celal Aras “Şarkıcı mı olacaksın!” diye gitmesine izin vermemiş. “Babam ne diyorsa tam tersini olmak istiyordum” diye anlatıyor o dönemi. Üniversite tercihlerine psikoloji yazmış ama babası tercih kâğıdında yazdığı bölümlerin yerlerini değiştirmiş. Sonunda babanın da kızın da isteği olmamış. Evrim Aras İstanbul Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Sistemleri Bölümü’ne girmiş. Buradan 2001 yılında mezun olmuş. O zamanlarda da savaş muhabirliği ideali varmış. Bu idealini tam olarak gerçekleştiremese de bir süre atv’de muhabirlik yapmış.

Önce şube görevi
Ama kriz dönemiymiş. Ve ortalıkta çok da iş seçeneği yokmuş. Evrim Aras ilk başlarda çok istemese de baba şirketinde çalışmaya başlamış. Ama işi çok sevmiş. “Sürekli kendini geliştirmen gereken bir iş. Bir de o dönemde yapacak çok şey vardı” diyor. Evrim Aras, ilk günden bu yana Aras Kargo’da hemen her departmanda çalışmış. Önce şubelerde bulunmuş. Daha sonra kurumsal iletişim departmanı kurarak uzun süre burada çalışmış. “Markalaşma dönemimizdi” diyor.

Ve oldukça genç yaşta (27), Aras Kargo Genel Müdürü olmuş. “Çünkü babam kanserdi; benim işleri devralmam gerekti” diyor. 2008 yılında da Celal Aras vefat edince, onunla çalışma tecrübesi olduğu için bayrağı ikinci nesilden Evrim Aras devralmış. “Şu anda üç hissedarız; annem, kardeşim ve ben” diyor ve devam ediyor: “Aile anayasası yaptık, bağımsız yönetim kurulu oluşturduk. Şu an profesyonel yöneticiler tarafından yönetilen, 100 yıllık bir şirket olmayı hedefleyen bir kurum olarak hizmet veriyoruz.”

“Babanız nasıl bir liderdi, siz nasıl bir lider oldunuz?” sorusunu şöyle yanıtlıyor: “Babam çok dominant ve güçlü bir liderdi. Bir karizması vardı. Bu sahiplenici ve tek adam durumu, şirket büyüyünce dezavantaja dönebiliyor. Ben ortak akılla yönetiyorum. Her şeyi ben tek başıma bilemem. Her konunun uzmanı vardır. Daha kurumsal bakıyorum; herkes işini güzel yapsın, karşılığını güzel kazansın, kardeş kardeş yaşayalım (gülüyor). Babamla aramızda böyle bir zihniyet farkı var ama ben de onun yaptığını yapamazdım. Yoktan var edip, 10 bin kişilik iş yaratmak bambaşka bir şey. Her durumda kendinizi sürekli geliştirmeniz, yeniliğe açık ve esnek olmanız, tabii en önemlisi saygı ve güven çerçevesinde karşınızdaki kişileri koştuğumuz yola inandırabilmeniz gerekli.”

Birlikte büyüyoruz
İş hayatına genç atılmasının yanı sıra Evrim Aras çok da genç anne olmuş. 24 yaşında, genel müdür yardımcısıyken Aras’ı kucağına almış. Yönetim kurulu başkanı olduğunda ise Aras üç yaşındaymış. “Hâlâ Aras’la birlikte büyümeye devam ediyoruz” diyor. Peki merak ediyorum, acaba kendisi hep erken evlenip genç anne olmayı hayal edenlerden miydi diye… Şöyle yanıtlıyor: “Hayır değildim. Baktım aniden evlenmişim ve erkenden çocuk sahibi olmuşum. Yine de ‘Çalışmaya devam etmem lazım’ dedim… Oğlum iki aylıkken işe döndüm. Şanslıydım ki annem kadar iyi bakacak bakıcılara denk geldim. Çok genç evlendim, genç anne oldum, genç patron oldum… Hayat böyle getirdi.”
Şu anki çalışma temposunu ise şöyle anlatıyor: “Yönetim kurulu başkanlığını ilk devraldığımda yedi 24 çalışyordum. Çünkü bir sistem kuruyorduk. Artık profesyonellere devrettiğim için daha rahatım. Çocuğuma daha çok vakit ayırabiliyorum. Dolayısıyla dengede olmayı öğreniyorum. Kendim sağlıklı olacağım, kendimi geliştireceğim ki etrafa faydalı olayım.”
Ardından sektörün dinamiklerini konuşmaya başlıyoruz. Taşımacılık erkek egemen bir sektör gibi görünse de çok öyle olmadığını anlatıyor: “Bizde tepede kadın yöneticiler çok var. Hatta diğer şirketlere oranla daha fazla. Ama ne yazık ki yüzde 50-50 değil. Yöneticilik haricinde fiziksel güce dayanan bir iş olduğu için kadınlar tarafından çok tercih edilmiyor. Kadın kuryelerimizin olmasını istedik. Hatta birkaç tane de var.

Şirket genelinde 9 bin çalışanın 1500’ü kadın. Yönetim kurulunda benim ve annemin dışında ne yazık ki kadın yok. Ama CFO’muz ve en önemli departmanlarımızdan olan insan kaynaklarının müdürü de kadın. Orta kademede dokuz tane kadın yöneticimiz var. Bunun yanı sıra bayi sahiplerimizin çoğunluğu da kadın. Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki bayilerin çoğunun başında kadın girişimciler var. Büyük şehirlerde kadınlar ağır iş yapınca yadırganabiliyor. Ama Anadolu’da kadın öyle değil; çekip çevirir. Aslında bizim işte, insan yönetimi çok önemli olduğu için kadınlar daha başarılı oluyor. Kadınların empati yeteneği daha gelişmiş olduğu için, gerektiğinde kuryelere ablalık, annelik yapıyorlar. Daha çok sayıda kadın müdürümüz olsun istiyoruz.”

Masalları canlandırıyoruz
Ardından Aras’ı konuşmaya başlıyoruz. “Bu zamanda çocuk yetiştirmek için de ayrıca programlı olmak gerekiyor. Hepsinin ayrı ajandaları var. Partisi, kursu, dersi, sporu hiç bitmiyor” diyor ve birlikte neler yaptıklarını anlatıyor: “Cumartesi sabahları Aras’ı basketbola götürüyorum. Oradan sinemaya gidiyoruz. Veya at binmeye çiftliğe gidiyoruz. Bir de kendi kendimize tiyatro yapıyoruz, masalları canlandırıyoruz. Örneğin Kırmızı Başlıklı Kız’ı çalışıp, sonra birileri geldiğinde sahneledik. Numaralarımızı göstermeyi seviyoruz. Aslında biz Aras’la birlikte hayatı paylaşıyoruz. Canım bir şey istiyorsa, Aras’a ‘Yapalım mı?’ diyorum, onun da canı isterse beraber yapıyoruz.”
Bekâr bir anne olmak…
Hayatı paylaşmak deyince, Evrim Aras’ın bekâr bir anne olarak neler yaşadığını, boşanma sürecinin nasıl geçtiğini soruyorum. Şöyle anlatıyor: “2010’da eşimden ayrıldım. Klasik bir söylem ama mutsuz olup, çocuğu mutsuz bir ortamda yetiştirmektense, boşanmak daha doğru. Sonuçta anne-babası boşanan tek çocuk o değil. Hayat Bilgisi dersine bile böyle bir konu eklenmiş. Bu nedenle çocuklara da olağan bir şey gibi geliyor. İlk başta ‘Doğru mu yapıyorum?’ diyorsunuz ama çocuğun huzurunun daha önemli olduğuna karar veriyorsunuz. Tabii o dönemde uzmanların görüşlerini aldık. Ortak bir hayat paylaşıyorsunuz. Ne o sizin robotunuz, ne de siz onun robotusunuz. İki birey bir araya geliyor ve birbirinizi besleyerek büyüyorsunuz. Biz şimdiye kadar boşanmayla ilgili aşırı bir sorun yaşamadık. Ama erkek çocuğu olarak, önünde devamlı bir rol model olmadığı için bazen endişe duyuyorum. Ergenlik döneminde ne olur bilemiyorum. Onu da bir şekilde atlatacağız.”

2015 Fotoğraf Yılı ….

Bir fotoğraf sergisi yazısı paylaşıp bir kaç sergi, ve bir çok fotoğrafı daha koymayı planlarken  Uluslararası Halkla İlişkiler Derneği, IPRA’nın 2014 yılı Dünya Başkanı sevgili Zehra Güngör’ ün  halkla ilişkiler.com sitesinde bu gün yayınlanan yazısını okuyunca hemen onu da paylaşmak istedim.İyi okumalar, sevgiler….
MAVİ KÖŞE

CİLALI İMAJ DEVRİ VE GÖRSELLİK

8 Ocak 2015 , Perşembe 09:14

CİLALI İMAJ DEVRİ VE GÖRSELLİK

Bu yıl artık iletişimde görselliğin yılı olmalı…

Her yıl modacılar bir sonraki yılın moda renklerini açıklamak için yarışa dursunlar, iletişim dünyasının da moda dünyasından geri kalmayıp bir konsepti açıklamasına öncülük edip, 2015-2016 yıllarının görselliği öne çıkartacağı bir yıl olmasını öngörüyorum.

Geçtiğimiz yıl, Uluslararası Halkla İlişkiler Derneği, IPRA’nın 2014 yılı Dünya Başkanlığı yaptığım sırada, bilginin, birikimin yanısıra görselliğin de çok önemli olduğunu, bunu sosyal medya paylaşımlarına borçlu olduğumuzu her konuştuğum konferansta ve toplantıda vurguladım.

Bilgi görsellikle bir olunca…

Günümüz iletişim modelleri çok hızla değişmekte ve bilgi ancak görsellikle birarada olursa değer kazanmakta. O nedenle önümüzdeki yıllar iletişimde fotoğrafın yılları olacak.

Bir saatlık sunumun, konuşmanın anlatacağı çok şeyi bir kare fotoğraf anlatabilecek.

Mike Parkinson, daireyi çizerek göstermenin onu tarif etmekten daha kolay olduğunu söyler ve eğer tarif etmek gerekirse, şöyle zor ve dolambaçlı bir tanım kullanılması gerekir der: Daire, her noktasından merkeze eşit uzaklıkta olan bükülmüş bir eğri çizgidir.

Dairenin bu dayanılmaz tanımı yerine bir çemberi görmek de söz konudur…

Akılda kalmak mı?

Görsellik akılda kalmanın ilk şartı. Akılda kalırken, kriz yaratan hallerin de en önemli başlangıcının “gözle görünen” olduğunu unutmamak lazım. İmajın ve itibarın  toparlanmasının görsellikle başladığını, söz ve akılla bittiğini kim inkar edebilir ki…

Nasreddin Hoca’nın “ye kürküm ye” fıkrası bugün fıkra olmaktan çıkıp, iletişimin, itibarın birinci kuralı oldu nerdeyse. Ancak…

Görüntü ve görselin üçüncü boyutunun içini doldurmak da bir o kadar zorlaştı artık. İletişimin hızını görüntü ile yakalamaya çalışan iletişim sihirbazları, mesajı ulaştırdıkları alıcının anlık algısına bu görsellik yöntemiyle seslenir seslenmez, alıcının “hakikat” istediğinin de farkında olmasıyla birlikte içi dolduracak yüksek fikirlere gereksinim duymakta. İşte burada rekabetin diz boyu olduğunu görmekteyiz. Öğrenme, fikir ve hizmet geliştirme rekabetinin boyutunun görselliği tamamlayacak kıvamda olması bekleniyor.

İşe alınmalarda beden dili, kılık kıyafet, oturup kalkma gibi faktörler anahtar, evet, biliyoruz ama, “Yaşamdan ne bekliyorsun?; Neden bu kariyeri seçtin?; Nasıl bir iş modeli ile başına geçeceğin departmanı yöneteceksin?” sorularının içini doldurmak ise ayrı bir ustalık ve beceri.

Psikolog Albert Mehrabian bir yazısında iletişimin yüzde 93’ünün sözsüz olduğunu söylerken, John Berger de “Görmenin Yolları”- Ways of Seeing adlı kitabında, “Görme sözcüklerden önce gelir. Çocuk konuşmaya başlamadan önce bakar ve tanır” açıklamasında bulunur.

Gazete haberciliği ve görsellik

Biliyor musunuz, bir gazete haberin yüzde 70’inin fotoğraftan ibaret olduğunu. Gazetelerin yazı işleri yönetmenleri muhabirlerin yaptıkları haberlerin önce fotoğraflarını görmek isterler. Hatta çoğu zaman fotoğrafın haberi yapılır. Fotoğraflarda yüzlerin baktığı cepheler, fotoğrafın kadrajları haberi etkileyen unsurlar olarak bilinir.

Bugün gazete ve dergilerde bu özelliklere ne kadar dikkat ediliyor ondan pek emin değilim ama, bu konuda birşeyler öğrendiysem, hiç görevim olmadığı halde, muhabirken “üstüme vazife” edinip Bab-ı Ali’nin en iyi teknik adamı diye tanınan Tevfik Yener’den fotoğraf kullanımıyla ilgili çok şey öğrendiğimi söylemeden geçemeyeceğim. Herşeyde olduğu gibi, bu konuda da çok şey öğrenmek acı verse de “öğrenmek” dünyanın en güzel şeyi.

Ama gene de biliyorum ki, “show biz” çağındayız ve dikkat edin bakın görsellik hep kazanan olacak. “Cilalı imaj devri”nin silahı görsellik ve onun ambalajı fotoğrafa hoşgeldin diyelim 2015’te.

İletişimin bu kodlarıyla yol alacak bizim sektörün mahallesinde bu yıl.

Hepinize bol iletişimli bir yıl dilerim. Bir sonraki aya kadar kalın sağlıcakla…

 

Dr. Zehra Güngör Twitter hesabına ulaşmak için lütfen tıklayın

Non Paris ve Laleper Aytek

Fotoğraf ile ilgilenenler için ayın çok güzel sergilerinden biri Fransız Kültür Merkezi’nde. Sanatçının kendi tanıtımı ve basında çıkan yazılarıyla paylaşıyorum. En güzeli sizin görmeniz ve değerlendirmeniz…

Laleper Aytek’in geçtiğimiz ay Fransız kültür Merkezi’nde açılan sergisi “Non Paris” 31 Ocak 2015’e kadar açık kalacak. Sergide fotoğrafçının Paris’te iki yıl boyunca sürdürdüğü fotoğraf çekimlerinden 63 siyah-beyaz fotoğraf yer alıyor. Sergiyle birlikte fotoğrafçının “non paris” adlı bir fotoğraf albüm kitabı da Aralık başında yayımlandı.

LALEPER AYTEK || NON-PARIS

non paris web

Kentler her yeni ziyaretçisine farklı biçimde ‘Hoş geldin’ der. Herkesle başka türlü konuşur ve her ziyaretçi her söylediğini duymaz. Bazı söyledikleri herkesin kulağına ulaşırsa da, kimi laflarını ancak bazı insanlar duyar. Kimi kentler çok gevezedir. Kimileri ise herkese her şeyini göstermez, hatta neredeyse saklar. Gizemli, albenili kentler pek çok güzellik sergiler ama bir yandan da çok şey gizler gözlerden.

Paris tanınması kolay (gibi) görünen, vitrini ününe layık bir kenttir. Vitrinini geçip derinliklerine daldıkça herkesin bildiği Paris imgesine durmadan bir şeyler eklenir. Bir şehrin derinleri belki de fotoğrafçı için cesaretli bir iç(e) bakış da olabilir; hep beklediği bir ses, bir itiraz, bir ihlal ya da kavuşma; kendine…

10354234_801120353266845_743368146945770251_n

Laleper Aytek, 2012 ile 2014 arasında Paris’e dört kez gitti. Çekimlerini Paris’te yapmakla birlikte Paris’i çekmedi. Bu projesinde bir turist olarak geldiği bu şehir üzerinden “non” görüntüleri aracılığıyla aynadaki kendine bakmaya çalıştı. 2012’deki ikinci ziyareti birinciden oldukça farklı, şehrin ruhuna dokunduğunu, şehir üzerinden kendine de biraz daha içerden bakmaya başladığını düşündüğü bir ziyaret oldu. Projesine bu yolculukla birlikte (adını çok sonradan koysa da) başlamıştı bile…

10882111_725572400845767_2099014598079487928_n

Fotoğrafçı “non paris”le birlikte; hiç tanımadığı, dilini bilmediği bir coğrafyada; bazen kırılgan, kimi eğreti olsa da, uzun zamandır belki de ilk defa cesaretli bir iç(e) bakışın, kendine ait duymayı beklediği bir sesin ya da itirazlarının kapısını aralamaya çalıştı.

Görüntüler kendi tekinsizliklerinde, zoraki buluşmalara teslim edilmediklerinde; bir fotoğrafçı için unuttuğu bir ses, hiç görmediği bir yüz ya da beklenmedik bir karşılaşma olabilir, ilk defa yürüdüğü bir sokaktaki bir görüntünün kenarındaki ufacık bir ayrıntıdan hiç tanımadığı bir duyguya dair de olabilir, kaçılmış, göz ardı edilmiş, hatta yok sayılmış ve belki yıllardır yüzleşilmemiş.

Fransız Kültür Merkezi’yle birlikte Koç Üniversitesi İnsani Bilimler ve Edebiyat Fakültesi tarafından da desteklenen projesinde Laleper Aytek yeni (dışardan) bir ziyaretçi olarak Paris’te çektiği “non” görüntülerinde Hoffmannstall’ın söylediği gibi, “hiç yazılmamış olanı okumayı”, farklı bir kayıt yapmış olmayı az da olsa becerebilmiş olmayı diliyor.

10417749_801451749900372_4570782826548009659_n

Aşağıda Zeynep Oral’ın anlatımıyla, sergi….

Laleper’e rağmen Paris
Laleper Aytek’in “Non – Paris” adı 14. kişisel fotoğraf sergisi Fransız Kültür Merkezi’nde Koç Üniversitesi’nin katkılarıyla açıldı .
Sanatçı bu sergide, hiç tanımadığı, yabancısı olduğu, dilini bilmediği bir coğrafyaya, bir ortama savrulmuş… Niyetini sanki baştan açığa vuruyor:
Bu sergiyle, bir kenti keşfetmekten çok, kendi deyişiyle “bazen kırılgan, kimi eğretiolsa da uzun zamandır belki de ilk defa cesaretli bir iç(e) bakışın, kendine ait duymayı beklediği bir sesin ya da itirazlarının kapısını aralamaya” çalışıyor.
Serginin isim anası Zeynep Avcı“Hayır – Paris” dese de sanatçıya rağmen, tuhaf bir biçimde, bu fotoğraflar buram buram Paris kokuyor!
İnsanlar, mekânlar, sokaklar, kaldırımlar, ışıklar, gölgeler… Siyah beyaz fotoğraflarda, büyütülmüş ayrıntılarda, Paris’in görüntüsünden çok ruhuna bakıyormuşum duygusuna kapılıyorum… Duvardaki çatlak, bakıştaki umut, ellerdeki bezginlik, camekândaki ışık, bedendeki yorgunluk, eteğin kıvrımlarındaki iştah, kaldırımdaki su damlası, kurulu sofra, çocuğun saçlarındaki afacanlık… Üst üste bindirmeler… Aynalardan, camlardan, sulardan yansımalar… Her biri ve her birindeki sayısız ayrıntı, nice anlatıya, nice önermeye, nice duyguya gebe…
Fotoğraflara baktıkça, söylenmeyeni duymaya, gösterilmeyeni görmeye, anlatılmayanı dinlemeye başlıyorum. Fotoğrafın gizi bu olsa gerek.
Laleper Aytek sergisi 31 Ocak’a dek sürüyor. Kaçırmayın!

Lalepar Aytek Kimdir?

Laleper Aytek Boğaziçi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Ekonomi Bölümü’nü bitirdikten sonra, Sosyal Ekonomi alanında yüksek lisans çalışmalarına devam etmek üzere gittiği Oslo Üniversitesi’nde daha çok fotoğrafa yöneldi. Fotoğrafla üniversite yıllarında başlayan ve giderek derinleşen ilgisi nedeniyle 90’lı yılların başında Türkiye’ye döndü ve kendi stüdyosunu açarak reklam fotoğrafçılığı yapmaya başladı. 1998’de Türkiye’nin ilk kapsamlı dijital fotoğraf stüdyosunun kuruluşunda fotoğraf ve reklam yönetmeni olarak görev aldı. 2009’da bu yana Koç Üniversitesi, Medya ve Görsel Sanatlar Bölümü’nde (MAVA) fotoğraf üzerine dersler vermektedir.

2000 yılından bu yana fotoğraf yazılarında, öznellik kapsamında “görme biçimleri” ve “fotoğraf tarihi” üzerine yoğunlaşmaktadır. Bu temel yaklaşımını “Fotoğraf Tarihi Kanonunu Yeniden Düşünmek: Öznellik Üzerine Bir İnceleme” başlıklı yüksek lisans tezinde ayrıntılandırarak geliştirmiştir. Yayınlanmış çalışmaları arasında fotografik düşünce üzerine yazılarını biraraya getirdiği Kendine Ait Bir Fotoğraf (2005) ile Palimpsest Istanbul (2010) ve Issız (2013) fotoğraf albümleri sayılabilir. Aytek 1991’den bu yana 13 kişisel sergi açtı ve 22 grup sergisine katıldı.

Website

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 6.848 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: